TAHİR ASLANTAŞ DEDE İLE SÖYLEŞİ

TAHİR ASLANTAŞ

(Ali Baba Ocağı-Sivas- Hafik- Beykonağı-1971)

Ayhan Aydın

Sevgili Dedemizin hayat öyküsünü dinleyerek söyleşimize başlayalım?

1971’de eskiden o bölgeye Tozanlı Deresi derlerdi, eski ismi Divriğin yeni adı Beykonağı olan köyde dünyaya zuhur etmişiz. Anam Hubyar Ocağı’ndan Fatma Ana, derlerdi. Babam herkesin de bildiği Feyzullah Dede, “Yeşil Taç” diye anılan dededir.
Her köy çocuğu gibi çayırda çimende oynayarak, çalışarak, gelişerek büyüdük. Yatılı bölge okulunda Hafik’te okuduk. Daha sonra Sivas Meslek Lisesi’ni bitirdim. Liseden sonra devam ettirmedim. Köyümüzde cemlerin cemaatin yoğun olduğu kış aylarında ocak başına dede çocuklarını oturttururlar, zaman zaman da deyiş ve düvazimam okuttururlardı. Küçüklüğümüzden beri, bu Alevilik yolunu cem erkanını yaşadık. Ve uygulamalı olarak Alevliği yaşardık. Bugünkü gibi sözde kalmazdı. O günkü gördüğümüz Alevilik’le bugünkü Alevilik arasında büyük uygulama farkları var: öz vardı, gerçekler vardı, itikat vardı, inanç vardı. Halk ocaklara ve dedelere saygılıydı. Dede herhangi bir şey dediği zaman tutulur, nasihati dinlenirdi. Bölgemizde genelde Alevi nüfusun yoğun olduğu bir bölge olduğu için Aleviliğin ruhunu ve özünü ta küçüklüğümüzde yaşayarak öğrendik. Mesela köylerimizde inanç merkezli tekkeler, türbeler var, makamlar, ziyaret yerleri mevcuttur. Böyle bir ortamdan metropol bir şehre geldik yerleştik. Şu an işçilik yaparak geçimimizi sürdürüyoruz. Ve Ali Baba Ocağı’nın Derneği’ni kurduk. Tarihini öğrenmek, adına yakışır işler yapmak istiyoruz. Geçmişin derinliklerinden ilhamlar alarak, yolumuzu sürdürüyoruz.

Biraz daha babanızdan bahsetmenizi istiyorum?

Babamızın cemlerinde köyde ve cevre köylerde cemlerde bulunduk. Cemlerden ziyarede her zaman Cuma akşamları olsun, diğer günler olsun, gelen gideni çok olan misafir “tavaf –devah” (devahınız kabul olsun, derler) ziyaretçiler gelirler. Devah etmeye gelirlerdi. İnsanların duygu, düşünce ocağa bakış açıları, inançları ruhi bütünlükleri ve içsel dünyalarını tanımam için büyük faydası olmuştur. Babamız küçüklüğümüzde bizlere gülbanklar, dualar öğretirdi. Pir Sultan’ın, Kul Himmet’in, Virani’nin ve birçok aşıklarımızın, ozanlarımızın deyişleriyle büyüdük.

Yöredeki Alevilik? Yöredeki ocaklar ve köyleri sırabilir misiniz?

Yöredeki Alevilik geleneksel Alevilik olarak yaşardı, yaşar. Bölgemizdeki türbeler: Peyik Baba, Melek Dede, Merkep Meydanı’nda Ahı Dede’nin çıkardığı su var. Bölgeye daha doğrusu dağa adını veren Hopaz Baba var, Sarılık Tekkesi var.
Yakınımızda köyler; Asarcık, Öykürü (Olukbaşı), Heze (Bayramtepe), Adamlı, Kızılcaören, Cehet, Ciftlik. Hubyar Tekkesi bölgemizdedir.
Coğrafyamızda Pir Sultan Ocağı talipleri, Ali Baba talibi, Hubyar talibi, Şeyh Yakup (Reşadiye) talibi, Eraslan Ocağı’nın talipleri vardır.
Heze Köyü (Alevi/Sünni karışık)’nde Ali Baba Evlatları’ndan Feyzullah Efendi Türbesi mevcuttur. Asarcık’ta Karacaağlar Türbesi vardır.
Bölgede bir söylence vardır: Hubyar Tekeli’ye çıktığı zaman “Hopaz (Yayla adı, Türbe var) kuçağımda, Yıldız (Dağı) ayağımda” demiştir. Buna inanılır. Hubyar Sultan’ın Pir Sultan’ın, Kul Himmet’in, Ali Baba Sultan’ın Tozan Bey’in oğlu Alem Bey gibi er ve evliyalar bölgemizdeki “Ahur Çukuru Yaylası”nda bir cem yapmışlardır. Taşına toprağına, coğrafyasına Alevilik işlenmiştir. Ağaç kültü, Su kültü yaşamaktadır, Dağ kültü de vardır. Bunlar vardır, bunlar yaşamaktadır. Bizim yörede halen bunlar canlılığını korumaktadır. Ziyaret yerlerine kurban kesilir. Tavaf edilir, adaklar adanır.

Yeri gelmişken, hastalar, dilek dileyenler, murat isteyenler geliyorlar?

Bizde Merkep Meydanı’ndaki Ahı Dede’nin Suyu’na çok kurbanlar kesilir. İtikat üzerine ziyaret edilir. Şişelerle su hastalara götürülür, o sudan pilav yapılır. Heze Köyü’ndeki Feyzullah Efendi’nin kerametleri halen anlatılmaktadır, mevcuttur. Feyzullah Efendi Hakk’a yürüyeceği zaman o bölgedeki Sünni hocası der ki, Şeyhim, sizde hiç keramet zuhur etmedi benim bildiğim Şeyhler keramet gösterir, der. Feyzullah Efendi der ki, Ömer Efendi benim cenazemi sen yıka. Hoca inanmaz, kimin kimden öleceğini Allah bilir, der. Vasiyet ediyorum, der. Feyzullah Efendi gün gelir Hakk’a yürür. Civar köylerden gelen talipler de Feyzullah Efendi’yi Sünni’ye yıkatmak istemezler. Biz pirimizin cenazesini kaldırırız, siz elinizi vurmayın, derler. Hatta Alevilik’te bunu bir Pir kaldırır, bir talip elini vuramaz, derler. Vasiyeti deyinci, herkes razılık gösterir ve yarı razı olur ve hoca efendi cenaze hizmetlerine başlar. Hoca efendi tam eline abdest verirken, Feyzullah Efendi hocayı elinin tersiyle iter. Kendi abdestini alır. Ortadaki kısa bir kargaşadan sonra Alevilerin bir kısmı der ki, biz demedik ki Piri bir pir yıkar demedik mi?, derler. Cenazesinin etrafına çul sererler. Bölgedeki ocakzadeler, Feyzullah Efendi’nin cenazesini kaldırırlar. O sırada mezarlıkta, mezar yeri kazılmıştır. Lakin hoca, ben Efendinin kerametini gördüm, köyün üst tarafındaki harman yerimi Şeyh’e bağışlıyorum, der. Cenazesini harmana koyun, der. Türbesini oraya yapın, der. Hoca efendi burda Ehlibeyt’in, Evladı Resul’un vazgeçilmeyecek bir inanç olduğunu görür ve irşat olur. Hatta Hoca’nın sonradan Aleviliğe döndüğü de söylenir. Feyzullah Efendi’nin türbesi şu anda köyün üst tarafındadır. Kurbanlar kesilir, ziyaretler yapılır. Bizler de türbesini onardık, yaptık.
1826’dan sonra Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra Ali Baba Ocağı’nın bir Şeyhi, dedesi olan Feyzullah Efendi Sivas’tan buraya sürgün gelmiş, burada Hakk’a yürümüştür. Bu tarihi kayıtlarda vardır. Kendisinin Sivas Ali Baba Zaviyesi Vakfı Mütevvelli’si olduğu kayıtlarda vardır, belgelidir.

Cemler nasıl oluyordu?

