Yolun Hizmet Erenleri: Abdal Musa – Kaygusuz Abdal, Balım Sultan

Yolun Hizmet Erenleri

  • I. Abdal Musa – Kaygusuz Abdal
  • II. Balım Sultan

 PROF. DR. HÜSEYİN BAL

I. Abdal Musa – Kaygusuz Abdal

 

XIV. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Abdal Musa Bektaşi önderlerinden biridir. Bektaşi geleneğinde Abdal Musa’nın Hacı Bektaş Veli’nin Amcası Haydar Ata’nın torunu (Hasan Ata’nın oğlu) olduğu, Hünkar ile birlikte Anadolu’ya geldiği, Yesevi fukarasından olduğu, Pir’in Hakk’a yürüyüşünden sonra Karahöyük’te Kadıncık Ana ile görüştüğü, Pir’in halifesi olarak hizmeti sürdürdüğü kabul edilir. Abdal Musa Sultan’ın yol içinde oynadığı rol nedeniyle Ayin-i Cemde meydanda bulunan on iki posttan biri Abdal Musa Postu (Ayakçı Postu) olarak kabul edilir. Ayakçı abdallık mertebesidir ve tekkelerde temizlik işlerini yapan dervişe verilen isimdir. Ayakçı Postu Abdal Sultan Makamı olarak bu hizmetin değerini ifade etmektedir. Ayrıca Sultanın adına düzenlenen Abdal Musa Ayini/Cemi ve Abdal Musa kurbanı bulunmaktadır. Abdal Musa Tekkesi Pir evi’nden sonra halife makamı olan dört tekkeden biridir. Diğerleri; Kerbela Tekkesi, Kaygusuz Tekkesi (Mısır), Seyyid Ali Tekkesi’dir (Dimetoka). Daha sonra bu tekkelere /dergahlara Şahkulu Dergahı katılır.

Baba İlyas’ın beş kuşak sonra torunu olan tarihçi Aşıkpaşa, Abdal Musa’nın Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde Orhan Bey (1326-1362) ile birlikte Bursa’nın fethine katıldığını, Yeniçerilerin Hacı Bektaş Veli’yi Pir tanımalarında etkili olduğunu, bir süre Pir evi’nde kaldığını belirtir: “Abdal Musa dirlerdi bir derviş vardı, Hatun Ana’nın muhibbi idi, ol zamanda şeyhlik ve müridlik inen zahir değildi. Hatun Ana ol meza azizün üzerine mezar itdi, geldi bu Abdal Musa bunun üzerinde bir nice sakin oldı. Orhan devri geldi gazalar itdi.”

XV. Yüzyılda yazıldığı kabul edilen Abdal Musa Velayetnamesi bulunmaktadır. Bu Velayetname Abdal Musa’nın hayatını, Antalya Tekke yöresine gelişini, halifelerine icazet vererek onları hizmete göndermesini, kerametlerini anlatır. Antalya Beyliği’ne bağlı Alaiye Sancağı beyinin oğlu olan ve daha sonra sonra Kaygusuz Abdal adını alan Gaybi Abdal Musa’nın mürüdi olur. Kaygusuz Abdal Menakıbnamesi Gaybi ile Abdal Musa’nın ilk karşılaşmasını ve bundan sonraki olayları aktarır. Gaybi Abdal Musa’nın kerameti karşısında onun tarikatına girer. Gaybi’nin babası bu duruma öfkelenir, Abdal Musa’nın üzerine asker gönderir. Ancak Sultan’ın kerametleri karşısında oğlunun tarikata girişini kabul eder. Kaygusuz Dergahta 40 yıl hizmet eder. Hacca gitmek isteyen Kaygusuz’a Abdal Musa icazetini verir ve serbest bırakır. Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da bir dergah kurduğu bilinmektedir. Kaygusuz Abdal Ayin-i Cem’de on iki posttan biri olan Nakib Postu ile temsil edilir. Nakib Postu Kaygusuz Sultan makamıdır. Nakib tekkede mürşide yardım eden, onun buyruğu üzerine yerine geçen, onun adına iş gören derviş veya dede anlamına gelir.

Evliya Çelebi Antalya Elmalı’da bulunan Abdal Musa Tekkesini Seyahatnamesinde anlatır. Ayrıca Finike yakınlarında Abdal Musa’nın başka bir tekkesini ve kırk-elli dervişi, Abdal Musa halifelerinden Sevindük Dede türbesi’ni ve buradaki dervişleri, Kafi baba Türbe ve Tekkesini ve Elmalı çevresinde Kilerci Baba Tekesini gördüğünü belirtir. Bu anlatım Abdal Musa’nın Teke yöresinde önemli bir nüfusa sahip olduğunu göstermektedir. Evliya Çelebi Abdal Musa Tekkesi’ni etrafında geniş bağ ve bahçelerin olduğunu, yüz hane evin bulunduğunu, tekkenin çevresinde misafirhaneler, meydanlar, kiler, mutfak, fukara meydanı, mescid olduğunu, tekkede üçyüzden fazla mücerred derviş yaşadığını belirtir. (Köprülü, 1972), Bektaşilikte Balım Sultan’la birlikte başlayan mücerredlik geleneği Abdal Musa süreğinde de varlığını sürdürmüştür.

