4. İnanç Önderleri Toplantısı – Prof. Dr. İzzettin DOĞAN’ın Konuşması

Prof. Dr. İzzettin DOĞAN’ın

4. İnanç Önderleri Toplantısı’ndaki Konuşması

                                                                                                       

Sayın Bakanlar,

Avrupa’dan gelen değerli milletvekilleri; Sayın Lale Akgün, Sayın Prof. Dr. Hakkı Keskin,

Sayın Milletvekilleri,

Belediye Başkanları,

Dedeler-Babalar,

Vakıf ve Dernek Başkanları,

Dünyanın her tarafından özellikle Avrupa’dan, Balkanlar’dan, Anadolu’dan, Kafkaslardan, Orta Asya Cumhuriyetlerinden buraya kadar gelen İslam’ı yüzyıllar boyu huzur içinde yaşanması için çilesini çeken vefakâr, cefakâr, yürekleri Hakk Muhammed Ali sevgisi dolu dedeler, babalar;

 

Çok değerli hanımefendiler, beyefendiler

Hepiniz, her biriniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Her birinizi ayrı ayrı saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

2002 – 31 Ağustos’undan bu yana yaklaşık yedi yıl geçti. Neden 31 Ağustos 2002? Çünkü o tarihte 632 dernek ve vakfı temsilen dünyanın her yerinden gelen görevli ve sorumlu insanlar Anayasamızın ve uluslar arası hukuki belgelerinin öngördüğü temel hak ve özgürlükleri Alevi yurttaşlardan ısrarla esirgeyen siyasi parti ve iktidarlara, oy birliğiyle aldığı kararları dilek ve isteklerini bildiren bir metni kabul etmiş, ve o metni 2002 seçimlerine girecek tüm siyasi partilere ve hükümete iletmişti.

Türk siyasal yaşamını belirleyen siyasi partilerin tümü bu belgede (metin) yer alan ve altı noktada ifadesini bulan istekleri yerine getirmeyi mümkün kılmak için kendi tüzüklerinde gerekli değişiklikleri ya yapmışlar ya da yapma vaadinde bulunmuşlardı.

Bugünün iktidar partisi ise kamuoyuna açıkladığı programında iktidarı döneminde bu istekleri yerine getirecekmiş gibi bir izlenimi vermiştir. Oysa aradan geçen yedi yıla yakın süreye rağmen Alevi yurttaşların altı noktada özetlenen isteklerinin gerçekleşmesinde en ufak bir ilerleme sağlanamamış, bu ülkede sayıları 25 milyonu aşan Alevi yurttaşların yaşadığı gerçeği göz ardı edilmiştir.

 

Sevgili konuklar, dedeler-babalar;

Neydi altı noktada belirlenen Alevi yurttaşların istekleri? Kısaca özetleyelim.

  1. Alevi yurttaşların genel bütçeden pay almasıydı.
  2. Aleviliğin ders kitaplarına konmasıydı.
  3. TRT ve devlete ait radyolarda Sünni kardeşlerimize tanınan oranda Aleviler’e de konuşma hakkı tanınmasıydı.
  4. Alevi dede ve Bektaşi babalarına hizmetlerini gereği gibi ifa edebilmeleri için özlük haklarının tanınması (maaş, ücret, SSK, emeklilik vs.) okul açılması.
  5. Cem evlerine arsa ve para desteği sağlanması.
  6. Sazın okullara müzik aleti olarak tavsiye edilmesiydi.

 

Halkımızca altı noktada özetlenen bu isteklerin hararetle heyecanla benimsenmesi ve ülke sathında bir ağızdan konuşuluyormuşçasına etki doğurmaya başlaması birçok mihrakı rahatsız etmiştir. Özellikle halkın CEM Vakfı’na teveccühü Aleviler üzerinden siyaset yapanlarla Alevilerin bölük pörçük kalmasını tercih eden ve Alevi isteklerini yerine getirmemek için bu haklarınızı vereceğiz ama çok parçalısınız, hanginizi muhatap alacağız söyleminin arkasına sığınanlar önce “Alevilik İslam dışıdır” dedikten sonra Aleviler dedelerine maaş istemiyorlar, Diyanet İşleri Teşkilatı kaldırılmalıdır, nakaratları ile kamuoyunu karıştırmaya yöneldiler. Dikkat buyurursanız birinci dilek yani Alevilik İslam dışıdır, diyenler Diyanet İşleri Başkanlığı’na pas atıyorlardı. Bu söylem üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı; siz Müslüman değilsiniz ki Diyanet’te Aleviler de temsil edilsin, demeye başladılar.