Cemlerimizde düşkünlük kurumu aktif halde yaşanırdı. Suçlular ceme alınmazdı. Müsahipliğe çok önem verilirdi. Rızasız lokma yenmezdi. İnsanlar edebiyle erkanıyla otururdu. Rastgele oturma olmazdı, insanlar yerini bilirdi. İçten gelen bir saygı vardı. Cemlerimiz bu şekildedir. Ocak sisteminde ateş yanardı. Peyikçiler “ateş yakıyoruz, cem gaymak (yakmak manasında) yapıyoruz” derlerdi. Cem ateşi yakılırdı. Cemler büyük evlerde, ocaklı evlerde yapılırdı. Cem ateşi yanmadan, cem başlamazdı. On iki hizmetten birisi de “ateşçi”ydi. Ateşçi maşayla ocak başında devamlı, büyük kütüklerle ateş yakardı. Dede ocağın sağ başına otururdu. Ve aşık yanına değil karşısına, sol tarafına otururdu. Toprak dam olduğu için semahçılar çıktığı zaman sulama yapılırdı tozmasın, diye. Bugünkü yakılan mumu biz çerağla yakardık. Ateşçiyle, çerağçı bizde farklı hizmetlerdir.
Cemlerde lokmalar yenilirdi, hoşaflar yenilirdi. Ceme lokmasız kimse gelmezdi. Kurbanlar kesilirdi, pilav yapılırdı ve cemevinde yenilirdi. Cemde yenilirdi. Çocuklara yemiş verirlerdi. Saygı, sevgi çerçevesinde, itikatli bir şekilde inancımızı devam ettirirlerdi.

Siz sizin cemlerdeki On İki Hizmeti anlatınız?

Bizde on iki hizmet bugün var olan, cemevlerinde uygulanan on iki hizmetten farklıydı biraz. Müsahipsizler, on iki hizmete katılamazdı, müsahipli olanlar on iki hizmete çıkarlardı.
Birinci makam bizde pir makamıdır, mürşitlik makamıdır. Mürşitlik makamı Şah Hüseyi’nindir. Pir’lik makamı ise Hünkar Hacı Bektaş Veli’nindir.
Rehber ise tüm hizmet sahiplerine yol gösterici onlarla birlikte yola gelicidir.
Peyikçimiz vardır: ceme katılacaklara haber verir. Pirin yani dedenin cemevine gelmesine yardımcı olur.
İbrikcı vardı: rehberin eşliğinde mürşit-pir postuna niyaz ettikten sonra birbiriyle görüşerek rızalık alırlar, ilk önce birbirlerinin ellerine su dökerler, paklarlar. Ondan sonra dededen başlayarak cemaata dolaşırlar.

(Bunları ayrıntılı bir şekilde aşağıda anlattık.)

Ali Baba Sultan’a gelelim? Kimdir Ali Baba ne zaman yaşamıştır?

Ali Baba Sultan Sivas’ın Ali Baba Mahallesi’nde (ismiyle anılan mahallede) Türbesi, Tekkesi, Çeşmesi halen mevcuttur. Belgelerden anladığmıza göre, burda 7/8 Dergaha ait samanlık ve ahırlar mevcuttu. Gelip geçene yemek veren, yenilen içilen “ayendeya ve revandaya” yemek verilen bir Bektaşi Dergahı’dır. Bu vakfa ait, yüzlerce belge mevcuttur. Ali Ali Baba Ocağı’nı anlayabilmek için Zaviye’ye adını veren Ali Baba’yı anlamak gerekir. “Vakfiyede Medine-i Sivas dahilinde, medfun olan, cennet mekan firdevs-aşiyan sultanül evliya vel arifin-etkiya vel-vasılin merhum Ali Baba…” şeklinde bir kayıt mevcuttur ki, Ali Baba’nın manevi kimliğini belirtiyor. Ali Baba Sultan evliya ve ariflerin sultanı mertebesinde büyük bir şahsiyettir. Fermanlarda “Kutbul Arifin” diye bahsedilir. Bilgin kişiler için kullanılan bu tanım, Ali Baba Sultan’ın iyi yetişmiş, eğitimli, arif ve alim bir din adamı olduğunu görüyoruz.
Elimizdeki birçok belgede; Derviş Ali Baba, Es Sivasi, Ali Baba’yı Atik, Büyük Ali Baba, Hocayı Rüstem Paşa, Veledi Diyer Ali Baba, Küçük Ali Baba, Derviş, Ali Dede, Evliya-i Kiram’dan Ali Baba kaddese sirruhul aziz Hazretleri, Ali Bab aSultan, Ali Baba Kebiri Horasan-i isiile ile alınmış ve daha da tarihini ebaracak olursak Osmanlı Devleti Ala Abab Dergahı’nı resim kayda geçirmiş ve suülaha ve’s Salikin oludğunu tasdik etmiştir.

Ali Baba Sultan, Pir Sultan’ın müsahibi ve Hubyar Sultan’ın da yoldaşıdır.

Pir Sultan Abdal’la oldular gardaş
Hubyar Sultan Kul Himmet yola yoldaş
Süklüm Koca, Kalender’le hem sırdaş
Ali Baba gibi pir var Sivas’da

Ali Baba Sultan kurdu bir ocak
Bütün insanlığa açıldı kucak
İlim irfan yayıldı köşe bucak
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Ali Baba Sultan bölgedeki çıkan Alevi isyanlarının finansmanıdır. Aynı tarihlerde çıkan Nur Ali Halife İsyanı (1512), Bozoklu Şeyh Celal İsyanı (1517/1518), Şah Veli Ayaklanması (1519), ve Baba Zünnün İsyanı (1527) Süklüm Koca ki bu bu olay ilginçtir. Bu olayda, Sülküm Koca Yozgat’ta Türkmen oymağı olan Süklüm Boyu’nun beyidir. Süklüm Koca toprakları için yazılan vergiyi fazla bulmuş zorla vergi alındığı gibi Süklüm Koca’nın yanında bulunan Alevi dedesinin uzun sakalı kesilir. Alevilerin inançlarına yapılan en büyük hakarettir. Bu olay Türkmen Alevi kesimini çok üzer. Bir dedenin böylesine hakarete uğrası Türkmenleri ve Alevileri harekete geçirir. Süklüm Koca tüm köylerden yardım istedi. Halk tümüyle eyleme geçer. Sivas yeşilırmak Çevresi, Maraş, Adana, Tarsus, İçel, Amasya, Tokat, yörelerine yayılmıştır bu isyan ve Osmanlı güçlerini telef etmiştir bu isyan. Tokat, Kazovası’nda yığınak yapmaya başlar Aleviler. 16 Eylül 1527’de yapılan savaşta halk kuvvetleri yenilir. Kalender Çelebi (1527) İsyanı çok önemlidir.
Bu isyanlar Ali Baba’nın yaşadığı çağda olmuştur. İran- Osmanlı çekişmesi de aynı döneme denk gelir. Perma perişan bir halde olan Aleviliği toparlamak için Ali Baba Sultan Dergahı’nı kurar ve insanları Ehlibeyt yolunda birleşmeye çağırır. Baskı ve zorlamalara boyun eğmeyerek inançlarını sürdürmeleri için çaba harcar.

Ali Baba kendi adıyla anılan bir ocak, dergah kurmuş mudur?

