MEHMET ACET

(Aşık Sefai)

AYHAN AYDIN

 

Urfa Kısas’ta geleneği yaşatarak ozanlığı sürdüren, özgün sesiyle yörenin ve tüm Anadolu’nun ezgilerini çok güzel yorumlayıp sergileyen Mehmet Acet yurdumuzun inanç ve kültür merkezlerinin başında yer alan kendi yöresinden aslında sadece kendi yöresinin değil insanlığın değerlerini de tüm dünyaya duyuruyor.

 

Kısas’da Mehmet ACET ile birlikteyiz. Merhabalar. Hoş geldiniz.

 

Hoş bulduk. Hep Aşık Dertli Divani’lerle anılıyor ama Mehmet ACET’lerde var, diğer ozanlarda var, aşıklar da var. Bu konuda da bir kitap yayımlandı. İki kitap yayımlandı. Önceki kitabımız “Kısaslı Aşıklar” adında. Şanlıurfa Türk Halk Müziği Korosu Halil ATILGAN bizi dinledi “ben Kısas diye bir deryaya düştüm” dedi ve kitabın ismini de öyle koydu. Kitaplarımızın ismi “Kısaslı Aşıklar” ve “Kısas diye bir deryaya düştüm”. Ben yıllarca araştırma yaptım, Osmanlı Arşiv’lerini araştırdım, belgeler çıkardık. Aşıklardan Kısas’ın tarihçesi ve aşıklık geleneği beş bölümlük Kısas’ta bir Türkmen köyü adlı eserimiz Kültür Bakanlığımız yayınlarından çıktı.

 

Halil ATILGAN “Kısas da aşıklar” diye bir kitap yayımlandı. Ne zaman yayımlandı? 1992 yılında yayımlandı.

 

Daha sonra bir kitap daha ve bunu yeni görüyorum. Bu kitap yeni çıktı.

 

Harran’da bir Türkmen köyü Kısas, Halil ATILGAN, Mehmet ACET Kültür Bakanlığı, kültür serisinden çıkan bir kitap. Burada da kısaca aşığımız hakkında bilgi de var. 1954 yılında Kısas da doğdu, ilkokulu kendi köyünde bitirdi, yoksulluk nedeniyle tahsil hayatını devam ettiremeyen Mehmet ACET genç yaşta bağlama çalmasını öğrendi sazı ile sözünün birleşmesi onun Aşık Sefai olmasını sağladı. Kendi deyişleri ve yöre türkülerinden oluşan iki kaset çalışması yaptı Anadolu’yu, Avrupa’yı diyar diyar dolaştı türkülerini, deyişlerini çaldı okudu. 1995 yılında hoşgörü münasebetiyle yazdığı şiiri Türkiye birincisi oldu. 1998’de Irak’taki Babil Festivaline Türkiye’yi temsilen katılan Sefai, TRT repertuarına geçen Kısas türkülerinin de kaynak kişisi oldu. Sefai Kısas’taki semah ve düvaz türü ezgilerini eksiksiz çalıp söyleyen derlemeler yapan aşıklık geleneğini, Alevilik felsefesini bilen Kısas’ın usta aşıklarındandır. Halen Kısas’da ikamet etmektedir.

Biz sizi sizin ağzınızdan dinleyelim. Simanızı gördük şad olduk. Ozanlık geleneğine de aşık bir insanım ben. Aşık İhsani ile söyleşi yaptık dün. Her bir bölgede bu gelenek serpilmiş çiçek gibi açmış. Sizi sizden dinleyelim Mehmet ACET kendisini biraz daha anlatsın bize. 1954 doğumluyum.

 

Bu köyde mi doğdunuz? Evet.

 

