MÜSLÜM KUMRU

(SEYRANİ)
(1938 – 25 ŞUBAT 2009)

AYHAN AYDIN

 

Anadolu toprakları sizin gibi aşıkların, dedelerin,  ozanların sayesinde  renklenerek bu günlere gelmiştir. İnsanları olgunlaştırmada, yetiştirmede, temiz ahlaka ulaştırmada; inançlı, sevgi dolu, yurdunu, insanları seven birey olarak yetişmelerinde ozanların, yazarların yeri büyük.

Ama biliyorsunuz ki dert çok, bunu da dile getirmek lazım, değer verilmiyor ozanlarımıza. Böyle başlayalım.

Sizin de çileli bir yaşamınız oldu. Hayat hikayenizi biliyoruz. Çilelerle dolu bir ömür. Sizin ağzınızdan kendi yaşamınızı dinleyerek başlayalım söyleşimize.

 

Belki sizi duygulandıracak ama çocukluğunuzdan, çektiğiniz çilelerden başlayalım söyleşimize.

 

Şimdi benim babam esas Tunceli, Ovacık, Çedek Köyü’nden. Bizim ailenin mensuplarının temeli oradadır. Orada Munzur Baba ve Hacı Dede’nin bir efsane öyküsü var. Hacca gitmiş Munzur ermiş. İşte o Hacı Ali Dede biz Ali Abbas’ların en büyük dedesidir.

 

Siz Ali Abbas ocağına bağlısınız?

 

Ali Abbaslıyız ama Ağuçan’a bağlıyız. Babam yetim kalmış, onu Ağuçan dedeleri getirmiş Erzincan’ın Merkez Günbağı Köyü’ne. Çocukmuş babam, kuzuları otlatırmış Günbağ Köyü’nde. Sonra annemle evlenmiş. Başkalarının yarı yıkık evlerinde duruyormuşuz idareten. Ve hatta O da yıkılmış keramet misali kurtulmuşuz. Biz çocukluğumuzda, gençliğimizde çalıştık, hayata tutunduk. Ev yeri aldık, tarlalar aldık… çok şükür namert sığıncından kurtulup o köyü yurt edindik.

Yani o duvar yıkılmış, biz bu yanda kurtulmuşuz. Yıkık, eski devirlerin yapısı, basit bir yapı yani. Hem de  annem anlatır; herkesin oğlu uşağı olurdu sevinirdi herkes, diyordu. O zaman nüfus yoktu.

 

İsmi neydi annenizin, babanızın?

 

Babamınki Mehmet, anneminki Fatma.

Ağlardım, derdi annem herkese muhtaç olacak çocuklar, diye. Biz de kalktık ondan sonra çok yoğun çalıştık. Şimdi bir ağabeyim köyün zenginlerinden. Biz de normaliz, çok şükür. Ben ilkokulda hep başarılıydım. Çocukluğumda okula çok meraklıydım. Ama ne yazık ki okutanımız olmadı. O zaman çoban yok köyde, birkaç tane koyun, keçi, sığır var… bunları otaran yok. Çok küçükken koyun otardık, daha sonra diğer hayvanları otardım.

1952 de babam öldü. O zaman çiftçilik ve hayvancılık işlerinde çalışırdık. İşlerim git gide zorlaştı, çok çalışmaktan yıprandım.

 

Kaç doğumlusunuz?

 

1938. Ondan sonra da tabi herhangi bir yuva kurmak Allah’ın emri ve hayat icabı,  1965/66 senelerinde biz de bu işin gereğine gittik. Fakat yani ben nasıl annemden doğmuşum öyleyim. Ondan sonra meğerse birtakım hastalık sebebiyle temel bulmadı. 1 sene sürmedi sonra hastalandım, Ankara’ya tedaviye gittim. O hastalandı kendi paramla İstanbul’a gönderdim. Tam sarsıldık. Ondan sonra hakim kararıyla ayrıldı. Bir çok masraflar nedeniyle mali durumdan da perişanlığa düştüm. Düşünceler içinde psikolojik hallere düştüm, ama kimseye söylemedim.

 

Sizin yörenizden miydi?

 

Şehir yakınında bir köydeydi. Yalnız o  sağlık bakımından çok iyiydi. Eğer ki bu talihin getirdiği meşru olmayan hal olmasaydı mutlu olurduk. Geçimsizlikten olmadı ayrılma, sadece hastalıktan oldu. Ama diyelim ki, yani aşkta, sevgide, bağlılıktan, gidişattan yakınlarda der ki, mutlu bir yuva olacaktı. Fakat talihsiz kader yıktı. Benim bir sevgim varsa onun birkaç sevgisi var. Ben sessiz kaldım sabrettim. Ama onun yalnız ağlayarak kadere küstahlık duymaktadır. Sonradan sabredip çalışarak öyle böyle hayatımız geldi bugüne.

Köyde çalışıyorum. Çalışmayı çok seviyorum. Fakat yıpranmışım. Artık bırakacağım. Çok şükür kazancım bana yetiyor. Fazla bir gelirim yok. Köyümüz iyi, geçimimiz iyi, her şeyimiz iyi. Hatırımızı bütün köylerde biliyorlar. Valiyle, amirlerle, memurlarla dost, arkadaş gibiyiz. Erzincan televizyon ve radyolarında program veriyorum. Bizim köyde ücra bir evim var, oradan çıkmıyorum.

İşimden sonra kitap okuyorum, yazıyorum. Okumayı yazmaktan daha çok seviyorum. Fakat fazla vakit bulamıyorum. 7-8 tane eser hazırlamışım. Şimdi bir tane basmadılar. Verdim Ankara’da arkadaşlara, Cumhurbaşkanı’na vereceğim Milli Eğitim Bakanlığı’na kitabı verdim basmadılar. Bastırdığım kitap Kültür Bahçesi, hazırladığım kitap iki çocuk öyküsü. Yalnız mizah değil, olan bir şeyler. Çok güzel iki tane öykü oluyor bir kitap. Ondan sonra bir Erzincan Felaket Öyküsü yazmışım duruyor defterlerde. Bir oyun yazmışım tiyatro. O da mizahi değil olan bir şey. Duruyor o da. Boş kalamadım temize çekeyim. Devlet Genel Müdürlükleri dedi getir bunu oyun yapalım dedi.

Şimdi sizin sorularınıza da demişim en başta Hz. Ali’nin, İmam Hasan Hüseyin bunların esas köklü bir şekilde manzumelerini çıkarmışım, beyitler çıkarmışım. Hem öyküsünü, hem manzumesini ve bilhassa onların nasıl şehit olduğunu resmen yazıp böyle bir eser oluşturmak en başta yapacağım iştir. Bundan sonra onun üzerinde duracağım. Ondan sonra başka bir eser yapacağım kimsenin yapmadığı. Ama çok okumam gerekecek çok çok okumam lazım. Halkta okuma merakı yok.

