HALK OZANI HÜSEYİN ÇIRAKMAN HAKKA YÜRÜDÜ

HALK OZANI HÜSEYİN ÇIRAKMAN HAKKA YÜRÜDÜ

 

Hüseyin Çırakman’ı kaybettik.

Bugün bize hoş geldiniz erenler’in yazarını, halkın sevdalarını, davalarını ve dertlerini şiirlerinde ustaca dile getiren bir büyük ustayı kaybettik.

Hüseyin Çırakman Çorum’dan çıkıp ülkenin başkentinde bir gecekonduda sürdürdüğü ve nihayetlendirdiği yaşam serüveni boyunca her zaman doğrunun yanında yer almıştır.

Hayat boyu büyük ekonomik sıkıntılar çekse de sofrasını herkese açan Hüseyin Çırakman, zalimin karşısında bükülmeden dimdik ayakta durabilmeyi başarmış, Anadolu halkının, gecekondu çilesini çeken, bir kenara itilmiş Türk halkının, kavga ve sevgi destanlarını yazmıştır.

Türk Halk Edebiyatı içerisinde önemli bir yeri olan Halk Ozanlığı geleneğinin günümüzde yaşayan en önemli temsilcilerinden birisi olan Hüseyin Çırakman, yazdığı akıcı şiirlerle hayattayken belli bir üne kavuşan, özellikle Alevi Bektaşi inanç ve felsefesinin derinliklerinde olan değerleri, yaşam bütünlüğünü, şiirlerinde çok büyük ustalıkla işleyen, bu manada Kemal Özcan (Derviş Kemal) gibi belki de yaşayan son bir kaç temsilciden birisiydi.

Tanrı yaratan toprak Anadolu’dan, Çorum’dan, yani Hititlerin yurdundan gelen ozan Alevi inancını özüyle kavrayan ve yaşayan bir inanç önderiydi aynı zamanda.

Çok uzun yıllar bir geleneğin temsilcisi olarak sadece yazdığı şiirlerle değil, düşünceleriyle, eylemleriyle, halkın çekmiş olduğu derin ekonomik sorunları bizzat kendisi de yaşayan birisi olarak, bunları durmadan haykıran  ama Yunus’un dünyasında hak ve adalet arayan bir bilge kişi olan Çırakman; Anadolu Eren ve Evliyalarının içinde gezinirken Pir Sultan Abdal’ın kendisinin rehberi olduğunu söylemiştir.

Türk yurdundan, Anadolu toprağından, hele de ufukların ötesinde kimliğiyle her zaman yanındaki güven kaynağı olan Büyük önder Mustafa Kemal Atatük’ten sonra, bir canın partisinin başına gelmesine sevinmiş, onu tüm ömrünce ailesiyle mütevazi bir hayat sürdüğü gecekondu da ağırlarken Kılıçtaroğlu’na sevgisini ve umudunu dile getirmişti.

Uzun yıllardan beri yaşadığı Mamak’taki gecekonduda; 28 Şubat’ta Hakk’a yürüyen Hüseyin Çırakman’ın naşı, vasiyeti üzerine; Sungurlu yolu üzerindeki Akpınar Köyü’ndeki Arifağa Türbesi’nin yanına 1 Mart’ta dostlarınca defnedilmiştir.

Anadolu’da halkının içinden çıkıp, halkı için mücadele edip, sazını çalmış tüm ozanlar gibi Hüseyin ÇIRAKMAN’ın;

Halkı için düşünen, üreten, soran, sorgulayan beyninden çıkan ışıklar sonsuza kadar bizim önümüzü aydınlatacaktır.

O pirlerin, mürşitlerin, Anadolu eren ve evliyalarının yanındaki yerini alırken, bize bırakmış olduğu mirasa sahip çıkacak yeni ozanların arayışındaydı.

Halkın olduğu her yerde ozanlar her zaman var olacaktır.

Düşünceleri ülkemizde Atatürk’ün Devrimci mücadelesinde ve ülküsünde sonsuza kadar yaşayacaktır.

Yolu yolumuz,

Davası davamız,

Işığı her zaman meşalemiz olacaktır.

Ruhu Şad olsun.