Bu köyde doğup büyüyen birisi olarak geçmişi iyi bilirsiniz? Öncelikle Kısas tarihinden bahsedelim. Kısas tarihi çok eskiye dayanıyor. Osmanlı Arşivleri’nde aldığımız belgelere göre; 1035 yılında Türkler Anadolu’ya gelmeden Kısas’ın varolduğu resmi belgelerde yazılı. 1035 ve 1110 yılında burası Türk topraklarına Sultan Alparslan tarafından katılıyor daha Kısas Kalesi Urfa’nın doğusunda meşhur bir Kısas Kalesi var orada yazar. 1500’lü yıllarda bizden önce Mevali Türkmenleri yaşarmış. Bunlar Harran Ovasında Araplarla aşiret savaşı nedeniyle Mevali Türkmenleri azınlıkta Araplar çoğunlukta Beni Zeyd Kabilesi, Türkmenler burada göç etmek zorunda kalıyor, Suriye’ye göç ediyorlar oradan tekrar savaş oluyor ve Kısas boşalıyor. 1650 yıllarında Horasan Erenlerinden İmam Zeynel Abidin torunlarından olan Seyit Ahmet Kısas’a yerleşiyor. Kısas şimdiki yaşayan insanlar yani dedelerimizin dedeleri Seyit Ahmet’in yanına iltica yapıyorlar. Seyit de Osmanlı padişahının vermiş olduğu Kısas tapusu kendisine veriliyor, arazileri taksim ediyor vatandaşlara. Seyit Ahmet; Hacı Bektaş Veli kültürüne bağlı. Alevilik ve Bektaşilikte cem, cemaat, on iki hizmet dediğimiz olay Seyit Ahmet ile birlikte burada gelişiyor, aşıklık geleneği de bunun içerisinde. Bizden önce ki hayatta olmayan ozanlar mesela Kul Biçare, Aşık Hüseyin, Aşık Mustafa baba oğul, bunlar 1700’lü yıllardan sonra ve son torunu şu anda o da ozan 75-80 yaşında Aşık Ali TAŞAN, Kısastaki semah, düvaz imam makamlarımızı, ezgilerimizi Aşık Mustafa ve Aşık Hüseyin tarafından icra edilmiş. Bu kültürü bu güne kadar yaşatmış getirmişler. Bizlerde cemlerde yetiştik, cemevinde büyüdük, büyüklerimizin ellerindeki bağlamaya bakarak alıştık. Bu şekilde geleneğimizi ve kültürümüzü devam ettiriyoruz. Hacı Bektaş Veli felsefesine bağlı, on iki imam Alevi-Bektaşi topluluğu Urfa’da tek köy. Yıllardır üzerimizde baskılar uygulanmış hem Osmanlı’nın baskısı hem de büyüklerimiz anlatıyor ama gençlerimize inandırıcı gelmiyor. O kadar zulüm olmuş ki bu köye Fransızlar Urfa’da iken Kısas Köyü resmi belgelerle yok edilmiş ve sonradan direnerek bu kültürü muhafaza ederek sazlı sözlü geleneklerinden taviz vermeyerek asimile olmadan bugüne kadar getirmişler ve biz de onu koruyoruz.

 

Bu kültürün içinden çıkan Sefai cemlerde, cemevlerinde büyüdü. Nasıl bir ortamdı o dönem, büyükler, dedeler, aşıklar içinde nasıl yetiştiniz? Cumhuriyet tarihinden bu tarafa Atatürk ile beraber Anadolu’daki Aleviler derin bir nefes aldılar. Yine de sindirilmiş bir korku var. Cuma akşamları iki bekçi, kapıcı, gözcü, gözcü; cemevinin içinde, kapıda iki kişi bekler, iki kişi de köyü bekler yani evleri bekler çünkü bütün millet cemevine toplanıyor evler boş. Bu şekilde dini vecibelerimizi yerine getirirdik.

 

Dedelerin nuraniliğinden bahsedelim. Eski dönemdeki insanlarla bu dönemdeki insanlar birbirinden nasıl ayrılıyorlardı? Size göre kemalet, bilgi, edep, erkan sosyal ilişkiler nasıldı? Şimdi cemler yapılıyor ama eskiye göre şimdiki cemlerimiz sembol.

 

Neden sembolik, o dönemde ne vardı? O dönemde cemi yöneten dede ve babalar bizim burada dikme baba vardı. Zamanında dede varmış Seyit Dede Kargın talipleri çoğunlukta, dedeler o zaman Diyarbakır’daki Dede Kargın Ocağı’ndan gelirlerdi. Onlar gelmeyince dikme babalara bu iş görevlendirilmiş Hacı Bektaş postnişin tarafından, büyük Cemalettin ÇELEBİ’den bu tarafa. Eskiden kimsenin okuması yazması yoktu ama bilgi sahibilerdi. Örneğin hepsi hafızdı yani cemin içerisinde tartışma olduğu zaman tarikat bilgileri son derece iyiydi. On iki hizmeti, cemi ve cemaati eksiksiz yürütürlerdi, disiplin bundan fazlaydı, yol sevgisi vardı.

