İSLAMİ EKOLLERİ / MEZHEPLERİ KUR’AN’DA BULUŞTURMA ÇABASI

Hiçbir düşünce, hiçbir din ilk çıktığı haliyle varlığını sürdüremez Dinlerin özellikle de ilahi diye vasıflanan dinlerin dogmatik/nassi yapısı bile değişimden uzak kalamamıştır. Değişim doğaldır ve kaçınılmazdır. Dinlerde ve düşüncelerde/ideolojilerde yaşanan değişimlerle kendiliğinden oluşan ekolleşmeleri yadsıyan pekçok kişi “öze dönüş” söylemiyle söze konu farklılaşmaları ortadan kaldırabilme imkanını zorlamıştır. Fakat şurası nettir ki, bu uğraşlar hiçbir zaman amacına ulaşamamış, tersine yeni ekolleşmelerin zeminini oluşturmuştur. Bu cümleden olarak İslami ekollerin meydana geliş koşullarını tam anlamıyla idrakten yoksun ya da başkaca nedenlerle söze konu koşulları görmezlikten gelerek yeni bir takım siyasal, dinsel oluşumları gerçekleştirme amacını güden kimseler İslam’ın temel kaynağı konumunda bulunan Kur’an’a dönüş sloganıyla kendilerince müslüman toplulukları inançta ve ibadette birleştirme davasını gündeme getirmektedirler. Bunun ülkemiz koşullarındaki en belirgin örneği Alevileri ve Sünnileri “Kur’an Ortak Paydası”nda birleştirme çabasıdır. Öncelikle bu noktada şunu sormak hayatidir:

Bu çabanın failleri kendi mezhepsel kimliklerinden tümüyle bağımsız davranabilme becerisine sahip midirler ya da böyle bir davranış gerçekten mümkün müdür ?

Alevileri ve Sünnileri Kur’an ortak paydasında buluşturma iddiasının sahipleri her iki akımın mensuplarının Kur’an dışına çıkmış olduklarını kabul etmeli değil midirler ? Ayrıca bu iddianın bizzat sahipleri doğrudan doğruya Kur’an karşısında hangi konumdadırlar? Kendilerini tam anlamıyla Kur’ani görerek Alevileri ve Sünnileri kendi Kur’ani çizgilerine çekme uğraşısı içinde bulunanlar bizce iki sonuca ulaşabilirler: Birincisi, yeni bir akımı başlatırlar ve bu yeni akım hiçbir zaman daha evvekileri yok etmez, edemez. İkincisi, bu birleştirme uğraşısı doğal olarak egemen anlayışın / Sünniliğin yararına meyvalar sunar. Bu da Aleviliğin ve Alevilerin asimilasyonu demektir. Ulaşılması olası birinci sonuç da kendiliğinden egemen anlayışın yeni bir türevi olarak karşımıza çıkacaktır. Yani aslında Sünnilik yeni unsurlar kazanarak Aleviliği absorbe edecektir.

Ulusal birlik ya da Müslümanların birliği adına Alevi ve Sünni ekolleri inançta ve ibadette birleştirme uğraşısı yükseldiği zemin itibariyle böylesi bir olayın gerçekleşmesinin imkansızlığını ilan etmiyor mu ? Zaten bu ekoller ortak payda denilen Kur’an karşısında geliştirdikleri farklı yorumlar ve başkaca sosyal, siyasal nedenlerle oluşmuş değil midir ? Bu ekolleşmeleri özellikle de Aleviliği sadece siyasal, sosyal, kültürel nedenlere bağlamak ve inançsal faktörleri göz ardı etmek ne denli bilimseldir ?

Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın ” Alevi Bektaşi Kimliği ” adlı çalışmasının bilimsel kaygılardan ziyade bilimsellik maskesiyle Alevileri Sünnileştirmek için yapıldığını görmemeye olanak yoktur. Bu çalışmada Aleviler, İslam’ın temel ibadetlerinden habersiz, temel inanç esaslarından uzaklaşmış, hurafelere teslim olmuş bir topluluk olarak nitelenmektedir. Alevilerin söylemde Kur’an’a bağlı olduklarından hareketle, sözüm ona onları bağlı oldukları Kur’an konusunda bilgilendirerek, namazı, ramazan orucunu, haccı vb. sünni ritüelleri tatbike yönelterek Alevi Sünni farklılaşmasını ortadan kaldırmak iddiası tam anlamıyla saldırgancadır. Sünniliği İslam’la eşdeğer görmek asimilasyoncu ilahiyatçıların asla kurtulamadıkları ve asla kurtulamayacakları bir handikaptır. Bunun reddine imkan yoktur.