 

AYHAN AYDIN

 

Aşağıda kendisiyle daha önce yaptığımız ve Günümüz Alevi Ozanlar kitabında yayınlanan söyleşimizi ilginize sunuyoruz…

 

Ayhan Aydın

 

 

 

 

HÜSEYİN ÇIRAKMAN

- ÇIRAKMAN -

 

Siz, Anadolu kültürünün sesli ve sözlü yorumu olan, Halk Ozanlığı’nın günümüzdeki önemli temsilcilerinden birisiniz. Bin bir zorlukla geçse de yaşamınız, hayatı, insanları hep sevdiniz, onlarla iç içe oldunuz. Saz çalmaya nasıl başladınız? Çalışmalarınız nasıl bir seyir izledi. Hangi ozanlardan etkilendiniz? Kimlerle beraber olup, bu yolu sürdünüz?

1930 yılında Çorum’un Sungurlu İlçesi’nin Körkü Köyü’nde dünyaya gelmişim. Babam, usta aşık deyişlerini cemlerde okurdu. Saz çalamazdı. Ben 10 yaşımda iken halk müziğinden etkilenmiş, istikametimi güzel duygularla ifade etmeyi özümsemişim ki bir daha bu sanatı bırakamadım. Saz çalmayı köyümüzdeki Nesimi isimli bir dededen öğrendim. On dört-on beş yaşlarında kalbimi ve gönlümü ekmek kadar, su kadar sevgiye açtım, özüme yerleştirdim. O dönemde eski aşıklardan çok çalıp okunurdu. Ben de ilk zamanlar onlardan çalıp okudum. Yirmi yaşımda ben de deyişler yazmaya başladım. Daha sonra ise, felsefeye, bilime, tasavvufa önem vermeyi işleyen deyişler yazdım. Bugün de buna devam etmekteyim. Halkın sesinin Hakk’ın sesi olduğunu kabul ettim. Halkın insanca yaşaması için bundaki sorumlu insanları çok eleştirdim. Deyişler yazdım, çaldım, okudum, dinlettim de.

“Yer tutar içinde sevgi özünde / Gülümseme eksik olmaz yüzünde / Tüm insanlar birdir onun gözünde / İnsan haklarına saygı duyanlar” (H. Çırakman). Hüseyin Çırakman hayatı boyunca dürüst, onurlu, haysiyetli din, dil, ırk ayrımı gözetmeyen, bilgili duyarlı bir insan ve insanlık peşinde koştu. Bunun özlemini duydu. Çağdaş düşünceye, insan haklarına, bilim ve tekniğe ulaşmak için sizce neler yapılmalıdır?

Çocuklar ilkokulda okurlarken onların kabiliyetini ölçüp, o kabiliyetli çocukları deneylerle araştırmalarla ortaokula (sanata) yönlendirmek lazım. Liselerde de onlara daha geniş imkanlar tanınmalı o çocuklar imtihansız üniversitelerde araştırmacı yapılmalıdır. Böylece bilim halka anlatılmalı, halka düşünce öğretilmelidir. Fakat ne yazık ki ülkemizi yönetenler bilimden, insan haklarından ne kadar uzak olduklarını her gün gösteriyorlar. İnanç özgürlüğü adı altında dine dayalı, teokratik şeriat özlemcilerinin çalışmaları hat safhaya vardı artık. Halkımız bilime; tekniğe sahip çıkarak şeriata karşı uyanık olmak zorundadır.

“Gelip madde ile ruha karışan / Tabiatla güzellikle yarışan / Yetmiş iki millet ile barışan / Biri sevgi biri saygı biri aşk” (H.Ç.) “Gülümseyip gözlerimin içine / Sevgi ile bakışımı unutmam / Akıl fikir benliğimin üçüne / Gizli gizli akışını unutamam” (H.Ç.)

Aşk ve sevgi şairlerin, ozanların işlediği ana temadır. Bir güzele, bir davaya, bir ulu yola duyulan aşk ve sevgiler. Dağların, nehirlerin, ormanların, çocukların, ıssızlığın yalnızlığın gizemini insan / doğa / yaşam arasındaki çelişkileri yansıtmaya başaran, başarmaya çalışan insanlardır, şairler. Yani sevgisiz, aşksız ne şair ne ozan olunabilir, değil mi? Yeryüzünde ise sevgi ve aşk kadar güzel değerli şeyler de yok…