 

Sevgi ayrı ama mesela adamların hafızlığı vardı ama Aleviliğin, Bektaşiliğin olgunluğu, koruyuculuğu da vardı bütün darbeleri yemişler ama her halde yine de kol kanat geriyorlardı bu insanlar etkilenmesinler yolu devam ettirsinler. Dedelerden ve aşıklardan etkilendiğiniz kimseler var mı? Çok bilgili birkaç kişi vardı bağlama çalan, cura çalan, keman çalan aynı zamanda dedelik ve babalıkta yaparlardı. Koca Bakır aynı zamanda köyün imamı aynı zamanda Kurtuluş Savaşı gazilerinden ve bunun Atatürk ile anıları çoktu anlatırdı. O zamanlar Urfa’daki bilginler gelip bunda sınav olurlardı. Köyün hepsi Alevi değil 1/5’i Sünni. Yuha Yahya Baba vardı cemevinin sahibi. Bunlar beni çok etkiledi. Aşık Hüseyin ve Aşık Mustafa’nın torunlarından olan bağlamayı da onların ellerine bakarak öyle öğrendim, benim ustamdır.

 

Nasıl yetiştiniz. Mesela ilk hatırlıyor musunuz bağlama sesi cemde dinlediniz ama sizin içinizden heves mi geldi? Öyle oldu. Cemde çalıyorlar ben o zaman 12 yaşımdayım kendi kendime dedim ki acaba bende böyle çalabilir miyim. Zaman oldu o insanlarla beraber cemde saz çaldık insanların bir kısmı rahmetli oldu.

 

Usta elinden geçtiniz? Usta elinden geçtim, usta çekici yemeyen olgunlaşamaz.

 

Çaldınız kendinizi sınadınız böyle sürdü gitti. Burası ozanlar diyarı Halil ATILGAN iyi söylemiş öyle bir yere düşmüş ki buradan kopamıyor. Şu anda sizinle birlikte kimler var bu geleneği sürdüren? Kitapta yazıyor ama anlatayım. Akpınar Köyü de buraya ait 1948’de Kısas’tan ayrılma oradan da birkaç kişi yazdık içerisine. Çoğu Kısas’ın dışında başka bir yere açılmamış sahne olsun profesyonel olsun kendi kendini geliştirememiş iki kişi dışında bunlardan biri benim diğeri de Dertli Divani.

 

Dertli Divani’yi tanıyoruz yakınlığınız var mı? Akraba değiliz ama aynı köylüyüz.

 

Başka kim var önde gelen? Doksanda On Baba var.

 

Nedir bu doksanda on lafı? Onu ben söylerim ama siz kendisine sorun

 

Doksanda on baba aynı zamanda aşık mı? Evet.

 

Sevgili aşığım biraz çocukluğunuzu anlatır mısınız bize. Hepimiz köyde yaşadık fakirlikler içerisinde büyüdük hayat sorunları bir iplik gibi insanın bağrına düğümleniyor ama o yazgıyı halk ozanları dile getirmişlerdir Mahzuniler, İhsaniler gibi. Gerçek aşıklık, gerçek ozanlık tüm insanlığı sevebilen bütün hayatıyla kucaklayan ama yılmayan onun etkisinde çok kaldık. Aşk ölene kadar devam ederse anlam ifade eder. Ozanlar için aşk ne zaman biterse insanın kendisi de biter.

 

Siz bağlamaya aşık oldunuz. Nasıl yaşadınız çiftçilikle mi uğraştınız, geçiminiz nasıl oldu? İlkokulu Kısas’ta bitirdim benim zamanımda ortaokul ve lise yoktu ama şimdi hepsi var burada. Şehre de gidip ev tutup da okuyamadım. Çiftçilikle, çobanlıkla uğraştım bağlama hevesi içimde hep vardı. 18 yaşımda şiir yazmaya başladım. 1973 yılında Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinde Sefai mahlasını Feyzullah Ulusoy Çelebiden aldım. 1974’de askere gittim iki yıl askerlik yaptım. 1978 yılında Almanya’ya turist olarak gittim bir sene kaldım iş bulamayınca geri döndüm. Hacı Bektaş Veli törenlerinde Arif SAĞ ile tanıştım bir kaset çalışmam oldu. Kaseti çalıştık ama nedense o kaset çıkmadı. Türk Halk Müziği Ankara Koro Şefi Mehmet ÖZBEK derlemeler yaptı TRT repertuarına eserlerimiz geçti. O da diyordu ki ben bir Urfalı olarak Kısas’ı geç tanıdım ona üzülüyorum. Bu kasetlerden sonra çeşitli yayın organlarında şiirlerim yayımlandı. 1990-93-95 yıllarında Almanya da derneklerin düzenlemiş olduğu konserlere gittim.

 

Ne kadar eserleriniz var? 130 civarında var.

 

Ne zamandan beri yazıyorsunuz? 1972 yılından beri yazmaya başladım.

 

Nasıl etki oldu hatırlıyor musunuz? İlk şiirim Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinde mahlas istedim ilk şiirim o’dur.

