Cem Vakfı 18. Genel Kurul Toplantısı Yapıldı

Cem Vakfı 18. Genel Kurul Toplantısı, 24 Mart 2012 tarihinde, Yenibosna Genel Merkez binasında yapıldı. Açılışını Cem Vakfı Genel Müdürü Hıdır Akbayır’ın yaptığı; Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın konuşmasıyla başlayan toplantı, sırayla CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Eski Bakan Mustafa Kul, Prof. Dr. Niyazi Karasar, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Doğan Bermek, Cem Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat, Ayşe Gürocak, Usta Yönetmen Ersan Arsever ve Kartal Cemevi Başkanı İsmail Saçl’nın açıklamalarıyla devam etti. Birçok kesimden katılımın gerçekleştiği toplantıda Alevi vatandaşların sorunları üzerine açıklamalar yapıldı ve alınan kararların neden uygulanmadığı, devletin Alevilere yaklaşımı ve Cemevlerinin sorunları konusunda önemli görüşler dile getirildi.

Prof Dr. İzzettin Doğan açıklamalarından bazı satırbaşları:

Değerli arkadaşlarım bu genel kurulda yapacağım 18. konuşma olacak. Aslında ben de bu 18. kurulda yeni konularla karşınıza çıkmak isterdim. Yeni söylenecek konu var mı hayır, ne yazık ki Türkiye’deki siyasi iktidarlar en meşru taleplerimizi uygulamakta ayak sürtünce, ister istemez taleplerimizi her yıl genel kurulumuzda yeniden kamuoyunun dikkatine ve siyasetçileri de kendi sorumluluklarını yüklenmeye davet etmek zorunda kalıyoruz.  Geride bıraktığımız 17 yıla baktığımızda inanılır gibi değil ama Aleviliğin Kızılbaşlık, Kızılbaşlığında anne bacı tanımazlık ve mum söndü olduğu kanaatinin çok yaygın bir biçimde olduğu bu ülkede böylesine bir yanlışın toplumun çok büyük bir kesimini nasıl kırdığını, nasıl küstürdüğünü ve o toplumun kendisinin bizzat kusucusu olduğu devletten nasıl uzaklaştırdığını çok az kişi fark edebilmiştir.  Ve bunun doğura bileceği vahim sonuçları bu ülkeyi yönetenlere anlattığımız zaman,  akıllarında Alevi vatandaşlardan oy almak dışında başka bir şey düşünmediklerini gördük. Ama biz sonunda barış içinde usanmadan bıkmadan hiçbir ayrım yapmaksızın tüm partilerin kapısını çalarak defalarca ziyaret ettik. Bu ziyaretlerimizde Aleviliğin İslam anlayışı olmaksızın ne Anadolu’nun Türkleşebileceği, ne de Müslümanlaşabileceği kendilerine açık bir dille ifade edildi.  Biz ısrarla kamuoyunun içine çıkarak basında medya da çekinmeden bu ithamların doğru olmadığını Anadolu’yu Türkleştiren hareketin Aleviliğin İslam anlayışı olduğunu anlattığımızda sonunda sonunda onlarda dize geldiler. Hatta konuyla ilgili bir anımı da paylaşmamda fayda var.  

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e aramızdaki samimiyet nedeniyle de yüklenme olanağını bulmuştum. Bunun böyle devam edemeyeceğini, 20-25 milyonluk bir kitleyi devlete uzak tuttuğunuz zaman başka dış güçlerin gelip devreye gireceğini, bu inanç sisteminin Türkiye’nin bir güvenlik sorunu haline geleceğini ve böyle bir ortamda demokrasiyi de yaşatmanın imkânsızlığını kendilerine anlatmaya çalıştım. Peki, ne istiyorsunuz diye sordular bize, dedik ki Türk tarihini yeniden yazın.  Aldığımız yanıt bu konu bizi aşar ancak yine de elimizden gelen çabayı göstereceğiz yanıtını aldık.  Bir süre sonra dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, bizi ziyaret etmek istediğini, Sayın Cumhurbaşkanında bize bir mesaj getirmek istediğini söyledi. Sayın Cumhurbaşkanı gönderdiği mesajda kendi bütçeme eklediğim ödenekle bir matbaa kurdurtuyorum ve orda basılacak kitaplarla Türk tarihini yeniden yazdıracağım demişti. Daha sonraki dönemlerde bu projeyi Sayın Halaçoğlu’na hatırladığımda projenin hala hangi noktada olduğunu bilmediğini söyledi. O toplantının üzerinden 18 yıl geçti ama hala bir gelişme olmadı.

