MURTAZA AKSÜT

ZAKİR

AYHAN AYDIN

 

Sevgili Ozanım, zakirim, ne zaman ve nasıl bir ortamda doğup, büyüdünüz, eğitim durumunuz nedir? Rahmetli annem tarihi bilmezdi de derdi ki. Atatürk vefat ettiği sene doğdun derdi, soğanlar sökülürken derdi, tarihi bilmezdi tabi ki okumuşluğu yoktu efendim.

1943 doğumlu yazdırmıştı babam rahmetli. Fakat 1938 doğumlu olarak tekrar nüfus kaydına işlendi sayın hocam. İlkokulu 1945-50 arası Hekimhan kazası Hasan Çelebi nahiyesinde bitirdim ve ortaokul. lise diplomalarımda okumakta merakım vardı sonradan dışardan bitirmelere girerek yedi sene içersinde aldım, yedi sene hiç yılmadan bu ilimde gözüm vardı aldım, bitirdim okullarımı.

Hakikaten şimdi sizler gibi olmamız mümkün değil tabi fakat bu ilme çok değer veriyorum, ilimde daha büyük üniversiteler bitirmekte gözüm kaldı sayın hocam. Bu konuda ilim konusunda halen merakım olduğu için ben Zeynel Abidin Cemevi’nde cem yapıyorum, zakirlik yapıyorum. Bu merakım da ta ilkokulu bitirmeden 1949 da sazı elime aldım. O zaman daha ilkokul beşte okurken abim bir saz yaptı ve bu sazı bana vermek istemedi, çekti elimden aldı, sen çalamıyorsun, diye. Ben de ağladım, rahmetli babam geldi abime içerde bir tane vurdu çık git, dedi, kovdu onu. Geldikten sonra sazı zorla benim elime verdi. Ben de su sefer bir gün sonra affedersiniz babam bir rüya gördü bu beni etkiledi: Hekimhan’ın Güvenç köyü var, Sadık Baba isminde çok değerli Kuran’ın ayetlerini hükmeden 6666 ayet kalbim Kuran idi bilmezdim – mezar  ezel yedi kat yer yedi kat gök semafet keffin undanımış bilmezdim ezel… diyen bu zatı babam rüyasında  görüyor. Diyor ki ben Murtaza’ya  kırk derece aşıklık verdim, diyor. Bu bende bir merak uyandırdı ve gerçekten Sadık Baba’nın  kitaplarından okumaya başladım. Bu etkinlikle ilkokulu bitirdikten sonra çift sürerdim, babama rica ettim beni mümkünse okula gönder, dedim. Babam da demir yolunda çalışıyordu işçi olarak beni gönderemedi. Ben nerede göndereyim seni dedi ekmek taşıyam dedi, Hasan Çelebi’de sadece ilkokul vardı o zaman ve başka okula gidemedim. Çiftçilik yapmaya başladım tabi bu arada bazen çobanlık ta yaptım, şiirlerimde de bir çoklarında belirtiyorum. Bu arada çiftçiliğim de her zaman gidip gelirken günde üç tan beş tane deyiş öğrenirdim. Rahmetli babam derdi, Allah Allah derdi, bu adam bir söylediğini bir daha söylemiyor, derdi. Fakat ne çare ki bu memurluğa girene kadar devam etti ve ben çok dedelerle bulundum, oturdum sohbet ettim. Bir de üstadım Aşık Bayram vardı, Hasan Çelebi Davullu Köyü’ndendi. Bu bana daha çok üstatlık yaptı, tanıştım onunla. O saz çalmazdı sadece Ehlibeyt’e düşkünlüğü nedeniyle, aşıklığı nedeniyle o söylerdi, ben çalardım.

Bu vaziyette hayatımız böyle devam etti ve bundan sonra işte Zeynel Abidin bu son zamanda ben memurluğa geçtim, memurluğa geçince rüyamda baktım ki köşe de sazım asılı evde dört teli kırılmış, iki tane teli kalmış. Diyorum ki ya Şahı Merdan, bu iki telimi ne olursun kırma, diyorum. Hakikaten tabi bir insan memurlukta çalışınca bu sefer  diğer işi bir kenara koyuyor; iki işi birden olmuyor. Yani bir elde iki karpuz tutulmuyor. O şekilde kaldım ve son zamanlarda emekli oldum. Olduktan sonra yine başladım bu merakıma. Çünkü inandığım bir nokta vardı; bir insan önce inanacak ki, sonra o işi yapsın hocam. Ve Zeynel Abidin Cem evinde şimdi zakirlik yapıyorum. Tabi gelen Sünni kardeşlerimize, Alevilere bu konu da bilinçsiz olan kişilere cevap vermek zorundayız, bu sebeple çok okumak zorunda kaldım.