Ali Baba Sultan Horasan’dan gelip Sivas’ın kenarı olan bugünkü Ali Baba Mahallesi’nde Dergahı’ın (Ocağı) (Belgelerde Zaviye olarak geçer) kuruyor. Yaklaşık olarak 1400’lü yılların sonu, 1500’lü yüzyılların başı. Sivas merkezde olan; Hamza Bostanı, Poyraz Yerler, Delikkapı, Tebekli Tarlası denilen yerler, eski sultanlar tarafından Ali Baba’ya temlik edilmiş olup kendisi bunları vakf’etmiştir. Kanuni dönemindeki Rüstem Paşa yani halk arasındaki deyimiyle Bitli Paşa, 1547 tarihli vakfiyeden anlaşıldığını göre Merhum Sinan Paşa’dan köy ve mezraları satın alarak Ali Baba Zaviyesi’ne vakfetmiştir. Burda 19 köy, 7 mezra, 4 adet değirmen vakfedilmiştir. Daha sonraları; Atik Valide Sultan (2. Selim’in Hanımı-3. Murat’ın annesidir.) 1582 tarihli vakfiyeden anlaşıldığına göre Ali Baba’nın oğlu Ahi Mehmet Bey’e beş mut buğday verilecektir, deniyor. Bu sonra 7’ye çıkarılmıştır. Ayrıca günlük 9 akçe verilecektir, diye bir kayıt vardır. Ahi Mehmet Bey’in oğlu Derviş Ali Baba 4. Murat’ın zamanında yaşar. Hatta Bağdat Seferi’ne beraber gittikleri söylenir. 1639 tarihindeki bir vakfiyede 13 göz değirmen, 11 tuzla, 6 kıta çayır, 3 köyün malikane geliri, bir bostan yeri, bir Poyraz yerleri (yöre ismi) denilen vakfın mefkuflarıdır. (Vakfın mallarıdır.) Bu vakfiyede anlatıldığına göre, kendi vefatından sonra erkek evlada bırakmıştır. Ali Baba gelir fazlasını mütevveli eliyle erkek evlat arasında eşit bir şekilde taksim edilmesini şart koşmuştur. Ali Baba erkek evladı nesli tükendiğinde bile kız evladın vakfa sahip olmasını istememiş. Vakfiyede dergahı tamir etmek, yemek pişirip yolculara yedirmek, misafirlere yedirmek, evladı vakfın hissesini vermek gibi şartlar vakfiyede kayıtlıdır.

Ali Baba’ın vakıf kurarak topluluk oluşturmaya yönelmesi paramparça olan Alevi-Bektaşi toplumunu iri ve diri olması içindir. Aynı zamanda bireyin korunması içindir. Yaşamın sosyalleşmesi kaçınılmazdır. Alevi-Bektaşiler olarak bu kadar katliamlar olduğu bir dönemde Rüstem Paşa ve Atik Vali’de Sultan niçin bir Alevi-Bektaşi Dergahı’na vakıf yaparak Ali Baba Sultan’ı desteklemiştir? Konunun detayına girildiğinde olayın hiç de öyle kolay olmadığı görülür. Ali Baba, Rüstem Paşa’dan daha önce dergahını kurmuştur. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılan Tahrir kayıtlarına göre, Sivas’ta 205 tane Ahi ve Bektaşi Dergahı vardır.

Hacı Bektaş Dergahı’yla bir ilgisi var Ali Baba Sultan Dergahı’nın?

Hacı Bektaş Veli, 1200’lü yıllarda gelmiş, dergahını kurmuş bir pirdir. Ali Baba Sultan gibi birçok Alevi öncüsü de 1500’lü yıllarda Alevi hareketinin öncülerindendir, Horasan’dan gelen erenlerdendir. Aynı inancı paylaşmamıza rağmen Hacı Bektaş Dergahı’yla bir bağımız yoktur. Aslında Ali Baba Sultan Dergahı bir Ahi Dergahı’dır. Ali Baba Sultan’ın oğlunun adının ismi Ahi Mehmet’tir. Secerede birçok Ahi Mehmet ve Ahi ismi mevcuttur. Hatta ben bile bizim oğlanın ismini Ahi Mehmet koydum. Ahilik de zaten bilindiği gibi bir Alevilik’tir. 1990’lı yılların Aleviliğinin aksine 1500’lü yılların Aleviliği daha insancıl, insana değer veren, üretimi ve çalışmayı esas almıştır. Fakirin dini imanı ekmektir, acın dini imanı olmaz, derler. Dergahlar birer üniversite konumundaydı. Aş ve iş ön planda tutulurdu. O yüzden tuz ocakları ve araziler üretime, sosyal yaşama katkı sunmuşlardır.

Ali Baba Sultan’ın Kul Himmet’le, Hubyar’la, diğer erenlerle bağlantıları var?

16. Yüzyılda yörede, dört önemli dede gözükmektedir, birçok dede ozan olmasına karşın; Ali Baba Sultan, Pir Sultan Abdal, Hubyar Dergahı ve Kul Himmet’tir.
Ali Baba Dergahı’ndaki Ehlibeyt mektesinde yetişen bu dedeler. Kısa bir zaman içinde vaziyet ve durum gereği bölge halkını, aşiretini toplayıp Osmanlı’nın zulmune karşı yaşam mücadelesi verirler.
Kul Himmet’in yazmış olduğu Erenler Destanı’nda;
Sivas şehrine varmaga
Ali Baba’yı görmege
Abdülvahab’a yüz sürmege
Gaynar yüreğimde çoş var

Bir ağıtında da Ali Baba’nın bir ismi geçmektedir:
Hasan Askeri’den bulak miracı
Bostan Kulu’yunan Er Kara Hacı
Teslim Abdal Derviş Ali davacı
Göremedim pirimi dertliyim dertli

Şeyh İbrahim Şeyh Hasan’ın gülüdür
Ali Baba Hubyar’ın yaridir
Er Aslanoğlu’nu dersen Ali’dir
Göremedim pirimi dertliyim dertli

Pir Sultan’ın idamından sonra söylediği ağıtta Ali Baba’nın bu olaylara sessiz kalmadığı davacı olduğu anlatılmaktadır. Davacı, hükümete ve kadılara yapılan dava manasında edeğil mahşerde görülen dava veya rıza şehrinde yapılan davadır. Aynı zamanda mücadelenin ve eylenin devamı davasıdır.

Dergah’ta (Zaviye- Tekke- Ocak Her ne isimle anılırsa anılsın) neler yapılırdı?

Dergah’ın ana fonksiyonu, Horasan’dan gelen diğer insanlarla bir araya gelerek bir topluluk ve topluluğu yani Ehlibeyt inançlı insanları korumak içindir. Birçok belgede de yazıldığı gibi, Dergahın okulu vardır.
1639 tarihli vakfiyede Ali Baba’nın toruhu Akı Mehmed’in oğlu Ali Efendi tarafından kurulan mektebin çocukları eğitmekle ve özellikle Kuran öğretmek gibi bir fonksiyonu vardır “ Talim-i ısyan içün mücaddeden bina eylediğin Muallmhane’de… muallmi olan kimesne cem olan sıbyana talim-i Kur’an idüb..” diye belirtilmiştir.
1779 tarihli bir belgede ! … Medine-i Sivas’da medfun meşayip-i izamdan Ali Baba kaddese sirruhul’h-azziz ifadesi kulamnılmıştır. Belgede bir çooğunda tekkesinin; !Ayende ve revendeye İ’tam-taam eylleme… (gelip geçen yolculara yedirip içirmek, misafir etmek, konaklatmak) gibi yüküklülüğü vardır.

Ali Baba Sultan Zaviyesi Vakfı, batın ve zahir hizmetelrini birlite sunan bir dergahtır. Eşre-i mahluk-insanoğlunun sevgiyle yaşadıkları toprakları alnı teriyle feth etmiştir.
Önemli günlerde dergahta helva dağıtılırmış. Bilindiği gibi helva Alevilik-Bektaşilik’te çok önemlidir.

Ali Baba Ocağı’na Dergahı’na kaç tane köy bağlanmış?

Arşiv belgelerinden de anlaşılıyor ki; Erzurum, Amasya, Tokat, Samsun, Yozgat, Çorum, Kırıkkale coğrafyasında üç yüz üzeri köy Ali Baba Dergahı (Ocağı)’na gelir getiren yerlerdi.

