Alevi – Bektaşilikte Kadın

Alevi – Bektaşilikte Kadın

 

Anadolu, başka coğrafyalara benzemez!.

Ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin,

bu topraklarda antik dönemlerden bu yana, kadına verilen değer hep yücelerde olmuştur.

Her ne kadar bazı çevreler, kadının, Cami-Mutfak ve Ev içi üçgeni içerisinde kalmasını isteseler de;

sadece geçici başarılarla avunacaklar, asla hedefledikleri amaçlarına ulaşamayacaklardır.

Hz. Mevlana, kadın tanımı yaparken, “kadın sevgili değil, Tanrı ışığı gibidir” demiştir.

İşte bu yüzden olmalıdır ki! Ulu dağların başında, hep kadın kültü (pantheon) vardır.

Bugün, Kaz Dağları olarak tanıdığımız, antik dönemlerde ise, İda olarak bilinen bu Dağ, aslında besleyen, doyuran ve emziren anlamlarından dolayı, kadın adıdır.

Günümüzde, eteklerini yurt edinmiş olan yöre Türkmenleri, bu nedenlerden dolayı olmalı ki, dağın zirvesine Sarıkız’ı kondurmuşlardır.

Alevi-Bektaşi inancının,  kadına bakışındaki temel felsefe, içsel bir ruh temizliği içerisinde olma düşüncesi vardır.

İşte bu yüzdendir ki! kadın Bacı-Eş ve Ana olarak görülür.

Yine; bu ruh aklığının inanç yapısı gereği, yukarıdaki kategorik sınıflandırma doğrultusunda,

kadına daha sembolik bir ifade ile “Üç Etek” yakıştırmasını yaparlar.

Birinci aşama ”genç kızlık dönemi burada kadın Bacı’dır.

İkinci aşama “evlilik dönemi” burada kadın can yoldaşı, hayat arkadaşı ve Eş’tir. Eşinin dışında bütün canların ise, bacısı konumundadır.

Üçüncü aşama kadın’ın doğurmuş olma durumudur. Burada artık kadın saygın bir kişiliğe sahip“Ana” olma mertebesine yükselmiştir.

Sonuçta; Bacı-Eş ve Ana olma durumları, geçirmiş olduğu sosyal statü dönemler itibariyle, “üç etek” tanımlamasının özünü ve dönemsel adını oluşturmaktadır.

Kadının bu üç hali; sosyal statüsü, görevi ve yaş durumu, toplum içerisindeki konumunu da belirlenmektedir.

Görüldüğü gibi; kadın: Alevi-Bektaşi inancı içerisinde, erkeğinin yanında asla bir gölge, bir tarla değildir.

Anadolu Aleviliğinde; kadın veya erkek olsun, karşı cinse bakış açıları bu perspektiften değerlendirilmiştir.

Siyasallaşan Sünni İslam’ın, bayrak haline getirmiş olduğu çarşaf veya türban’ın, Alevi-Bektaşi kadınlarının sosyal hayatında yer alması, bu nedenlerden dolayı asla mümkün de değildir.

Alevi-Bektaşi inancında, erkek veya kadına ait fizyolojik farklılıklar, hiçbir dönemde toplumsal bir ayrışmaya veya üstünlük olarak görülmemiştir.

Bu nedenlerden dolayı; Alevi-Bektaşi inancına mensup olan  kadınlar, din sömürüsü yapan kurnaz tüccarlara hiçbir zaman esir olmamıştır ve olmayacaktır..

Bilindiği üzere; toplum hayatının yarısını kadınlar teşkil etmektedir. Bu anlamda; Her toplumsal yapıda, kadınların nicel değerleriyle topluma katkı sağlamaları yanında, nitel değerleri ile de çok önemli katkılar sunmuşlar ve hala sunmaya da devam etmektedirler. Hünkâr H.Bektaş Veli; bir öğretisinde;

                 “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde

                   Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde

                   Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok

                   Noksanlıkta, eksiklikte senin fikirlerinde”  demektedir.

Sonuç olarak; Kadını ekonomik ve sosyal hayatın dışında tutan zihniyetin erkekleri, fikren özgür olamadıkları gibi, aslında ahlaken de oldukça zayıf durumda bulunduklarını söylemek doğru bir yaklaşım olacaktır.