 

Köy yaşamınız nasıl geçiyor?

 

Köy yaşantım iyi. Yalnız ta ileriden beri bana annem bakıyordu. 1975’de öldü. Hatta annem üç gün hastalandı. Hastalığını sormaya gelenlere kendi derdine yanmıyordu. Duyguları gitmeden evvel ağlıyordu benim için konuşuyordu; bu yalnız kaldı, buna kim bakacak?, diye, üzülüyordu.

Annem öldü, ben yalnız kaldım.

Hem tarlada, hem evde kendi işimi kendim yapıyorum.

Yalnız buna oldukça mahsunluk duydum. Çok hazin türküler yazmış şiirleştirmişimdir.

Dilerseniz burada okuyayım.

Yalnız şiir halinde okuyorum. Talihsiz gelen kaderimi bir takım şiirlerle böyle dile getiriyorum.

 

Ta evvelde bu dünyada

Hiç kimseye ahım yoktur

Bir biçare olsam da

Hiç kimseye ahım yoktur.

 

Yorulmuşum yıpranmışım

Hücremde yalnız kalmışım

Yüreğimden vurulmuşum

Hiç kimseye ahım yoktur.

 

Zindana götürseler beni

Ne çevir etseler beni

Vurup öldürseler beni

Hiç kimseye ahım yoktur.

 

Takdir böyle vurmuş bana

Ben minnet ederim ona

Söylüyorum yana yana

Hiç kimseye ahım yoktur.

 

Müslim Seyrani kahr eylemiş

Hiç mutlu devran görmemiş

Ne garip hallere düşmüş

Hiç kimseye ahım yoktur.

 

+++

 

Gönlüm efkar dolmuş yatmış inliyor

Bir ahu zar oldum kader yüzünden

Mahsun olmuş hasret ile dinliyor

Gör ahu zar oldum kader yüzünden

 

Hep güllerim soldu bahçemde  bağım

Ne belli ölüyüm ne belli sağım

Sabır ile şükür oldu durağım

Sor ahu zar oldum kader yüzünden

 

Kimse bilmez hiç kimsenin halinde

Mekan tutmuş herkes kendi ilinde

Bu kaderin nasıl yandım elinde

Nar ahu zar oldum kader yüzünden

 

Taktirden günlerim karalı gelmiş

Vurmuş bu bağrıma yaralı kılmış

Biçare gönlümün bu aşkı ölmüş

Ar ahu zar oldum kader yüzünden

 

Ey seni gidi vay talihsiz kader

Gönlüme doldurdun çok türlü keder

Bu Müslim Seyrani ahu zar eder

Zar ahu zar oldum kader yüzünden

 

Yalnız şunu söyleyeyim ki, bu talihsiz kaderimden ötürü dediğim dörtlükteki gibi vurup öldürseler dahi hiç kimseye ah etmiyorum.

Yalnız bütün çalıştığımda yatıp kalkıp bu talihsiz kaderime istemeyerek de olsa dahi Allah’ıma karşı ahım var ah ediyorum.

 

Ah ediyorum kaderime karşı, diyorsunuz. Kader, felek, sıla, hasretlik, özlem, duygu, sevgi ozanların beslendiği kaynaklar…

 

Ama yalnız en başta dileğim Allahu Teala nasıl ki Bakara Suresi’nin 201.-202. ayetlerinde Allah Resulü’ne diyor ki; Ya Habibim benim kullarım içinde öyle kullarım var ki, onlar bana şöyle dilekte bulunuyorlar, şöyle yalvarıp yakarıyorlar. “Ya Rabbi ulu Tanrımız sen bizi senin gösterdiğin o temiz doğru yoluna nasib et, ihsan et. Bizi o yolundan başka bir tarafa düşürme şaşırma senin dediğin şekilde o yolunda hayatımızı bitirelim ve ahrette de bize merhamet et cehennem azabından halas et. Bunu Hz. Muhammed’e diyor ve dönüp de şöyle diyor: “Ben o mazlum ve sadık kullarımın arzusunu fazlasıyla yerine getireceğim. Benim de en başta dileğim bizi böyle kullarından bile eylesin.”

 

Sizce halk ozanlığı nedir? Ne zaman nasıl doğmuştur? Neler yapmışlardır. Ozanlar kimlerdir?

 

Ozanlar da aynı yazarlar gibi şiirlerle bütün insanların dertlerini, ahvallerini dile getirirler. Ama gerçek ozanlar her zaman için haksızın karşısında haklının yanında, mazlumun yanında olmuştur. Kendileri de mazlum olmayı amaç edinmiştir. Halkın söylediği bir deyimle gerçek halk ozanları aşıkları halkın gören gözü işiten kulağı söyleyen dilidir diye vasıflandırmışlardır.

 

Peki dedeler kimlerdir?

 

Şimdi bizim ocak zadeleri yani seyyidleri dede diye nitelendiriyorlar.

Şimdi bu kendi inancımla yani kendi yorumumla Hacı Bektaş-ı Veli zamanında dergahlar çoğalmış. Eğer ki bir erenler gelse bu dedelerin bir kısmı hama çıkar. Yani diyorum ki türlü türlü ocaklar çıkmış. Kimse bunun aslını neslini bilmiyor. Şeceresini de bilmiyor. Yani bir erenler gelse bunların hemen hemen yarısı hama çıkar. Yoksa eğer hama çıkmazsa Seyyid Muhammed Ali’nin soyundan gelenlere denir. Onun da kolları var. Kimi İmam Hasan’a, kimi Hüseyin’e, İmam Zeynel’e, İmam Rıza’ya. On İki İmamlar’ın herhangi birine çıkıyor. Ayrıca da dedeliğin vasıflarına sahip olması gerekir.

 

Bu saydığınız isimlerin özelliği nedir ki bunlara gıptayla bakıyorsunuz. Şah Hüseyin, Şah Hasan, Hz. Ali, Ehl-i Beyt, Oniki İmamlar kimlerdir?

 

İnançlı imanlı insanların bugün Allah’a ve Ehl-i Beyt’e iman getirmesi lazım. Ve çünkü eğer bu hikmetin hiç değilse birazını anlarsa Kur’an’da da hikmette de hep onlar ululiyet sayılır. Onlar haktır. Allah rahmet verir, onlar insana şefaat verir. Allahu Teala’nın ayetleri vardır. Resul’ün sözleri benden yana düşmez. Resul’de bir kere lahmike lahmik, cismike cismik; Ali’nin cismi benim cismim Ali’nin kanı, canı benim kanım canım. Hz. Muhammed Nebiyullah’tır.