İkinci dilekleri, yani Diyanet İşleri Teşkilatı’nın kaldırılması isteği ise gerçekçi olmayan ve bugüne kadar hiçbir siyasi partinin dokunmaya cesaret dahi edemediği, 7-8 milyon oyu, 100 bin cami, 117 bin personelle kontrol eden bir anayasal kuruluşu ilga etmeyi istemek, kavga istemek değilse, izahı zor bir istek ya da abesle iştigalden başka bir şey değildi.

Oysa bendenizin ve AVF’nin (Alevi Vakıfları Federasyonu’nun savunduğu; Diyanet İşleri Teşkilatı’nın A’dan Z’ye değiştirilerek (statüsünün) tüm inanç gruplarının özerk bir biçimde temsil edilebileceği bir yapıyı oluşturmaktır. Böyle bir istek hem uluslararası hukukun desteğine hem de anayasamızın desteğine sahip olabilir.

Dedelerin maaş alması dileğine gelince işi-hizmeti yapan dede, söylemesi gereken o. Oysa onun yerine hiç ilgisi ve bilgisi olmayan hayatında bir tek kere bile cemevine girmemiş Tanrı’yı, Kuran’ı, Muhammed Ali’yi tanımayan kişiler talepte bulunuyor.

Ülkedeki iktidarlar Alevileri görmezlikten geldi de yurtdışındaki güç odakları, Alevileri yeterince görüp uluslararası hukukun kendilerine yükledikleri sorumlulukları yerine getirdiler mi?

Özellikle Türk dış politikasının önemli hedeflerinden birisi olan Avrupa Birliği ile bütünleşmenin (integration’un) zorunlu bir gereği olarak Avrupa Birliği değerler sistemini paylaşan devletler Türk demokrasisinin, Alevilerin hukuki varlığı kabul edilmeden, nasıl Avrupa’ya entegre olabileceğini düşünmüş müdür? Zannetmiyorum. Türkiye de Alevilerin durumunu; gerektiğinde Türkiye’yi Avrupa Birliğine tam üye olarak entegre etmemek için bir koz olarak elde tutma  politikası gütmeye devam etmiş ve etmektedir.

Bu düşüncenin en belirgin delili, yıllık ilerleme raporlarında Kürt sorununa, azınlıkların sorununa sayfalarca yer ayırırken 2008 yılına kadar yayınladığı raporlarda Aleviler ve sorunlarına bir cümleden fazla yer vermemiş olmasıdır.

Bu tavırların hiçbirisi ne kendi hükümetimizin ne de Avrupa Birliği ya da ABD dışişleri bakanlığının nispeten daha ayrıntılı raporları bizleri temel hak ve özgürlükler ve yasalar önündeki eşitlik mücadelesini yürütürken cebir ve şiddet kullanarak sokaklara dökmeye sevk edememiştir.

Mücadele hukuk devleti esasları çerçevesinde yapılmış ancak siyasetten umut kesilince dava-yargı yoluna taşınmıştır.

Bugün davalar çok yavaş da yürüse karar aşamasına doğru gelmektedir.

Ancak herkesin aklında tutması gereken bir de gerçek var ki, o da her türlü sabrın bir sonu vardır. Ve o sona gelinmiştir. Ve hepinizin huzurunda söylüyorum. Ciddi ve inandırıcı görüşmelerle kısa sürede yasalar önündeki eşitlik taleplerimiz sonuca vardırılmazsa bizler, sesimize kulak verip dünyanın her tarafından buraya gelen sizler, sahadan çekiliriz, o zaman da tahrik odakların güdümünde sokaklar konuşmaya başlar…

 

Oysa bu hiç bir şekil ve şartta istemediğimiz bir sonuçtur. Barış nerde ise biz oradayız. Sazımızla, gülümüzle. Savaş neredeyse biz orada yokuz. İnsanlık artık kemale doğru ilerlemeli, savaşı doğuran zeminleri, insanlığın ortak davranışlarıyla devletlerin ortak tutumlarıyla dünya yeniden örgütlenmelidir; Dünya zevale ermeden! Ancak; önce ülkede barış ve sevgiyi gerçekleştirelim. Bunun da olmazsa olmaz koşulu yasalar önünde tüm yurttaşların eşit muameleye tabi tutulmalarının kesin bir biçimde sağlanmasıdır.

 

Eğer bugün dünyanın her yanından buraya gelme zahmetine katlananlar 2002 yılında aldığımız kararları tekraren oylayıp dünyaya ilan ederseniz bu toplantı amacına ve başarıya ulaşmış olacak, hükümete cesaret ve çıkış yolu göstermiş olacaktır.

 

Teşekkür ederim.

 

28 Aralık 2008,  Bostancı Gösteri Merkezi