KAYA ÖZLÜK

(AŞIK HAYDARİ)

AYHAN AYDIN

 

Sizce “Halk Ozanlığı” neyi ifade ediyor? Adını kullandığı kitlenin söylemek isteyip de söyleyemediği bütün meseleleri objektif olarak birinci elden seslendirir.

 

Halk Ozanlığı sizce ne zaman ve nasıl başlamıştır? Ozanlık Dede Korkut’tan da öte bazı inanışlarda bile görürüz.

 

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı? Perişanlık içinde geçti ve rahatsızdım.

 

Köyde mi, kentte mi doğup-büyüdünüz? Köyde doğdum. 8 yaşında el kapısına çıktım, okul görmedim, ben beni yetiştirdim.

 

Bir Alevi ocağına bağlı mısınız? Haydar Sultan Ocağına bağlıyım.

 

Küçüklüğünüzde ve gençliğinizde cemlerde bulundunuz mu? 1948’den 1960’a kadar küçük yaşta ceme alındım.

 

Dedeler, zakirler, mürşitlerle bir arada yaşadınız mı? Sizce dedeler kimlerdir? Saz çalmamdan ötürü zakirliği idare etmeye çalıştım. Kış günleri dedelerle bir arada kentleşme başlayana kadar pir ve mürşitlerle beraber haldaş oldum. Dedeler toplumun hakimi, savcısı, dedesi, babası hatta çok şeyi olan kişilerdir.

 

İlk şiir tecrübeleriniz nasıldı? Ne zaman şiir yazmaya başladınız? Abdal Musa ceminde başladı.

 

Şiir yazarken özendiğiniz, örnek aldığınız, ozanlar kimlerdi? Eski aşıkların, ozanların kurmuş olduğu sağlam temeller üzerine güncel malzeme kullanıyoruz.

 

Dünyaya bakışınız, insan, tabiat hakkındaki fikirleriniz nelerdir? İnsan ve bütün canlılar özellikle de temiz iyi korunan bir doğa elbette, her bilimsel ozanın ilham kaynağı ve aşkıdır.

 

Şimdiye kadar katıldığınız yarışmalar hangileridir? Birkaç tane yarışmaya katıldım.

 

Aldığınız herhangi bir ödül var mı? Bazı ödüller aldım.

 

Yayımlanmış kitabınız var mı? Cumhuriyet Türküsü adlı bir kitap ve çeşitli antolojilerde şiirlerim.

 

Sizce Hz. Ali nasıl bir insandı, en önemli özellikleri nelerdir? Hz. Ali örnek bir kişilik, özdeyişleriyle, yaşamıyla örnek bir devlet adamı, Kerbela ise hiçbir canlıya yakışmayan melanettir. Matem şiiri yazılabilir bir olay.

 

Alevi -Sünni farklılaşması ve Alevilerle Sünniler arasındaki kaynaşma hakkında neler düşünüyorsunuz? İki toplumun birbirini ve kültürlerini çok iyi tanımasını öneririm. Yunus, Pir Sultan, Nesimi, Hatayi onlar dünya insanlığının ortak malıdır.

 

Atatürk ismi size neyi ifade ediyor? Atatürk’ün Türk insanına getirdikleri nelerdir?

Türkiye’nin geri kalmışlığını nelere bağlıyorsunuz? Türkiye’nin geri kalmışlıktan kurtulmasının tek şartı kültürel yönden kendini geliştirmesine bağlıdır. Ayrıca da demokrat olmanın yolu da oradan geçer.

 

Sizce Halk Ozanları toplumsal olarak ne gibi işlevleri yerine getirmişlerdir? Halk ozanları, halkın türkülerini, ağıtlarını, acılarını daha sayılamayacak örneklerle dile getirmişlerdir.

 

Ozanlara ekonomik destek sağlanması için neler yapılabilir? Ozanların eserlerinin korunması, kasetlerinin, kitaplarının basılabilmesi için neler yapılabilir? Ozanın desteği demokrat kitle kurumlarıyla dayanışma içinde çözülür, ancak karşılıklı ve iyi niyetli olunursa eserler korunur. Kitabı da kaseti de yapılabilir.

