SABRİ ORAK (HÜDAİ)

Halk ozanlığı geleneğini sürdüren en ünlü ozanlardan birisiniz. Kitabınız altı baskı yaptı. Sizi kendi ağzınızdan tanıyalım. Çağdaş temaları da şiirlerine sokabilmiş, evrenselliğiyle bir güzel soluk, Aşık Hüdai’nin, sözü, sesi günümüz halk ozanlığında. Kimdir Aşık Hüdai, yaşamı, çalışmaları, çileleri nelerdir ? Çocukluğundan, gençliğinden bize bahseder mi?

Ben l940 Maraş Göksün Yoğunoluk doğumluyum. Adana’da Kadirli’de büyüdüm. 25 yıl kadar İstanbul’da kaldım. 7 senedir de Ankara’da yaşıyorum.

Benim çocukluğum zorluklarla geçti. Okuma olanağı bulamadım. Yokluk, bir ıslak yorgan gibi hiç üzerimden kalkmadı. Islak yorgan biliyorsun, hem ağırdır, hem insanı her zaman üşütür. Bana hayatı öğreten çile oldu. Ama sevda hiç başımızdan eksik olmadı. Dağ dumansız olmaz imiş.

İnsanın okuması değil, kendisini yetiştirebilmesi önemli. İçinden gelen duyguları yönlendirebilmesi önemli. Peki, bir Alevi-Bektaşi ortamından mı geliyorsunuz? Pir Sultanlar, Yunuslar desek?

Benim yaşamım bir Kerem gibi geçti. Bütün ozanlar benim ustam oldu. Geçmiş, yaşamış tüm ozanlar benim ustam oldu. Onları dinleyerek büyüdüm, yetiştim.

Derin bir duygusallık var şiirlerinizde; “Yavrusun yitirmiş bülbül misali / Konar daldan dala öterim böyle / Sineme ayrılık ateşi düştü düşeli / Yanar ince ince tüterim böyle” diyorsunuz. Gurbet, sılada olma, yalnızlık teması var şiirlerinizde. Nedir sizi ve diğer ozanlarımızı alıp götüren çaresizlik duygusu?

Bu kendini aramaktır. Mesela, Veysel’de de bu var. “53 yıl kendi kendimi aradım hiçbir türlü bulamadım ben beni.” Yaz yağmurunu düşünün, dereler oluşur, derelerden çaylara, çaylardan ırmaklara, ırmaklardan denizlere kendini ulaştırır yağmur damlaları. Ozan da buna benzer. Ozan da kendi ruhuna kendisi ulaşana kadar epey çile çeker. “Bulamadım” isimli şiirim var. “30 yıldır saz taşırım, bir gün olsun çalamadım / 40 sene sınıfta kaldım, diplomamı alamadım” şiirimde bunu işledim ben de. Kendime ulaşma mücadelesi verdim. Kendimden kendime gittim.

Biraz tasavvuftan bahsedelim. İnsan kendisini tanımak için bir yolculuğa çıkıyor. Nasıl bir yolculuk bu?

Bu insanın kendinden kendine giden bir yolculuk. Senden sana giden yolculuk. En zor yolculuk budur. İnsan tüm hayatı boyunca bu yolculuk içinde olabilir ama ulaşamaz kendine.

“Gönül çalamazsın aşkın sazını / Ne perdeye dokun ne teli incit / Eğer çekemezsen gülün nazını / Ne güle dokun ne dikeni incit”.

Burada da tasavvufun etkisi var. İncinmemek, incitmemek veya sevgili peşinde incinmek.

Ampulle ışık birdir. Bir aradadır. İnsana haksızlık yaptığı bir başkasının hesap sorması gerekmez, insanın kendi vicdanı ona hesap sorar. Istırap duymamak için incitmemek lazım.

Bu okulun sırrı nerede?

Bir başkasının da insan olduğunu unutmamak. İnsan olmak, insan olduğumuzu bir dakika bile unutmamak. Haklıyı haksızı seçeceğiz. Kendimiz gibi olmayanı da görmemiz lazım.

Aşık, sevgi konularında başka neler söylersiniz?

İnsanların hepsi olgunlaşmamıştır. İnsan-ı kamil olmak oldukça zordur. İnsan kendini bilirse aslında olgunlaşması, insan-ı kamil olması çok da zor değil. “Sen seni bilirsen badı Hüda’sın / Sen seni bilmezsen halktan cüdasın”. İnsan su gibi diri. Suyun bulanığı vardır. Düz akar, ama bulanık akar, içilmez. İnsan da damıtılmış olmalı ki her şeye akabilsin, kullanılabilsin. Deniz suyu içilmiyor, mesela. Arıtılmış, durulmuş olması lazım. Ben insanı suya benzetiyorum.

Birçok şiirinizde, erenler, ozanlar, dedeler var. “Erenler zehir getirin / balınan öldürmen beni / Bağrıma diken batırın gülünen öldürmen beni” diyorsunuz.

Erenler, ermiş, olgunlaşmış, ham kalmamış insanlar. Sen kaç kuruşluk adamsın derler. Mal ve dil en öldüresi şeydir. Malın değeri yoktur.

