İnsan Yakmak!…

Eski Mısır biliyordu, ruhun ölümsüzlüğünü…

İşte!.. Bu yüzden saygı duyuyordu ölü bedene…

Onu, özel sıvılarla yıkıyordu, sarmalıyordu sonra mumyalıyordu,

Ki!..O bedenin taşıdığı ruh; ola ki, bir gün geri döndüğünde;

Beden, ruhuna eşlik edebilsin…

Yalnız kalmasın ruh diye….

O dönemlerde, ne ruh bedene, nede beden ruha ihanet ediyordu…

Böyleydi gelenekler, görenekler ve inançlar, Antik Mısır’da….

Bu dönemlerde, Anadolu’da durum ise; oldukça farklıydı…

Evlerin içine, küplerin içine, höyüklerin içindeki taşların içini oyarak,

Gömüyorlardı ölülerini…

Beden ölümlü olsa bile, ruhun canlılığı evin çevresinden ayrılmasın diye,

Bazı durumlarda ise; yakıyorlardı cansız bedenleri….

Aynen, Troia’da Hector’un yakıldığı gibi;

İda Dağından şehre, dokuz gün boyunca odun taşımışlardı,

Yakmak için Hector’u;

Destanda:

Ölümlere parlayan şafak sökünce onuncu günü,

            Gözyaşı içinde götürdüler Hector’un ölüsünü,

            Koydular yığınların tepesine, verdiler ateşe,

            Gül parmaklı şafak sabah erken parlayınca,

            Ünlü Hector’un ölüsü çevresinde toplandı bütün halk,

            Hepsi geldi bir araya, topluluk kuruldu,

            Parıldayan şarapla söndürdüler odun yığınını,

            Söndürdüler ateş gücünün sardığı her şeyi”…

….Evet uzun uzun anlatılır,İlyada Destanında, Hector’un yakılış öyküsü….

Troia’lılar, Hector’un bedenini saran ateşin gücünü şarapla söndürmüş olabilirler,

Ancak; Troia ateşinin hala söndürülemediği bir gerçektir.

İşte böyle bir şey Tarih….

Günümüzde ise;

Görülen o ki! daha yüz yıllarca yanmaya devam edecek Madımak..

Aynen Troia’da olduğu gibi;

Ama bazı farklılıklarla;

İlkinde yanan ölü beden,

Sonrakinde canlı beden!….

İlkinde, savaş alanından ölü bedenlerin toplanması için, insana saygı…

Sonrakinde, neden Madımak’taydılar? diye, canlı bedenlere sorgu ve sövgü…

Hükümet yandaşlarından, Ilı-CakCuk’ların, suçlu “Aziz Nesin” di demesi ise;

Dolaylı yollardan katillere övgü…

Olay, Madımakta canların yakılma meselesinin ötesinde;

İnsanlığa karşı bir suç işlenmiş olmasıdır.

Küreselleşmenin ve iletişim unsurlarının, bu denli gelişmiş olduğu çağdaş dünyada,

Suçun niteliğinden daha ziyade; suç işleyenlerin, sosyal statülerini göz önüne alarak,

İnsanlık suçu olarak değerlendirilmemesi gibi, yoruma açık olan kararları,

İnsanlık vicdanında, asla kapanmayacak ve yeni yaralarında açılmasına neden olabilecektir.

Yani, düşünceler yoruma açık, net ve berrak değil…..

Böylesine kaotik bir durum ise;

T.C.Devletinin;

İnsana vermiş olduğu değer, hukuk sistemi ve demokrasi kültürünü tartışılır hale getirmiş olmasıdır.

Devleti yönetenlerin, öncelikli olarak bilmeleri gerekir ki!…

En temel hak olan, insanın yaşam hakkı ihlaline asla müdahale olunmamalıdır.

Yürürlükteki yasalar; toplumun sosyal dokusu ile örtüşmeli,

İnsanı ve onun yaşam hakkını yoruma açık bırakmadan korumalıdır.

İşte !..Devleti devlet yapanda, onun Mahkemeleri ve Hukuk sistemleridir.

Eğer, bu konularda vatandaşların kafasında birçok soru işaretleri bulunuyorsa,

Kamu vicdanı, asla dinmeyecek bir sızıyla acı çekmeye devam edecektir.

Tıpkı Pir Sultan gibi, Şah Kulu’da yapılan katliamlar gibi,

Maraş gibi ve Çorum gibi,

Aslında yürümek gerek, hainlerin ve yobazların üstüne,

Göstermek ve anlatmak gerekir onlara,

Bu topraklardaki barış ve kardeşliği,

Değil; topla, tüfekle ve ateş ile

Anlamak ile dostluk ile  sevgi ile ve gül ile….

Olayın umutlu yanı ise;

Hala iç hukuk yollarının bitmemiş olmasıdır.

Eğer bu noktada da bir değişiklik olmaz ise;

İşte o zaman!.. AİHM’ ye gidilecektir…

Ve işte o zaman, Türkiye; uluslar arası alanda,

Yobazlığa ve yobazlara pirim veren bir devlet olmak ile tescillenmiş olacaktır.

….Ve sonuçta, Atatürk devrimleriyle gelen Aydınlanma Dönemi;

Şeytan Sofrasından, gün batımı güzelliğiyle;

Hatıralarımızdaki yerini alacaktır.

 

Dursun Altınay