 

Dedeler, babalarla ozanlar arasındaki ilişkilerin daha yoğun olabilmesi için neler yapılabilir? Dedenin ozanı olmasa ayağının biri topal gibi olur, ozan cemlerde aynı durumdadır. İlişkilerinin daha yakın olabilmesi için Cem Vakfı gibi benzeri kurumların elini taşın altına sokarak tabii ki buna o sevgili halkımızın da desteği ile burada görüp de sevinç gözyaşları döktüğü cemevi gibi yerlerin daha da çabalarla dedelik ve ozanlık yani zakirlik kurumu yasalar içerisinde hayata geçirilmesi önerimdir. Ancak o zaman dede ve zakir yakınlaşması daha iyiye gider.

 

Köyünüzü çevreleyen Alevi/Bektaşi köyleri var mıdır? 70 köyün 69 tanesi cerit, Afşar, Yörük ve Türkmen kökenli olmasına rağmen tamamen asimile olmuşlar. Sadece benim köyüm tekke köyü olduğu için yarı buçuk bizlerin de varıp gelmesiyle Alevi kimliğini koruyabildi. Danacı obası, Hacı obası, Cabat obası, Aşağı şıh, Halil dede, Barak obası gibi.

 

Piriniz hangi ocaktan gelir? Haydar Sultan.

 

Rehberiniz hangi ocaktan gelir? Hacı Bektaş.

 

Varsa köyünüzdeki dergahın ve türbenin adı    ? Ahmet Yesevi oğlu Kubbettin Haydar’ın türbesi vardır. Bazı hastalıklara iyi geldiği gözlenmiştir. Yılda binlerce kişi ziyaret eder. Beş yüze yakın kurban kesilir.

 

Türbedeki zatın soyağacı, özellikleri? Ahmet Yesevi oğlu olduğu yazılıdır bazı belgelerde.

 

Köyünüzdeki ziyaret yerleri ve yatırların adresleri? Haydar Sultan, Ağlayan Kaya, Ziyaret Tepesi.

 

Çevre köylerdeki ziyaret yerleri ve yatırların adresleri? Konur köyünde Cılbak Ali Sultan, Kızılırmak kenarı Halil Dede köyünde Musa Dede, Kulu dede türbeleri

 

Yörenizde bir kültür veya dini inançsal anma etkinliği yapılıyor mu? Yapılıyorsa, tarihi nedir? Hasan Dede Karpuz Festivali, Kara Keçili’de bir başka anma yapılır.

 

Eşiniz Alevi mi, Sünni mi? Eşiniz Alevi ise dede kızı mı, talip kızı mı? Alevi, dede kızı.

 

Oğlunuz evliyse, eşi Alevi mi, Sünni mi? Aleviyse dede kızı mı, talip kızı mı? Alevi, dede kızı.

 

Kaç yaşındasınız? 61.

 

Mesleğiniz ya da işiniz nedir? Emekliyim.

 

Varsa, çocuklarınızın isimleri nelerdir? Vildan, Figen, Suna, Caban.

 

Sizce Türkiye’de ne kadar Alevi/Bektaşi vardır? 22 milyon.

 

Hangi çalgıları kullanıyorsunuz? Saz, bağlama, keman gibi.

 

Hangi Alevi Bektaşi anma etkinliğine katılırsınız? Abdal Musa, Hacı Bektaş Veli, Veli Baba anma törenlerine 10 yıldır katılırım.

 

Muharrem orucunu ne zaman ve ne kadar tutarsınız? Kurban bayramından 20 gün sonra 15 gün tutarım.

 

Hızır orucunu ne zaman ve ne kadar tutarsınız? 3 gün.

 

Hz. Ali’nin doğum günü olarak hangi günü kabul ediyorsunuz? 21 Mart Nevruz.

 

Bağlı olduğu ocak                          : Haydar Sultan

Nüfusa kayıtlı olduğu il                 : Kırıkkale

İlçe                                                      : Keskin

Köy                                                     : Haydar köyü

Köyün hane sayısı                         : 75

Köyün nüfusu                                 : 300

Köyde yaşayanların sayısı           : 300

Şehre göç edenlerin sayısı          : 800

Köyde konaklama yeri var mı? Varsa kaç kişiliktir? Cemevi var.

 

Görüşme tarihi: 13 Mayıs 2000

 

Kendi kaleminden

 

Şiir nedir çocuklar?