 

Sultanım şimdi dediniz ki dedeler yanında yetiştim, başkalarından duyduğumu ezberledim, gönlümü bu yola kattım. Kimlerdir, biraz anlat bakalım hangi dedeler vardı eskiden, böyle çok sevdiğin, bilgisi, kültürü böyle ağır, derin kimler, hangi dedelerden etkilendiniz, Malatya’da kimlerle beraber oldunuz, ne yaptınız?  Sayın hocam bilginin anahtarı sormaktır. Size sorduğunuz sorulara mümkün olduğu kadar bildiğim ve yaşadığım kadar cevap vermek zorundayım ve ben rahmetli Yusuf Çalışkan mahlası Gürgür Dede’yle Maraş yöresine, Narlı, Antep, Pazarcık, Oğuz eli bu yörelerde iki defa beraber gidip zakirlik yaptım. Birincisi  onunla tanıştım. Malatya’ya göçtükten sonra 1970’de Malatya’ya gelmiştim o arada rahmetli  bana bazı konularda yardımcı olurdu sorduğum sorularda fakat ben sadece dedelik görevini ezberlemedim çünkü ben dede değilim, diye. Ben sadece zakirlik görevini mümkün olduğu kadar ezberlemeye çalıştım ve ayrıca Malatya da arkadaşlarım olan Mustafa Tosun, Celal Özkan, Hıdır Koluaçık bunlarla tanıştım, Kalender Topalcengiz Dede vardı… Bunlarla ilişki kurdum, halende yani sohbet edecek gerçekten otoriter, olgun insanları tanımaya çalışıyorum hocam.

 

Şimdi biraz daha açalım Yusuf dedeyle nerelere gittiniz, ne kadar hizmet yürüttünüz, nasıldı cemleriniz, cemaatleriniz biraz daha açın yani bazı mevzuları. Evet. Rahmetli Yusuf dedeyle gene Maraş yöresine, Antep yöresine gittik. Oralarda tam manasıyla görgü cemi yaptık, taliplerin görülmesi, sorulması hakkında. Tabi bazı yerlerde de o kişileri toparlayamadığımız yerlerde de ancak Abdal Musa cemi yapmaya kalkıştılar biz tabi onlara bağlıyız, o yüzden bazı yerlerde Abdal Musayla o toplantılarımız, muhabbetlerimiz cemlerimiz geçmiş oldu. Durum bundan ibaret.

 

Yok biraz daha anlatın, siz kısa kesiyorsunuz. Yani dedenin durumu nasıldı, halkın ilgisi nasıldı, görgüsü nasıldı, ne yaptınız, hangi köylere gittiniz, ne kadar cem yaptınız bir iki kere mi gittiniz, çok mu gittiniz?

 

Yalnız şunu söylemek isterim ki  sayın hocam Ayhan bey, rahmetli Yusuf dede 1972’lerde baba dedi ki ben zakir bulamıyorum ki İran’a gidem, dedi. Ben de dedim ki ben memurum ancak bir ay izin alabilirim, dedim. İki ay, üç ay al, dedi mümkünse rapor alabilir miyiz, dedi? Dedim ki dışardan alınan rapor kabul olamaz onun için gidemeyeceğim, dedim ve o mübarek zatı reddettim, o da yalnız gitti. Geri dönüşünde sordum ne yapıyorsunuz, diye. Dedi ki orada da aynen buradaki gibi görgü cemi yapıyoruz,  dedi.