 

Gülyüzlü sultanım mah cemalına

Üryan olup niyaz etmeye geldim

Görenler salavat verir uğruna

Bir müşkülüm vardır sunmaya geldim

 

Sendedir her türlü derdin ilacı

Cümle evliyanın sensin ser tacı

Bütün aşıklara isim verecek

Bir mahlas isterim almaya geldim

 

Bu şiir uzunca biraz ama aklımda kalan bu kadar.

 

Bu şiirler içerisinde Alevi-Bektaşi felsefesi yanında mesela Atatürk, sevda, sevgi, doğa konuları da var. Bunları toparlayıp kitap haline getirmeyi düşünüyor musunuz. O kitapta kaç şiiriniz yayımlandı? Kısaslı Aşıklar kitabında yirminin üzerinde yayımlandı diğer kitapta on tane var. Çukurova Üniversitesi’nde Fatma SEZGİN bir tez hazırladı.

 

Hangi bölümde? Edebiyat.

 

Yayımlandı mı? Yayımlanmaya hazır son aşamalar bitmiş, iki yıldır kaynak bulamıyor bulursa yayımlanacak. Harran Üniversitesi Prof. Zuhal KARA dekan yardımcısı “Kısaslı Aşıklar” adında bir tez hazırladı. Dört aşık üzerine bir tez hazırladı kendisi de geldi öğrencileriyle birlikte ceme katıldı aşıklık geleneğini gördü o da yayımlanmaya hazır. Benim şiirlerim Nefes Dergisi’nde ve Cem Dergisi’nde yayımlandı. Bir de sadece benim kitabım var, sadece benim şiirlerimi içeriyor yayımlanmak üzere onu da hazırlayan Urfa’da araştırmacı yazar Abuzer AKBIYIK, Sabri KÜRKÇÜOĞLU ikisi birlikte hazırladı.

 

Şu anda neler yapıyorsunuz? Türk Halk Müziği Urfa Korosunda ses sanatçısı olarak geçici görev yapıyorum. Onun dışında Urfa’da ayda bir konserlerimiz oluyor. Tarsus, Adana, Maraş, Malatya gibi illere gidip konser veriyoruz.

 

Kendinizi daha çok bir sanatçı mı yoksa aşık mı hissediyorsunuz? Ben otuz yıldır bu dalda yetişmişim. Bizi notaya tabii tuttular ama benim notam yetersiz onun için ben diyorum ki benim orijinalliğimi bozmayın nota ayrı bir şey tabi ki her sanatçının nota bilmesi gerekir ama ben serbest çalışmışım ozanlık daha az basıyor.

 

Ozanlık nedir size göre halk ozanlığı? Halkın sesi, dili, gözü, kulağı yani halkla beraber varolur.

 

Gerçek halk ozanının özellikleri nedir sizce? Bir yerde basın vazifesini de görür. Eskiden bunu yaşıyorlardı ilden ile bu kültürü taşıyıp yazılı kaynaklardan aktarıyorlardı. Bu kültürümüz ozanların birikimiyle geldi çünkü Alevi-Bektaşi toplumunun yazılı kaynağı kalmadı yazarları ile birlikte imha ettiler. Yedi ulular bu kültürü yaşayarak, taşıyarak getirdiler.

 

Gerçek ozanın vasıfları nelerdir? Gerçek ozan insan ayrımı yapmayacak, büyüklüktür kendi kusurunu bilmek pirden aldık hoşgörüyü, sevgiyi. Belli bir görüşün, partinin aleti olmayacak, gerçek ozanın bu şekilde yaşaması ve yaşatması lazım.

 

Bugün sizin köyünüzün dışında bu geleneği sürdüren hangi ozanlar var? Günümüzde yok ama mahzuni vardı.

 

Bundan sonra ozanlık geleneğini hangi sorunlar bekliyor? Ozanların geleceği eriyor.

 

Ne yapılması lazım? Bir ozanın karnı doyacak, sosyal güvencesi olacak ozanın isteklerine cevap verilecek ki ozan da üretsin.

 

Ozanlık yaşayan bir gelenek, geçmişten geleceğe bağları olan, kuralları olan bir gelenek mesela sazı var, sözü var, toplumda yeri var, cemde bir boyutu var. Kısas’ta da son özellik çok belirgin buranın ocaktan gelen dedesi yok. Dediniz ki Diyarbakır’dan gelen Kargınlar vardı şu anda cemi nasıl yönetiyorsunuz, kim yönetiyor? Dikme Babalar yönetiyor. Onlara o görev verilmiş.

 

Onlar bir ocak sahibi olmadığı için. Bir dedenin veya babanın cemi yöneten kişinin seyit evladı olması lazım. Seyit olmuş ama ecdadına layık olmamış o da bir şey ifade etmez. Seyit gelip de sıradan bir insanın elini öpemez çünkü bu hizmet etmiş, icraatı var, kerameti var.

