Diyanet İşleri Başkanlığı’na ilişkin…

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 3 Mart 1924 tarihinde “ Şer’iye ve Evkaf Vekaleti “nin kaldırılmasının ardından 429 sayılı kanunla Başbakanlığa / Başvekalete bağlı olarak kurulmuştur. Bütçesi de Başbakanlığa dahil edilmiştir.

Ulusal Mücadele yıllarında büyük hizmetler vermiş, yönetsel deneyimi olan ve uzun zaman Ankara Müftülüğü görevinde bulunan Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığına getirilmiştir. En yüksek devlet memuru maaşı alan Diyanet İşleri Başkanına, bakanlara verilen kırmızı plakalı bir makam aracı tahsis edilmiş ve protokoldeki yeri de bu özelliklere göre belirlenmiştir.

Börekçizade Mehmet Rıfat’ın başkanlığındaki kurum, Türkiye Cumhuriyeti’nin laikleşme sürecindeki düzenlemelerde yaşamsal bir görev üstlenmiştir.

Devrim yasaları konusunda devrimci kadronun yanında ve hizmetinde yer alan kurum, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, Arap harflerinin bırakılıp Latin kökenli Türk Alfabesine geçiş, Şapka Kanunu, Hilafetin İlgası, Şer’i Hukuka son verilmesi, Medeni Kanunun Kabulü, Türkçe Ezan, Türkçe Kur’an vb. tüm devrimci düzenlemelerde daima yüce Atatürk’ün yanında ve hizmetinde kalmıştır.

Bugün Atatürk’ün laiklik yanlısı bu kurumunu ele geçiren gasıplar zaman zaman ihanet derecesine varan anti laik uygulamalarına sözde meşruiyet kazandırmak amacıyla kurumun Atatürk tarafından kurulmuş olduğu gerçeğine sığınabilme cüretini gösterebilmektedirler. Oysa gün gibi ortadadır ki, bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Atatürk’ün kurduğu Diyanet işleri Başkanlığıyla ilgisi kalmamış, hatta o güzide kurumun yaptıklarını yıkan bir mihrak hüviyetine bürünmüştür.

Gerici hareketlerle mücadele amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, ne hazin ki, en azılı gericilerin yetiştiği ve barındığı bir şebeke noktasına gelmiştir. Zamanında Cemalettin Kaplan, Fethullah Gülen gibi karşı devrimcilerin yuvalandığı bu kurum, halkımızı Sünnilik görüntüsü altında Vahhabiliğe doğru sürüklemektedir.

Yüz bine yakın çalışanıyla bu kurum, bütün Türkiye’de Suudi Arap Vahhabi misyonerliğinin üssü olarak köy köy, kasaba kasaba Vahhabilik propagandası yapmaktadır. Bu nedenle artık

“ kral çıplak “ demenin zamanı gelmiştir.

DİB, 1982 Anayasasının 136. maddesinde belirtildiği üzere laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek görev yapması gereken bir kurumdur. Ne var ki bu kurum, belli bir mezhebin ve din anlayışının çizgisinde çalışmakta, farklı din ve inanıştaki yurttaşların isteklerini dikkate almadığı için milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinme ilkesinden de ne hazin ki uzaklaşmış olmaktadır.

DİB, Sünni Hanefi halkımızı Vahhabileştirirken, Alevi Türkmenleri de Sünnileştirmeye hız vermektedir. Anadolu’daki Sünni Hanefi köy ve kasabalarına atanan Vahhabi inançla yetiştirilmiş imamlar, Türkiye Sünniliğini Arap Sünniliğine yani Vahhabiliğe tebdil etmek için canhıraş çalışmaktadır.

DİB, bir savurganlık ve talan müessesesi özelliğine de sahiptir. Bu kuruma ayrılan bütçeden anlıyoruz ki, halkımızın zenginlikleri İslam’da olmamasına karşın Diyanet İşleri Başkanlığı yüzünden oluşan bir “Din Adamları Sınıfı“nın doyurulmasına harcanmaktadır. Özellikle üst düzey Diyanet Görevlileri son derece lüks bir yaşam sürmektedirler. Müftü, İmam, Müezzin ve Vaiz adıyla on binlerce kişi sadece namaz kıldırmaları, ezan okumaları ve namaz kıldıranları denetlemeleri amacıyla istihdam edilmektedir. Anadolu’nun pek çok köyünde yeterince cemaat bile olmamasına karşın binlerce cami imamına ve müezzinlere para akıtılmaktadır

( Kendi memleketimden bir örnek vereyim Sinop Gerze ilçesi, Kahramaneli Köyü Karat Mahallesindeki 30 kişilik nüfus için bir imam atanmıştır. Oysa büyük şehirlerdeki pek çok okulda 60 kişilik sınıflarda öğrenciler sadece bir öğretmenle ders görebilmektedir. )

2007 yılı bütçesinden kuruma ayrılan pay, insanlıktan nasibini kaybetmemiş her canın yüreğini acıtacak düzeyde bir israfı gösteriyor 1 milyar 600 milyon YTL..

DİB, bu bütçesiyle pek çok kurumu geride bırakmaktadır:

Başbakanlık, 1 milyar 541 milyon,

Kültür Bk. 809 milyon,

Ulaştırma Bk. 806 milyon,

Bayındırlık Bk. 733 milyon,

Dışişleri Bk. 690 milyon,

Enerji Bk. 377 milyon,

TBMM, 361 milyon,

Sanayi Bk. 316 milyon,

Cumhurbaşkanlığı: 33 milyon YTL.

Parayla ibadet eden ve parayla ibadet ettiren namaz kıldırma ve ezan okuma memurlarının giderleri inanan, inanmayan, namaz kılan, kılmayan, Sünni, Alevi, Caferi, Bahai, Deist, Ateist bütün Türk halkı tarafından karşılanmaktadır. Sözde İslami duyarlılıkları yüksek olan DİB görevlileri acaba bu kul hakkı yemelerinin hesabını nasıl vermeyi düşünüyorlar ? Acaba vicdanları rahat mı ? Acaba aynaya baktıklarında yüzlerinde bir hicap duygusunun izlerini bulabiliyorlar mı ?

Yoksa onlara göre “ kafirler” in paralarını yemek bir ganimet gibi mi algılanıyor ? Kafirlerden ganimet almayı kendi içlerinde geliştirdikleri uyduruk bir hukuk anlayışıyla mübah mı görüyorlar ?

Soruları çoğaltmak mümkün. Lakin maksat hasıl olduğu için bu kadarıyla yetinelim.