Hz. Ali Veliyullah sultanıdır. Bunların ikisi de zaten ileride derler Hakk’ın nuru bütün gele gele ondan sonra Abdulmuttalib’lerde öldü. Yani Abdullahtaki nur, Hz. Muhammed’e Ebu Talip’teki nur, Hz. Ali’ye geçmiştir. Fatıma Ana da Hakk’ın nuru birleşti. Ehlibeyt’in Oni İki İmamlar dediğimiz altın soy geldi. Onun için bilenler için bu haktır. Hakk’ın cismiyeti bunlar mübareklerde tecelli etmiştir. İmam ehli olan insanlar mukaddes sahiplerine kuşku etmez.

 

Hakk sözümü söylüyor bu On İki İmamlar?

 

Hakk sözü söylüyorlar. Yani zahiri, batını, insanları erdeme kurtuluşa götüren nebiler veliler ve erenlerdir.

 

On İki İmamlar mı?

 

On İki İmamlar tabi. Erenler gelmiş diyelim ki bir takımı serini vermiş. Virani, Devrani, Yemini, Fuzuli, Nesimi, Pir Sultan… bunların bir kısmı da ermiştir. Ermiş olduğu halde de Ehl-i Beyt’e bağlıdırlar. Ehl-i Beyt’ten en çok da Hz. Ali’ye, Hz. Hüseyin’e daha çok methiyeler etmiş ve yazmışlardır onlar için söylemesinin çok nedenleri var.

 

Nedeni ne?

 

Şimdi vasıf bakımından, nicelik bakımından hiç farkı yok. Hadise bakımından kimisine daha çok söylentiler edilmiştir.

 

Hz. Ali  size neyi ifade ediyor? Kimdir Hz. Ali?

 

Hz. Ali Veliyullah’tır. Bunun iç yüzünü bilenler efsanesini anlatanlar. Yer yokken, tufan iken,  O kandilde nurdur.

 

Ne Yaptı Hz. Ali?

 

Hz. Ali’nin gücüyle kuvvetiyle Müslümanlık vücuda geldi. Yoksa Uhud Cengi’nde Hz. Muhammed’i de parçalıyorlardı. Müslümanlık silinip gidiyordu.

 

Başka ne özellikleri var?

 

İnsanlık bakımından, ilim bakımından akla gelen her şey… yücelik, nicelik  dünyada insanın, insanca yaşama bakımından her türlü özelliği vardır. Hz. Ali mürşid, rehber, pirdir. Bütün Hakk cevherleri Hz. Ali’de mevcuttur. Hz. Ali’nin kahramanlığı, bahadırlığı, turablığı, insan üstü halleri bir çok güruh insanı hayran etmiştir. Kendisine aşık etmiştir. Hem de sırada ki cahiller değil iman ehli alimler bilginler, Hz. Ali’ye hayran olmuş aşık olmuş.

Hz. Muhammed’e bir endama dolması bir, hem onun yolunu sürmesi yönünden, hem ilk Müslüman olması yönünden, hem gücünden dolayı birdir diyorsunuz. Hak-Muhammed-Ali

Şimdi bazıları diyor; Hz. Ali, Hz. Muhammed’den daha üstün. Hayır. Bu yanlıştır. Hz. Muhammed İslam Peygamberi’dir. O dinin kurucusudur. Aslında bunlar hiçbiri birbirinden ayrılmaz. Vasıftan nicelikten. Hz. Ali’nin bir takım kerametleri ve diğer vasıfları Hz. Muhammed’inde vardı ama bilhassa Hz. Ali’nin kahramanlığı bahadırlığı, Müslümanlığın oluşmasına, Müslüman devletin oluşmasına baş sebep Hz. Ali’dir. Hz. Ali olmasaydı Hz. Muhammed’de o uhud cenkte şehit ediyorlardı parçalanıyordu. Hz. Muhammed Uhud Cengi’nde darda kaldığı zaman niye Allah’ı çağırmadı da Ali’yi çağırdı. Bunu bir düşünmek lazım. Allah beni çağırma dedi Resulullah’a, Ali’yi çağır, dedi. Ali orada yoktu. Ta düşman saffını kovuyordu. İnsan olarak yürüse birkaç saatte gelir gelemez. 1 saatte de gelse de zaten orada ilk kırmızı sargıyı saran Ebu Deccane çukura kendini attı. Resul’ün uğruna ok, mızrak, taşlara kendini siper etti. Resul’e değmesin diye canını verdi.

Bir takımı da Ebu Bekir’in, Osman’ın, Ömer’in yüceliklerinden bahsediyorlar. Bu tarihe o kadar çok yalanlar katmışlar ki. Mesela bazıları diyor; Ebu Bekir’in imanını tartmışlar bütün Müslümanların imanından ağır gelmiş. Bu uydurulmuş bir savsata. Eğer imanı o kadar çok ise niye Uhud Cengi’nde Hz. Muhammed’i darda koydular hepsi kaçtılar oradan. Orada Hz. Ali geldi kurtardı Peygamberi. Hz. Ali olmasaydı Hz. Muhammed’i de parçalıyorlardı.

La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar. Gelen ayet o zaman Hz. Ali’nin gösterdiği kahramanlıktan geldi. Ali gibi kahraman, Zülfikar gibi kılıç yok. Eğer bir kamera olsaydı da münafıklardan üç bir geliyor, beş bir geliyor, on bir geliyor. Bunların hepsini helak etti. Eğer ki bu insan kuvveti olsaydı. Birkaç taneyi öldürür, yaralar onlarda onu öldürürdü. Ama gelen grupların hepsini öldürdü cehennemlik etti.

Bunu iyi bilmeliyiz ki Hz. Ali’nin kuvveti insan kuvveti değil, Hakk kuvvetidir. Cenabı Hakk kuvvetinden kuvvet vermiştir.

Dünyada Hz. Ali’nin bahadırlığı, kahramanlığı ve her şeyinde insan üstü hak vecizeleri vardır, sır hikmeti vardır.

 

Şimdi Hz. Ali’den bahsettiniz. Siz de ona gönülden bağlısınız. Aynı zamanda On İki İmamlar da birbirine bağlı. Peki On İki İmamlar’ın soyundan gelenlerde aynı On İki İmamlar’ın hüviyeti aynı mı? Hacı Bektaş-ı Veli kesin On İki imamlar’ın soyundan mı?

 

Tabi On İki İmamlar’ın 7. İmamı Musa-i Kazım’ın 7. torunudur.