 

Dikme babalar nasıl seçiliyor, kuşaktan kuşağa mı geliyorlar? Hayır. Bir arada Dertli Divani’nin babası bir ara babalık yaptı 8-10 yıl. Divani o zaman çocuktu Hacı Bektaş Çelebilerine gitti, babam bu kadar hizmet etti bana bu görevi verin, onlar ısrar ettiler vermediler belli bir yaş olgunluğundan sonra verilir dediler derken babalığı almış. Kısas’a baba yardımcısı olarak görev verildi. Onu kullanarak Kervan Dergisi o dernek bunu çok kullandı kapağa manşet oldu, orada dedi ki Adıyaman, Urfa, Diyarbakır, Gaziantep oralarda cem yapıyorum hepsi bana bağlı dedi.

 

1994’te Dertli Divani ile radyo programında söyleşi yaptık, Radyo Mozaikte. Ocaktan gelen bir şey olmadığı gibi kendisine baba yardımcılığı veriliyor, şiirleri, sazı, sözü olabilir ama kendi köyünde yerinde duyuyoruz ki senin köyüne de gideceğim dedim 5 Ekim’de büyük festival oldu İstanbul’da “Bin Saz Bin Söz” ocakzade değil, baba yardımcılığı yapıyor.

 

Kısas’taki babaya yardımcı oluyor.

 

Şu anda bu göreve kaç tane baba var? Şimdi Doksanda on baba bu görevi yapıyordu ondan önce onun büyük ağabeyi Bakır kondu vardı o rahmetli olunca doksanda on baba bu görevi aldı esas ismi İsmail Kondu. Ali baba var o da Urfa’da şehir merkezindeki cemevinin babası.

 

Dikme babalar Hacı Bektaş Dergahı’ndan mı geldiler? Evet. Veliyettin Çelebi’ye bağlı. Burada halk seçmiyor Çelebiler tarafından icazet veriliyor diyorlar ki bu baba nasıl uygun mudur, iyi midir nasıl biliyorsunuz. Doksanda on baba seçilirken bana sordular.

 

Seyitlik kolu yok, babalık var ama babalığı da herkes yapamıyor. Burada seyit aileler de var ama görevini yapmıyorlar.

 

Kimler var, nereden geliyorlar? Seyit Ahmet dediğimiz Kısas Köyü’nün kurucusu, sonradan burayı terk etmiş, Diyarbakır’ın Bismil Kazasının Seyit Hasan Köyü’ne göç etmişler.

 

Hangi ocaktan bunlar? İmam Zeynel Ocağı. Dede Kargınlar da var onlarda buradan göç edip Diyarbakır’a gitmişler.

 

Diyarbakır’dan geliyorlar dediniz ama buradan gitme? Diyarbakır’da dede Kargın ailesi burada ikamet etmiş Diyarbakır merkeze bağlı Kadıköy’e gitmişler. Akoğullar var bunlarda Akpınar Köyü’ne göç ettiler. Veysel Karan evlatları olduğunu söyleyenler var Veyisoğulları var.

 

Veyisoğulları Veysel Karani’nin torunları bunlar nerede? Bunlar Akpınar’a göç ettiler bir kısmı Hacı Bektaş da oturuyor.

 

Sırım köy mü? Urfa’nın mahallesi oldu oranın babası Halil Baba

 

Bunlar Alevi mi? Bunların hepsi Alevi ama mahalle olunca azınlıkta kaldılar.

 

Alevilik kimliğini koruyorlar mı, cem yapıyorlar mı? Cem yapıyorlar

 

Bunlar da mı seyide bağlı? Bunlar da dikme baba. Veliyettin Efendiye bağlı

 

Senede bir oraya gidiyorlar, icazetini yeniliyorlar. Buradaki görgü, sorgu nasıl oluyor? Mesela bütün Kısas’taki Aleviler-Bektaşiler gerçekten bu yola bağlılar mı, bir kısmı mı bağlı? Eskisi gibi bağlılık yok

 

Alevilerin kaçta kaçı bu erkana bağlı? Yarısından az

 

Musahiplik var mı burada? Musahiplik kalkmış. Cemalettin Çelebi bir tane dede göndermiş musahiplik zor bir olaydır, musahiplik ancak Muhammed Ali’ye bağlıdır, zorunluluk yok demiştir.

 

Böyle bir belge var mı yoksa dedenin kendi söylediği söz. Görgü sorgu nasıl oluyor? Eskiden musahip olanlar kurbanlarını keserdi. Görgü, sorgu ceme katılanlardan para toplanır kurbanlar alınır, dualar verilir kurbanlar kesilir gündüzden başlanır görgüye toplu halde dikme baba bunların sorgusunu yapar. Cem hizmeti yapılır. Görgü yılda bir defa oluyor.