İnsanlar duygusal ve düşünsel olarak her ikisini de yaşarlar. Sanatçılar ve ozanlar daha çok duygusal olurlar. Hem acıyı hem tatlıyı özümseyerek yaşarlar. Onları şiirleriyle, sazlarıyla çalıp okuyarak nesnel gerçekliği de, öznel gerçeği de ortaya koyarlar. Aşk ve sevgi ozanların aynasıdır. Her zaman kendilerini onun içinde görürler. Cam aynanın arka yüzünde kara leke olur. Baştan başa siyahlık olur ama aşk aynasının arkasında hiç siyahlık olmaz. Çünkü bu ayna cam ayna değil o can aynasıdır. Özü gereği Hakk’ın yüzüdür, insan kendini onda bilirse, gerçek sevgiyi bulmuş olur. İşte o göz her şeye sevgi gözüyle bakar, sevgiyle beraberdirler.

“Aramıza engel gelip girmesin / Dert ıstırap cana acı vermesin / Dıştan kan varsın beni görmesin / Sevgiyi taşıyan öz eyle beni”

***

“Sanatçı aç kalıp yavan yiyince / Yeni alamayıp eski giyince / Hakkımızı bize verin deyine / Hor ve hakir görüp haşlamışlar hep”

***

“Bu derdin dermanı bulunmuyorsa / Parasız tedavi olunmuyorsa / İnsanın değeri bilinmiyorsa / Yoksul halk adına ölmeye geldim”

Sanatçı toplumuna karşı sorumlu olması gereken kişidir. Halkı, toplumu daha çağdaş, insani bir yaşama sürüklemek için tüm varlığıyla da mücadele vermelidir. Ozan da bir sanatçı olarak şiirleriyle, eylemleriyle bunu yansıtmalıdır, değil mi?

10. yüzyıldan günümüze kadar geçen zaman içinde, Emeviler’de Abbasiler’de, Selçuklular’da ve de Osmanlı’da sanat ve sanatçı düşmanlığı almış yürümüş. 2 Temmuz 1993’te 33 canı, sanatçıyı gözler önünde öldürdüler. Ankara Belediye Başkanı, “sanatın içine tükürürüm”, dedi. Fikri Sağlar yetkisinde olmasına rağmen Halk Ozanları Topluluğunu kuramadı. Sosyal Demokratların halkçılık anlayışları bu kadar herhalde. İşte bunlar sanatın içine ettiler. Ozanlar aç, susuz, perişanken onların yanında olmayanlar, sanatçılara sahip çıkmayanlar sanata da darbe vurmaktadırlar. Ama halkımız bunu, bunları unutmayacaktır. Ancak sanatçıya gereken değer verilirse, sanatçı da sanatını icra edebilir, halka yararlı olabilir.

“İyi dalgıç olup aşk deryasına / Dalmayanlar anlayamazlar Yunus’u / Elden belden dilden ahlak dersini / Almayanlar anlayamaz Yunus’u” (H.Ç.)

Aşkın sevginin, dostluğun, dürüstlüğün şairi Yunus Emre yüzyıllar ötesinden, yine tüm insanlığın iyiliği ve güzelliği için varolmaya, etkisini sürdürmeye devam ediyor. Birçok ozan gibi siz de ondan etkilenip şiirler yazdınız. Yunus Emre için neler söyleyeceksiniz?

Ne yazık ki, Karacaoğlan gibi Yunus Emre de yaşadığı dönemlerde ilgi görmemiş. Ehl-i Sünnet’e göre eğitim yapan medreselilerin zaten onu anlaması da beklenemezdi. Çünkü Yunus Emre, Hallac-ı Mansurların inandığı “Varlığın Birliği” felsefesine göre yetişmişti. Onu yetiştiren Taptuk Emre’den bu eğitim, almıştı. O, “Canlı cansız varlıkların hepsi Tanrı’nın dışa görünüşü” diyordu. Bu yüzden “Ne sen var ne ben var, bir tane kaffar var”, diyordu. Yunus Emre, “Ben gezerim yana yana / Aşk boyadı beni kana / Ne akilem ne divane / Gel gör beni aşk neyledi”, diyor. Muhammed Mirac’a Burak’la çıkıp Allah’la buluşmuş, Yunus ise aşkla Tanrı’ya yükselmiş. Hakk’ı yabanda ararken kendi özünde bulmuş. İkiden birliğe ulaşmıştır Yunus.