 

Nereye gitmiş, İran’ın nerelerine? İran’da  nereye gittiğini bilmiyorum ama gittiğini biliyorum. Rahmetliğin hatta bana da teklif ettiğini kendinin de iki sefer gittiğini biliyorum oradan da hatta Kerbela’ya uğradığını, Şam’a uğradığını bana anlattı. Hatta aslında Zeynel Abidin Hazretleri’nin türbesini Şam’la Halep’in arasında  Hama şehrinde bir tepenin başında olduğunu söylemişti. Hatta bunu Suriye’lilerden de duydum. Yani demek istediğim şu ki; İran şah döneminden sonra Humeyni Arap ülkelerine gider olabilmek için camiciliğe önem verdi. Daha doğrusu Araplara uymaya önem verdi ve onu bastıran Saddam da aynen bu sefer onu bastırınca mağlûp edince İran’ı Saddam başladı bu sefer de Arap ülkelerine lider olabilmek için ve ibadete önem verdi, camiciliğe önem verdi be bunu biliyorum. Çünkü rahmetli Gürgür Dede bunu bana söylerdi, derdi ki o zaman şah döneminde çok yerlerde cemler yapılıyor, ibadetler yapılıyor, derdi sayın hocam.

 

Şimdi diğer dedelerle cem, cemaat oldu mu?  Şimdi vefat etmiş, daha bilgili dedelerle cemleriniz oldu mu? Bu Hıdır  Koluaçık dedeyle cemim oldu tabi bu ayrıca görgü cemi olmayan Hızır geceleri şu anda Malatya Cem Vakfı’nın yaptığı o cemlerde bulunuyorum. Bazı arkadaşların Mustafa dedenin, Celal dedenin bilmediği konuları tabi benden soruyorlar biliyorsan buyur diyorlar ve sağ olsun Eşref dededen de memnunum cem vakfından da memnunum herkesten.

 

Peki nerelerden aldınız zakirlik ile ilgili bu kaynağı? Bu kurumunun önemini nasıl anladınız da, kimlerden öğrendiniz, hangi kaynakları okudunuz, hangi dedelerden daha çok etkilendiniz veya başka zakirler varmıydı size bu konuda yol gösteren? Bana yol gösteren öncede söylemiştim işte Hasan Çelebi’nin Davullu Köyü’nden Aşık Bayram vardı. Buna cemde bazı deyişlerin, duvazı imamların şu şekil okunacağını, makamlarını söylerdi. Fakat kendisi saz çalmadığı halde bana yeğen, derdi. Yeğen bunları öğrenmen gerek mümkünse,  derdi. İnancımız, bizim yolumuz bu derdi ve bunu da çok büyük bir şair, deyiş yazan bir kişi, aşık olarak onun da elde deyişleri var ama tabi basılmadı evde kitabı duruyor. Ondan etkilendim. Başka… Tabi arada çalıp söyleyen diğer ozanlardan da etkilendim ama Pir Sultan gibi, yedi aşıklardan büyük Hatayi Sultan gibi, Nesimi gibi, Fuzuli gibi,  o mübarek zatlardan etkilendim daha çok. Onların çünkü kitaplarını okudum, onlara çalıştım, onlardan ezberledim. Gerçekten de İmam Caferi Sadık’tan sonra Şah İsmail’in, (Hatayi Sultan’ın) bu Aleviliği meydana koyması ben ikinci kişi olarak onu biliyorum ve Anadolu’ya, insanlığı, medeniyeti de yayması da tabi Hoca Ahmet Yesevi başta geliyor ama o mübarek zatlar o da tabi onlardan etkilenmiş Hoca Ahmet Yesevi’den, Hacı Bektaş Veli’den.

 

Peki zakirlik nedir? Zakirler kimlerdir? Zakirlik cemlerde hangi deyişlerin nerede okunacağını, nasıl o yalvarışlar ibadetlerin halka etki edeceği ve dedelerin sorgulayacağı nasihat deyişleri, mersiyeler, Kerbela ağıtları gibi bunları bilen cemlerde saz çalıp bu şekilde halka hitap eden kişilere herhalde zakir, deniyor  efendim.

 

Kökü nereden kalmadır, piri kimdir? Zakirin piri bence İmam Caferi Sadık’tır efendim.