Sadettin Nüzhet’in Bektaşi Şairleri kitabında Abdal Musa’nın olduğu kabul edilen üç nefes bulunmaktadır. Ancak bunlardan ikisinin Abdal Musa’ya ait olduğu tartışılabilir. Bir nefesini diğer kaynaklarda da (Gölpınarlı, Bedri Noyan Dedebaba) geçmektedir. Burada Abdal Musa’ya ait olduğu açık olan bu nefes verilecektir. (Üç kaynak karşılaştırılarak ikisinde olan tercih edilerek yazılmıştır)

 

Kim ne bilür bizi nice soydanız

Ne zerrece oddan ne de sudanız

 

Bizim meftunumuz ma’rifet söyler

Biz Horasan mülkündeki boydanuz

 

Yedi deniz bizim keşkülümüzde

Hacım umman ise biz de göldenüz

 

Hızır ü İlyas bizim yoldaşımızdır

Ne zerrece günden ne hod aydanuz

 

Yedi tamu bize nevbahar oldu

Sekiz uçmak içindeki köydenüz

 

Bizim zahmımıza merhem bulunmaz

Biz kader okunda gizli yaydanuz

 

Tur’da Musa durup münacat eyler

Neslimizi sorar isen Hoy’danuz

 

Abdal Musa oldum geldim cihana

Arif anlar bizi nice soydanuz

 

 Kaygusuz Abdal’a ait bir nefes:

 

Beylerimiz elvan gülün üstüne

Ağlar gelir şahım Abdal Musa’ya

Urum Abdalları postun eğnine

Bağlar gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Urum Abdalları gelir dost deyü

Eğninizde aba hırka post deyü

Hasteleri gelir derman isteyü

Sağlar gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Hind’den bazergahlar gelir yayınır

Pişer lokmaları açlar doyunur

Bunda aşıkları gelir soyunur

Erler gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Meydanında dara durmuş gerçekler

Çalınır koç kurbanlara bıçaklar

Döğünür kudüm açılır sancaklar

Tuğlar gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Her matem ayında kanlar saçarlar

Uyandırıp Hakk çerağın yakarlar

Demine hu deyip gülbang çekerler

Nurlar gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Ikrarıdır koç yiğidin yuları

Muannidi çeksem gelmez ileri

Akpınar’ın Yeşilgöl’ün suları

Çağlar gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Ali’m almış Zülfekarın destine

Sallar durmaz yezidlerin kasdına

Tümen-tümen Genç Ali’nin üstüne

Sırlar gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Benim bir isteğim vardır Kerim’den

Münkir bilmez evliyanın sırrından

Kaygusuzam ayrı düştüm pirimden

Erler gelir şahım Abdal Musa’ya

 

Kaygusuz Abdal’ın Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ında ifade ettiği felsefeyi özetleyen bir nefesi dil ve içerik bakımından dikkate değerdir.

 

Dervişlik hırkada tacda değildir

Isılık oddadır sacda değildir

 

Var bir gerçek erden kuşan kuşağı

Anları kurt yemez ucda değildir

 

Hakk’ı ister isen ademde iste

Irak’ta Mekke’de Hac’da değildir

 

Döğüp bir kardeşin hatırın yıkma

Eğilip kıldığın secde değildir

 

Aşk ile öle gör Kaygusuz Abdal

Aşk ile ölmezsen güçte değilidir

 

(Yalçın, 1991: 400).

 

Kaygusuz’un tasavvuf felsefesinde (Alevi inancında) yer alan Tanrı-İnsan birlikteliğini vurgulayan nefesleri;

 

Alem külli vücuddur can ben oldum

Vücuda can ile canan ben oldum

Suretimi göründür ki ademdür

Ma’nide sıfat-ı rahman ben oldum

 

(Ma’nide:mana aleminde)

 

Benem ol gevher-i vahded ki dirler

Benem cümle sıfat ü zat ki dirler

Benem Mansur benem dem-i enel Hakk

Benem Ayyar benem Bagdad ki dirler

 

(Ayyar: hırsız, dolandırıcı / düzen, milis asker)

 

Kaygusuz’un aynı zamanda günlük hayatın çelişkilerini mizahi bir dille anlatığına şahit oluruz;

 

Hey erenler hey gaziler

Avrad bizi döğeyazdı

Çekti sakalım kopardı

Bıyığımı yolayazdım

 

Baltanın sapını kaptı

Kağnının küpünü söktü

Silkindi üstüme çıktı

Kemiklerim kırayazdı

Kaygusuz’um der ki ni’dem

Başım alam nere gidem

Ben bu avradı ne idem

Bizi köyden koğayazdı

 

II. Balım Sultan

 

Bektaşiler Balım Sultanı İkinci Pir (Pir-i Sani) olarak kabul ederler. Onun Bektaşiliğin tarikat olarak yeniden yapılanmasında etkili olduğuna inanırlar. Balım Sultan Erkanı yola giriş törenidir. Meydandaki on iki posttan biri olan Ekmekçi Postu Balım Sultan Makamına aittir.

