HELSİNKİ İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ GİRİŞİMİ KOMİTESİNİN CEM EVLERİ İLE İLGİLİ MAKALESİ

Cem evleri ile ilgili olarak, Norveç Helsinki İnanç Özgürlüğü Girişimi komitesinin Cem evlerinin statü sorunu ile ilgili makalesi ektedir.

NHC:İÖG Politika Notu / Alevi Cem Evleri / Türkiye’de Din Veya İnanç Özgürlüğü

 

Cem evlerinin ibadet yeri olarak tanınmaması, din veya inanç özgürlüğü hakkına ve Türkiye’nin en büyük din veya inanç azınlığını oluşturan Alevi toplumunun kimliğine ciddi bir müdahale olarak devam etmektedir. İbadet yeri kurma hakkı, Türkiye’nin de korumakla yükümlü bulunduğu uluslararası hukuk tarafından korunan temel bir insan hakkıdır. Ne var ki, cem evlerine ilişkin karar ve politikaların ilahiyat açısından meşruiyet, ulusal birlik ve güvenlik kaygılarıyla oluşturulduğu görülmektedir. Türkiye yeniden reform sürecine dönerken, Norveç Helsinki Komitesi: İnanç Özgürlüğü Girişimi olarak insan hakları bakış açısıyla toplumsal tartışmaya katkıda bulunmak amacıyla elinizdeki politika notunu dikkatinize sunuyoruz.

Giriş

Cem evlerine ilişkin insan hakları standartlarıyla uyumlu bir politika geliştirilmesi önemli ve acil bir konudur. Cem evlerinin ibadet yeri statüsüne sahip olma(ma)sı Türkiye’de düşünce, din veya inanç özgürlüğü hakkının korunması konusunda belirleyici bir testtir.  Türkiye’nin demokratikleşme yolunda olduğu göz önünde bulundurulursa, Alevi cem evlerinin ibadet yeri olarak tanınmamasının uzun dönemde sürdürülebilir bir politika olmadığını savunuyoruz.

Alevi toplumunun sorunlarını çözme amacı taşıyan ve 2009 yılında başlayan Alevi açılımı yanıt bulması gereken pek çok sorun için adımların atılmaması nedeniyle somutlaşmamıştır.

Öne çıkan meseleler arasında Aleviler’in Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmemeleri, Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerine katılma zorunluluğu, dini önder ve öğretmenlerini yetiştirebilecekleri okullar açamamaları gibi eşitsizlikler bulunmaktadır.  Bu sorunların çözümü için Türkiye’nin devlet-din ilişkisinde temel değişiklikler gerekmektedir.

Cem evleri resmi olarak ibadet yeri olarak tanınmamaktadır. Ana noktasını cem evlerinin ibadet yeri olup olmadığı sorusunun oluşturduğu ve belediye,  valilik ve yargıyı  ilgilendiren süreçlerde cem evlerinin ibadet yeri olarak kabul edilemeyeceği görüşü hakim olmuştur.  Öte yandan, cem evlerine ibadet yeri statüsünün verilmemesinin Türkiye’nin insan hakları yükümlülükleriyle bağdaşmadığı giderek artan bir şekilde çeşitli aktörler tarafından dile getirilmektedir.

Alevi toplumu başta olmak üzere, çeşitli sivil toplum kuruluşları, devletlerarası örgütler ve uluslararası insan hakları kuruluşları cem evlerinin ibadet yeri statüsünün tanınması gerekliliği konusunda hemfikirdir. Bu mesele Türkiye içinde ve dışında Türkiye’nin insan hakları performansının önemli bir göstergesi olarak görünmektedir.  Cem evlerinin ibadet yeri statüsünün reddine  Avrupa Birliği Türkiye İlerleme raporlarında da dikkat çekilmektedir.[1]

Türkiye’nin ibadet yeri kurma hakkını etkin bir şekilde korumamasının sadece Alevi toplumunu değil, diğer din veya inanç gruplarını da etkilediğinin altını çizmek gerekir. Kısıtlayıcı mevzuat ve uygulama gayri-Müslim toplulukların kullandıkları ibadet yerleri için ibadet yeri statüsü edinememelerine yol açmaktadır.