Ali Baba ve Pir Sultan arasındaki ilişkiye gelelim…

Halk dilinde, sözlü tarihimizde Pir Sultan Abdal’ın Ali Baba Sultan’la müsahip oldukları anlatılmaktadır. 16. Yüzyıl Alevi –Bektaşi katliamlarının yoğun olduğu bir dönemdir. Aleviler ya kuş uçmaz kervan geçmez dağlık arazilere sığınır, ya da mücadele yaparak yaşam mücadelesi veriyorlardı. Usta siyasetçi bir Alevi dervişi olan Ali Baba Sultan kaçmamış, Müsahibi Pir Sultan Abdal ile mücadelesini vermişlerdir. Ali Baba Dergahı Anadolu’da Alevi-Bektaşilerin kalesi durumundaydı. O coğrafyada Aleviler bu dergaha gelip ziyaret eder, yemeklerini yerler, haftalarca, aylarca dergahta öğrenim görürlerdi, ikrar ve imanlarını tazelerlerdi. Pir Sultan Abdal köyü olan Banaz’dan Sivas’a gelerek Ali Baba Dergahı’nı ziyaret etmişlerdir. Pir Sultan Abdal, Ali Baba Sultan’la müsahip olmuşlardır. Pir Sultan Abdal, uzun bir süre Sivas’ta Ali Baba Dergahı’nda Ozanlık yapar. Dağ köylerindeki Alevilere Muhammed Ali’nin yolunu öğretir. Dolayısıyla böyle bir ilişki vardır.
Ve bir gün… Pir Sultan hakkında ferman yazılır ve susturulmak istenir. Pir Sultan Abdal hocası ve müsahibi olan Ali Baba Sultan’a durumu şöyle anlatmaktadır:

Sultan Ali’m bir iş geldi başına
Yana yana ağlanacak iş oldu
Malum olsun yaranıma eşime
Ferman geldi serim yere düş oldu

Yetiş imdadıma Celli Celalim
Hünkar Hacı Bektaş Şah Sultan Balım
Efendime malum benim de halim
Benim derdim cümle derde baş oldu

Derviş olan şükür edip oturdu
Herkes kendi kısmetini götürdü
Namerdin lokmasın çömert yetirdi
Münkürün torbası şükür boş oldu

Pir Sultan kaildir Hakk’tan gelene
Şükür olsun damanemi salana
Ahrancığım kendisinden buluna
Derdim deva buldu gönlüm hoş oldu

Hızır Paşa Sivas’la Hafik arasında olan Sofular Köyü’ndendir. Daha önce Alevi olan bu köyün ismi Sofu Köyü’dür. İkrarından döndükleri için Sofular diye değiştirilmiştir. Hızır Paşa 13 yıla yakın Sivas valiliği yapmış, Sivas’a ilk vali oluşu 1547’dir. Pir Sultan’ın astırılması ise 1560 yılıdır. 1547’de ve 1550 görevdedir. Hızır Paşa, Pir Sultan Abdal’ı Sivas Kalesi’ndeki zindana atar. Çok eziyet çeker, zulüm gürür. Pir Sultan Abdal asılmadan önce ev halkını teselli edercesine ve dar ağacında asılı kalmaması için müsahibi Ali Baba’nın Hakk’tan, erenlerden dilek dilemesini, tevessül eylemesini konu alan bir deyiş söyler.

…..

Ela gözlüm zülfün kelep eylesin
Döksün mah yüzüne nikap eylesin
Ali Baba Hakk’tan dilek dilesin
Bizi dar dibinde eğlemesinler

Ali Baba eğer söze uyarsa
Emir Hüda’dandır beyler kıyarsa
Ala gözlü yavrularım duyarsa
Alın çözüp kara bağlamasınlar

Abdal Pir Sultan’ım çoşkun akarım
Akar akar dost yoluna bakarım
Ben pirimle seyrangaha çıkarım
Yıldız Dağı seni yaylamasınlar

Sivas halkı Hızır Paşa’nın emriyle Zahra Meydanı’nda toplanır (Buğday Meydanı) Dar ağacı kurulmuş, Pir Sultan Abdal, meydana getirilmiştir. Pir Sultan’ın taşlanması için halka kesin emir verilmiştir. Taş atmayan kırbaçlanacak, karşı çıkan Toprak Kale’ye hapsedilecektir. Olay korkunç ve vahimdir. Hızır Paşa’nın emriyle taşlar atılmaya başlar. Pir Sultan Abdal hiç taviz vermez. Taşlar yağmur gibi üstüne gelmektedir. Musahibi Ali Baba Sultan yol kardeşinin durumuna üzülür. Ne çare ki elden gelen bir şey yoktur. Pir Sultan Abdal biraz sonra asılacaktır. Ali Baba şaşkın, perişan bir halde Allah’a yalvarmakta ve müsahibinin bu durumdan kurtulmasını istemektedir. Bir taraftan da taş atan halka karşı çıkar. Der ki, atmayın bu zulümdür, bu zulmü zalimler yapar, sizin hiç mi inancınız yok, dine kitaba, der. Hızır Paşa’nın emriyle Ali Baba susturulur. Taş atması için zorlanır. Ali Baba’ya ne yapsalar da bir türlü taşı attıramadılar. Atılan taşlar Ali Baba’ya da değiyordu. O da taşlardan etkilenmiyor, acı duymuyordu. Onun acısı müsahibinin durumuydu. Askerler Ali Baba Sultan’ı yaka paşa Pir Sultan Abdal’dan ayırırlar. Halk Hızır Paşa’nın emrine uymuş taş yağmuruna tutmuşlardı. Ali Baba koynundan bir deste gül çıkarır, müsahibi Pir Sultan Abdal’a sevgisini bu gülle belirtir. Ve gülü müsahibine doğru atar. Müsahibi ve hocası Ali Baba Sultan’ın attığı gülün manevi ağırlığından yaralanan Pir Sultan Abdal,

Şu kanlı zalimin ettiği işler
Garip bülbül gibi zareler beni –
Yağmur gibi yağar başıma taşlar
Dostun bir fistesi pareler beni

Dar günümde dost düşmanım bell’oldu
On derdim var idi şimdi ell’oldu
Ecelime ferman çıktı hall’oldu
Gerek asa gerek vuralar beni

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz
Hakk’tan emrolmazsa irahmez yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun bir tek gülü yareler beni

Dar ağacına bakarlar ki Pir Sultan Abdal’ın hırkası var. Pir Sultan Abdal sır olmuş. Hızır Paşa hiddetlenir. Dört bir yana asker salar ama beyhude. Ali Baba Sultan’ın Hakk’tan dilek dilemesiyle Pir Sultan Abdal dar ağacında eğlenmemiş, sır olup gitmiştir gönüllere doğru.

Pir Sultan Abdal bir rivayete göre Aleviler tarafından kaçırılmıştır.
Gül atma eylemi bir eğitim aracıdır. Hallacı Mansur olayında görürüz bir benzerini. Batini söylenceleri anlamayan bazı cahiller Ali Baba Sultan’ı anlayamamaktır. Ali Baba Sultan, Pir Sultan Abdal’ın olayından sonra Sivas’ta kaçmayarak Aleviliğini, direnceni sürdürmüştür.
Ali Baba Sultan’ı olumsuzlaştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Ali Baba Dergahı’na da Alevilerin sahip çıkmasını temenni ediyorum.

Ali Baba Ocağı’na (Dergahı)’na bağlı köyler (talip köyler) hangileridir?

Sivas Hafik: Divriği (Beykonağı), Yuharoba Mezrası, Sarımsak Mezrası, Eski Heze, Yeni Heze (Bayramtepe), Asarcık (Gülpınar).
Tokat Almus: Çiftlik Köyü.
Tokat Niksar: Çamiçi Köyleri- Enağzı, Olukalan, Yemlik, Özören, Çatak, Sele Köyü, Karaağaçlar Köyü. Niksar’ın da içinde bulunmaktadır.
Tokat Sulusayar: Beyazıd Köyü
Tokat Turhal: Yeniköy
Samsun Ladik: Akyarköyü (Karapınar), Çamlıköy, Gevekşe (Budakdere), Kirenli, Meşepınar, Mursal, Kirazpınar
Samsun Alaçam: Alemet Köyü
Havza: Ağçamahmut Köyü, Kayacık Köyü
Amasya: Uygur Köyü
Sivas Yıldızeli: Akkoca Köyü, Karakaya Köyü
Erzurum: Badicivan
Kırıkkale: Hamzalı Köyü
İzmir Aliağa: Soğukdepo Mahallesi (yirmi hane), Hazeli
İstanbul: Aydost-Alibeyköy, Güzelyalı, Kayışdağı, Gazi Mahallesi, Okmeydanı, Hacısüsev, Halkalı, Esenyurt, Kıraç, İkitelli, Sefaköy, K.Karabekir Mah. Tepecik, Sarıyer

(Düzenleyen: Feyzullah Aslandaş Dede, Tahir Aslandaş Dede, Serçeşme Dergisi, Alevi Bektaşi Ulularını Tanıyalım: Ali Baba, Haziran 2007, Sayı: 30)

Günümüzdeki durum nasıldır? Vakfın malları, arazileri, dergah ne durumdadır?