 

Şiir bütün yaşanmış bir sevdadır. Şiir bir orman ve ormanlar silsilesidir. Şiir yaşadığımız dünyanın ve doğanın sırtından hiç çıkmamasına giydiği gelinlik giysisi gibidir. Şiir silah üretenlerin öksüz ve yetim ve de sakat bıraktığı çocukların göz yaşının dindiğinde insana verdiği mutluluktur. Şiir dünyayı kan gölüne çeviren uluslar arası kirli istihbarat ve mafya öğütlerinin yüzüne tükürecek kadar açık sözlü onurluca  karşı çıkabilmektir. Şiir yalakalık yapmadan iyinin güzelin yanında çirkinin ve kötünün karşısında şimdilik ayakta durabilme sevdadir.

 

Kısaca yaşam öyküm

 

10 Kasım 1938, Keskin Haydar Dede köyü doğumluyum. 7-14 yaş arası el ve ağa kapılarında hizmetkarlık, 14-18 köye dönüş ve yine çobanlık ama bu arada köyde cem zakirliği yapmaya çalıştım, Aşık Bektaş Gazeloğlu’nun yaninda.

1959’da asker oldum.  1961 askerlik dönüşü Ankara serüvenim başladı. Aktaş yetiştirme yurdunda bir iş buldum. Bulaşık yıkamaya başladım ve dört senede iyi bir tabldot aşçisi oldum. Bu arada şair ve müfettiş Öğretmen Arif ile taniştim. O sayede Mahsuni ve isim ustam Aşık Veysel’le tanıştım. (1963)

1968 de Enerji Bakanlığında baş aşçi olarak petrol ofisi kadrosunda göreve başladim. 12 eylül döneminde emekli olmak zorunda kaldim.

1974 yilinda Ankara Sanat’ta Pir Sultan oyununda birkaç arkadaşımla rol aldım.

 

Yayınlanmış eserlerim:

(1) Pamuk Kale Üniversitesi Fen Edebiyat Bölümünden dilek doğan bitirme tezi.

(2) Cumhuriyet Türküsü isimli bir şiir kitabi (Kutlu Avci Matbaacilik Yaşar Koç Sponsorluğu ile)

(3) Ozanlar Vakfi Yayinlarinda (35) Sayfa (Ozanlardan Bir Demet Antoloji)

(4) Günümüz Alevi Ozanları (600) sayfada (40) sayfa

 

Son arzun nedir  diye sorsalar?  Paslanmış, kirlenmiş, çıkar hırsi ile dolmuş yüreklere sevgi, saygı ve yine sevgi dolsun, derim.

68 yıllık hayat   serüvenini kapatırken;

Geçmişime biraz fazla takıldığıma sakin kızmayın, eskileri irdeleyip kavga ve nefret yaratmak değildir asla amacım, aksine o günlerdeki yanlışlardan derslerin çıkarılmasıdır gayem.

 

Horosan Hoyundan

Aslım geldi horasandan boyundan

Neslimi sorarsan haydar soyundan

Sülalem sulandı bağrek suyundan

Ata yurdum olmuş bağrek dağlari

 

Yürüdükte  geldikte ordan diz dize

Yörük, cerit, türkmen dediler bize

Aşk ile bakştık bizler göz göze

Ata yurdum olmuş bağrek dağları

 

Örenimiz bağrek dağın başında

Hırçın dumanında yalçın taşında

Semah tuttuk boranında kışında

Ata yurdum olmuş bağrek dağları.

 

Derken bu dizelerin bu coğrafyayi nedenli zorluklarla yurt edinildiğinin anlatımı olsa gerektir.

 

Türkülerimiz bizim sevdamızdır

 

Mustafa Kemal ve arkadaşları önderliğinde kurtuluş savaşı verip ulus bir devlet yaratan bir toplum olmamiza rağmen türkülerimize zaman zaman yenik düşeriz. Nedendir bilinmez hep ağit yakariz,türkü yakariz bunlara acilarimizi, tasamizi, sevincimizi, aşkimizi, sevgimizi, hatta göz yaşlarimizi bile yükleriz. Sira gelir  bir sevdamizi tasamizi sitemimizi sevdiklerimize, hasret kaldiklarimiza silaya, asker ocağina, savaş alanlarina göndermeye.

Işte gönderme araçlarimizdan bazilari. Bülbüller, turnalar, esen seher yelleri hele hele çağlayarak başini taşlara vuran sular. Çoğu zamanda dağlar oluverir bu sevgi ve sitem gönderme aracimiz. Kimiz zaman olur ki küseriz sitem ederiz kalburla toprağini eleriz.  Kimi zaman dağlarini delik delik deleriz.  Zaman olur yalçin taşlarina, kimi zaman hirçin dumanina sevgi  duyariz. Kimiz zaman yare gitmek için dağlardan yol isteriz. Böyle uzar gider dağlarin türküsü eğer bunlari tam anlatayim derseniz kitaplari doldurur.