Camiler söz konusu olduğunda ise, DİB’in, camilerin yönetimince tek el olmayı sürdürmesi önemli bir sınırlama olarak devam etmektedir. Cem evlerine ilişkin bir çözüme varılması herkes için din veya inanç özgürlüğü hakkının korunmasına katkıda bulunacaktır.

Türkiye’deki tüm inanç gruplarının ibadet yerine ilişkin yaşadıkları sorunlar hakkında daha geniş bir değerlendirmeyi Türkiye’de Din veya İnanç Özgürlüğü İzleme Raporu Ocak-Haziran 2013 başlıklı raporumuzda bulabilirsiniz.

Arka Plan

Türkiye’de kentleşmeyle birlikte Alevi toplumunun önemli bir kesimi ibadet için cem evlerini de kullanmaktadır. Cem evlerinin sayısı konusunda net bir istatistik olmasa da, İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Türkiye’de 937 cem evi bulunmaktadır.[2]  Herhangi bir statüye sahip olmayan cem evleri genellikle bir dernek veya vakıf tüzel kişiliği çevresinde kurulmaktadır. Ancak ibadet yeri statüsünün getireceği mali ayrıcalıklardan ve kamu mali desteğinden yararlanamamaktadır.

Cem evlerinin ibadet yeri olarak tanınmamasına ilişkin iki temel gerekçe, Müslümanların ibadet yerinin cami olması görüşü ve tekke ve zaviyelerin kapatılmasını öngören 677 Sayılı Kanun’un cem evlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmesi önünde engel olduğu görüşüdür.

DİB, İslam’da tek ibadet yerinin cami olduğu görüşünü dile getirmiştir.[3]  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde cem evi açılması amacıyla yapılan bir başvuru da, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Müslümanların camide ibadet ettiği görüşü temel alınarak reddedilmiştir.[4]  Son dönemde alınan bir yüksek yargı kararı, “633 sayılı Yasa ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı’’ görüşüne dayanmaktadır.[5]

Oysa, söz konusu hüküm Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev ve yetkisine ilişkindir ve cami ve mescit dışında başka bir ibadet yeri olamayacağı şeklinde yorumlanamaz. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin 677 Sayılı Kanun ise, savunulanın aksine, cem evlerinin ibadet yeri sayılması önünde bir engel oluşturmamaktadır.

Şayet cem evleri söz konusu kanun kapsamında olsa idi, serbestçe var olmaları mümkün olmazdı ve cem evlerinin kapatılması gerekirdi.

Uluslararası Hukuk

Türkiye’nin de taraf olduğu insan hakları sözleşmelerine göre din veya inanç özgürlüğü ibadet yeri kurma hakkını da içerir.[6]  İbadet etmek izne veya belirli bir statünün kazanılmasına bağlı olamaz. Bu noktada, cem evlerinin ibadet edilen yerler olarak, hali hazırda ibadet yeri olmalarıyla, ibadet yeri statüsüne sahip olmaları arasındaki ayrımı gözetmek önemlidir.

Cem evinde ibadet etmek için resmen ibadet yeri olarak tanınması şart değildir. Öte yandan, ulusal yasal sistem içinde yer alan ibadet yeri statüsü bazı ayrıcalık (çeşitli vergi avantajları ve elektrik ve su giderlerinin tümüyle veya kısmen kamu finansmasıyla karşılanması gibi) ve hakları beraberinde getiriyor ise, bu statünün tanınmasında bazı önemli insan hakları yükümlülüklerinin gözetilmesi gereklidir.

 

Devletin din veya inancı dışa vurma hakkına, ve bu nedenle ibadet yeri kurma hakkına ilişkin rolü kolaylaştırıcılıktır. Burada öne çıkan yükümlülük devletin dinle ilgili işlem ve eylemlerinde tarafsızlık ilkesini gözetme yükümlülüğüdür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, “sözleşme açısından, ilkesel olarak din özgürlüğü konusunda, devletin dinsel inançların veya bu inançların dışavurum biçimlerinin meşruiyetine ilişkin bir değerlendirmeye” yer veremez.[7]

Dolayısıyla cem evlerinin ibadet yeri olup olmadığı konusunda devlet herhangi bir değerlendirme yapamaz.