 

Bugün sadece balkanlarda değil tüm Avrupa ülkelerinde Alevi vatandaşlarımız kurdukları derneklerin yardımıyla da ibadetlerini olanakları dâhilinde özgürce yapabilmektedirler. Bu şekilde yaşadıkları devletten de bir takım destekler görüyorlar. Kısa zaman önce Avusturya’da alınan mahkeme kararıyla Alevi inancını taşıyan insanların kendi çocuklarının okutulmasını sağlamak suretiyle 3 milyon Euro’luk bir gider devlet tarafından tahsis edildi. Tabi bu oradaki vatandaşlar için çok güzel bir gelişme ama bizim içinse acı bir olay. Başka ülkelerin sizin inançlarınıza gösterdiği saygıyı biz kendi ülkemizde göremiyoruz.

En son 17 yıllık sürede 1997’de Hacıbektaş’ta toplanarak dünya medyası önünde ‘bundan böyle Cami de bizim Cemevi de bizimdir. Devletin genel bütçesinden ayrılacak pay eşit şekilde paylaşılacaktır’ cümlesi kullanılmıştı. Daha sonra Ecevit hükümeti döneminde Hacıbektaş’ta verilen bu sözü yerine getirmek için doğrudan Alevi vatandaşlara tahsis edilmek üzere Kültür Bakanlığı emrine 6 trilyonluk bir bütçe tahsisi yapılmıştı. Böylece hukuki zemin koalisyon hükümetleri döneminde gerçekleşmiş oldu. Ama 2002’de bu yana AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte yaklaşık 7 yıl Alevi vatandaşları umursamayan bir iktidarla karşı karşıya kaldık. Daha sonra Başbakan Erdoğan Dolmabahçe sarayındaki çalışma ofisinde Alevilerin tüm sorunlarının çözüleceğini, önümüzde olan seçimler nedeniyle yanlış yorumlanmasın diye seçimlerden sonra bu meselenin bir masa etrafında çözeceğini söyledi. Sabırla bekledik ama ortaya Alevi açılımı altında 3 yıl süren bir açılımlar dizisi devam etti. Sonunda yani 7. Çalıştayda vardığımız nokta oy birliği ile vardığımız sonuçlar çıktı ortaya. Ama o sonuçların hiç birisi hayata geçirilmedi Aleviliğin ders kitaplarına konulması dışında. Alevi vatandaşların tümünden vergi alınmasına rağmen bugüne kadar bütçeden tek kuruş kendilerine inançlarını uygulamak için geri dönmemiştir. Bütçeden ödenen paralarda sadece Sünni İslam’ın inançlarını karşılamaya yöneliktir.

 

Peki, bu devletten ne istiyor Aleviler? Bu kadar zor değil bunun cevabı aslında devlet için Sünni yurttaşlara ödedikleri vergilerin bir kısmı nasıl dönüyorsa aynı şekilde Alevi vatandaşlara da ödedikleri vergilerin bir bölümü geri dönmeli.  Geri dönmeli ki onlarda ibadetlerini zorlanmadan özgürce yapabilsinler, o mekânları yönetecek bilge dedeler yetiştirebilsinler, başkalarına muhtaç olmadan eğitmelerini sağlayacak bir okul bir fakültenin inşası yapılabilsin. Bizim amacımız ayrımcılık değil, kendi inançlarımızı öğrenmek, öğretmek ve uygulamak istiyoruz. Bir anne baba ben çocuğuma herhangi bir dinin eğitimini vermek istiyorum derse eğer devlet bunu hesaba katmak ve uygulamak zorundadır. Bu devletin uluslar arası sorumluluğudur.  Devletin takdir hakkı yoktur.