Bir kitabınızda “… bir çiçek kırmızı renkte ise o çiçeğin tohumunda da kırmızı renk gizlidir. Ve onu toprağa atınca dört şeyle gelişir, büyür, aslına döner” diyorsunuz (Pir Sultan’ın “Serçe kande olsa aslına döner” dediği gibi). Bu dört şey nedir? Öze dönme nasıl olur, özle-varlık hangi felsefede buluşup, birleşir?

Ben, bu deyimi “Çorumlu Halk Ozanları” adlı kitabımda yazmıştım. Bu ancak tabiatçı ve mantık felsefelerinde bulunur. Öyle ya kırmızı renkli çiçeğin tohumunda o kırmızı renk gizlidir. Bunu açığa çıkaracak şeyler ise toprak, su, hava, güneştir. Bir de zamanı buna eklersek o tohum bunlarla büyür. Özünde olanı açığa çıkararak kırmızı renkli çiçekler olur. O da sonunda tohumun içine gizlenir. Tasavvufta da insanlar böyledirler.

İnsan özü gereği her şeyi içinde taşır. Bunlar da öğrenimle, hizmetle, çalışmakla açığa çıkar. Şeriatı, tarikatı, marifeti ve sırrı hakikatı bilmek, kendisini bilmekle olur. Bakın Seyrani ne demiş: “Bir ustaya olsam çırak / Bir olurdu yakın ırak” İnsan da özünde olanı dışa vurursa, düşünürse, bir şeyler yaparsa, ırakları yakın yapar. Herkes de ondan yararlanır.

Kitaplarınızın olduğunu biliyoruz. Bu kitaplar hakkında bilgi verebilir misiniz? “Çorumlu Halk Ozanları” isimli kitabınızı hazırlarken Çorum, Merkez köy ve ilçelerini gezip incelemelerde bulunduğunuzu belirtiyorsunuz. Bu kitabı hazırlarken nasıl bir metod izlediniz? Folklor (halkbilim) verilerinden yararlandınız mı, ozanlar ve şiirleri nasıl seçtiniz?

Yazdığım kitaplarda, sözlü ve yazılı yayınlardan yararlandım. Bu eserlerin özüne sadık kalarak, çeşitli taramalarda bulundum. Eserlerin seçiminde fikir ve sanat boyutlarına, öz Türkçe kelimelerin oranlarına önem verdim.

Ben folklorik yönünü değil de içerdiğini ön plana çıkarmayı düşündüm. Halka hitap etmesini sürdüren, halkın ruhunda hala yaşayan, canlı örnekleri diğerlerine yeğledim. Ama, görüyorum; deyişlerin ve türkülerin ifade etmeye çalıştığı özle halktaki algılama ve yaşama özü birbirini tutmuyor. Ben bunu üzülerek ifade etmek istiyorum. Çoban kavalı çalıyor ama kara koyun o kavaldan anlamıyor.

Deyiş ve diğer şiirlerinizin sayısı beş yüzden fazla. Birçok şiiriniz yıllarca radyo ve televizyonlarda kimi sanatçılar tarafından okundu. “Bugün bize hoş geldiniz erenler” gibi parçalarınızı da halk çok beğendi. Bu eserlerinizden bahsedebilir misiniz?

Ben her zaman sanat halk içindir, düşüncesiyle hareket etmek istedim. Çünkü halkın sesinin, Hakk’ın sesi olduğuna inanıyorum. 1964’te bir derginin düzenlediği yarışmada 40 ozan arasından “Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler”le birinci oldum. Bu şiir halk kitlesi tarafından çok sevilen bir eser oldu. Daha sonra “Pamuk Tarlası Aradım Seni, İnsanlık Mektebi, Üç Duygu, Sevgiyi Aradım, Ya Mürteza” ları yazdım. Ama ne var ki şimdi bu ve yeni yazdığım birçok eseri çalıp okuyacak, geniş halk kitlesine duyuracak durumda değilim. Çünkü halk artık, kaynak kişileri, ozanları değil, pazarlamacı sanatçıları dinliyorlar. Eğer bize olanak verilse halkın hasta ruhunu sağlığa kavuştururuz. Bir de telif haklarımızı alamıyoruz. Korsan kasetçilik aldı yürüdü. Sazımızın telleri paslandı bekliyoruz, bakalım.

İki yıl “Halk Ozanları Kültür Derneği” başkanlığı yaptınız. Yakından gördüğünüz; özelde sizin, genelde halk ozanlarının sorunları nelerdir?