O günden bugüne Sivas’ta yaşamak zordu. Hani bir laf vardır ya; bir gerçeğin peşinde kırk tane yalancı olur. Ali Baba Dergahı, Vakfı ve Mevkufları zaman zaman talan edilmiş, mal varlıkları dergaha ulaşmamıştır. Fuzuli’de bu örneği görürüz: aylık bağlandığı halde aylığını alamadığı için; Kanuni’ye “Selam verdim rüşvet değildir diye, almadılar” diyordu. Ali Baba evlatları çok büyük mücadeleer vermişler. Dergahı yaşatmaya çalışmışlardır. 1826 Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve Bektaşiliğin yasaklanmasıyla birlikte bizim dergahta bundan nasibini almıştır. Dergaha Mevlevi şeyhi atanıyor. Ve Ali Baba Evlatlarından Mehmet Tahiri, 1873 yılında katlediyorlar. Ali Baba evlatları, talipler dergahtan kaçırıyor. Dergahtaki Ehlibeyt dostları sürgüne gönderiliyor. Yani Sivas merkezde Ehlibeyt inancı tamamen bitirilmek isteniyor. Dergah’a mimber ve minare ekleyerek camiye çeviriyorlar. Daha öncesinde dergahta camii yoktur. Bu örneği Hacı Bektaş’ta, Hasan Dede ve birçok yerde görürüz. Camii’yi görüp de Ali Baba’yı Sünni zannetmek, tarihi gerçekleri bilmemektir. Hatta camiiyi Redef Binbaşısı olan Ömer Efendi yaptırıyor. Tarihi de vardır; 1901’dir. Bu belgelerde vardır.
Elimizdeki birçok belgede dedem Seyid Ali 1909 tarihinde vakıf mütevvelisi olarak kayıt ediliyor. Bir ara, tuz ocaklarından gelir alınır. Ne yazık ki o da kesilir. Dedem Seyid Ali 1972 yılında Hakk’a yürümüştür. Türbesi Hafik Beykonağı Köyü’ndedir.

Ali Tekkeşinoğulları’yla 1999’da bir söyleşi yapmıştım, Ali Baba Dergahı’ndan bir başka kol var Samsun’da?

Sivas merkezden ayrılanlar: Mehmet Tahir, Feyzullah Efendi, Abürrezak Dergah’tan ayrılanlardır.
Mehmet Tahir: (1884-1931). Samsun Ladik, Budakdere (eski ismi Gevekse) Köye göçer, Sivas’tan göçer.
Sizin söylediğiniz Ali Tekkeşinoğlu, Şeyh Hüseyin Tekkeşinğlu, Muhittin Tekkeşinoğlu ve Şeyh Hasan Tekkeşinoğlu bunlardır.
Abdürrezak ise Ladik’in Kirenli Köyü’ne göçer. Evlatları: Şeyh Hasan ve Şeyh Hüseyin bu köyde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Feyzullah Efendi (1845-1903) ise, Hafik Bayramtepe (Hese eski ismi) Köyü’ne göçer. (Dedeme ait Gazi Üniversitesi Türk Kültürü Hacı Bektaş Dergisi’nde de yayınlanan bir belge: Askerlik Tezkeresinde, dedemin Zaviyeyi Ali Baba Mahalesi’nden Tekkeşinoğlu Feyzelluh bin Şeyh Hüseyin ibaresi yazılıdır. Hanımının kimlik bilgisinde (Demani’nin bacısı) Ali Baba Tekkenişinzade Fezyullah Efendi zevcesi Fatima yazılıdır) Feyzullah Efendi’nin oğlu Şeyh Ali (Osmanlı Belgesinde ismi var. 1909 tarihli belgede Ali Baba Mahallesi’nin 67. hanesinin 2. numarasında mukayet ettiği yazılıdır. Küçük yaşta olduğu için amcası Tahir Efendi’nin himayesinde kalmış.) (1889-1972) Beykonağı Köyü’ne göçer.
Şeyh Ali’nin oğulları Feyzullah Dede (1931-2007) (Yeşil Taç), Hasan Efendi (1934-1995), Şeyh Hüseyin (1938-2006), Ahi Dede (1944-1956), Veli (1945-), Beykonağı Köyü’nde yaşamlarını sürdürürler. Bizler de Feyzullah Dede’den gelmekteyiz. Yani Yeşil Taç olarak bilinen dede, onun oğluyum.
Aşık Demani’nin bacısı Fadik Ana, Hese Köyü’nde türbesi olan Feyzullah Efendi’nin hanımıdır.
Ayhan bey siz hatırlattınız. Bir not söyleyeyim: Bizi bazen dede yerine, “tekkeşin” diye hitap ederler. Belgelerin birçoğunda Ali Babazade, diye yazılıdır. Seyyid ve şerif kayıtları vardır. Biz bu sürece devam ettirmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Hatta 1 Temmuz 2012’de birlikte gezmedik mi? Durumu birlikte gördük. Bugünden bahsedelim biraz daha? Ali Baba Tekkesi nasıl elden çıkıyor?

Devlet tarafından satılmıştır! Vakıflar idarisinin 10. 07. 1937 gün ve 14475/381 sayılı yazısı ile Mehmet Susamış’a satılmış olup, 12.09.1994 tarihinde ise Susamış ailesi Ali Baba Tekkesi’ni Sivas Belediyesi’ne satmıştır. Sivas Belediyesi’nce yapılan restorasyon sonunda, Ali Baba Tekkesi Susamış ailesinin talebi üzerine Susamışlar Konağı olarak ismi değiştirilmiştir.
Kültür Bakanlığı, Belediye ve Susamışlar üçgeninde fırıldak bir çalışmayla Ali Baba Sultan’ın tarihi yok edilmek istenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kültür varlıklarının korunmasında bütün kurumlarıyla oldukça titiz bir çalışma sürdürerek korumsı gerekli tarihi ve kültürel mirası yaşatmada azami gayret göstermekteyken tarihi belgelerle de somut olan ata ecdadımızdan beri Alevi-Bektaşi olan Ali Baba Tekkesi olarak bilinen bu yerin isminin Susumaş Konağı olarak değiştirilmesinde tarihi miras korunmayarak yasaya aykırı hareket edilmiştir. İsminin yaşamasını dahi istemiyorlar.
Mahallenin ismini bile değiştirmeye kalktılar. Karşı çıktık, dilekçe verdik. Orada mezarlarımız tahrip ediliyor. Bektaşi mezar taşları sökülüp atılmış. 1996’dan sonra yapılan tadilattan sonra mezarın üzerine tuvaletler yapılarak bir Vahabi örneği gösterdiler. Dergahı ziyarete gittiğimde arka kısımdaki mezarlık bölümünde kemiklerin ve kafataslarının çıktığını bizzat gördüm ve fotoğrafladım. Orada tarihi mezar taşlarımız yerlerde geziyor. Bizler sahiplenip yapmaya kalktığımız da bir sürü engeller karşımıza çıkıyor. Hatta Ali Baba Sultan’ın Türbesi’nin dahi değiştirerek camdan bir buçuk metre gerideyken duvara birleştirerek, ziyaret edilmesini engellemişlerdir. Bilindiği gibi Bektaşilik’te türbenin etrafı dolanılır. Bu engellenmiştir. Türbedeki şekiller Sünni inanca göre düzenlenmiştir. Dergaha ait olmayan, başka inançlara ait eşyalar dergaha konmuştur. Bizim bildiğimiz Bektaşi Dergahında pir olur, saz olur, post olur, cem olur… Bunlar hep tahrip edildi. Hatta Delikli Taş vardı. Yürümeyen çocuklar oradan geçirilirdi. O yok edilmiştir. Asa Suyu vardı. O sökülüp atılmıştır. Kültür varlıklarını korumu kurumları niçin Bektaşi varlıklarına sahip çıkmıyorlar? Bu konuda Vakıflara ve Kültür Bakanlığı’na verilmiş birçok dilekçemiz vardır.

Daha önemlisi dernek kurdunuz?