 

Hacı Bektaşı Veli  hakkında ne diyorsunuz?

 

Daha doğrusu zatini H.B.V.dir.  Batını da Hz. Ali’nin kendisidir.

Şimdi efendim batını sır hikmetini çok bilmiyorum. Mesela Hz. Hüseyin Kerbela’ya gitmeden evvel orada gayet ilim irfan bilen biri dedi ki; sen oraya gitme onlar babana ve kardeşine vefa göstermedi sana da göstermezler. Ama erenler mecbur olmayınca sır hikmetini söylemezler ve orada mecbur kaldı söyledi. Evet sizin ilminizi takdir ederim ama bize görünen batıni sırlar size görünmez dedi. Söz vermedin söz verip gideceğim dedi.

 

Bütün insanlara ilim geldi mi?

 

İlmin bin bir türlü yönü var.

 

İnanıyor musunuz ki?

 

Ben inanırım ki On İki İmamlar’ın hepsinin meziyetleri vardır. Hepsine de inanırım. Hepsinin hak vasfı birdir nicelik ve yücelikleri birdir. Sevgi ve muhabbetim hepsine aynı haldeyim.

 

Kimdir İmam Cafer Sadık? Neler yaptı?

 

Cafer-i Sadık babasından dedesinden gelen kanunları topladı bir kitap yaptı.

 

Buyruk diye ünlenen o kitabı İmam Cafer-i Sadık yazdı başkası yazmadı. Öyle mi?

 

İşte öyle.

 

Nasıl öyle?

 

Ondan sonra da belki ayrı buyruklar yazmışlardır.  Özünde İmam Cafer Sadık yazdı diyoruz orada da Cem cemaat var.

Şimdi efendim zaten bütün hangi şey olursa içinde hakikat varsa biz ona inanırız. Onlar her zaman hakikattir.

Siz buna gönülden inanıyorsunuz.

Eyvallah.

Hüsniye İmam Cafer’in öğrencisiydi. Bak mesela o zamanın alimlerini Abbasilerin dini reisi İbrahim Halidi çatlattı. Kuran’ın ayetleriyle tarihin hakikatiyle sahte yol erkan içtihatını fasığa çıkardı. Ama icraatta gene bir şey değişmedi iktidar ortada. Haksız yolsuz iktidarlar. Kötü içtihat ve fiiliyatını sürdürüyorlar.

 

Peki başka hangi eserleri biliyorsunuz?

 

Bir çok kitaplar var. Benim mesela bildiğim efsanevi Yemini Hz. Ali’nin mübarek efsanesini yazıyor. Fuzuli Kerbela şehadet etmişlerin Ermişlerin Bahçesi’ni yazıyor. Kumru Kerbela’nın vakasını yazıyor. Bunlar mesela efsanevi nitelikte yazılmış.

 

Bir şiirinizde diyorsunuz ki; Kerbela’nın faciasını söylerken Şah Hüseyin’in hasretini yazsınlar. Şimdi Şah Hüseyin’e hasretiniz büyük, onun yolundan onun izinde yürüyorsunuz. Hatta diyorsunuz ki mezar taşıma bunu yazsınlar. Hatta o topraklarda mezarım olsa diyorsunuz. Öyle mi?

 

Şimdi efendim benim dileğim arzum öyle. Bu gün dünyada en çok bu mazlum, bu Hakk yolunun kurbanları olan tabi Hz. Ali o türlü ve Hz. Hüseyin’e olan hasretimi ona olan efkarımı, hasretimi az görürüm. Onun bir aşığı ona bağrı yanan aşığı olmak istiyorum.

Matem geliyor mesela onun aşkına canımıza sitem vermeliyiz. Orucunu tutmalıyız. Yolunu erkanını sürdürmeliyiz. Yalnız bunları anlatırken onlar temiz yolu sever biz de, bizden sonra gelen neslimizin de temiz olmasını istiyoruz.

Cenabı Hakk cümlemizi daima kötülüklere saçtırıp kötü etmesin. Temizlik dediğimiz yalnız maddi değil asıl önemli olan manevi temizliktir. Kur’an’da da bununla ilgili nice nice ayetler var. şimdi dedim ki Hacı Bektaş-ı Veli’nin dediği gibi;

 

Hararet nardadır, sacda değil,

Keramet baştadır, tacda değil,

Her ne arar isen kendinde ara,

Kudüs’te, Mekke’de, Hacda değil.

 

Bunun izahı Resul’ün buyurduğu şekilde gayet inançlı, imanlı, mazlum, mahsun, ameli salih iyi bir insan olacağız ki, Cenab-ı Allah rahmet versin, onlar şefaat versin. Onun için kendinde ara demiştir. Yoksa günahkar, zalim, kötü adamları Allah ne etsin, veli nebiler ne etsin. Elini uzatsalar tutulacak manevi temiz yeri olmayanlara ne rahmet versin.

 

Evet bunlar çok önemli. Tasavvuf nedir sizce?

 

Din dalında olan manevi şeylere tasavvuf denir.

 

İnsan  – Tasavvuf yoluna nasıl ulaşılır?

 

Din yolu, ahkamı ile.

 

Fuzuli dediniz, kimdir Fuzuli?

 

Fuzuli saadete ermiş olan Hz. Hüseyin’e büyük aşkı, itaatı, bağlılığı olan bir divan şairidir. Yalnız ne var tabi ben ileride anlatmıştım hayatımı. Dediler hal ve gözünde var dizinde yok. Bünyem elverişli değil o tür çalışmalara. İşten o ilmi çalışmalara vakit kalmıyor. Artık hastalıklıyım, unutkanım, neyse bana ilham gelir yazarım ezberimde kalmıyor. 700-800 tane beyitim, şiirim var ezberimde 5-10 tane yok. Kendi gördüğüm ilim ezberimde olsun kalsa kim olsa gelir oturum yapar konuşuruz.

İnşallah Hak Muhammed Ali himmetiyle yenilgiye uğramayız.

 

Peki sevgili aşığım bunların dışında tabiattan bahsedelim biraz da. Doğa; dağlar, ovalar, nehirler, denizler… tüm güzellikler de ozanlığı etkiliyor sanırım?

 

Şimdi bak ben o Gül Bahçesi kitabında da dedim bu doğanın da aşığıyım. İnsanlar türlü şeylere aşık olurlar. Her iyi, güzel olan şeylere hayranlık ve içtenlik duymak haktır.

 

Bu konuda bir de şiiriniz var sanırım?

