“ALEVİLERLE OYNAMAK, ATEŞLE OYNAMAKTIR”

“ALEVİLERLE OYNAMAK, ATEŞLE OYNAMAKTIR”

 

Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, dün akşam saat 20.00’da Cem TV’ye önemli açıklamalarda bulundu. 

 

Cem Vakfı genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan Cem TV’ye yaptığı özel açıklamalarda, cemevlerinin hukuki statüsünden, Alevilerin sorunlarına, Başbakan Erdoğan’ın ‘Müslümanların ibadet yeri tektir, o da Camidir’ sözünden hareketle birçok konuda açıklamalarda bulunmuştur.

Sayın Doğan, konuşmasında, 13. Y.Yılda Anadolu’da siyasi bölünmüşlükten başlayarak Moğolların Anadolu halkları üzerine baskısından, Selçuklu İmparatorluğunun dağılmasından ve yine Babai İsyanlarının inançsal ve sosyal boyutundan bahsederek, Babai Türkmen dervişlerinin uçlardaki çaba ve gayretleri sonucu Osmanlı İmparatorluğunun kurulmasındaki fonksiyonel görevlerinden bahsederek açıklamalarına başlamıştır.

 

İşte Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın Konulara İlişkin Yaptığı Değerlendirmeler…

 

Aleviler Haklarını Demokratik Yollardan Arayacak

Bugün ülkemiz ve çevremizde karmaşık siyasi bir durum mevcut. Ben ülkemizin üzerindeki karabulutların Alevi inancının hoşgörüsüyle aşılacağına inanıyorum. Bugün Türkiye’de Alevilerin nüfusu 25-30 milyon civarındadır. Kışkırtmalara rağmen haklarını demokratik yollarla aramaktadırlar ve laik demokratik cumhuriyetin önemli bir parçası konumundalar.  Aleviler neden farklı bir muameleye tabi tutuluyor.  75 milyon içerisinden 30 milyon çok önemli bir sayı eder ve bu oy potansiyeli demokrasi içinde önemli yer tutar. Bugünkü siyasi iktidar “Alevilerden alabilirsem oy alırım almazsam da önemli değil nasılsa Sünni yurttaşların oyunu alacağım. Bugünkü ana muhalefet partisinin lideri Alevidir nasıl olsa ona oy verecekler” tavrı içinde. Bu, demokrasiyi hazmedememe durumudur. Yüzde elli oy aldıysanız hedefiniz yüzde atmış olmak zorundadır. AKP yeterince Alevileri tanımıyor daha da kötüsü yanlış tanıyor. İktidar hükümet olduktan sonra sadece kendine oy verenlerin değil o toprak üzerinde yaşayan herkesin iktidarı olmalı ve yurttaşlar arasında ayrım yapmamak zorundadır. Türkiye’de durum ne yazık ki böyle değildir. Anayasa’nın onuncu maddesi yurttaşların kanun önünde eşitliğini savunur, onuncu maddeye rağmen bu yeterince ülkemizde uygulanmıyor.

 

21 Yıldır Alevilerin Hakları İçin Uğraşıyoruz

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu hükümetle başlamadı. Bununla söylemek istediğim Türkiye AKP iktidara gelmeden önce ülkemiz koalisyonlarla yöneltiyordu. Aldıkları karar devleti bağlar. Aşağı yukarı 21 yıldır din ve vicdan hürriyetinin tüm yurttaşlara eşit şekilde verilmesi için yirmi bir yıldır uğraş veriyoruz. Alevi yurttaşların sorunlarının çözülmesini istedik.  Siyasi iktidarların görevi yurttaşlar arasında ayrım yapmadan herkesin ihtiyaçlarını karşılamasıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı yalnızca Sünni yurttaşların ihtiyacını karşılayan bir kurum.  25, 30 yıldır Diyanet bütçeden verilen paralarla faaliyetlerinin devam ettirerek Sünni kesimin belirli bir kısmının ihtiyacını karşılayan bir kuruluştur ve Alevi yurttaşlara karşı hiçbir zaman kucak açmadı. Yani Sünni Vahabi anlayışın dışındaki kitleyi yok sayan bir kuruluştur. Bu, devletin yurttaşlar arasında ayrım yaptığı durumunu ortaya çıkartır. Siz yurttaşlar arasında ayrım yapamazsınız. Din ve vicdan özgürlüğünün gereği olarak onlara da aynı şekilde hizmet götürmelisiniz anlayışını biz yıllardır savunuyoruz.