 

Niçin, nereden öğrendiniz? Şöyle imam Cafer Buyruğu’nda zakirlik konusunda  bir yazı okumuştum. Diyor ki bir gün diyor Cebrail Aleyhisselam yeryüzüne inmiş ve burada bakmış ki çok koyu sohbete, muhabbete dalan bir topluluk görmüş  bu topluluğa o da memnun olmuş ve o topluğun muhabbetini, aşkını, aşk ilahisini dinlemeye başlamış Cenabı Hakk sormuş, ya Cebrail ne gördün? Böyle bir topluluk gördüm deyince,  demiş ki o topluluğun gerçekten de ibadetleri çok  üstün ve makbuldür. İşte bu söze karşı diyor İmam Caferi Sadık, biz de diyor, zakirler eğer bu topluluğu yürütürler, bu muhabbete, bu itikate sahip olurlarsa konuşmalarında sözlerinde onlara yetmiş bin rahmet vardır diyor ve eğer imtihanla diyor ben burada daha iyi reklamım yapılsın,daha iyi görünem diye bu işi yaparsa diyor o zamanda yetmiş bin lanet var diyor, affedersiniz.

 

Peki zakir cemin içersinde hangi roldedir? İkinci roldedir, dededen sonra.

 

Cem de on iki hizmet var. On iki hizmet arasında zakir sadece sazıyla mı katkıda bulunur? Yani cemin içinde ne yapar, bütün hizmetlerini anlatır mısınız? Zakirin hizmetleri bir dedenin bulunmadığı yerde tabi bulunmadığı yerde posta niyaz eder der ki, ey Yarabbi, burada bir dede yoktur, bana bir görev düşmüştür, burada bir muhabbet edeceğim, bu sebeple o cemi yani görgü cemi sorgu cemi değil de o cemi idare etmesi gerekir.

 

Edebilir mi? Edebilir efendim, şu anda ben bizzat o şekilde yapıyorum. Yani bir muhabbet yapıyorum.

 

Cem yapıyor musunuz? Hayır yapamam. O yetkim yok yani.

 

Peki dede var, zakir var, diyelim ki dedeyle zakir arasındaki ilişki nasıl oluyor, cem nasıl yürüyor?  Dedelik, babalık, pirlik, zakirlik, aşıklık ozanlık var. Zakir ile dede arasındaki bağı siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Zakirle dede arasındaki bağ şöyle efendim. Zakirin mutlaka Ehlibeyt’e sevgisi, saygısı, sonsuz olmalı. Olmazsa zaten o deyişleri ezberleyip de sadece kar için bunu yapıyorsa özünden bu iş biraz yanlış olur. Dedeyle irtibatı ve Ehlibeyt’e daha doğrusu Allah irtibatı kesilmiş yalancı olmuş olur. Fakat o dedeye hürmet etmesi lazım, saygı göstermesi lazım, o dedenin emrinde olması lazım.

 

Peki şöyle bir şey var bir çok dededen duydum ben zakirlik yaparak dedeliğe geçtim yani dede soyca ocak zade olsa da saz çalarak cem içersinde hizmet yürütmesini nasıl karşılıyorsunuz? Dedenin zakirlik yaparak, yani direk olarak cem yürütmeden zakirlik,  ile  işe başlaması  oluyor bazı dedelerin. Tabi bazı dedeler zakirlik de yapabilir.

 

Yok yani dedeliğe zakirlikten geçerek geldim, diyor. O bizde asıl o önemlidir. Mesela bizzat ben anons yapıyorum diyorum ki Zeynel Abidin Cem evinde aramızda dedemiz var mı, onun duası çok önemli. Toplum içinde bir dede nesli vardır, itikadı vardır, sevgisi vardır. Bana göre Ehlibeyt neslinden olması nedeniyle herkes ona hürmet eder, saygı gösterir. Ama ben bir dede olmadığım için bana bilgim yönünden saygı gösterir, hürmet ederler, bilgim yönünden sayın hocam.

 

Peki siz şu anda zakirlik hizmetini yerine getirirken aynı zamanda kendi şiirleriniz de var. Şimdi ben bu ikisini ayrı ayrı yorumladığım zaman yani aşıklık başka, zakirlik başka; yani ozanlık başka. Her ozan zakirlik yapamaz. Evet, doğru.