Ali Baba Türbesi’ni Koruma Yaptırma ve Yaşatma Derneği’ni 2005 yılında büyük olanaksızlıklar içinde kurduk. Halen onu yaşatma mücadelesi vermekteyiz. Haklı davamızı tüm kamuoyuna anlatmak için bugüne kadar birçok televizyon programı, gazete söyleşisi yaptığımız gibi sayısız yazımız da dergiler de çıktı. Geziler ve konserler yaptık, takvim çıkardık. Saz kursu, semah kursu veriyoruz. Cenaze hizmetleri veriyoruz. Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.
Hatta şimdi Sivas’da Derreğimizin Şube’sini açtık. Bu konuda 1 Temmuz 2012’de sizlerin de katıldığı bir panel yaptık. Elimizdeki evrakları kitaplaştırmak istiyoruz.

Son bir şey söylemek istiyor musunuz?

Seydi Ali Reis diye bir komutan vardır, tarihte biliyorsunuz. Kanuni’nin Miramiri. 1553’de Basra’daki donanmayı Mısır’a getirmesi için görevlendirilir. Karayoluyla giderek donanmayı Mısır’a getirmeye çalışır. Fırtınaya tutularak Hindistan kıyılarına sürüklenir. Hindistan’da karaya çıkan elli kadar adamıyla karadan yürüyerek İstanbul’a dönmüşlerdir.
Seydi Ali Reis bir Alevi’dir. Yolculuğu sırasında tüm Alevi dergahlarını ziyaret etmiştir. Ehlibeyt’i ve Hz. Ali’yi öven birçok şiirleri, deyişleri vardır. Katibi mahlasıyla yazmıştır. Mir’atül Memalik adlı kitabı yazmıştır. Sivas’a 1557 nisanında gelen Seyid Ali Reis Sivas valisi Ali Paşa ile görüşür. Abdülvahap Gazi Hazretleri’nin türbesini ziyaret ettikten sonra Ali Baba Sultan ile buluşurlar ve görüşürler. Hayır dualarını aldıktan sonra İstanbul’a doğru yola çıkar. Ali Baba için “Ne büyük bir şahsiyet, ne büyük bir veli, hayır duasını alarak sefere çıktım”, der. Halk dilinde bir söz vardır, başına Seydi Ali Reis halleri geldi, sözü onun macaraları üzerine söylenmiştir.

Ali Baba’yla ilgili anlatılan bir de fırka veya hitmet var?

Zamanın birinde Ali Baba Sivas’ta gezerken, Sivas’ın paşası onu çağırmış demiş ki, şöyle yamacıma gel derviş, söyle bakalım dünyanın tadı tuzu nedir? Ali Baba hiç duraklamadan demiş ki, dünyanın tadı tuzu yemek, içmek osurup sıkmaktır. Vay saygısız herif, zındık Kızılbaş bu nasıl konuşmaktır, diyen paşa Ali Baba’yı huzurandan kovmuş. Ali Baba apar topar konaktan dışarı atılırken, demiş ki, öyleyse yiyip içesin de osurup sıçamayasın!.. Yiyip içip hacet gideremeyen paşa, şişmeye başlamış, öyle ki patlayacak noktaya gelmiş. Vilayetteki hekimlerin hepsi toplanmış derdine çare bulamayınca, Ali Baba Sultan’ı çağırtmışlar demiş ki; Aman derviş ben ölüyom beni kurtar ocağına düştüm. Ali Baba Sultan şart koşmuş demiş ki: her osurman için bir Osnamlı köyü alırım. Can derdinde olan paşa, hemen şartı kabul etmiş. Ali Baba Sultan, hükümdarı yere yatırmış, ayağıyla karnına bastırınca, hükümdar bir zartlatmış. Bir defayla rahatlama olur mu? Ali Baba Sultan bastırmaya devam etmiş; hükümdar her rahatlamada bir köy bağışlamış… İş uzayınca paşanın karısı isyan etmiş demiş ki; Ne yapıyorsun efendi?… Bütün topraklarımızı verdin yarın biz ne yapacağız? Paşa, rahatlamanın keyfiyle demiş ki; hanım hanım, ben isteyerek mi veriyorum, osurta osurta alıyor!…

Söyleşi: Ayhan Aydın, 6 Temmuz 2012, İstanbul

Ali Baba Sultan Ocağı Cemlerinde ON İKİ HİZMET

1) MÜRŞİD-PİR: Mürşidlik makamı Şah Hüseyin’indir. Pirlik makamı ise Hünkar Hacı Bektaş Veli’nindir. Rehber ise, tüm hizmet sahiplerine yol gösterici, onlarla birlikte meydana gelendir.
-Allah, Muhammed, ya Ali! diyerek üç kez posta niyaz edip o makama oturan Mürşid, Pir, şu gülbeng (kelime-i tevhit) ile Cem’i birler: Bismişah! Allah, Allah!
-La ilahe illallah, Muhammed’in Resülullah! Ali’yin veliyul-lah, mürşid-i kamiluuah!… Kubbeyi devran, duvazda Oniki İmam!… Oniki İmamlar aşkına, öz (itikat) bütünlüğüne, Cem birliği¬ne diyelim Allah Allah! Şefaat senden ya Muhammed!…
Geldiğiniz yol, Muhammed-Ali yoludur. Durduğunuz Dar, Mansur’un doğruluğudur. İndiğiniz (eğildiğiniz) secde, teslimiyet yeridir. Niyetleriniz kabul, muratlarınız hasıl; erenler evliyalar yardımcınız ola! Hü diyelim gerçeklerin demine, devranına, mümine ya Ali!..
Cem Birlemesi’nden sonra Mürşid-Pir, “destur” (izin) verir, edep-erkan gereği dizleri üzerinde oturan canlar, rahat oturuşa ge¬çerler.

2) PEYİKCİ: Cem ibadetinin yapılmasını, ceme katılacak olan canlara haber verir. -Miirşid-Pir’in cemevine gelmesine yar¬dımcı olur; ve şu gülbengle kendisini ifade eder:

- Bismişah! Allah, Allah!..

Bülbül oldum, bugün gülzar geldim!
Halim arzetmeye dil-dara geldim!
Koyarlarsa bizi bizden içeri!
Erenler kapısında düşmeye, didara geldim!…

Rehber, ona şu duayı okur:
– Bismişah! Allah, Allah!..
Hizmetin kabul ola, muradın ha¬sıl ola! Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirim Hacı Bektaş-ı Veli derga¬hına kayıt ola! Gerçeğe hü, mümine ya Ali!..

3) İBRİKÇİ: Hizmet sahibi iki kişi (er veya bacı).Rehberin eşliğinde Mürşid-Pir postuna niyaz ederler. Biribirlerinden rızalık alarak ellerini yıkar, paklarlar. Ve hizmet yapmaları için şu duayı alırlar:
– Bismişah! Allah, Allah!..
Er cemali, Pir kemali, nur İmam Hasan, imam Hüseyin, Ali¬ydi Muıtaza ol Muhammed Mustafa’nın cemaline verelim selavat: Allahümme şali ala seyyidiııe Muhammed’in ve ala, evladi seyyidine Muhammed!..
Allah, Allah! Hizmetiniz kabul ola, mu¬radınız hasıl ola! Zahir-batın erenlerin, evliyaların himmeti üzeri¬nizde hazır ve nazır ola!
Hü gerçeklerin demine, devranına, mü¬mine ya Ali!…
Dua alındıktan sonra hizmetlinin birisi Mürşid-Pir’den baş¬layarak ön saftaki canlann ellerine su döker. Diğer hizmetli ise havlu ile ıslak elleri kumlar. Böylece can ve cem paklığı sağlanmış olur. Sonra bu el suyu .ayak değmemiş bir yere dökülür. Eğer, hizmetli, bu el suyunu dökecek temiz yer bulamazsa, Ka¬dıncık Ana gibi içerek yok eder.