 

Başbakan Aleviler Hakkında Hüküm Veremez

1997 yılında Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde devleti yönetenler bir araya geldiler. Başbakan, Cumhurbaşkanı bir araya geldi. O gün bize kapalı kapılar ardında “şunu yapacağız bunu yapacağız” dedikleri halde yıllar geçti. “Neden yapmadınız?” diye sorduğumuz da “bir dahaki dönemde bütçeden pay ayıracağız” şeklinde cevap verdiler. Bugün bütçeden Aleviler de pay almalı. Devlet topladığı vergileri halkın arasında ayrım yapmadan eşit şekilde dağıtmalıdır. Aleviler artık kıyıda köşede dağ başlarında yaşamıyor. Aleviler de artık şehirleşemeye başlayan Türkiye’de kendi payına düşeni almaya başlamıştır. Milyonlarca Alevinin ibadetini yerine getirdiği mekanları yoktu. Nasıl hükümet cami yapıyorsa cemevi de yapsın istedik. Rahmetli Erbakan da dahil bir çok siyasiden “olur” yanıtı aldık. 17 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta bir milat yaşandı. O zamanki Başbakan Mesut Yılmaz başkanlığındaki hükümet sahneye çıkarak “bundan böyle Türkiye aynı yanlışı yaşamayacaktır. Devlet bütçesinden dine pay ayrılacaksa bu tüm yurttaşlara eşit şekilde dağıtılacak” dedi. Bundan sonra “cami de bizim cemevi de” dendi. Bunlar sıradan insanların söylediği sözler değildi.  Bu, Türkiye cumhuriyetini bağlayan bir taahhüttü. Bugün Başbakan’ın bir din hocası gibi “Aleviler önce kendi arasında anlaşsınlar, İslam dinin bir mabedi vardır o da camidir. Camiye değil de cemevine gideceklerse onların kararıdır” sözü doğru bir söz değildir, yanlıştır. Bu şekilde halka seslenemez. Kendisine yakışmayan bir sözdür. Başbakanın çözüm şekli cemevlerinin hukuki statüsünü reddetmesidir, bu yanlıştır. Hükümetler gelip geçicidir ama hükümetlerin verdiği sözler devleti bağlar. Alevi çalıştayları boşu boşuna yapılmış olmamalı, zaman itibariyle devlet bu kadar savurgan olmamalı.

 

Romantik Dışişleri Bakanı Türkiye’nin Büyük Şansızlığı

Romantik bir Dışişleri Bakanı’nın hiç kimsenin kabul edemeyeceği davranışlar sergileyerek ülkeyi savaşın eşiğine getirilmesi Türkiye’nin büyük şansızlıklarından biridir. Komşularla sıfır sorun politikasıyla yola çıkıldı ama günümüzde durum iç açıcı değil. Yeniden barışçı politikalara yönelmek gerek. Suriye ile çıkartılmış itilaf Amerika’nın çıkarınadır. Türkiye’nin çıkarına değildir. Bugün Azerbaycan bile Türkiye’ye uzaktır. Türkiye daha çok çamura batma riskini göze almamalıdır. Bugün Suriye ile ilişkilerimiz giderek zehirlenerek artıyor. Ben sormak istiyorum; bu olumsuzluk tüm komşularımıza sıçramayacak mı? Bu güvensizlik psikolojik bir etki yaratmayacak mı? Uluslararası ilişkilerde asıl olan realitedir. Karısıyla beraber davet ettiğiniz, tatil yaptığınız, ortak bakanlar kurulu yaptığınız, size bir biat kültürüyle yaklaşan biriyle ben eminim ki sayın Başbakan sorunu barışçı bir yolla çözebilirdi. Hükümet, nüfuzunu kullanarak Suriye’deki durumu daha kötüye götürmeden çatışmaları durdurabilir.

 

Bir Tek Davulcu Türkiye’nin Altını Üstüne Getirdi

Bir tek davulcu Türkiye’nin altını üstüne getirmeye yetecek bir güce sahiptir. Gazi mahallesinde buna benzer bir olay yaşanmıştı. Yaşlı bir kişinin öldürülmesi ile başlayan olay tüm şehre yayılmıştı. Alevilerle oynamak ateşle oynamaktır. Bu başkalarının oyunu da olabilir. 18. asırda söylenmiş olan “devlet devletin kurdudur” sözü bu gün de gerçektir. Aklımız ön planda olmalı duygularımız değil. Alevi yurttaşların haklarının bir an önce verilerek eşit statüye getirilmesi lazım ve Alevilerin istekleri ciddiye alınmalıdır.

 

Başbakan’ın Alevilere Karşı Nefret Duygusu Nerden Kaynaklanıyor ?