 

Dediler sen aşık mısın

Dedim evet, bir aşığım

Dediler ne aşığısın

İnsanlığın aşığıyım

Doğruların  aşığım

İyilerin aşığıyım

 

Bir tur vurup hayli gezdim

Fitne fesatlardan bezdim

Çok çalıştım çok ezildim

Çalışanlar aşığıyım

Üretkenler aşığıyım

Gayretliler aşığıyım

 

Bir saz çalan aşık olmaz

Sazın cazın sonu gelmez

Bunu her hal herkes bilmez

Aydınların aşığıyım

Olgunların aşığıyım

Mazlumların aşığıyım

 

Okuyup ta ve yazana

Ondan hayır gelir sana

Yönlenir ilim irfana

İlim irfan aşığıyım

Bilginlerin aşığıyım

Alimlerin aşığıyım

 

Seyraniyim ne emeli

Herkes bunu tam bilmeli

İleriye hep gitmeli

İlerici aşığıyım

Adaletin aşığıyım

Demokrasi aşığıyım

 

Eğer riyakarlık olmazsa daha çok iyilik güzellik aşığıyım.

 

İnsanlık yolunun, insanların aşığıyım diyorsunuz. Enel Hakk dedikçe Tanrı’yı özünde buldukça, sevgiyi insanda buldukça bunun aşığıyım, diyorsunuz. Burada biraz da Alevi felsefesini açıklıyorsunuz.

Bunu yalnız bir şiirde söyledim yoksa aşıklığın çok meselesi var ve duyguları var. Genel olarak ikiye ayrılmış. Hakk aşıklığı, yar aşıklığı. Bak bunu da diyorum ki, yar aşıklığı da yar aşıklığı da haktır gencin birbirini sevmesi aşık olması bu günah değildir.

 

Efendim şu anda nasıl bir hayat sürüyorsunuz. Zorluklarınız, kederleriniz, bir sürü planlarınız var… çok kitaplar çıkarmak istiyorsunuz, insanlara yararlı olmak istiyorsunuz. Sıkıntınız ne?

 

Şimdi bir Fatte hanım adında bir kadın cimri. Kara keçiyi sağıyor. Cimri olduğundan keçinin memelerini sıkmış gip gip gip keçi de bir gram süt kalmasın diye. Keçi kaçmak istiyor ama elinden kurtulamıyor. Bu sefer Fatte hanım keçinin sıkıntısını anlıyor. Keçi zorundan canı da acıyor, dişlerini gıcırdatıyor. Fatte hanım da diyor ki kara keçi gıcırdatır dişini, Fatte hanım bilir işini.

Şimdi sen benim amaçlarımı sordum, ben zaten bu soruları cevaplandırdım.

Eğer ki Allah ömür verirse ben bu eserleri vücuda getirmeye çalışıyorum. Hz. Ali’nin Hz. Hüseyin’in bunların beyitlerini, manzumelerini başa almışım sonra da diğer eserleri şimdi dünya alemde en başta gelen amacım var. Yani bunu da söyleyeyim ki Allah insana doğduğu zaman ne ömür verdiyse  insan onu görecek. Ama onu diyelim ki ben bu eserleri bugün versem eğer Allah’ım bu bakımdan da arzumu kabul ederse yarın gitmek isterim.

Diğer maddi yönden de hala çalışıyorum. Bana ta 20 sene evvel çalışma sen ezilmişsin ben hırstan ihtirastan uzak ve bilhassa bu inançtayım helal minnetinde alın teriyle çalışmaya inanmışım. Ve hatta bir programlar verseler böyle sazla böyle şölenlerle şunları bunları çalışıp da zengin olanların orada tamını söylerim. Bu arpa ekmeğini çalışıp kazanıyorum. Onlar yağ bal sülalesiyle yiyor. Diyelim ki bir sanatkarı şuyu buyu… Yalnız orada derim ki benim arpa ekmeğim onların nice nice yağından, balından daha iyi görünür. Çünkü makbul bilirim. Çünkü ben bunu alın terimle, gücümle, zorumla kazanmışım. Hırstan, ihtirastan uzak kazanmışım. Onların ki üfürük parası, çalışmadan cazdan cüzdan bilhassa haksız kazançlardan olan haram kazançlar manevi makbul değil. Yani bunun gibi makbul değil halk cahil. Yani para gelsin de, nasıl olursa olsun. Maddi bakımdan benim birkaç şiirim var.

 

Haram kazanana sakın hiç bakma

Doğru çalış helal kazan rahat ye

Başını ihtiras derdine sokma

Doğru çalış helal kazan rahat ye

 

Ne haksız kazançla bi zengin olan

Yediği haramdır sözleri yalan

Kimsenin malını hiç etme talan

Doğru çalış helal kazan rahat ye

………

 

Bu böyle gidiyor manzum şiir. Kitabımda da var. Maddiyata bakışım böyle. Herkes helal kazanmanın peşine düşsün. Haramdan zengin olanlar zevk sefa sürenlere yerinmesinler. Zaten akını karasını vermişim bu yerinme üzerine Gül Bahçesi kitabımda g sözünü g şiirine vermişim.

 

Bazı sitemlerde bulundunuz, haklı sitemlerde. Toplum gözünü açsın diyorsunuz, açıkça şaklabanlar var, diyorsunuz, şarlatanlar var diyorsunuz. Gerçekler görülsün, duyulsun diyorsunuz. Bunu çekinmeden korkmadan herkes söylemeli. Sizin yürekliliğinizi herkes göstermeli, gösterebilmeli.

 

Şimdi efendim ben valilerle, kumandanlarla, memur amirlerle de aynı sizin gibi dost arkadaş olarak siyasette de her şeyin gerçeğini söylüyorum. Yani bizim amacımız bunu teferruatlı yazdığımız kitapta da izah etmişiz. Mesela Kültür Bakanlığı dergisinde ahlak düsturunu özü özüne vermişim öğütlerde o dergide ve yazdığım kitabında sonuna vermişim.

Ama halkta demin dediğim okuduğum gibi duygu şu az. İlim merakı yok. Maneviyatına helal olan şeylere kulak vermiyor. Halkın % 90’ından fazlası maddiyat peşine düşmüş. Daha fazla mecazi haller peşine düşmüş, zevke, sefaya şu bu vs. Tabi ki bu dünyada herkesin yaşama hakkı var biz bunu halkımızı bilinçlendirip okulda, askeriyede de bir ders gibi veriyorum. Maksadımız halkımızı ahlaki yoldan yetiştirip doğruluk iyilik yönünden yetiştirmek. Eğer ki bu vasıflar kalmazsa o topluma hiçbir zaman düzen geleceğine ben inanmıyorum. Kargaşa ile dövüş çekiş ile gider. Adalet ve demokrasi gelmez hal çaresi ilk fırsatta herkes iyi bir manevi eğitim görecektir.

