İzzettin Doğan’la Söyleyişi -2-

Bu meclis Alevi-Bektaşi-Mevlevi yurttaşların tüm inanç ihtiyaçları ile ilgilenecek. Ne ihtiyaçları varsa; nerelerde cemevi yapılmalıdır, nerelerde kimler görev almalıdır, bu görev alacak kişilerin nitelikleri ne olmalıdır, hangi eğitimlerden geçmelidir, eğer din dersi mecburiyeti devam edecekse Alevi-İslâm anlayışı nasıl ifade edilmelidir, hangi ölçülerde ifade edilmelidir gibi, yani bütün inanç dünyasına ait olan sorunların cevabını bundan böyle devlet adına ama devletin Alevilere ilişkin politikasını, yaklaşımlarını vs. icra edeceği kurum bu olacak.

Devlet adına dediniz. Her halükarda devletle böyle bir yapılanma sağlanamadı diyelim, Alevi camiası kendi yapısını oluşturamayacak mı bağımsız olarak? Yani Dedeler-Babalar Meclisini devlet tanımadı, sizin bütün mücadelelerinize rağmen örneğin? Ne yapacaksınız böyle durumda?

Tanıyacaktır, tanımak zorundadır. Nasıl zorundadır? Ya Diyanet’i lâğv edecektir, buna hiçbir itirazımız olmaz ama diyoruz ki Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar itibarı ile doğru değildir Diyanetin yok edilmesi. Ya ne gerekiyor? Diyanet’in yeniden yapılandırılması gerekiyor ama o işin A’dan, Z’ye değiştirilmesi gerekiyor. Yani Diyanet’in tüm inanç gruplarını kucaklayan gerçekten ismi ile müsemma eski deyim ile, ismine layık, tüm halkın din hizmetlerini gören bir kurum haline dönüşmesi lazım. Tüm halkın din hizmetlerini nasıl görür Diyanet İşleri; bütün inanç gruplarını içinde barındırmak sureti ile yapar. Yani Hıristiyan’ını da, Budist’ini de, Müslüman’ını da.

Ama buna yanaşmıyorlar ısrarla ?

Yanaşacaklardır. Bu onların babasının malı değil ki, bu devlet hepimizin, herkesin devleti.

Sayın Hocam, Dedeler-Babalar Meclisi’nin demin ki saydığınız fonksiyonları bir nevi Diyanet İşleri Teşkilat yapısının kaba bir benzeri mi olacak? Yani Alevi, Bektaşiler, Mevleviler adına bu hizmetleri yürütürken sembol olarak yada teşkilatlanma yapısı ile çok kaba hatları ile çünkü yanlışları çok olmasına rağmen büyük bir kurum Diyanet İşleri Teşkilatı buna benzer bir yapının mı oluşmasını istiyorsunuz; işte sekreteryası, din hizmetleri birimleri vb. olan?

Gayet tabii. Sekreteryası olacak, din hizmetlerini görecek olan kurumlar olacak, kitaplar yazılacak. Diyanet’in yaptığı yanlışları yapmayan bir Diyanet kurumu gibi olur.
Alevilerin Diyanet İşleri Teşkilatı diyebilir miyiz, buna? Tabii, denebilir.

Ama diyorsunuz ki asıl olan devlet tarafından bu yapının Diyanet İşleri Teşkilatı bünyesinde gösterilmesi en mantıklısı.

Diyanet bir tane olur. Din hizmetleri teşkilatı bir tane olur, o teşkilat içinde de herkes yerini alır. Böylece hem devletin denetlemesi kolay olur, yani laik yapının korunması ve kimsenin devlet işlerine karışmaması ve böylece çok daha kolay güvence altına alınabilir. Çünkü birbirlerini denetleyeceklerdir o zaman, yani bütün bu inanç grupları birisi bir haksızlık yaptığı, devlete müdahale etmeye çalıştığı, devlet üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalıştığı zaman öbürü reaksiyon gösterecek. Önce demokratik mekanizmalarla, demokratik toplumu güçlendirerek bir sonuca varmış oluruz.

Dedeler, babalar bu konuda ne diyecek. Yani Diyanet İşleri Teşkilatı yapısı içerisinde yer almak istemeyenler olacaktır?

Hayır. Bu bir kurumdur! Burada kişisel şeylerin rolü yoktur. “Efendim ben istemiyorum” derse, olabilir, o zaman o kişi meclise girmez.

Dedelerin, babaların kendisi zaten karar verecek, nasıl yapılanma olacak?

Tabii, yapılanmaya onlar kendisi toplanarak karar verecekler.

Anadolu İnanç Önderleri Üçüncü Toplantısı ile bir Dedeler/Babalar Meclisi’nin oluşumu sağlanmış olacak, orada tartışacak dedeler, babalar yani.

Orada tartışacaklar, orada konuşacaklar, yani Diyanet İşleri içerisinde yer almak isterler mi, istemezler mi, Diyanet İşleri kanunun değiştirilmesi sureti ile yoksa başka bir bakanlık bünyesinde mi isterler, yoksa “daha özerk bir statü de devlet bizim kendi tahsilatımızı versin biz şöyle şöyle bir yapı içinde olmak istiyoruz” mu derler, ona kendileri karar verecek.