Ulusal Mevzuat

Anayasanın 24. Maddesi açıkça ibadet yeri kurma hakkını korumasa da, ibadet etme hakkı atfedilen genel koruma, ibadet yeri kurma ve devam ettirme hakkını da içerir.

İmar Kanunu (3194 Sayılı) planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları göz önünde tutularak lüzumlu ibadet yerlerinin ayrılacağı hükmüne yer verir; burada “ibadet yeri” ifadesiyle, özel olarak herhangi bir ibadet yerinden bahsetmeyerek aslında tarafsız bir ifadeye yer verilmiştir.[8] Diğer taraftan, ibadet yeri statüsünün tanınması, ilgili yerin mülki idari amirinin iznine ve imar mevzuatıyla uyumuna bağlıdır.[9]

Uygulamaya bakıldığında, yasalarla mümkün hale gelenin, uygulamada olanaksız hale getirildiği görülmektedir. Gayri-Müslimler’in durumuna bakıldığında, ibadet yerleriyle ilgili yönetmeliklerin ibadet yeri statüsü başvurularının başarısız olması için kullanıldığı görülmektedir; Aleviler’in durumunda ise, mülki idare amirinin izni alınamamaktadır.[10]

Sonu olarak, 2003 yılında gerçekleştirilen ve cami kelimesinin yerine, tarafsız ve her ibadet yerini kucaklayan ibadet yeri ifadesini içeren mevzuat değişikliği, henüz Türkiye toplumundaki din veya inanç çeşitliliği için çözüm sağlayamamıştır.

Politika Seçenekleri

Türkiye’nin önünden en azından üç farklı politika seçeneği olduğu görülmektedir.

Mevcut durumun sürdürülmesi, cem evlerinin herhangi bir statüye sahip olmamaları anlamına gelecektir. Türkiye’nin insan hakları yükümlülükleri ve toplumsal talepler göz önünde bulundurulduğunda bu sürdürülebilir bir durum olarak görülmemektedir. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne cem evlerinin ibadet yeri statüsünün reddine ilişkin bir başvuru yapılması halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine bir karar çıkma olasılığı çok yüksektir.

İnanç veya kültür merkezi olarak yeni bir statü oluşturulması, üzerinde durulan bir diğer seçenektir. Bu statü ibadet yeri statüsünden farklı bir statü olacaktır. İnsan hakları hukuku aynı durumda farklı muamelenin nesnel bir şekilde gerekçelendirilmesini gerektirir. Buna göre, cem evlerine diğer ibadet yerlerinden farklı bir statünün verilmesi söz konusu olduğunda, bu farklı muamelenin nesnel kriterlerle açıklanması gerekecektir. Aksi takdirde bu farklı muamele ayrımcılık sayılır. İbadet yeri statüsüne sahip olan cami, mescit, kilise ve sinagoglardan farklı olarak, cem evlerine bu statünün verilmemesi için nesnel bir gerekçe ileri sürülmemektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşünün temel alınması nesnel değil, belirli bir ilahiyat görüşünü dikkate alan öznel bir gerekçe olduğu için kabul edilemez. Ek olarak, toplumun “haksızlığa karşı adalet” (% 65,1) ve “Türk, Kürt, Sünni, Alevi gibi her türden farklılıklar arasında eşitlik” (% 50,4) talepleri,[11]  de bu seçeneğin toplum tarafından kabul görmeyeceğine işaret etmektedir.

Cem evlerinin ibadet yeri olarak tanınması, Türkiye’nin de taraf olduğu insan hakları sözleşmelerinin kriterleriyle uyumlu bir adım olacaktır. Resmi olarak ibadet yeri olarak tanınan cem evlerinin yönetimi, mevcut durumda olduğu gibi, inanç gruplarına bırakılmalıdır. Resmi olarak tanınan ibadet yerlerinin sahip oldukları ayrıcalıklar veya muafiyetler geçerli olmalıdır. Bunun yanı sıra Alevi toplumunun cem evlerinin ihtiyaçlarının karşılanması için kamu finansmanına yönelik talepleri kapsayıcı bir şekilde tüm paydaşların katılımıyla biçimlendirilecek politikalarla karşılanmalıdır.