 

Şimdi burada kitabınızda kısa hayat öykünüz var. Siz mi yazdınız başkası mı?

 

Kitabımda başkasının bir hecesi dahi yoktur.

Kendi hayatınızı kendiniz kaleme aldınız. Ben daha önce okudum. Burada kadere siteminiz var.

Seni gidi acı kader

Bizi böyle turab ettin

Gamlı gönlüm dolu keder

Nice böyle harap ettin.

 

Bir başkasında

 

Dediler yüksek tahsilin var mı?

Böyle soru sual sordular bana

Hiç üstadsız pirsiz insan olur mu?

Gereklidir bunlar bütün insana.

+++

Acı kader vurmuş bana

Sazım inler dertli dertli

İnleşiriz yana yana

Sazım inler dertli dertli

Ben inlerim dertli dertli

İkimizde dertli dertli

+++

Yürür giderim tarlama

Tek yalnızım çalışırım

Gelen yoktur hiç yanıma

Tek yalnızım çalışırım

+++

Bu fani dünyaya gelmiş geleli

Kaderle birlikte seyyar olmuşum

Bir aklım yeteli kendim bileli

Ne garip hallere düşer olmuşum.

+++

Fukara hanemde yalnız kalmışım

Hele böyle gelsin görsünler beni

Gönlümün içinde viran olmuşum

Merhamet etmesin vursunlar beni

 

Gönül yaralanmış çare bulmadım

Ömrümün içinde mutlu olmadım

Talihsiz kaderden nasip almadım

Görünmez yerlere sürsünler beni

+++

Bir gün gelir kor giderim

Şiirlerim kalsın size

Bir ölmeden bunu derim

Eserlerim kalsın size

 

Oldukçada dertli, tasalı, kederli bir şeyle de noktalıyorsunuz ama buradan alacağımız çok şeyler var.

Ozanlar biraz yalnız insanlar, kederli insanlar.

Diğer ozanlarda da gördüm ben bunu.

Bu biraz ozanlarımızın doğasında var. ozanlık zor zanaat zor sanat…

 

Şimdi zaten bu karakter olmazsa biz bunları nerede yazalım. Hocam da dün sormuştu onu söyledim. O meşum akıbetten sonra şair, yazar, ozan oldum. Ondan evvela ne kadar ilmim gene var idi ise de, saz da çalıyordumsa da; aşıklığım, yazarlığım yoktur.

Ondan sonra bir düş gördüm. Bana mahsunluk geldi, düşümde Resullullah’ı gördüm bana ilham geldi. Bir de şunu söyleyeyim ki, bana toplum içinde neler neler soranlar oldu. Yani duygulandım. Kimi devlet adamlarından ileri gelen adamlar dediler ki, sen meşhur olursun. Kimi dedi, sen büyük adamsın, kimi dedi devlet sizin gibilere sahip çıksın, kimi dedi sen derviş misin, kimi dedi, dolu içtin mi?

 

Bade içtin mi? Dolu içtin mi? Leb yuttun mu?… hep böyle sual ettiler?

Ben bunları ikna ediyorum konuşmamla ve en sonunda diyorum ki, tembel çalışmayana Allah ne eder ki her şeye çalışacaksın. Ama ben diyorum ki, bu masum akıbete uğradık hemen hemen çok görünmez kimselerde olan bir talihsiz kadere uğradık. Ama diyorum ki belki Mevla böyle etmese biz böyle olmazdık. Yani benim en çok ta gençliğimin bahar gününde bana işleyen bu şeref meselesi izzeti nefis meselesi. Bundan ötürü düşüncelere bunalımlara düştüm.

Şimdi Allah bana 50 tane dert verse onlar için yalvarmam ki bir tanesini bu derdi üzerimden at. Madem ki böyle münasip görmüşse ben de ona itikatimi bozmadan dertlerimi çekeceğim inşallah.

 

Şimdi ellerimde bir sürü defterler var. Şu kırmızı defterde bir kısım ozanın şiiri var. Şah Hatayi’nin de var. O bizim tasavvuf aşıklarının… Kendi yazdıkların da var.

 

Yani zaman bulamadım daha çok toplayacaktım. Kültür Bakanlığı’nda bir edebiyatçı vardı. Abbas Çınar. O dedi, bunları ver kitap yapalım. Ben dedim ki, bunları daha çok toplayacağım. Bunu idareden yazdım. Yani tasavvuf şairlerin aşıkların beyitleri toplamaya vakit bulamadım öyle kaldı.

 

Bunun gibi kaç tane defteriniz var? Gördüğüm kadarıyla burada bir çok defterler var. Bunların toplamı kaç sayfadır? Şiir kitabı için kaç tane eseriniz var?

Henüz toplamadım. Beyitleri ayrı yapacağım. Hz. Ali’nin efsane kitabının sonuna vereceğim beyitleri. Halk şiirlerini de ayrı toplayacağım. Kendim yapmayacağım kitapları. Çünkü mali yönden zarar ediyorum. Çoğu elden dağılıyor. Yalnız benim Kültür Bakanlığı arşivinde 3 tane bandım ve  programlarım var. Bu sonrakileri yapıp oraya koyacağım kaybolmasın, diye.

 

Kültür Bakanlığı’na verin ama bir nüshasını da siz saklayın. Sonuna belli olmaz. Bazı eserler kayboluyormuş? Bunu düşünmemiştim uyardığınız iyi oldu.

 

Şeriat üzerine bir eser vermiştim. Bugün şeriatçılar gelse yok ederler o eserleri. Bugün eşkıyayı kahraman ediyor devlet, düzeninde belli bir otorite yoktur.

 

Şikayet var. Bak devlete en çok bağlı olan siz bile şikayet ettiniz.

 

Bir de şunu söylemek isterim. On sıraya halkın dertlerini getirmekteyim. Toplumları içinde adaletsiz düzenin getirdiği haller zavallı fukara halkı gerek siyasi gerek ekonomik yönden çok perişanlığa düşürmektedir.

Tabi ki bunlardan benden daha müstesna mazlum masum olanlar var. bunlarla ameli olarak görüp konuştuğumda ezilmiş perişan hallerine en derin hazinlik duymaktayım. Mülahaza ettiğimde vicdan rahatsızlığı duyup gözlerim yaşarmaktayım.

4 / 02 / 1998, İstanbul

 

 

DÜŞÜNDÜKLERİMİZ VE AMACIMIZ

 

Hacı Bektaş Belediye Başkanı Sayın Mustafa Özcivan ve diğer yetkililer.