Anayasanın 175. maddesi ve bazı devrim yasaları ile bundan doksan yıl önce yapılan yasanın dokunulmazlığını savunmak anlaşılır bir şey değil, o zamanın şartlarının üzerinden yıllar geçmiş. Bir insan ağaç kabuğunu kendi için ibadet yeri olarak sayıyorsa bu mümkündür. Cemlerin icra edildiği ibadethanenin adı cemevidir. Günümüzde hükümetin buna direnmesini anlayamıyorum. Başbakanın Alevilere karşı bu hırsı, nefret duygusu nerden kaynaklanıyor? Cemevleri ibadethane değildir demek Başbakan’ın işi değildir, Diyanet’in hiç değildir. Diyanet fetva veren bir yer değildir. Kuran’da caminin İslam’ın ibadet yeri olduğunu söyleyen tek bir cümle gösteremezler. İbadet yeri mescit olarak geçer Alevilerin camisinin ismi de cemevidir. Bunu farklı görmekte ne var?

 

Bir sohbette Fethullah hocayla konuşmuştum; kendisine “Şah Ahmet Yesevi döneminde semah dönerek ibadet ederler miydi?” diye sordum. Dedi ki “hocam elimizde kitaplar var yazılı kaynaklar var kadın erkekler bir arada semah dönerek ibadet ediyorlar” dedi.  Seveni sevmeyeni olabilir ama Fethullah hocanın sözleri önemlidir.

 

Türkiye’nin en eski cemevi Malatya Onarlı’daki cemevidir. 760 seneliktir. Ondan da eskisi var sekiz yüz küsür seneliktir. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Görmez Eskişehir’de Seyit Gazi’ye gitsin. Buradaki büyük külliyenin içinde 1208 tarihinde yapılmış olan cemevini görsün. Cemevinin diğer duvarı cami duvarıdır. Mısır seferi dönüşü Yavuz Sultan Selim o camiyi yaptırmış. Cami cemevi yan yana güzel bir tablo.

 

“Alevilik Dindir” Diyen Kara Cahildir

Devleti yönetenler Alevilerin bölük pörçük olmasını istediği için Aleviler bir araya gelemiyor. Tek bir güç olmasını istemiyorlar. Biz de bir araya gelmek istiyoruz. Alevilikle uzaktan yakından alakası olmayan bir kitle var sadece anne ya da babası Alevi ama bir bilgisi yok. İslam diye Sünni İslam öğrenmiştir. Ders kitaplarında okullarda öğretilmemiş milyonlarca ailenin çocuğu ben Aleviyim diyor ama Aleviliği bilmiyor. Çocuğa Aleviliği sorduğunuzda kendi aklındaki siyasi iradede ne varsa onu size Alevilik diye anlatmaya çalışıyor. Bugün 1200 cemevinde İslam’ı, Alevi büyüklerini İslam’ın felsefesini İslam ve insan ilişkisini yeni yeni öğrenmeye başlıyorlar. Hz. Ali bilinmeden İslam’ın büyük değerlerini tanımak mümkün olabilir mi? Bakıyorsunuz bir milletvekili çıkıyor, Hüseyin Aygün, “Alevilik ayrı din” dedi. Bunu söyleyen cahil olamaz kara cahildir. Alevilik İslam’ın özüdür. Bunlar Alevilerle Sünnileri karşı karşıya getirmenin bir çabasıdır. Kendi kültürüne bu kadar ters düşen tavır olabilir mi? Hz. Ali’nin Ehli-Beyt’in sadece Türk toplumunun değil insanlık için erişilmez değerler olduğunu bilmek gerek. Bir siyasetçinin bunlara saygı göstermesi kendisine değer katar.

 

‘Bu Hukuk Ucubeliği Daha Fazla Devam Edemez’

1997 yılında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tüm dünya önünde söz vermiştir ki cami de bizimdir cemevi de. Bütçe içinde dağıtılacak paylar eşit dağıtılacak sözü verilmişti. Biz hukuk içinde bu haklarımızı alacağız. Alevi yurttaşlar genel bütçeden payını alacaktır ya da diyanet lav edilecektir. Böylesine bir hukuk ucubeliği daha fazla devam edemez. Ya da bu eşitliksiz ortadan kalkar ya da kimse bütçeden pay almaz. Ya yargı yoluyla ya da yeni anayasa yoluyla haklarımızı alacağız.

Alevi Vakıfları Federasyonu ve Cem Vakfı olarak yeni Anayasa beklentimizi ve isteklerimizi biz Meclis’e gönderdik. 1924 yılında yapılan yasada cemevlerinin yasaklandığına dair bir hüküm yoktur. Sadece camilerin ve mescitlerin açık olduğuna dair bir hüküm vardır. Hukuk da bir şey eğer yasaklanmamışsa serbest bırakılmıştır. Malatya, Erzincan, Sivas, Tunceli gibi Alevi nüfusunun yoğun yaşadığı yerlerde cemler yapılırdı.

Alevilik Kuran-ı Kerim’in kabulüyle düşünülmesi gereken bir yorumdur. Tanrı’nın gönderdiği ayetleri en iyi anlayıp yorumlayan anlayış Alevi inancıdır. Aleviliği bilmeden Alevilik hakkında ahkam kesmemek lazım.

27.08.2012