Ozanlar insanların iç dünyalarını yansıtırlar, duygularını yansıtırlar, kamil olunmasının yollarını gösteriyorlar. Toplumsal bir görevi de yerine mi getirmiş oluyorlar?

Tüm insanlar kendi becerileri, yetenekleri doğrultusunda tüm insanlara yararlı olabilirler. Bir diş doktorunun, mühendisin, öğretmenin yararları ölçülemez. Herkes gerçek bir emek vererek, çok şeyler yaratabilir. İnsanlara, insanlığa yararlı olmuş olur. Ozanlar ince bir dilden konuşurlar, ince bir dilden konuşması gerekir. Cahil bir insanın bir başkasına zararı olabilir. Bir mezar taşı yerinde dururken, hiç kimseye bir zararı dokunmaz. Bilinçsiz cahil bir insanın her zaman zararı olur.

Bir aşk alemindesiniz, “Bütün evren semah döner / Aşkından güneşler yanar” diyorsunuz. Çok derin manalar içeren bir şiir bu. Bütün evren semah dönüyor, öyle bir aşk ki güneşler yanıyor…

Okudunuz. Siz söylüyorsunuz. İşte ancak bunu şiirle ifade edebiliyoruz. Konuşmayla olmuyor. Şiir, müzik, resim bir yerde Tanrı sanatıdır, yeteneğidir. İnsanın Tanrılaşması demektir bu. Dünya bir ağaçtır, insan onun meyvesidir. Sözü de çekirdektir. Çekirdek, yine meyve oluyor, ağaç oluyor. Önemli olan çekirdektir.

Şiir size nasıl geliyor? Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya sormuştum; “Şiir sizin camınızı, kapınızı mı çalıyor da geliyor” diye. Öyle bir şey olmuyor, demişti. Sizde nasıl oluyor, şiirin doğması?

Evet kapımı zorluyor. Şiir beni sıkıştırıyor. Şiir geliyor, yaz, diyor. Camı pencereyi zorluyor. İnsan beyniyle doğum yapıyor. Şimdiye kadar ki şiirlerim böyle doğdu.

Yeni şiirler var mı?

Kitap yeni deyişlerle genişledi. Ben çok yazmam. Olgunlaşmayanı yazmam. Bir rüzgar esmeyince dal uyanmaz, damla düşmeyince sel uyanır mı? Hiç belli olmaz ne zaman geleceği şiirimin.

Günümüzdeki diğer ozanlarla ilişkileriniz? Kimlerle dostsunuz?

Herkesin rengi ayrı ayrıdır. İpliği, rengi ayrı ayrıdır. Ben şiirin duygu telini örüyorum.

Halk ozanlarının sorunları nelerdir?

Ozanların sorunları çoktur. Bence önemli bir sorun iç dünyasıdır.

 

Söyleşi: AYHAN AYDIN, Ekim 1998, İstanbul

Cem, Mart 1999, 88. Sayı, Sayfa, 56 / 57

 

ESERLERİ

Bütün Evren Semah Döner, Aşık Hüdai, Yeni Deyişlerle 6. Baskı, Güldikeni Yayınları, 1998.

 

<ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER>

  

Yalandır

 

Elhibeyt’e düşman Ali’ye düşman

Muhammed’i sevdim dese yalandır

Pirim Hacı Bektaş Veli’ye düşman

Muhammed’i sevdim dese yalandır

 

Ali’yi seveni öldürüp asan

Kerbela’da İmam Hüseyin’i kesen

Resul’un soyuna kasteden süfyan

Muhammed’i sevdim dese yalandır

 

Muhammed Ali’yi bir can bilmeyen

Sevgisini can evinde bulmayan

Ehlibeyt’in aşkı ile dolmayan

Muhammed’i sevdim dese yalandır

 

Hüdai Hüda’ya gönül verdim

Doğruyu demeye dili varmayan

Muhammed’i muhabbette görmeyen

Muhammed’i sevdim dese yalandır

 

Hacı Bektaş İle Atatürk

 

Balık susuz olmaz insan vatansız

Gönlüm Hacı Bektaş elim Atatürk

İlim nihayetsiz bilim hatasız

İlim Hacı Bektaş bilim Atatürk

 

Okuyabilirsen insan bir ilim

Fikirden mantıktan geçiyor yolum

Birbirine bağlı gönlümde dilim

Gönlüm Hacı Bektaş dilim Atatürk

 

Hünkar ruhumdaki yeşeren daldır

Atam o daldaki yetişen güldür

Tıpkı buna benzer buna misaldir

Dalım Hacı Bektaş gülüm Atatürk

 

İşte Hüdai’niz meydana geldim

Ben böyle inandım ben böyle bildim

Bir yüce uluda bir dolu aldım

Ulum Hacı Bektaş dolum Atatürk

 

Ben

 

Otuz yıldır saz taşırım

Bir gün olsun çalamadım

Kırk sene sınıfta kaldım

Diplomamı alamadım

 

Duygu denizinde yüzdüm

Mana alemini sezdim

Yirmi sene dalgın gezdim

Hiç kendime gelemedim

 