 

On iki hizmet yapılıyor mu? Her Perşembe akşamı yapılıyor.

 

On iki hizmetin ayrı ayrı sahipleri var mı? Bütün hizmet sahipleri var.

 

Bizi bir çok konuda aydınlattınız. Burada Sünnileşme eğiliminin hızlandığını görüyoruz yada öyle duyuyoruz. Nedir bu etkileşim? İçimizdeki yabancılar önceden gelmiş yerleşmişler. Burada yabancıya arazi satmazlar, yabancıları içimize almayız.

 

Sünni vatandaşlarla nasıl diyaloglarınız? Onlar yıllardır iki yüz yıldır buradalar 1950’lilerde partiler yüzünden kavgalar olmuşsa da şimdi yok. Onların camisi var bizim cemevi var.

 

Kaç tane cami var? İki tane. Biz bir dernek kurduk fazla üye toplayamadık.

 

Ne derneği kurdunuz? Kısas Kültürünü Yaşatma Derneği.

 

Belediye başkanı kimdir? Alevilerden ama siyasi görüşü sağ görüş. Burada ağırlıklı olarak Cumhuriyet Halk Partisi hakim.

 

Belediye başkanını kim destekliyor? Kendi çevresi, Alevi toplumu siyasi yönden Kısas’ta ikiye ayrıldı.

 

Belediye başkanının ismi neydi? Doğru Yol Partisinden İsa DEMİR.

 

İş adamı mı çiftçi mi? Memur.

 

Başka neler söylersiniz son olarak iletmek istediğiniz mesaj var mı? Kısas Anadolu’da olan Alevi-Bektaşiler bazı yerlerde cem kültürünü yaşatanlardan biri de Kısas. Bizim eksikliğimiz cemevinin olmayışı. Cemevi şahsın tekeline değil de topluma mal edilen yer olmalı.

 

Olanaklarınız yok mu, köy fakir mi? Köy fakir değil ama siyasiler bizi böldü.

 

Kaç nüfusunuz var? Son sayımlara göre 5004 nüfuslu.

 

Belde mi burası? Belde.

 

Ağzınıza sağlık çok teşekkür ediyoruz.

 

Söyleşi: 17.10.2002, KISAS, ŞANLIURFA

 

Urfa’ya 2006’da yaptığımız bir gezide yine Kısas’ta ozanla bir araya geldim. Kendisine yönelttiğim bir soruyu yazılı olarak bana sonradan gönderdi.

 

Sizin Kısas’taki dedeler ve ocaklar hakkında bilgileriniz olduğunu biliyorum. Bunlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

KISASTA DEDE VE BABALAR (OCAK DEDELERİ)

 

1650 yıllarında Kısas’ın kurcusu ve mülk olarak ta tek sahibi ayrıca Seyid Ahmet/İmam Zeynel Abidin soyundandır. Uzun zamandır cem dedeliği ve sahipliğini yapmıştır. Hacı Bektaş Veli’ye bağlıdır. Daha sonra 1800 yıllarında İran Horasan’dan gelen Seyid İbrahim ve oğlu Seyid Mustafa bu seyidler de İran’dan önce Diyarbakır’ın merkezine bağlı Kadı Köyüne gelirler oradan da Kısas’a yerleşirler, Seyit Mustafa’nın ve babasının Seyid İbrahim talipleri İran’dadır. Oraya kendi taliplerinin üzerine görgü sorduğu cemlerine giderlermiş. Ocakları (Sarı İsmail) postudur.

 

HASAN DEDE: Hasan Dede Türkmen’dir. Kısas’ta ikamet etmektedir. Şimdi ise nesli tükenmiştir. Hasan Dede’nin kızı kalır var. O da kendi akrabalarından Gaziantep’te birisi ile evlenir. Kısas’ta kimsesi kalmaz. Hasan Dede de seyitti. Suriye‘ye Türkmen Culabı denilen yerde (Rakka) şehrinde kendi taliplerinin üzerine görgü cemlerine gidermiş 1900 yıllarda.

 

VEYİS OĞULLARI: 1830 yıllardan 1850 yıllarına kadar Dedelik yapmıştır. Veyisoğulları olarak bilinen aile de Seyittir. Kısas’ta uzun yıllar cemi kendi evinde yaptırmıştır. Kısas’ın birlik cem kurbanlarını, görgü cemlerini ve 48 cumayı kendi evine cem evi olarak hizmete açmıştır. Deli Veyis de derlermiş kendisine, Seyit bir ailedendir. Karamet ve Mücizat sahibi bir kişidir.