4) SECCADE: İki hizmetli can tarafından getirilen seccade, Mürşid-Pir önünde meydana serilir. Birisi iner (eğilir) diz çöker, seccadenin dört köşesine dört meleği anarak niyaz eder; ve ortası¬na da Ehlibeyt’i gövdesinde toplayan Fatima-i Zehra adına aşkı niyazda bulunur. Bu, dört melekle Tanrı’nın Fatima-i Zehra’da birleşmesidir. Bu hizmetle cümle can pir-i pak olur; Hak ile Hak olma yolunda menzil alır…

5) GÖZLEKÇİ (GÖZCÜ): Elindeki asasıyla meydâna gelip edep-erkan gereği duran Gözcü için, Mürşid-Pir, cemaate sorar: – Gözcüden razı mısınız?
Rızalık alındıktan sonra Mürşid-Pir, bu kez Gözcü’ye sorar:
– Sen asandan, asan senden razı mı? Gözcü; asasına niyaz edip:
– Asam benden razı ise ben de asamdan razıyım, der.
Mürşid-Pir, oturmasını söyler.
Gözcü asasını dik tutarak diz çöker ve şu duayı alır:
-Elif harfi doğruluğunda bir ucu yerde, bir ucu gökte duran asasıyla canlara adaletli davranacak olan Gözcü’nün hizmeti ka¬bul, muradı hasıl ola; Gözcü Karacaahmed Sultan’ın defterine ya¬zıla.
Gözcü, yerine çekilir. Bu arada Mürşid, Pir veya Rehber Dede, insanlık adına nasihatlarda bulunur ve hayırlı dualar okuya¬rak cemaati “Allah, Allah!” nidalarıyla coşturur.

6) ZAKİR: Deyiş ve nefesleri saz ile söyleyen Zakir’in duası şöyledir:
– Bismişah! Allah, Allah!…
Çalanımıza, çağıranınıza; okuyanımıza, yazanımıza gökten hayırlı rahmet ine!
Yemini, Virani, Nesimi, Hatai, Fuzuli, Kul Himmet ve Pir Sultan Abdal’ın keşfi kerametleri üzerinize hazır ve nazır ola! İlminiz sonsuz, nefesimz keskin ve gür ola! İmam Zeynel Abidin, cümleyi darından, didarından ayırmaya! Gerçeğin demine, devranına hü, mümine ya Ali…

7) ŞAMDANCI (ÇERAĞCI-DELİLCİ): Cemevini ışıklan¬dıran Şamdancı, delillerin yanışını kontrol eder. İftiracıların söy¬ledikleri gibi “mum söndürülmez;” çerağ yakılır ve cem süresince kandiller yakalı kalır.
Şamdan her gece yakılmaz; kurban ve cuma geceleri usulen yanar ve şu dua okunur:
-Bismişah! Allah, Allah!…
Şamdan çırağı uyandırdık ol Hûda’nın âşkına! Yansın, ışık¬lansın arş ile yer billahın aşkına! Fahri alem Muhammed Musta¬fa’nın aşkına! Sultan Baha’nın, Hak erenlerin aşkına! Hazreti Hünkar, kutbi evliyaların aşkına! Seyyidi saadeti, muhibi saadet, turu münacat, verelim Muhammed Mustafa’ya selavat!..
-Allah, Allah! Hizmetin kabul, muradın hasıl ola! Karanlık zihinler aydınlık ola! Cabir Enser’den şefaat ola! Gerçeğe hü, mü¬mine ya Ali!….

S) SAKA (SUCU): “Bade” ve “Rızalık” Suyu da denilen Sa¬ka Suyu, cemaate yetecek kadar bir kaba konulur ve Mürşid-Pir tarafından dualandınlır. Sonra herkese dağıtılır. Bu arada Zakirler Şah Hatai veya diğer yedi ulu ozandan deyişler, nefesler okurlar. Bu hizmetin en büyük özelliği, Yezit tarafından Kerbela’da susuz şehid edilen İmam Hüseyin ve yakınlarının anısına herkese su dağıtılması ve Yezid’e lanet okuyup, Şah Hüseyin’e ağıt yakılmasıdır. Bu hizmet de, sadece kurban ve cuma geceleri yapılır.

9) SEMAHÇI: Abuzergaffar’in olan semah, yerin özelliğine göre, ama en az iki bacı, iki er kişi ile olabileceği gibi, daha çok çift ile de olabilir. En önemli semah, Kırklar Semahı ve onu takip eden Pervaz Semahı’dır. Semahlar da dualarını alarak dönülür.

10) KURBANCI (LOKMACI-SOFRACI): Kurbanlık orta¬ya getirilir. Kurbana, kurbanlığın sol yanında durup kurbanın sağ ayağını gözü hizasına getirir ve ona niyaz eder.
Mürşid-Pir, cema¬atle birlikte şu gülbengi okur:
– Bismişah! Allah, Allah!..
Kurban-ı Halil, ferman-ı-Celil, canı İsmail, tüyü Cebrail, peyiği Sultan, bir izni kurban!.. Allah-u ekber! La ilahe illahlah-u vallahu ekber! Allah-u ekber, velillah-u hamd!..
Üç kez yinelenen bu gülbengle kurbanlık tekbirlenir, kesi¬me gönderilir. Zakirler, deyiş ve nefesler söyler. Mürşid-Pir, “kurbanlar’kabul, muradlar hasıl ola! Tüyü basma bin hacet yazı¬la! Gerçeğin demine, dermanına hü, mümine ya Ali!”derler.
Kurban pişirilip lokma edildiğinde, sofra kurulur. Mürşid-Pir şu duayı okur:
– Bismişah! Allah, Allah!.. Evvel Allah diyelim, daim Allah diyelim! Geldi Ali sofrası, hep beraber Şah diyelim! Hak versin, biz yiyelim! Gerçeğe hû diyelim!…
Yemekten sonra da şu dua okunur:
– Bismişah! Allah, Allah!..
Lokmalar kabul ola, muratlar hasıl ola! Yiyene helal, yedi¬rene delil ola! Gerçeklerin demine, devranına hü, mümine ya Ali!..

11) FARAŞÇI (SÜPÜRGECİ): Hizmetli, postun önüne ge¬lip, “Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali” diyerek üç kez süpürgeyi yere çalar (değdirir) ve Dar’a durup şunları söyler:
– Bismişah! Allah, Allah!.. Hüseyin’i Kerbelâ için gözlerim kan ile yaştır! Yezid-i ikrarsızın her zaman kalbi kara taştır! Kırk¬lar içinde pirimiz, üstadımız Seyyidi Farraş’tır. Er cemali İmam Hasan, İmam Hüseyin, Aliyel Murtaza, ol Muhammed Musta¬fa’nın, Salman-i Pak rengine niyetimiz salavattır!..
Mürşid-Pir, şu duayı yapar:
-Bismişah! Allah, Allah!..
Yaptığın hizmetler Salman-ı Pak’m ola, şefaat bulasın! Gerçeğe hü, mümine ya Ali!..

12) BEKÇİ: Cemevine ve ceme katılan canların boş bırak¬tıkları evlerini bekleyen, onları koruyup kollayan Bekçi de, cem törenlerinin bitiminde şu dua ile nasibini alır:
-Bismişah! Allah! Allah!.. Erenler sefasına, bekçiler davasına hizmetiniz kabul, muradınız hasıl ola! Yaptığınız hizmetler Şah Hasan, Şah Hüseyin eliyle Hünkar Hacı Bektaş Veli dergahı¬na kayıt ola! Gerçeğin elemine, dermanına hü, mümine ya Ali!..
Oniki Hizmet burada son bulur.
Dağılma aşamasında Mürşid-Pir, şu duayı okur:
-Bismişah! Allah, Allah!..
Gidenin-duranın, govsüz-kıybetsiz evine varanın, eşine niyaz edenin, sır saklamasını bilenin demine mümin ya Ali!..