Balım Sultan’ın Bektaşiliğe mücerredliği getirdiğine inanılır. Balım Sultan Pir’in hiç evlenmediğini Hızır Lala (Lale) olarak bilinen Timurtaş’ın Hünkar’ın manevi oğlu olduğunu ileri sürerek hem mücerredliliği meşrulaştırmış hem de bel evladı yerine yol evladının önemli olduğunu savunmuştur. Bu tutumla birlikte Bektaşilikte iki kol etkin olmuştur. Bir yanda Çelebiler (Çelebiyan /Sofiyan) kolu diğer yanda Babalar (Babagan) kolu.

Hacı Bektaş Vilayetnamesinde kendisinin Hakk’a yürümesinden sonra olacakları halifesi Saru İsmail’e anlatır: “Benden sonra Kadıncık oğlu Hızır Lale Cüvan’ın geçsin, o elli yıl hizmet eder, ondan sonra yerine oğlu Mürsel geçer, o da kırk sekiz yıl hizmet eder…” Dedebaba Bedri Noyan bu anlatımı da dikkate alarak bir tespit yapar. Ona göre, “Hazret-i Pir’den sonra Dergahta, İdris Hoca’nın oğlu Hızır Bali posta geçmiştir. Ondan sonra sırasıyla Resul Bali, oğlu Yusuf Bali ve onun oğlu Balım Sultan geçmiştir.

Balım Sultan hakkında belgelere dayanan kesin bilgiler yoktur ancak rivayetler muhteliftir. Doğum ve vefat tarihleri kesin değildir. Müdafaa’da Hicri (878-927) yılları arasında; Mısır baskılı Arapça bir eserde Hicri (862-922) arasında yaşadığı belirtilmektedir. Babasının Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli Sultan) ile birlikte Rumeline geçen Mürsel Bali olduğu kanaati yaygındır. Posta oturduktan sonra Sultan Beyazıd’ın daveti üzerine İstanbul’a geldiği ve Sultana nasip verdiği söylenmektedir. Onun Bektaşiliği Caferi Mezhebi üzere ve Hacı Bektaş’ın güttüğü gaye dahilinde erkan ve kurallara bağladığı kabul edilmektedir (Oytan, Cilt 2: 29).

Nefesleri Alevi-Bektaşi toplumunun sesini, anlayışını, kavrayışını yansıtmaktadır. Nefesler hizmet erenlerinin kimliğini, çevresini, dönemin özelliklerini de yansıtmaktadır. Nefesler aracılığı ile Balım Sultanı anlamaya çalışalım. Bir nefese göre Balım Sultan, Abdal Musa ve Kızıl Deli Sultan çağdaştırlar, arkadaştırlar, yoldaştırlar.

 

Balım Sultan arkadaşı yoldaşı

Kızıl Deli Sultandürür hem eşi

Abdal Musa Sultan dersen ne kişi

Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi

(Nüzhet, 1930: 6)

 

Kazak Abdal’a ait bir nefese göre Balım Sultan Pir’in ocağını uyaran, Mürsel Baba’nın oğlu, Kızıl Deli Sultan’ın uyandırdığı (yetiştirdiği) kişidir.

 

Kızıl Deli ocağından uyanan

Baştan başa yeşillere boyanan

Varıp pirin eşiğine dayanan

Mürsel Baba oğlu Sultan Balımdır.

Mekan tutmuş Hanbağı’nda bucağın

Bulutlara ağıp tutan sancağın

Uyandırdı pirimizin ocağın

Mürsel Baba oğlu Sultan Balımdır.

 

Sadettin Nüzhet, Bektaşi Şairleri adlı çalışmasında Balım Sultan ile ilgili olarak Hicri 907 de Pirevinde postnişini olduğunu 922 de vefat ettiğini, şiirlerine rastlamadığını ancak bir dostunda bir nefesini gördüğünü söyler. Bu nefesi Alevi Yol’unun temel ilkelerini dile getirir:

 

Biz Urum abdallarıyız

Maksudumuz yardır bizim

Geçtik ziynet kabasından

Gencinemiz erdir bizim

 

Daim kılarız biz zarı

Harceyleriz elde varı

Dost yoluna verdik seri

Münkirimiz hardır bizim

 

Aşk bülbülüyüz öteriz

Rahı Hakk’a yüz tutarız

Mana gevherin satarız

Müşterimiz vardır bizim

 

İstivayı gözler gözüm

Seb’ulmesanîdir yüzüm

Enel Hakk’ı söyler sözüm

Miracımız dardır bizim

 

Haber aldık muhkemattan

Geçmeyiz Zatu sıfattan

Balım nihan söyler Hakk’dan

İrşadımız sırdır bizim

 

(Nüzhet, 1930: 417)

 

(Zar: ağlayış, inleyiş; Rah: Yol; Nihan: gizli)

 

KAYNAK: PROF. DR. HÜSEYİN BAL, ALEVİ İSLAM YOLU, CEM VAKFI YAYINLARI, 2004, İSTANBUL, SAYFA: 149-157