Dağlarin türküleri öyle güzel mekanlardir ki bu yerlere yiğit ve yürekli insanlara da korkak ve pisirik insanlara da onun o tertemiz olan yüreğinde yem yeşil ormanlarin içinde yer vardir. Aynen tüm canlilara analik ettiği gibi dostlarim işte bağrek daği da bu dağlardan birisidir.

Orta anadolu’nun tam ortasindan keskinli haydar dede’nin can yoldaşi bağrek daği.

 

Neden bağrek daği türküsü?

 

Buram buram anadolu; buram buram vatan koktuğu için payamli tepesi ile esme çeşmesi ile tokali çöğ ve inenin cöğü ile gürem gürem meşe ormanlari ve yeşil yaylalari ile ambarli kişlasi, büyük ve küçük domuzlusu ile mercimek pinari ve erağlani ile her yandan gürül gürül akan sulari ile kurt ini,  inin önü ve ağlayan kayasi ile burçulusu, keklik asari, asar kalesi, kara pinar, taşli tarla,biyiğin mezari, sayaca si, sari deresi ve daha saymakla bitmeyen güzellikleri ile ata toprağim olan yaziyla, kişiyla, taşiyla, toprağiyla canim anadolu’mun bir parçasi olduğu için. (!)

Çeşitli medeniyetlere beşiklik ettiği için; dahasi ahmet yesevi oğlu kudbettin haydar’i sultan’in bizleri miras biraktiği için. (!)

Bağrek dağlari neresidir?

Orta anadolu’da kirikkale’nin keskin ilçesinin dinek daği, çiçek daği, bağrek daği olarak da anilan toros dağlarinin yavrularindan bizans yerleşim eksi birimlerinden olan kapadokya’yi ve keskin düzlükleri gibi bazi güzel yurt köşeleri olan bu güzel coğrafyayi bizlere miras birakan ilk üç eren olan ahmet yesevi oğlu olan kudbettin haydar sultan’in  ilk gelip yerleştiği yeşillikler ve meşe ormanlari ile bezenmiş etrafinda 15-20 pare köye sahiplik eden binbeşyüz-ikibin metre yüksekliğinde bir yerdir bağrek dağlari.

 

yoldaşim

 

Hayat toz pembeydi beraber olduk

Aşk ile sevdayi yürekte bulduk

Birlikte ağladik birlikte güldük

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Bunca yili paylaşirken can cana

Tarlalarda ekin biçtik yan yana

Birlikte direndik kahpe zamana

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Köyden göç eyleyip şehire  vardik

Yüreği yüreğe el ele verdik

Aktaş bayirina bir yuva kurduk

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Murat alsin diye koca dünyadan

Dört yavru uçurduk bu şen yuvadan

Mahrum etme beni kara sevdandan

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Elli sene; kolay değil güzelim

Ömrümüzün baği döktü gazelin

Ayri gitme beraberce gezelim

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Umutla bakarken çöktük hasira

Insanca yaşama gelmişti sira

Felek yol vermedi kalma kusura

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Sonuna gurbete düştü yolumuz

Ters bir rüzgar esti kirdi dalimiz

Sen olmazsan nice olur halimiz

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Sen anadolumsun sever bilirim

Bazi bazi kirdim özür dilerim

Göz yaşlarim kirpiğimler silerim

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

Aşik haydari’ydim düşürdün dile

Seninle beraber çok çektik çile

Ne yapsan ne etsen bana nafile

Dün gibi hayranim sana yoldaşim

 

 

Türbanlı Bacım

 

Ayni varin varlariyiz ne deyim

Gel kinama beni türbanli bacim

Kisinin özünü yansitmaz giyim

Sev seni seveni türbanli bacim

 

Kolay kazanmadik biz bu dirligi

Inançta da bozmayalim birligi

Örtünmek saglar mi din severligi

Kinatma ülkeni türbanli bacim

 

Bir bilge misali tez suna suna

Ders vermek için git kuran kursuna

Yaz gününde yatma kiş uykusuna

Aydinlat yöreni türbanli bacim

 

Din gereği diyen varsa inanma

Çarşafi peçeyi özgürlük sanma

Bağnazlara bakip kanip  aldanma

Bu yurt hepimizin türbanli bacim

 