Ali Baba Sultan’la İlgili Bazı Şiirler

Demani Dede (1843-1919)
Ali Baba Sultan Gele Ulaşa

Bindim aşk atına çok beller aştım
Ali Baba gele ulaşa
Geldim Divriği’ne deryaya düştüm
Ali Baba Sultan gele ulaşa

Heze’ye vardım Heze alaca
Üst tarafında Divriği’n nice
Adamlu belleri yüceden yüce
Ali Baba Sultan gele ulaşa

Eski Heze, Yeni Heze bir oldu
Çok muhabbet ettik hepsi sır oldu
İkrarında kalan yekte nur oldu
Ali Baba Sultan gele yetişe

Üç gece mihman oldum Yuharıoba’ya
Allah emeğimizi verme hebiye
Bir evsan eyledim Mehmet Baba’ya
Ali Baba Sultan gele yetişe

Çıktım Asurcuk’a dört yanı hisar
Mümün kullarına eyle bir nazar
Gerçek ere verme intizar
Ali Baba Sultan gele yetişe

Ökürü’yü vardım ganalya verdim
Dokuzlara çıktım murada erdim
Hubuyar Dedeme yüzümü sürdüm
Ali Baba Sultan gele ulaşa

Demani’nin bin derdini bir eden
Hacar’ı at edip binip yürüten
Mümin isen biat olmaz geriden
Ali Baba Sultan gele ulaşa

Derleyen: Aşık Kul Tahir Dede

(Demai Baba’dan: 1843-1919)

Pir Ali Baba

Dün gece seyrimde dergaha girdim
Yetiş imdadıma Pir Ali Baba
Pir ali Baba’ya yüzümü sürdüm
Yetiş imdadıma Pir Ali Baba

Kün deyip yerin göğün binasın kurdun
Bu kevni mekanın zeminin buldun
Amasya elinde furuna girdin
Yetiş imdadıma Pir Ali Baba

Aslınız haktandır ceddiniz pektir
Lütfeyle efendim ihsanın çoktur
Horasınlı aslın, menendin yoktur
Yetiş imdadıma Pir Ali Baba

Der Demani’m bu nasıl haldır
Af eyle günahım badeyi doldur
Cümleye nasip veren bir yeşil eldir
Yetiş imdadıma Pir Ali Baba

Derleyen: Tahir Aslandaş Dede

Sefil Sadık

Pir Ali Baba

Cemalin nurundan halk etmiş Hüda
İsmiyle müsamma Pir Ali Baba
Cemalin görenler bakmaz mir’ata
İsmiyle müsamma Pir Ali Baba

Gel sır cemalin bizlere göster
Cemalin gören canlar en ister
Müyesser olmayan kapını bekler
İsmiyle müsamma Pir Ali Baba

Hacarül Beytullah mihrabın sensin
Ezeli ervahtan kandilde nursun
Muradımı veren Piri Hünkarsın
İsmiyle musamma Pir Ali Baba

Dergahını sorarsan bir yeşil maya
Tarif eyleyemem benziyor aya
Yüzüne bakmakla doyulmaz ona
İsmiyle musamma Pir Ali Baba

Bu Sefil Sadık’ın kemter gedatır
Kapında beklemek cana sefadır
Vallahi billahi medhe zezadır
İsmiyle musamma Pir Ali Baba

Derleyen: Tahir Aslandaş Dede

(Şiirler Daha Önce Şurada Yayınlandı: Serçeşme Dergisi, Alevi Bektaşi Ulularını Tanıyalım: Ali Baba, Haziran 2007, Sayı: 30)

ALİ BABA GİBİ PİR VAR SİVAS’TA

Gelin ey gafiller idrak eyleyin
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta
Evladı Rusele biad eyleyin
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Mümin olan talip pirini özler
Hani nerde kaldı verilen sözler
Yad ellere demez sırrını gizler
Ali Baba gibi pir var Sivas’da

Dediler sen kimsin, nerden gelirsin
Paşanın, vezirin zulmün görürsün
Ali Baba haykırdı; ıslah olursun
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Amasya ilinde saraya vardı
Bir zalim veriden hesap sordu
İman etmediler fırına girdi
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Yeşil ırmağa dur deyince durdu
Veziri paşası hapisi gördü
Zehiri içirdiler fincana koydu
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Gaddar bir viziri islah eyledi
Yeyip içip defni hacet söyledi
Endi aşkın deryasını boyladı
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Eşiğe koydular ekmekle kitap
Ali Baba durup, eyledi hitap
Çöz, çözebilirsen bu nasıl hesap
Ali Baba gibi er var Sivas’ta

Sivas’a gelince bir dergah kurdu
Muhammed Ali’nin yolunu sürdü
Zalim Yezidlere çok cefa gördü
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Pir Sultan Abdal’la oldular gardaş
Hubyar Sultan, Kul Himmet yola yoldaş
Süklün Koca, Kalender’le hem sırdaş
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Ali Baba Sultan kurdu bir ocak
Bütün insanlığa açıldı kucak
İlim irfan yayıldı köşe bucak
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Nice çiğler pişti kaynadı kazan
Bu ceme giremez yolundan azan
Bakmadan görüpde duymadan sezen
Ali baba gibi er var Sivas’ta

Bir avuç arpayla doyurdu atı
Padişah Murat’ın yüreği katı
Bağdat’ın Seferi’nde mücüzatı
Derviş Ali gibi pir var Sivas’ta

Koru Çayırı’nda toplandı ordu
Padişah burada bir heyet kurdu
Sultan Suyu derler bir asa vurdu
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Ali Baba Vakfı’nı talan yaptılar
Ehlibeyt’in sevene bühtan ettiler
Kızılbaş diyerek dava güttüler
Ali Dede gibi pir var Sivas’ta

Kul Tahir Ali Baba’nın oğluyum
Fermanlı beratlı gerçek doğruyum
Erenler ceminde pirin yoluyum
Ali Baba gibi pir var Sivas’ta

Ali Babazade Aşık Kul Tahir

(Ali Baba Sultan Kültür Derneği 2012 Yapraklı Takvimi)

NEDEN MAZBUT OLMUŞ BU BİZİM VAKIF

Gel hemşerim doğruları konuşak
Neden harap olmuş bu bizim vakıf
Bilmez isen bir bilene danışak
Neden mazbut olmuş bu bizim vakıf

Sivas’ta bize de bir yer var mıdır?
Sizlere geniş de bize dar mıdır?
Vakıfların iadesi zor mudur?
Neden mazbut olmuş şu bizim vakıf

Buralar bizimdir aha tapusu
Asimile olmuş dergah yapusu
Gasp edilmiş mevkufların hepisi
Neden harap olmuş bu bizim vakıf

Tarihten gelir asalati aslı
Mülhak vakıfların sahibi nesli
Bu devletde olmaz mı adalet faslı
Neden mazbut olmuş bu bizim vakıf

Ben bir Alevi’yim Ali olurum
Tarıkım Bektaşi Veli olurum
Savunurum hakkım deli olurum
Neden mazbut olmuş bu bizim vakıf

Niçindir mülhak vakıf mazbut olur
Vakıf malı yiyen belasını bulur
Evlatlık vakıflar evlada kalır
Neden mazbut olmuş bu bizim vakıf

Cümle evliyalar Sivas’a derildi
Bin beşyüz kırkbeşde vakıf kuruldu
Ali Baba’da vakfiye verildi
Neden mazbut olmuş bu bizim vakıf

Gelene gidene kaynardı aşı
Ali Baba Sultan Sivas’ın hası
Kerbela’yı tutar matemi yası
Neden mazbut olmuş bu bizim vakıf

Hanı insanlık hak hukuk terazi
İkinci Mahmut’un bize garazi
Nice değirmeni nice arazi
Neden mazbut olmuş olmuş bu bizim vakıf

Ah çekerek dua ederim hergün
Dergahımız bize verilir birgün
Hanı Sarıkaya hanıya Hargün
Niçin gasp edilmiş bu bizim vakıf

Ata ecdadımdan yazılı ferman
Vakıf evladıyım dahasın sorman
Kul Tahir hepsini eyledi harman
Neden gasp edilmiş bu bizim vakıf

Ali Babanzade Kul Tahir Dede

Basında Tahir Aslandaş Dede’nin Ali Baba Sultan’la İlgili Yazıları:

• Bilimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır, Serçeşme Dergisi, Alevi-Bektaşi Ulularını Tanıyalım: Ali Baba, Haziran 2007, Sayı: 30. Konuyla ilgili özel bölüm.
• Hakikat, 8 Şubat 2011, Susamışlar Konağı İçin Şok İddia!
• Sivas’ın Sesi, 18 Haziran 2011, Cumartesi. “Alevi Dedesinden Şok Etkisi Yaratacak Sert Sözler: Sivas’ı Yönetenler Beddualıdır”.