 

AK OĞULLLARI: Akoğlu Methi ve Seyit Veli İbo Kısas’ta cem deldiği yapmışlardır uzun yıllar. Karamet ve Mücizat sahibi insanlardır. Ak Oğulları Kısas’sa Suriye’den gelmişlerdir. Dilleri Türk’tür Türk Seyitlerindendirler.

 

DEDE KARGIN EYÜP: Dede Kargın Eyüp ve amcası çocukları büyük Mustafa Küçük Mustafa Kısas’ın Ocak Dedeleridir. Dede Kargınlar Diyarbakır’ın merkeze Kadı Köyündendirler. Ancak Kısas Alevilerinin yarısı Dede Kargın talibidirler, Dede Kargın Eyüp Cumhuriyet öncesi Diyarbakır’dan Kısas’sa gelip uzun yıllar kalmıştır. Sonra tekrar Diyarbakır’a gitmiştir. Büyük Mustafa, Küçük Mustafa da 1950 yıllarına kadar kendi taliplerinin yanına gidip gelirlerdi.

 

Bir de bizim ocak dedemiz vardır. Kısas’ta sadece dört aile talipleri varmış. İran’ın Horasan’dan geldikleri bilinir, biz yani Mehmet Acet Safai (İbrahim Sani) taliplerindeniz. İran’dan gelen dedelerimiz en son 1913 yılında gelmişler bir daha da gelmemişler sınırlar çekilince cumhuriyet döneminde gelmemişler Kısas’a dedelerimizin adları Kalender Hüseyin ve oğlu Kanber Dede olarak bilinmektedir. İbrahim Sani evlatlarındandırlar.

 

Hacı Bektaş’taki mürşit tarafından Kısas’taki Dikme Balar, 1850 yıllardan sonra Kısas’taki Seyit dedeler bu işi bırakmışlar. Dikme Babalık Müessesesi Cemalettin Çelebi tarafından görev verilmiş, ilk dikme Baba, Culha İbrahim daha sonra kardeşi Cülha Bakır daha sonra, Cülhan Bakır’ın oğlu Cülha Yahya ve Cülha Yahya’nın oğlu Mustafa Doğan, Mustafa’dan sonra Kısa bir dönem Hamdullah Aykut, ondan sonra Bakır Kondu, Bakır Kondu’dan sonra, İsmail Kondu, şu andaki Kısas’ın dikme babasıdır.

Burada devam ediyoruz. Culha Yahya Döneminden evvel Babası Cülha Bakırdan sonra. Rızvan Kelo diye bilinen birisi de Kısas’ta kısa bir dönem Babalık yapmıştır. Ayrıca 1850 yıllarda Babalık görevi ile cem yapan Babalar zamanında, görgü, sorgu cemlerini yapmak için Hacı Bektaş’tan Cemalettin Çelebi tarafından Kısas’a dedeler gönderilmiş sadece birlik cemini yapar bir kaç gün kalır gidermiş. Birlik cemini Dikme Balara yaptırmazlarmış. Çok önemlidir burası çünkü Dikme Babın asıl Seyit değil onun için, görgü cemini yapan şahıs Aslı Seyit evladı olması lazımdır.

 

KISAS’A BİRLİK CEMLERİNİ YAPMAYA GELEN DEDELERİN ADLARI

 

1-     Kaba Abdal Ocağından Bir Dede adı bilinmiyor.

2-     Malatya’nın Karca Köyü’nden (Topal İbrahim) Hacım Sultan Ocağından, aynı zamanda Aşıktır..

3-     Sivas Şarkışla Orta Köyü’nden Hasan Dede ve oğlu Derviş Dede Garip Musa evlatlarından.

4-     Yine Malatya’dan Ali Onbaşı adıyla bilinen bir dede Hacım Sultan evlatlarındandır, Ali Onbaşı en son 1980 yılında gelmiştir.

 

Yukarıda yazılan dedelerin Hasan Dede Garip Musa’nın Kısas’ta az sayıda talipleri vardır. Diğerlerinin Kısas’ta talipleri yoktur. Sadece görgü sorgu cemlerini yapar giderler.