Derin sevdaya dalmışım

Hakkı sevgide bulmuşum

Boşuna aşık olmuşum

Yar yolunda ölemedim

 

Bir uzun yolculuk ettim

Kendimden kendime gittim

O kadar gömlek eskittim

Yine adam olamadım

 

Hüdai’yim bağrım közlü

Gönül dağım karlı buzlu

Derdim içerimde gizli

Kimse ile bölemedim

 

 

Zamanı Geldi

 

Bahar geldi çayır çimen yürüdü

Yaylaya göçmenin zamanı geldi

Dağlar yeşil giydi karı eridi

Suyundan içmenin zamanı geldi

 

Çok şükür bu yıl da erdik bahara

Gülü gördü bülbül başladı zara

Açıldı sinemde bin türlü yara

Yine dert açmanın zamanı geldi

 

Pınarı var ormanı var gölü var

Çiğdemi var çiçeği var balı var

Arısı var peteği var balı var

Bunları seçmenin zamanı geldi

 

Hüdai zamanın geçer boşuna

Kuşlar bile hep kavuştu eşine

Şimdi bu mevsimde dağlar başına

Yar ile kaçmanın zamanı geldi


 

Bütün Evren Semah Döner

 

Bütün evren semah döner

Aşkından güneşler yanar

Aslına ermektir hüner

Beş vakitle avunmayız

 

Hüdai’yim daldım gama

Saldı beni demden deme

Asın kesin yüzün ama

Dilinen öldürmen beni


Duygular Dönüştü Söze

 

Erenler zehir getirin

Balınan öldürmen beni

Bağrıma diken batırın

Gülünen öldürmen beni

 

Hiçlik aleminde mesttim

Varlık sevdasını kestim

Yokluk benim eski dostum

Malınan öldürmen beni

 

Yar diyerek yana yana

Can teslim ettik canana

En yakınım kıysın bana

Elinen öldürmen beni

 

Bir aşktır düştü özüme

Yanarım kendi közüme

Leyla görünüp gözüme

Çölünen öldürmen beni

Duygular dönüştü söze

Yanık seda işler öze

Dertli dertli vurup saza

Telinen öldürmen beni

 

Hüdai’yim daldım gama

Saldı beni demden deme

Asın kesin yüzün ama

Dilinen öldürmen beni

 

 

Dağlar

 

Yaman yerden bağladınız yolumu

Onun için size kırgınım dağlar

Dosta varıp diyemedim halimi

Onun için size kırgınım dağlar

Beni çok yordunuz yorgunum dağlar

Dargınım sizlere dargınım dağlar

 

Sizin başınızda kış var bora var

Benim yüreğimde dert var yara var

Ne asmaya mecal ne bir çare var

Onun için size kırgınım dağlar

Beni çok yordunuz yorgunum dağlar

Dargınım sizlere dargınım dağlar

 

Neyleyim misafir alamayan dağı

Başındaki duman mazlumun ahı

Sizinle barışmaz gönlümün şahı

Onun için size kırgınım dağlar

Beni çok yordunuz yorgunum dağlar

Dargınım sizlere dargınım dağlar

 

Hüdai’yim kara bahtım gülmedi

Kör talihim kıymetimi bilmedi

Hiçbiriniz bana arka olmadı

Onun için size kırgınım dağlar

Beni çok yordunuz yorgunum dağlar

Dargınım sizlere dargınım dağlar

 

Batarım Böyle

 

Yavrusun yitirmiş bülbül misali

Konar daldan dala öterim böyle

Sineme ayrılık közü düşeli

Yanar ince ince tüterim böyle

 

Bilmem bu hançeri bana vuranı

Yitirmişim eşi dostu yarını

Baykuş gibi mesken tuttum öreni

Harabe yerlerde yatarım böyle

 

Hüdai kan ağlar kimin nesine

Kader beni attı dert dünyasına

Salmışım gemiyi gam deryasına

Açılmaz yelkenler batarım böyle

 

Gönül

 

Gönül çalamazsan aşkın sazını

Ne perdeye dokun ne teli incit

Eğer çekemezsen gülün nazını

Ne dikene dokun ne gülü incit

 

Bülbülü dinle ki gelesin coşa

Karganın nağmesi gider mi hoşa

Meyvesiz ağacı sallama boşa

Ne yaprağını dök ne dalı incit

 

Bekle dost kapısın sadık kul isen

Gönüller tamir et ehl-i dil isen

Sevda sahrasında mecnun değilsen

Ne Leyla’yı çağır ne çölü incit

 

Rıza’ya razı ol Hakk’a kailsen

Ara bul mürşidi müşkülde isen

Hakikat şehrine yolcu değilsen

Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

 

Gel Hakk’tan ayrılma Hakk’ı seversen

Nefsini ıslah et er oğlu ersen

Hüdai incinir inciten dersem

Ne kimseden incin ne eli incit

 

KAYNAK: Günümüz Alevi Ozanları, Ayhan Aydın, Sayfa: 507-513,

CEM Vakfı Yayınları, İstanbul 2004