Çok şükürler olsun bu yıl da Pir Hacı Bektaş Veli’nin mübarek türbesini ziyaret ettik. Manevi temennisine inşallah vasıl olma arzusunda bulunduk.

Millet olarak ulu pirimizi ziyaret etme şerefine nail olduk, fakat genel ziyaretçiler olarak Anadolu Evliya Sultanında ne aldık, nasıl gidiyoruz?

Ben sizlere bilgi vermiyorum, bilmeniz için konuşmak istiyorum ve ihtar etmek istiyorum.

Haşa biz kendimizi bencil ve nice görmüyoruz. Bu evliyalar erenler, felsefesine göre işlek ve içtihatımıza meşru özen göstermekteyiz.

Haşa yol erkan bizim icadımız değil. Yaratanın üzerimizden emri buyurmaktadır.

Bilgili inançlı itikatli hüsnüniyetli, fazilet sahibi kimseler ünsiyet ettiğimde konuştuğumuz bu faydalı ve önemli sözlere hak vermektedirler.

Hacı Bektaş Pire memleketin her yöresinden gelenler, ne düşünce ve amaçla geliyor?

Tabii ki Piri ziyaret etmekle beraber Ehlibeytin felsefesine sahip olarak, bir ilham olmaya, irşat olmaya. Bir manevi aşk ve hasret duymaya, manevi insanı ve ahlaki değerlere sahip olmaya, doğru, temiz müstesna insan olup, yönlenmeye maddi manevi bir nasip almayı geliyorlar.

Dünya ve ahiretine hayır kazanmayı düşünüp, gelmektedirler.

Seyyit Nesimi’nin dediği gibi: “Halkın vebali ulama boynundadır” sizlerde, eğer ilmin hikmetini bilmiyorsanız, ne ise ama bilerek evliyaları anma törenlerinde hiçbir kimseyi bilinçlendirmeyen ve evliyaların dediği hakikatlara yönlendirmeyen olumsuz ve lüzumsuz eğlencelere mecazi şeylere göre programlar çıkarıp iseniz.

Bunu iyi bilin ki, büyük bir vebal içinde olduğunuzu unutmayın.

Bak Türkiye’de kaç yüz tane ilçe var. O ilçelerin başkanlarını memleket halkı tanımıyor. Fakat Hacı Bektaş anma törenleri nedeniyle dünya halkı sizi tanımış oldu.

Fakat bu meşhurluk kahramanlık sayılmaz.

Eğer milletin güzel insanlığına hayırlı ve faydalı programlar düzenleyip verirseniz bu tarihe geçer. Manevi olarak hayır kazanmış olursunuz.

Dolayısıyla Hacı Bektaş Veli’nin ilmine kültürüne, hasletine her güzel içtihatına göre olan işler hizmet sayılır. Orada o zaman ilim irfan sahibi olan idrak eden duygulu zatlarla konuştuk, dedik.

Bu Belediye yetkilileri şarkı türkü konseri yerine, lüzumsuz eğlenceler yerine, becerili olarak bütün memleketin içinde en bilgili dede ve babaları aşık ve sadıkları Hakk Muhammed Ali’nin Ehlibeytinin yol erkanın sürdürecek olanları, getirttirip cem/cemaat yaptırsalar, halkı bilgilendirici toplantılar yapsalar, ibadet ve dua edip yol erkanı sürdürseler, iyi olmaz mı?

Cahil ve şaşkınlık içinde olan bilgisiz insanları; Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin kültürüne, ilmine, irfanına, felsefesine sahip edip manevi insanı meziyetlere  tabi edip yönlendirseler daha iyi olmaz mı?

Halkın ve çocuğunun çok öğüde ihtiyacı var, manevi eğitime ihtiyacı var.

Ulu Evliya Hacı Bektaş Veli’nin mübarek dergah ve yöresi eğlence yeri değil, konser ve siyaset yeri değildir.

Hem de, yol, erkan, din ve imana karşı böyle şeyler olumsuzluk ve saygısızlıktır.

Ayrıca inancımıza hakaret edenleri de buralarda görüyoruz, bunları da kınıyoruz.

Tarikatın efdallığı, hafife düştüğü gibi itaat ve itikatın yok olmasına sebep olmaktadır.

Neyin ne olduğunu bilmeyen meşru olmayan zenginliğe, zevk ve sefahata imrenen insanlığını yitiren herhangi bir cahil, şaşkınlığa düşmüş ve düşmekte olanların dünyanın neresinde olursa olsun ve her kim olursa olsun, onları bilinçlendirip insanların maddi ve maneviyatına  ağırlık vermek lazımdır. Hayırlı ve faydalı olan okuma, ilme önem vermek ve çalışmayı alışkanlık etmek lazımdır.

Yoksa boş şeylere mi Hacı Bektaş Veli bir maneviyat hocası idi?

Tüm insanların müstesna insan olarak yetişmesi manevi okullarda olacaktır.

Acaba maneviyat okulunda ders almış olan inançlı ve edeb, haya, hicap duygusuna sahip olan kadınlar mübarese meydanının yağlı pehlivanları gibi kol bud açık pirin huzuruna bile öyle gelir.

Millete daracık soba borusu giymekte bir moda oldu.

Daha neler göreceğiz, neler göreceğiz ve gördük.

Hacı Bektaş Pirin yöresine elimizde bir çöp bile yere düşürmememiz lazımken, mübarek evliyanın çevresini kirletiyorlar.

Bir takım kurban artıklarını, kelle paçasını etrafa atıyoruz. Bir takım pislikler hem koku yapıp, hem iğrenç bir hal almaktadır.

Temizlik imandandır, sözünü herkes bilmektedir.

Tabi ki manevi temizlik başta gelir. Yani günah kiriyle kirlenmemek zaten manevi temiz olanlar maddi temizliği de özen gösterir.

Bilhassa pire ziyarete gelenlerden herkes  iyilik, güzellik ve temizlikten ibret almalı. Yani çevre ve insanlar temiz pırlanta gibi olmalıdır.

Hem de pis insanlara manevi ululiyet sahiplerinden şefaat olmaz.

Pasif ve tembel kalmayalım.

Her şeyin muntazamlığına çalışmalıyız.

Hacı Bektaş ilçesinde gariplik duyduğumuz bir şeyde devlet tarafından da doğru dürüst yani mali yönden masraf edilmemiş.

Gerek padişahlar zamanında, gerek cumhuriyet devrinde devletin en fazla mali harcırahı Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşuna gitmiştir.

Acaba memlekette bir ekmeye muhtaç nice aç perişan fakirleri varken, o bütçede en fakirin bile hakkı varken, şuraya buraya, dağ parçası gibi gösterişli camiler yapmak dinen caiz midir?