Ben on beş yaşından beri halk içinde halktan yana olup tüm haksızlıklara, yolsuzluklara, vurguna, talana, tüm kötülüklere karşı sazımla, sözümle mücadele verdim. Sazımla geçimimi sağladım. Şu anda ise hiçbir gelirim yok. 1993’te iki kez ameliyat oldum. Şu anda da sağlığım bozuk. Diğer birçok halk ozanı gibi perişanlık ve sefalet içindeyim. Bir kısım halk ozanı yayıcılık yaparak, kaset çıkararak, rahatlıyorlar. Devlet de halk ozanlarına sahip çıkmıyor, Kültür Bakanlığı Bakanlar Kurulu Kararı olduğundan bu yana (07.07.1993’ten beri), ozanlara gereken ilgiyi göstermedi. Sanat ve sanatçıya kirli politika gözlüğüyle bakıyorlar. Biz milletimize, milletvekillerinden daha çok hizmet ediyoruz. Halkımız bunu biliyor aslında.

Günümüzde “popüler kültür” denen aslında yozlaşmadan başka bir şey olmayan ‘yeni dünya yaşam biçimi’nin şarkıları, ‘bandıra bandıra ye beni’, ‘kıl oldum abi’, ‘laga luga yapma’, ‘felsefe yapma’, ‘bu kız bana kazak örmeli’… Bu kokuşan, yozlaşan, çürüyen yaşama ve topluma karşı, ‘sevgi, duygu, yar, özgürlük, güzellik’ diyen halk sanatının icrasının engellenmesinin nedenleri neler, niçin türkülerimizi dinlemiyorlar?

Bunlar popüler kültür, değil tamamen yoz kültürün estirdiği, sadece seks duygusunun ön plana çıktığı bir dürtünün açığa vuruluşudur. Bunlarda gerçek aşk, sevgi ile insana has duygu ve insanı ölümsüzleştiren yücelikler bulunamaz. Biz “Yana yana kül oldum, bir güzele kul oldum” diyorduk. Şimdi bunlar, “Kıl oldum”, diyorlar, “Bandır bandır ye beni” diyorlar. Bu sözlerde sadece seks var, cinsellik var. Bu insanın özünde olan sevgiyi maymun iştahına çevirmek demektir. Bu da çok çok yanlıştır.

İnsan-ı Kamil, onurlu, bilgili insana ulaşma okulu olan Anadolu Aleviliği insan sever-liğin inançsal felsefi ve tasavvufi varlığını en güzel ve ölümsüz şekilde deyiş ve de-melerde göstermiş. Siz A. Aleviliği ve deyişler hakkında neler söyleyeceksiniz?

Kamil insan kendi yağı ile kavrulup pişen ete benzer. O insan tüm kötülüklerden sıyrılmış, aşkın ateşiyle pişmiş, olgun ve sevecen kişi demektir: Tanrı ile bütünleşmiş halk olmuş demektir. Bu tasavvuf inancını Alevi ozanlar çok işlemişler. Örneğin Pir Sultan Abdal: “Aşk harmanında savruldum / Hem elendim hem kavruldum / Kazana girdim kavruldum / Meydana yenmeye geldim” de bunu işliyor. Pişmiş, Hak lokması olmuş, insanın bedeninde var olmuş. Anadolu Alevliği’nde pir, rehber, mürşit ve musahip, gereklidir ki, bunlarla insan, insan-ı kamil olunabilir. Günümüzde ise Alevilik yaşam biçimine dönüşmüştür. Bugün iyi örgütlenirse geçmişteki özlemler, istekler elde edilebilir. Bu örgütlülük iyi sağlam bir temel üzerinde olmalı. Sevgiyi, saygıyı, eşitliği, kardeşliği, birliği, beraberliği, bu kültürün özünde iyi bilinenlerle olabilir.

İpek Bayrak bir şiirinde ‘Bir dost bir post yeter bana’ diyor. Dost ve post kutsal anlamlar kazanmış iki değer. Dostluk hakkında neler düşünüyorsunuz. Sizce dostun, postun anlamı nedir?

Dost sözüne, özüne, kişiliğine güvenilir sevilen ve sayılan insana denir. İnsana iyiliği dokunan, kara günlerde yanında olanlara dost denir. Post koyunun derisindendir, cemlerde tarikatlarda üzerine oturulan belli makamları ifade eden bir kavramdır. Örneğin, ‘Pir Postu’ makam ve mevki olarak en yükseği ifade eder. Alevilik’te on iki post vardır. Bunlar 12 İmam’ı temsil eder. On iki post, on iki hizmet demektir.