 

Ama nasıl yapacaklar 4+4+4 diye bir kanun hazırladılar.  Ne getirecek bu sistem 4. Sınıftan itibaren din eğitimini başlatacaksınız. Demek ki çocuk 9 yaşına geldiğinde dini eğitimlere yönlendireceksiniz. Bu yaştaki bir çocuğa bu kavramları öğretmek bir takım pedagojik sorunları da beraberinde getirir. Sonra ülkede verilen eğitim Afganistan’da verilen dini eğitime kadar gidebilirsiniz. Bu yüzden verilen dini eğitim akılcı bir yaklaşımla sevgi ortamının sağlanması için nasıl gerekiyorsa sadece eğitimcilerle değil pedagoglarla oturup sağlıklı bir karar alınmalıdır. Batı ülkelerinde eğitime ilişkin yasalar ihtiyaca göre zamanla yenileniyor ama ana gövdeye hiçbir şekilde dokunulmuyor.  Bizde de düzenlemeye giderken muhalefet-iktidar çemberinden çıkılıp, demokratik oylarla alınan kararlar uygulanmalıdır.
Bugüne kadar 17 yıllık mücadelemizde bugün Alevilik tartışılıyor. Dünya yavaş yavaş Aleviliği öğrenmeye başlıyor. Aleviler için büyük milat kentleşme olayıdır. Yavuz Sultan Selim’le birlikte dağ başlarına kaçıp yerleşen Aleviler Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte eşitlik ilkesi nedeniyle önce kasabalara sonra büyük şehirlere geldiler. Zor yaşam şartlarına uyum sağlamak durumunda kalırlarken bir yanda da çok güçlü olan manevi yönlerini ortaya koydular. Ben de o köylerde yaşadığım için bunun analizini daha kolay yapabiliyorum.

Harvard da hocaları öğrencilerine doktora tezi konusu olarak 

‘Alevilikte yargı sistemini’ ödev olarak vermişti. Bu öğrenciler bize geldiler Alevilikte yargı nasıl işliyor bunu araştırdılar, doktora tezlerine yansıttılar.  Dünya genelinde de İslam’ın yorumu olan Alevilik bu denli merak ediliyor.

Tabi yapılacak daha çok şey var. En başta yapılması gereken konulardan biri ki burada Cem Vakfı’nın üzerine düşen çok önemli bir konu var. Israrıma rağmen henüz toparlayamadık ama Alevi ve Sünni kardeşlerimize hitap edebilecek, çok basit bir dille yazılan bir kitaba ihtiyacımız var.  Doğrusunu isterseniz bizi de tatmin edebilecek bir kitabı Din Hizmetleri Başkanlığı yazabilmiş değil. Onlar da henüz bu bilgilere sahip değiller. Onların da oturup, okuyup derinleşmeye ihtiyaçları var. Alevi dedleride artık yabancı dil öğrenmek zorundalar.

 

Son olarak bu 18. Yıl toplantısında size bir takım önerilerim olacak. Bundan sonra artık vakıf yeniden yapılandırılmalı, işin daha esasına daha derinliğine doğru inmek gerekiyor, kitapları yazıp halkı aydınlatmak gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı hala direniyorsa Aleviliğe karşı bunun nedeni yurtaşların Aleviliğie karşı duydukları sevgiden korktukları için. Bugün yapılan yüz bin civarında caminin içleri boş. Sadece Cuma namazlarına gelen birkaç kişi oluyor.  Hepsi birbirine 50 metre mesafede yapılan camiler bunlar. Ama bir Cemevi’ne gittiğinizde her yer ağzına kadar dolu. Çünkü orada sevgi saygı konuşuluyor, ortak sofralar kuruluyor,  kardeşlik var, kine nefrete yer yok. Türk halkı tüm bu gerçeği zamanla görecektir.