Yani kararı dedelere, babalara bırakıyorsunuz?

Onlara bırakacağız tabii. Onlar kendileri karar verecek.

Çalışmalar çok yoğun bir şekilde sürüyor kolay bir iş de değil tabi ama siz sanırım diyorsunuz ki: “sonbaharda bu toplantıyı yapalım artık çok gecikti, bu iş.”

Evet. Yapmak istiyorum yani sonbaharda bu işi son noktaya getirmek ve arkadan siyasi iktidarla oturup konuşmak gerekiyor. Hatta bu meclisin açılmasını da Sayın Cumhurbaşkanı’ndan isteyeceğim. Kendisi devletin ve milletin birliğini temsil eden bir makamdır. Gerçi laik bir cumhuriyette cumhurbaşkanı gibi önemli kişi böyle bir toplantıyı açamayabilir, bunu anlayışla karşılarım ama biz teklifimizi yapacağız. Yani bu ülkenin yurttaşları olarak kendileri çünkü çok saygı duyduğumuz eski Anayasa Mahkemesi başkanıdır, kendisinin yorumuna saygı duyacağız. Ama biz hem ona diyeceğiz hem Sayın Başbakana diyeceğiz yani siyasal iktidarın başı olarak. Diğerlerinin ise devletin ve milletin birliğini temsil eden bir makam olarak gelmelerini isteyeceğiz, toplantıyı açmalarını isteyeceğiz ayrıca siyasi parti liderlerinin tümünü de davet edeceğiz. Onlar da bulunacak. Her şey herkesin gözü önünde geçecek. Burası demokratik bir ülke.

Anadolu ve Türkiye diyoruz ama Diyanet İşleri Teşkilatı’nın nasıl yurtdışında da temsilcilikleri varsa Bulgaristan, Yunanistan, Türk Cumhuriyetleri, İran, Suriye, Irak’ta da Alevi, Bektaşi varlığı somut olarak biliniyor. Buradakiler de davet edilecek mi toplantıya?

Davet edilmelerinde büyük fayda vardır. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin hem gücünü arttırır, hem nüfuzunu arttırır. Yani devletin nüfuzunun güçlenmesi meselesidir bana göre bu mesele. Ama daha şu anda vermiş olduğumuz kesin bir karar yok. Şu kesin, Orta Asya Cumhuriyetlerini davet edeceğiz, Balkanları davet edeceğiz, Arap ülkelerinden davet edeceklerimiz olur mu, onu daha sonra bakacağız.

İran’da Seyitler var mesela, 12 tane büyük ocak olduğunu biliyoruz.

İran’ı fazla tanımıyorum ama İran’da da normal olarak 17 milyona yaklaşan Azeri Türk’ü var yani Güney Azerbaycan dediğimiz ülke Alevidir, her ne kadar Şii olarak kabul ediliyorsa da hâlâ orada da semahlar dönülüyor, orada da saz çalınıyor.

Yaklaşık bir milyon yakında Ehli Haklar var İran’da. Yani Anadolu Alevisi dediğimiz insanlara çok benzeyen, Seyitlere bağlı, dedelik sistemini sürdüren insanlar var.

Öyle bir şey varsa onları da davet ederiz. Ama onları gözlemci olarak çağırırız. Niye gözlemci
olarak çağırırız, çünkü bu yurttaş hareketidir. Onlar yurttaş değil. Bu faaliyet sadece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için yapılan bir faaliyettir. Ama inanç bazında olduğu için ve bu inancı paylaşan başka ülkelerde insanlar olduğu için onların temsilcileri gözlemci olarak davet edilecek. Ama onların bu toplantıya meclis oluşumuna katılmaları söz konusu değil. İleride birleşebilirler. Arnavutluk; Bektaşi’dir, Bulgaristan’da önemli ölçüde Alevi varlığı var, Yunanistan’da, İbrahim Rugova’nın şu anda cumhurbaşkanlığını yaptığı Makedonya Bektaşi’dir, Alevidir. Onlar kendi yapılarını kurarlarsa Türkiye Cumhuriyetini ile artık temas edeceklerini o zaman, çünkü cumhuriyetin bir kuruluşu halinde olacaktır. Onun kurallarını devlet tayin eder. Yani devlette bu konularda teşvik ediyor. Mümkün olduğunca Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde yüzlerce mezhep var, yüzlerce bilmem yirmi yedi yirmi sekize yaklaşan devlet grubu olacak. Bunların içinde Türkiye’nin kendisine ne kadar çok taraftar olacak insanlar başka ülkelerde de varsa o kadar güçlü olur. Onun için Türkiye Cumhuriyeti ve Dışişleri Bakanlığı bu konuya destek verecektir.

Çok teşekkürler.

Cem Dergisi, Temmuz 2002

Kaynak: Ayhan Aydın, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın Alevi İslam İnancı, Kültürü İle İlgili Görüş ve Düşünceleri, Genişletilmiş 3. Baskı, CEM Vakfı Yayınları, 2003, Kahraman Ofset, İstanbul