Pekala akıllı adamları alimleri ulemaları gelsin, konuşalım.

Hz. Muhammed hem İslam peygamberi, hem de İslam hükümdarı idi. Ufacık hücreli mescit yaptırmış. Bütün Müslümanların malı mülki ile oda dağ parçası gibi gösterişli mescit yapamaz mıydı?

Hayır. Dünyanın en zengin devleti olsa bile öyle göz alıcı gösterişli ibadet yeri yapmazdı.

O zaman cami yoktu, mescidi de hücrecik yaptırmış.

Yani insanlar o yapının gösterişliğine, parlaklığına imrenmesin diye öyle yapmıştır.

Dünya da alemde memleket cihanda imrenecek bir şey varsa o da; ruhu temiz, aklı temiz, canı temiz manevi  yapısı temiz, mazlum/masum, inançlı, olgun, müstesna insanlardır.

O dağ gibi yapılan camiler veya cem evleri altından, gümüşten, pırlantadan yapılsa bile hiçbir değerleri yoktur. Çünkü inanç gösteriş için yapılmaz.

Yani insanın, güzel insanlığına hiç bir şey kazandırmaz, gösteriş. Çünkü mümin insan toprağın içinde de kalsa mümindir. Münafıkta altının, gümüşün içinde kalsa münafıktır.

Allah-u Taala’nın dediğine göre, ibadetler insanı Hakk’a hakikata götüren bir manevi vasıtadır.

O Hakk’a hakikatlara uymayan haksızların, yolsuzların, zalimlerin günahı kebir işleyenlerin dua ve ibadetleri kabul olmadığı gibi, haklarına Allah’tan lanet ve gazap vardır.

Allah demiş, Bakara Suresi’nin 186 ayetinde; “Ey Muhammed eğer kullarım benim varlığımda sual ederlerse, de ki, ben onlara çok yakınım ne yaptıklarını ne ettiklerini bilirim”.

Hz. Muhammed’e bir hadisinde ne diyor?  Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim, diyor.

İşte Alevi uluları da bu güzel ahlakın yolundan gitmişlerdir.

Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli’yi anmaya geldiğimizde de bizler de hem iç temizliğimize, ahlak temizliğimize, hem de dış temizliğimize önem vermek zorundayız.

Alevi yolu doğruluk, temizlik, ahlak yoludur.

Hacı Bektaş Veli’nin, Pir’in Dergahı’nın da temiz tutulması gereklidir. Buraya gelenlerin sıradan bir mekana gelmediklerini bilmeleri gerekir.

Burası uluların ulusu, Hünkar’ın yaşadığı yerdir. Buraya gelen herkes temiz gelmelidir. Temizlenmek için gelmelidir. Yöneticiler de bunu iyice bilmelidirler.

Gelin biz biz olalım yer olsun toprak olsun üstünü temiz tutalım, temiz olalım.

Kirlendirecek olanları, ikna edelim veya oradan uzak edelim.

O zaman kimsenin gıybetine de maruz kalmayız.

 

Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri

20 Ağustos 1999

 

 

Benim güzel cömert pirim

Hünkar Hacı Bektaş Veli

Bir bendenim mürvet pirim

Benim güzel cömert pirim

 

Seyyar oldum illerine

Niyaz ettim bu türbene

Himmet dedim ben pirime

Benim güzel cömert pirim

 

Vardım mübarek mezara

Cennet olmuş bir manzara

Yüz sürdüm geldim efkara

Benim güzel cömert pirim

 

Hasret çektim sana geldim

Doya doya niyaz ettim

Ulu pirim mürvet dedim

Benim güzel cömert pirim

 

O gece düşümde gördüm

Sen yatarsın diye sordum

Yer gösterdin mutlu oldum

Benim güzel cömert pirim

 

Müslüm Seyrani yana yana

İmdat dedim geldim sana

Bir şefaat eyle bana

Benim güzel cömert pirim

 

PİR HACI BEKTAŞ

 

Muhammed Ali’nin asil soyundan

Zuhur edip geldi Pir Hacı Bektaş

Keramet kânı ol Hakk’ın nurundan

Mücüzat sahibi er Hacı Bektaş

 

Suluca Höyüğü tuttu mekanı

O bir yüce mürşit kurdu erkanı

Ehlullah güruhun şefaatkarı

Evvelden ebede var Hacı Bektaş

 

Meziyeti yüksek kendisi Hünkar

Ceddi Muhammed’e Aliyyül haydar

Nevşehir üstünde bur ulu yatar

Veliler sultanı nur Hacı Bektaş

 

Güvercin donuyla kondu bir güle

Beştaşı yürüttü dur dedi hele

Tüm kamil mürşitler ayrılmaz bile

Mazlumun halini gör Hacı Bektaş

 

Mübarek makamın manen beytullah

Bendeyiz ceddine deriz eyvallah

Hikmetini bilen bir yüce Allah

Bir ölmez evliya sır Hacı Bektaş

 

Zahiri batını hikmeti vardır

Bir kamil mürşit irfanı sırdır

Erenler yolunun ahkamı birdir

Sözünü hep doğru der Hacı Bektaş

 

Her güruh kavime gösterdi keramet

Ser çeşme ceddi Aliyle Muhammed

Bu Müslim Seyrani diler mürüvvet

Dileğimiz budur ver Hacı Bektaş

 

Aşık Müslim Seyrani

 

Merkez Günbağ Köyü, ERZİNCAN

 

 

Aşık Müslüm Kumru (Seyrani)’ye…

 

Zalim felek yıkılsın çarkın senin

Yine boz bulanık akıttın sularını

Gönül evime bir figan düşürdün

Kumru’m, Kumru’m dedirttin dillerimi

 

Şu vefasız dünyada tek başına yalnızdı

Sızılattın içimi akıttın göz yaşlarımı

Daha tam bitirememişti kültür cemevini

Dağ başında çöktürdün kara bulutunu

 

Seyran oldum dost bağına girmek isterim

Gonca gonca bitmiş güllerini dermek isterim

Hani akşam vakti su sıvardım dinlenmek isterim

Mecalsiz koydun yürüyeceğim yollarımı

 

Müslüm müslüm eser çiğdemlerim üstünde

Efil efil esmek ister yarpuzların üstünde

Kışın ağızım olacak fasulyelerin üstünde

Dostlarıma ulaşacağım kar kaplamış yollarımı

 

Garibim benim, garip misin tüm ozanlar gibi

Garibim benim, garip misin aklı başından gitmiş gibi

Garibim benim, garip misin yere yığılmış gibi

Sevenlerini üzüp de gönülsüz gitmiş gibi

 

Ayhan Aydın

25 Şubat 2009