 

 

Şiirlerinden Örnekler

 

Kırklar Meclisinde Sakiden İçtik

 

Kırklar Meclisi’nde sakiden içtik

Aşkın ateşinde sevdaya düştük

Mansur Nesimi’den bir gömlek seçtik

Giydik eynimize ezelden beri

 

Gönül verdik erenlerin yoluna

Bakmadık âlemin kavlu galına

Bir deryada bindik üstad salına

Aşkın denizin de yüzenden beri

 

Gönül tezgâhında aşkla dokunduk

Yolcu idik yolsuzlardan sakındık

Kitap olup sayfa sayfa okunduk

Safai ahvalin yazandan beri

 

Bitmez Softalarla Bizim Cengimiz

 

Bitmez softalarla bizim cengimiz

Tarihleri doğru yazar cöngümüz

1400 yıldır haklı olan hangimiz

Gerçeği söyleyen tellalımız var

 

Hak Muhammed Ali kurdu bu yolu

Ta ezel bezminde eyledik beli

Softanın arzusu yetmiş bin huri

Bize bir tanecik helâlımız var

 

Sakiyi kevserden içemesin ki

Çünkü ekmemişsin biçemezsin ki

Bu gizli esrarı seçemesin ki

Kırkların Cemi’nde namazımız var

 

Sum selat hac zekat bende ne arar

Sefai saadete eyledik ikrar

Elde belde dilde kılmışız karar

Bektaşi Veli’ye niyazımız var

 

1973 Yılında 16 Ağustos Hacı Bektaş-İ Veli Anma Törenlerinde Oraya Gitmiştim Bu Deyişimi  Orada Hacı Bektaşi Veli Torunlarından Feyzullah Ulusoy’a Okudum. Bana Sefai Mahlasını Verdi.

 

Gül yüzlü sultanım mah cemalına

Üryan olup niyaz etmeye geldim

Görenler selavat verir nuruna

Himmet sizden ola dermana geldim

 

Ecdadınız Hünkâr pirlerin piri

Efendim sizlerde buldum gevheri

Mahrum etme bizi ey yüce veli

Abu kevserden kanmaya geldim

 

Aşk ile niyazım pirim sanadır

Sıtk ile sevenler bahtiyar kuldur

Kapına gelmişim istersin öldür

Lalu gevherinden almaya geldim

 

Cümlenin murazı verici sensin

Dertlilere deva kılıcı sensin

Darda kalanlara himmet edersin

Bir müşkülüm vardır sanmaya geldim

 

Sendedir her türlü derdin ilacı

Cümle evliyanın sensin ser tacı

Sensin âşıklara isim verici

Bir isim isterim almaya geldim

 

Yunus Emre

 

Bektaşi Veli’nin yanına gelen

Taptuk dergâhına postunu seren

Hakkın birliğini insanda bulan

Yunus sevgi, yunus barış, yunus dost

 

Dağlarla başlarla çağırdı hakkı

Uçan kuşlarla çağırdı Hakk’ı

Engin gönlü ile buldu Allah’ı

Yunus sevgi, Yunus barış, Yunus dost

 

Öz Türkçe konuşan dil de senindir

Atatürk’e giden yol da sendedir.

Barış sevgi günü yıl da senindir.

Yunus sevgi, Yunus barış, Yunus dost

 

İnci yakut gibi güzel sözleri

Güneş gibi aydınlattı bizleri

Saygı ile anarız bu yüce piri

Yunus sevgi, Yunus barış, Yunus dost

 

Niceleri kondu göçtü bu hana

Düşüncen yayıldı bütün cihana

Âşık Sefai sevgiler sana

Yunus sevgi, Yunus barış, Yunus dost

 

17.08.1995 Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenlerinde Hoşgörü Ve Sevgi Yılı Münasebetiyle Yapılan Şiir Yarışmasında Aşağıdaki Şiirim Birincilik Ödülüne Layık Görülmüştür.

 

Pirim incinsen de incitme dedi

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

Hünkâr sende ara sende bul dedi

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

 

Bizim düşüncemiz insanı sevmek

Rengi ırkı ne olursa hoş görmek

Büyülüktür kendi kusurunu bilmek

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

 

Hünkâr Hacı Bektaş Veli pirimiz

Ehlibeyt’le başlar bizim yolumuz

Hoşgörü bahçede açan gülümüz

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

 

Yedi yüz senedir duyulan sesi

Elin dilin belin öz felsefesi

Her şeyin üstünde insan sevgisi

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

 

Elesti bezminde ulu divanda

Ne ararsan hepsi mevcut insanda

Hünkâr Hacı Bektaş sevgisi canda

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

 

İlim deryasıdır Bektaşi Veli

Ta ezel gösterdi ol yeşil eli

Hoşgörü mimarı sevgidir yolu

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

 

İsterim dünyada hoşgörü olsun

Silah patlamasın savaşlar dursun

Özgürlük mutluluk barışla gelsin

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi

 

Hoşgörü barışa giden bir yoldur

Sevgi bahçesinde açılan güldür

Âşık Safai’yem bir edna kuldur

Pirden aldık hoşgörüyü sevgiyi