 

Ama zakirlerin önemli bir kısmını şiire doğal olarak meyilli olduğunu görüyoruz ki zaten bu da çok doğal herhalde. Yani zakirler deyiş ve duaz okuyarak ceme büyük ölçüde katkıda bulunuyorlar. Bu nedenlerle de herhalde bu uğraş içersinde de kendileri bir şey üretmeye başlıyorlar, çalışıyorlar böyle ürünler meydana geliyor. Sizin böyle ürünleriniz ne zamandan beri var, ne zamandan beri yazıyorsunuz şiirlerinizi? Sonra nasıl gelişti yazmalar. Bir sevgi vardı içimde. Bu Ehlibeyt’e karşı duyduğum, okuduğum kitaplardan dolayı sevgim çok arttı ve bunlara karşı da yazdım. Misal vereyim İzmir’de eşimi kaybettim, orda ona ben hastanede ben duymadım tabi elin yari geldi benim gelmedi diye tabi öldüğünü, vefat ettiğini, Hakk’a yürüdüğünü duyduktan sonra eve gittim evde buna bir türkü yazdım fatimatı zöhre deyiş türünde bir deyiş yazdım

Fatimatı zöhre yardımcın olsun

Elin yari geldi benim gelmedi diye

Çok değerli sanki keramet, mücüzat sahibi bir kadındı sizin de geçmişlerinize rahmet olsun ona da.

 

Allah rahmet eylesin.

 

Bu yüzden orda  şu hatırıma geldi hemen dedim ki bize şefaatkani olarak Muhammet Mustafa’nın kucağında büyüyüp de Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyini o çoluk çocuğuyla ben unuttum mu dedim ben unuttum mu nasıl olurda bunu unuturum dedim ve o zaman şu deyişime söyledim.

 

Muhammed’in torunudur Şahı Merdan evladıdır

Şehitlerin serdarıdır ağla gönül Hüseyin’e diye

Susuz o çöllerde yandı masumlar su der ağlardı

Zeynep Ana saçını yoldu ağla gönül Hüseyin’e

Senin derdin az Murtaza Hüseyin çok çekti eza

Verilir mi susuz ceza ağla gönül Hüseyin’e diye

Şekli bismillahsın severim Leyla diye

 

Bu şekilde başka bir deyişi örnek göstereyim. Bunu yazmıştım fakat şu an hatırıma gelmiyor. Bunu söyledim ve buna benzer diğer başka deyişlerim   çok fakat şuna karşı oldum son zamanlarda bu cem vakfı kurulmadan önce cem dergisi çıkıyordu bu cem dergisine baktım dedim ki kendi kendime Alevi kesimine devlet bir hak vermiyor onlar her şeyden faydalanıyor dedim  devlet den yardım alıyor ama maalesef bizi insan yerine koymuyorlar affedersiniz bizim ibadetimizi saymıyorlar diye bu konuyu düşündüm ve o zaman;

 

Para ile dine hizmet mi edersin

Hakk’ı sevdiğini nerden bileyim

Tanrı sevmek için rüşvet mi yersin

Hakk’ı sevdiğini nerden bileyim?

 

Parasız hizmet et dine yaraya

Paranı harca ki bir fabrikaya

Faydan dokunmazsa işsiz yoksula

Hakk’ı sevdiğini nerden bileyim

 

Murtaza parasız çalsan sazını

Kesme ibadetin hak niyazını

Doğru söylemezse haklı sözünü

Hakk’ı sevdiğini nerden bileyim

 

Diye bu deyişimi yazdım. Şunu söyleyeyim sayın hocam

 

Bana dediler ki din elden gider

Din elden gider mi sazım var iken

Allah Muhammedi Ali’yi andım

Din elden gider mi sözüm var iken

 

Hakk yaratmış oku emrini vermiş

Kapı Ali Şeyhi Resul yazılmış

İlim kimdeyse gidiniz demiş

Din elden gider mi ilmim var iken

 

İncinsen incitme Hünkar söyledi

Varlığı sev yaratan için dedi

Aşıklar sevgiyi özünde bildi

Din elden gider mi sevgi var iken

 

Murtaza Hünkar’dan desturun aldım

Din elden gider mi destur var iken diye bir şiir yazdım.

 

Evet şimdi zakirliği daha çok Malatya’da yaptınız ama somut olarak başka hangi illere gittiniz, hangi yörelere gittiniz? Başka yerelere pek gidemedim memurluğum dolayısıyla.

 

Emekli oldunuz mu? 1993’de emekli oldum.