Türkiye’de kentleşme sürecinin Alevilerin aleyhine işlediğini biliyoruz. Gerçekten bu süreç Aleviler arasında bir çözülme meydana getirmiştir. Pek çok Alevi bu süreçte Sünnileşmiştir. Kendi kimliğine yabancılaşmıştır. Bu durum hergeçen gün daha da belirginleşmektedir. Ancak şurası kesin ki hiçbir zaman Aleviler ve Alevilik sıfırlanamayacaktır. Bu imkansızdır. Çünkü Alevilik pek çok başka unsurla beraber Türklerin Emevi İslamına direnişi temelinde dinci/şeriatçı baskıya karşı yükselen bir başkaldırıdır. Dinci/şeriatçı baskı sürdüğü müddetçe Alevilik devam edecektir. Belki ileride başka isimlendirmeler ve başkaca oluşumlarla egemen anlayışın hegemonyasına karşı tarihten gelen göçebe Türkmen kitlelerinin torunları Türkmen yaşamının kentesel zemindeki yansımaları paralelinde Aleviliği/Bektaşiliği sürdürecektir. Bundan asla kuşku duymuyorum. Burada çok hayati bir mesele olarak tekraren dile getirelim ki, Alevileri asimile etme uğraşısının milliyetçi bir söylemle ulusal birlik için yapıldığını dillendirmek bu kitleyi ve egemen anlayışın dışında kalan diğer tüm toplulukları Türk kimliğinden daha da uzaklaştırmaktan başka sonuç doğurmayacaktır.

Prof. Dr. Hasan Onat’ın “Değişim Sürecinde Alevilik” adlı makalesinin asimilasyoncu çabaların ürünü olduğunu görüyoruz. Alevileri Kürt etnisitesi ile irtibatlandırma çabalarına karşı çıkmak için tam tersi bir iddia ile onları Türklük adına Sünnileştirmeye çalışmak Türk kültürü dairesi açısından bakıldığında aslında gerçekten tam bir paradoks hüviyetindedir. Alevileri Kürt etnisitesi ile ilintilendirmek ve Alevi inancını Zerdüştilikle, Mazdek inancı ile açıklamaya çalışmak ne denli haince ve ne denli bilimsellikten uzaksa Alevi/Bektaşi topluluğunu milliyetçi argümanları kullanarak eritmeye uğraşmak – belki aşırı bir yorum olacak ama – bilmeden Türklüğün aleyhine çalışmaktır.

Artık herkes kabullenmelidir ki, Alevilik/Bektaşilik, her inanç gibi değişim süreci yaşasa da her ne şekilde olursa olsun varlığını sürdürecektir. Özgün kimliğinin dejenere edilmesine yönelik çalışmalara direnerek yeniden yapılanacaktır.

Cem eyinleri sürecek, cemevleri hızla çoğalacaktır. Dedelik/Babalık, müsahiplik vb. kurumlar çağın ve kentin koşullarına uyarlanarak yaşatılacaktır.

Alevi/Bektaşi kimliğinin en belirgin özelliklerinden olan inanç ve ibadet esasları korunacaktır. Camide ibadet, Ramazan’da oruç, Kabe’yi ziyaret, Alevi İslam inancında yoktur. Aksini iddia etmek hiçbir sonuç doğurmayacaktır.

Tıpkı Kur’an’da olduğu halde hiçbir Sünninin kız çocuklarına mirastan yarım pay vermediği, kadınların şahitliğinin mahkemelerde yarım kabul edilmediği, kölelik kaldırılmadığı halde köle edinmediği gibi, Aleviler de sırf Kur’an’da olduğu savıyla kendilerine dayatılmaya çalışılan ritüellerle ilgili olarak geliştirdikleri özgün yorumlardan vazgeçecek değillerdir. Alevilik yaşayacaktır. Değişerek ve gelişerek yaşayacaktır. Ama Sünnileşerek sıfırlanmayacaktır.

Mustafa Cemil Kılıç
23 Nisan 2006