Mahzuni Şerif, Aşık İhsani, Mahmut Erdal, Aşık Hüdai, Muharrem Yazıcıoğlu, Adil Ali Atalay, Aşık Yener, Derviş Kemal… Günümüzde halk ozanlığı geleneğini sürdüren ozanlardan birkaçı. Bu ozanlar hakkında neler söyleyeceksiniz? Bunlara ilave edeceğiniz başka önemli halk ozanları var mı?

Bu halk ozanlarımız meyveleri; acısı-tatlısı, ekşisiyle bizim bağımızın, kendi bahçemizin meyveleridir. Hepsini sever saygı duyarım, sanatlarından dolayı. Bu sanatın devam etmesi için yeterli mücadelenin olmadığı kanısındayım. Halk ozanı dostlarımız kendi haklarını hiç aramıyorlar. Bazılarına siyasi partiler parmaklarını batırdıkları baldan biraz tattırıyorlar. Haklarımızı sazımızla, sesimizle savunmamız gerekirken hiç hak istemiyorlar. Örneğin Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 1993 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, ‘Halk Ozanları Topluluğu’ hakkındaki uygulama için yeterli uğraş vermiyorlar. Sivas’ta eğer 33 ozan, sanatçı değil de köy hocası ölseydi, Bakanlar Kurulu kararı gerekmeden 37000 imam hoca, Kültür Bakanlığına alınıp gözetilirdi. İşte ozan dostlar bu mücadelede çok geri kaldılar. Bir tek Mahzuni’nin bir röportajında bunlara değinildiğini gördüm, haklarını arasınlar istiyorum.

Yeni çalışmalarınız var mı? Şu anda neler yapıyorsunuz, nelerle ilgileniyorsunuz?

Bazen kitap okuyorum, bazen müzik çalışmalarında bulunuyorum. Çağrı olursa konserlere gidiyorum. Yayınlanması için kitap yazıyorum. Çalışmalarımı bu alanda sürdürüyorum.

Söyleşi: Nisan 1995, Mamak, Ankara

Folklor / Edebiyat Dergisi, Mayıs / Haziran 1995, Sayı:3

 

ESERLERİ

  • Aşık Hüseyin Çırakman, Hayatı ve Deyişleri (1956).
  • Hak Yardımcı Her Kuluna, Sen Devam Et Okuluna (1963).
  • Hoş Geldiniz Erenler (1969).
  • Sesimiz (1973).
  • Halkın Sesi Halk Ozanları (İnceleme-antoloji, 1975).
  • Deyişleriyle Dünün ve Bugünün Halk Ozanları, Çorumlu Halk Ozanları, Araştırma-Antoloji, 1992, Alev Yayınları, İstanbul.
  • Ozanca Yaşamak, Eylül 1999, 350 Sayfa, Talmer Matbacılık, Ankara.

 

ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER

 

 

 

Saygı Duyanlar

 

Dilde dinde renkte ayrım yapamaz

İnsan haklarına saygı duyanlar

Doğar büyür bu gerçekten kopamaz

İnsan haklarına saygı duyanlar

 

Yer tutar içinde sevgi özünde

Gülümseme eksik olmaz özünde

Tüm insanlar birdir onun gözünde

İnsan haklarına saygı duyanlar

 

Halkı aldatmaz kazık atamaz

İşlerine yalan hile katamaz

Karınca gösterip deve yutamaz

İnsan haklarına saygı duyanlar

 

Haksız kazanç ile doyup edemez

Kirli çamaşırlı ayıp edemez

Kişilik kazanır kayıp edemez

İnsan haklarına saygı duyanlar

 

Kafada endişe geçimde kaygı

İnsan haklarıyla emeğe saygı

Onlara yakışan ne güzel duygu

İnsan haklarına saygı duyanlar

 

Halkı ağlıyorsa gülmek istemez

Baskıyı zulmü bilmek istemez

Fil gibi yaşayıp ölmek istemez

İnsan haklarına saygı duyanlar

 

Çırakman aşk ile coşarsın derler

Çalış ki engeli aşasın derler

İnsanlar insanca yaşasın derler

İnsan haklarına saygı duyanlar

 

 

 

 

 