 

Şu anda haliniz vaktiniz nedir, kendi eviniz de mi oturuyorsunuz? Evim var, üçüncü dereceden memur maaşı alıyorum üç ayda bir.

 

Eşiniz vefa etti, çocuklarınız? Var efendim beş tane çocuğum var hepsi evli, hepsi işteler.

 

Malatya’dalar mı? Birisi Van’da birisi Ankara’da kızımın birisi kızımın Avustralya’da oğlumun birisi İzmir’de belediyede çalışıyor birisi Avustralya’da.

 

İki Avustralya’nız var. Orada da dernekler var çocuklar şey olsa siz oraları da bir gidin görün oradaki canları da aydınlatın. İşte çağırırsa tabi.

 

Çağırırsınlar tabi. Kız çağıracağını söyledi ama ben tabi anneleri öldüğü için onların ne bir kuruş parasını almak istiyorum. Büyük oğlan diyor ki İngiltere’ye geldi şimdi çok büyük bir bilgisayarcı yani uluslar arası öyle bir bilgisayarcı. Ondan çok mutluyum sigara içmez, içki içmez, otoriter.

 

Evet şimdi Malatya’da ben geldim geçen sene Zeynel Abidin türbesi cem evine geldim. Eviniz merkez de mi oraya yakın mı? Ev merkezde, Malatya’da.

 

Nasıl gelip gidiyorsunuz oraya? Üç vesait değiştiriyorum gidişte, gelişte. Evet Battal Gazi  ilçesine bağlı Fırat kenarında Etebek köyünde oluyor efendim.

 

Fırat kenarında Battal Gazi eski Malatya’ya daha yakın mı oluyor? Eski Malatya Battal Gazi yeni ismi yani.

 

Çok güzel. Şimdi orda binlerce insanı hizmet veriyorsunuz. geldik gördük. Onu da anlatmamak mümkün değil o büyük görkemi gördük. güzelliği gördük. dediğim gibi dergiye yansıtamadık (Cem Dergisi) ama biz burada herkese ilan ettik dilimiz döndüğünce inşallah gene geliriz gene daha genişçe kalırız bir gün. Oralarda o büyük hizmeti yapmak da dile kolay bir şey, o yüzden de fedakarlık gerekir, oranın yönetimindesiniz sanırım? Hayır, yönetiminde değilim.

 

Çalışmalarınız devam ediyor. Sayın hocam bizim gayemiz orada insanlığı yaşatmak ve inancımızı insanlara anlatmak, yaymak, düşüncemiz bu.

Şura suresi 23 ayeti diyor ki ey kullarım sizden hiçbir ücret istemem Ehlibeyt’ime sevgi isterim, diyor. Biz bunları kanıtlamaya çalışıyoruz. Hz. Hüseyin bizim için şehit olmuştur. Bugünkü anlamıyla da laiklik için, demokrasi için şehit olmuş, Hz. Hüseyin Kerbela’da. Gerçekten şu var Ayhan bey, okuduğum kitabın bir tanesinde laiklik konusunda şöyle bir durum var: Hz. Peygamber efendimize Yahudiler saldırıyor. O esnada Yahudiler yeniliyor yani o savaşda yenildikten sonra diyorlar ki, ya biz saldırmazlık paktı imzalayalım bir sözleşme yazalım. Hz. Peygamber efendimiz Hz. Ali’ye yaz,  diyor. Hz. Ali de başlığa Hakk birdir,  resulü Muhammed’dir, diye yazıyor. Yahudiler yenildiği halde diyorlar ki, biz Muhammedi peygamber tanımıyoruz. Bakınız laikliğin nerden kaldığını, anlayın. Hz. Peygamber efendimiz diyor ki, ya Ali o yazıyı sil, Hakk birdir Abdullah oğlu Muhammed yaz, diyor. Belki siz benden daha iyi bilirsiniz onun için böyle notları alıyorum fakat bizler bu laikliğe daha her halde gelemiyoruz sanıyorum. Atatürk bunları almış Allah rahmet eylesin işte onun için laikliği benimsedi.

 

Şimdi cem nedir? Cem toplantıdır, efendim. Toplanmak cem olmaktır.

 

Nerden kalmıştır cem olayı? Cem olayı Kırklar Cemi’nden gelmedir, kalmadı. Hz. Ali’yle Hz. Peygamber efendimizden kalmıştır ve biz de o gerçeği bu şekilde onlardan aldığımız gelenekle yürütmekteyiz.