Öte yandan, kamu finansmanı veya cem evlerinin yönetimine ilişkin belirsizlikler cem evlerinin ibadet yeri olarak tanınması için bir engel oluşturmamalıdır. Müslüman toplumu için camilerin yanı sıra cem evlerinin de resmen ibadet yeri olarak tanınması Türkiye toplumunun dinsel çeşitliliğini dikkate alan bir örnek oluşturacaktır. Bu ancak devletin tarafsızlık yükümlülüğünü gözetmesiyle mümkün olabilir.

Sonuç

Özet olarak, cem evlerinin ibadet yeri olarak tanınması Türkiye’nin inanç özgürlüğü hakkını koruma yükümlülükleri ve hedefine ulaşmada önemli bir fırsat sunmaktadır. Türkiye hükümeti gerek uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini gerekse Türkiye içinde dile getirilen demokratik talepleri dikkate alarak bu yönde bir adım atmakla tarafsızlık ve çoğulculuk ilkelerini de gözetmiş olacaktır.

Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi, yukarıdaki değerlendirmeler ışığında  aşağıdaki tavsiyeleri dikkatinize sunmaktadır:

- Bazı ibadet yerlerine indirimli tarife uygulanmasına olanak veren 12.04.2002 tarihli ve 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 2(f) bölümünde yer alan “ibadethaneler (cami, mescit, kilise, havra ve sinagog)” ifadesine “cem evi” ifadesi de eklenmelidir. Söz konusu Karar, 3. Maddesi’nde ibadet yerlerinin elektrik giderlerinin takip eden yılda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesine konulacak ödenekten karşılanacağını belirtmektedir. Aynı madde ibadet yerlerinin su giderleri için ortalama fiyat uygulanmasını öngörmektedir

- 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun Ek 2. Maddesi uyarınca mülki idare amirleri, cem evlerinin ibadet yeri statüsü için başvurularını değerlendirirken Anayasa’nın 24. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. Maddesi’ni temel alarak karar almalıdır. Gerektiği takdirde Başbakanlık bu konuda bir genelge yayınlamalıdır.

- Belediyeler imar planlarının düzenlenmesinde, ibadet yeri için yer ayırırken sadece camileri değil, tüm ibadet yerlerini dikkate almalıdır. Bu kararlarda inananların görüşleri birincil referans kaynağı olarak alınmalıdır.

Daha fazla bilgi için Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi Projesi yöneticisi Mine Yıldırım ile temas kurabilirsiniz- yildirim@nhc.no .

[1] Avrupa Komisyonu, 2012 Türkiye İlerleme Raporu, Ekim 2013.

[2] T24, “CHP’li Aygün, Bilgi Edinme Yasası kapsamında Türkiye’deki cemevlerinin sayısal profilini ortaya çıkardı”, 15 Mart 2013.

[3] Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan İçişleri Bakalığı’na gönderilen 1773 Sayılı ve 17 Aralık 2004 tarihli belge.

[4] Ntvmsnbc, “Meclis’te Cemevi Talebine Ret”, 09 Temmuz 2012.

[5] Sabah, “ Yargıtay: Cemevi İbadethane Değildir”, 26 Temmuz 2012.

[6] BM İnsan Hakları Komitesi, 22 Sayılı Genel Yorum: Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı (Madde 18) UN Doc. CCPR/C/21/Rev.1/Add.4, para. 4. AİHM, Vergos – Greece, 24.06.2004, Başvuru No. 65501/01, para. 32.

[7] AİHM, Besarabya Metropolit Kilisesi – Moldova, Başvuru No. 45701/99, 27.03.2002, para. 117.

[8] Article 2 of theSupplementary of the İmar Kanunu [ZoningLaw] No. 3194, 03 Mayıs 1985.

[9] Ibid.

[10] NHC:İÖG, “Monitoring Report on the Right toFreedom of ReligionorBelief in Turkey- January-June 2013”, Istanbul, September 2013.

[11] TESEV, Anayasa’ya Dair Tanım ve Beklentiler Saha Araştırması, Eylül 2012, s. 23.

Yazar: NHC:İÖG