 

 

Almayanlar Anlayamaz Yunus’u

 

İyi dalgıç olup aşk deryasına

Dalmayanlar anlayamazlar Yunus’u

Elden belden dilden ahlak dersini

Almayanlar anlayamaz Yunus’u

 

Bir vücutta et kemiğe büründü

Sevgide bir Yunus oldu göründü

Zor çözülür bu muamma derindi

Bulmayanlar anlayamaz Yunus’u

 

İncelik isterdi sohbette sazda

Tabiatta çiçek baharda yazda

Sevdiğini mihrap edip namazda

Kılmayanlar anlayamaz Yunus’u

 

Hakk tecelli etmiş insan yerine

Onun için kötü demez birine

Sevgi saygı aşk kökünü derine

Salmayanlar anlayamaz Yunus’u

 

Çırakman sevgiyle gel Yunus’u

Aşk ile vücutta dolaşırdı kan

Her şeye dünyada zararsız insan

Olmayanlar anlayamaz Yunus’u

 

Bir Aşk

 

Üç duyguyu canım gibi severim

Biri sevgi biri saygı biri aşk

Sazım ile sözüm ile överim

Biri sevgi biri saygı biri aşk

 

Gelip madde ile ruha karışan

Tabiatta güzellikle yarışan

Yetmişi iki millet ile barışan

Biri sevgi biri saygı biri aşk

 

Bunlarla yaşamak bunlarla gülmek

Bunlarla mümkündür gerçeği bilmek

Sen sana dönersin mümkün mü ölmek

Biri sevgi biri saygı biri aşk

 

Çırakman bunlarla iniler sazım

Bunlarla güzeldir baharım yazım

Şu dünyada her insana lazım

Biri sevgi biri saygı biri aşk

Biri Hacı Bektaş Biri Atatürk

 

İnsanlığı bile bile gelenler

Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

Cehaleti karanlığı silenler

Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

 

Felsefe tasavvuf dündarlarımız

İnsanı kamilde enderlerimiz

Bilimde teknikte önderlerimiz

Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

 

Yunus Emre bu dergahta yetişti

Seve seve aşkı ile tutuştu

İkisi de halkı için ötüştü

Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

 

Bak Mevlana ne olursan gel demiş

 

Hacı Bektaş ustanı hem bil demiş

Atatürk de medeni ol gül demiş

Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

 

Çırakman vecize söz bırakanlar

Dilimize Türkçe öz bırakanlar

Gerçeğe götüren iz bırakanlar

Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

 

Unutmam

 

Gülümseyip gözlerinin içine

Sevgi ile bakışını unutmam

Akıl fikir benliğimin içine

Gizli gizli akışını unutmam

 

Ben şaşırdım bahar ömrüm göz yaptın

Dayanamam aşkın ile tez yaptın

Kalp evime çizgi çizgi iz yaptın

 

İçimdeki nakışını unutmam

 

İlkbaharda koyun kuzu melerken

Garip gönül bir sevdaya yelerken

Kirpiklerin şu sinemi delerken

Hançer gibi kakışını unutmam

 

Çırakman tat kaçtı tatlı aşımdan

Çatlaklar çoğaldı sabır taşımdan

Kerem gibi duman tüter başımdan

Aslı gibi yakışını unutmam

 

Hep

Halk içinde halktan yana aşıklar

A’dan Z’ye kadar işlemişler hep

Bunu anlamayan kirli kaşıklar

Ustanın malını heçlemişler hep

 

Türküler maniler aşığın malı

Ustaca işleyip yaptılar balı

Her gelen ırgalar sahipsiz dalı

Üstelik kabuğun düşlemişler hep

 

Nicesi bunlarla şöhret yapıyor

Nicesi bunlarla köşe kapıyor

Gerçek kaynak ile ilgi kopuyor

Onları inkara başlamışlar hep

 

Kendi dilimizde söz kaynağımız

Halkın sinesinde göz kaynağımız

Kendi kültürümüz öz kaynağımız

Yaban gülü ile aşlamışlar hep

 

Sanatçı aç kalıp yavan yeyince

Yeni alamayıp eski giyince

Hakkımızı bize verin deyince

Hor ve hakir görüp haşlamışlar hep

 

Çırakman gerçekler görülmedikçe

Haksızlık aradan sürülmedikçe

İnsanın hakları verilmedikçe

Aşıklar şiirle taşlamışlar hep