 

On iki hizmetin On İki İmamlarla bir ilgisi var mı? On iki hizmetin On İki İmamlarla ilgisini isim olarak var yani. İşte birinci imam şunu yapmıştır, ikinci imam bunu yapmıştır gibi değil efendim, detayını bilmiyorum.

 

Peki Hz. Ali kimdir? Size göre en çarpıcı özellikleri nedir? Bir şiirimde şunu yazmıştım.

Ali adaleti yaydı saldırana kılıç çaldı. Şehitlik şanına geldi işte Hz. Hüseyin için kara koyunum su içme, demiştim. Gerçekten Ali demokrasiyi, adaleti, eşitliği getirmiş, yaşatmıştır. O bizlerin önderidir, örnek bir büyük insandır. Burda bir konuşma oldu bir canımız dedi ki Ali o kadar alçak gönüllü bir kişiydi ki yedi sefer kötülük edene ne yaparsın, o kötülüğünde direniyorsa ben de iyilik yapmak ta direnirim, dedi diyor. İşte Hz. Ali böyle bir kişi anlatılması mümkün değil yani dürüstlüğün sembolüdür.

 

Alevilik nedir, Aleviler kimlerdir, Aleviliğin özünde ne vardır. Efendim Alevilik zaten Ali’yi sevmekten ismi kalmıştır Alevi olarak. Esas yolumuz İslam yoludur, bunu da bizlere hakikaten Hz. Peygamber efendimiz sizin şu takvim de okumuştum. Ya Ali diyor, başkaları Allah’a yaklaşmak için, tanrıya yaklaşmak için ibadetle uğraşırken; sen ilim ve akıl öğren diyor. Hz. Peygamber efendimiz Hz. Ali bunlara bizlere bu medeniyeti bu gelişmeyi modern yaşamayı öğretmiş. Cemal Kutay’ın bir kitabında da şunu okumuştum; Atatürk ile hasret kaldığı diye İlmini yaşam yolu yapmayan alime şefaat etmem diyor. Yaşam yolu mutlaka bir mühendis halka hizmet eden bir mühendistir, halka hizmet hakka hizmet bir dindir.

Fen ilmi insana büyük ilimdir

Böyle ilmi tanrı kabul etmez   mi diye bir şiirim vardı yine sayın hocam. İşte onlar bize böyle medeniyeti bağışlamışlar ama bizler bunları kendi çıkarlarımıza Emevi zamanında çıkarlarına alet etmişler böyle bizi din faşizmi altına sürüklemişler.

 

Efendim çok teşekkür ediyoruz güzel bir sohbette yararlandık sizden zakirlikle ilgili, sizin çalışmalarla ilgili bilgiler aldık. İnşallah yine Malatya’da görüşürüz. Cem evinizde bir ceminize katılırız, diğer dostlarla beraber de o güzel tabiat içersinde, güzel bir lokma da yeriz. Arzumanım kaldı bir lokma yemedim geçen sene çok işimiz  vardı, acelemiz vardı. Oldu çok sağ olun, var olun iyi günler olsun.

 

Evet efendim şiirinizi dinliyoruz.

 

Eğer insanlığa hizmetim varsa

Hak Muhammed Ali bunu istiyor

İlimden gidilen yollar aydındır

Hünkar Hacı Bektaş bunu istiyor

 

Hak Ademde derler onu bilesin

Hakkın parçasısın hakka eresin

Kini kibir kalp evinden silesin

Hünkar Hacı Bektaş bunu istiyor

 

Eğer bir devlete el atar isen

Fakiri zengini bir tutar isen

Yoksulu düşünüp aç yatar isen

Muhammed Mustafa bunu istiyor

 

Laik bir düzene hizmet edersen

Var olan insana birlik dilersen

İnsanlık uğruna ilme gidersen

Mustafa Kemalim bunu istiyor

 

Ey Murtazam doğru yoldan şaşmazsan

İnsan ayrı hak yolundan düşmezsen

Yoksulu ezene kanat açmazsan

Hünkar Hacı Bektaş bunu istiyor

 

Evliya embiya bunu istiyor sayın hocam.

 

Söyleşi: 16-05 -2000