Belki benden daha uygar birisin

Buna karşi giyiminle gerisin

Gözünü aç gericilik erisin

Körletme töreni türbanli bacim

 

Türk ulusu bir bütündür bölünmez

Devrim yapip ayni yere gelinmez

Senin savin neye gebe bilinmez

Hele bir yol düşün türbanli bacim

 

Haydari der fazla dalma derine

Ters düşme atatürk ilkelerine

Uygarlik otursun yerli yerine

Uyaririm seni türbanli bacim

 

1997, Antalya, Sevgili Hasan Akın’a Merhaba

 

Oğul

 

Bu son öğüdümdür tutarsan kuzum

Karli dağlar sana yol olur oğul

Bahçene iyi bak yanmasin yazin

Gazel lale sümbül gül olur oğul

 

Saygi duy her cana vildan, ömür’e

Sevgi ver hepsine böyledir töre

Yok etme her şeyi göz göre göre

Çocuk yetim, karin dul olur oğul

 

Binbir bilsen bile ehline daniş

Hayirli son değil böylesi gidiş

Denginle otur kalk denginle konuş

Yoksa altin adin pul olur oğul

 

Kirk yillik geçmişi bir gözden geçir

Yanlişi doğruyu incele bir bir

Bir de vicdanina danişmaya gir

Cabban’dan cabban’a gel olur oğul

 

Savaş aç yanlişa dik dur ayakta

Neler gelir geçer gör ki hayatta

Kendin ile bariş güvenme yada

Kuru ekmek cana bal olur oğul

 

Baban haydari’yim bak şu sözüme

Kurban olam o körpecik kuzuna

Derman bulam yüreğimde dizime

Sevdalarim sazda tel olur oğul

 

19 mayis 2005

 

Sürüde götür

 

Üstümde gök kubbe yorganim oldu

Başima bulutlar bürü de götür

Ellerim tanriya urganim oldu

Cismini kul edip sürü de götür

 

Can şifaya koşar senin bağrina

Emreyle hazirim sevda çağrina

Lûtfeylersen varip yanam uğruna

Önünde kül edip kürü de götür

 

Zevki pek tatmamiş bak bu düşküne

Karalar çökmemiş gönül köşküne

Ardina birakma allah aşkina

Nazende çöl edip yürü de götür

 

Kaynayan volkanim gönül dağinda

Algilarim sorumluyum çağimdan

Yüreğimden açan dostluk bağinda

Ayvayi turuncu nari da götür.

 

Nisan 2004, Antalya

 

Kırıkkale Anadolumsun

 

Canim kirikkale anadolumsun

Uyanip göksüne girmeli oğul

Destanin var diyar diyar söylenir

Karşisinda selam durmali oğul

 

Yirmi yedi belden tüm köylerine

Yürekten vurgunum törenlerine

Kizil irmak boyu park yerlerine

Nice bir yillar ermeli oğul

 

Sevdalarim büyür yörelerinde

Gelenek görenek törenlerinde

Mustafa kemal’in ülkülerinde

Gençlerimiz halay kurmali oğul

 

Sanayi şehrisin dünya kentisin

Seni tanimayan nereden bilsin

Verelim el ele yüzümüz gülsün

Daha ileriyi görmeli oğlu

 

Türkünle coşuyor davulun sazin

Edirne’den kars’a memleket bizim

Şahit olsun buna oğlunla kizin

Vatan için canin vermeli oğul

 

Sevgini ruhumdan silemez yillar

Benden sana doğru uzanir yollar

Irmak boylarina gelince bahar

Yaylaya sürüler sürmeli oğul

 

Çağdaş bir  şehirsin sen kirikkale

Merttir insanlarin bilmezler hile

Bağrinda yetişen ozanlar ile

Mizrabi tellere vurmali oğul

 

Çullunun suyundan yapsak ayrani

Zaten taniyanlar onun hayrani

Birlikte kutladik bunca bayrami

Dostluğa köprüler kurmali oğul

 

Birde keskin’in var kökü derinde

Ozani sanatçisi yaşar bağrinda

Ünü vardir yurdun her bir yaninda

Cehalet zincirin kirmali oğul

 

Aşik haydariyim geldim oradan

Dostlara kavuştum senden yaradan

Senlik benlik nedir kalksin aradan

Küskünler biri birin sarmali oğul

 

Not: bu eser beni ve bir çok ozani sanatçiya yetiştiren kirikkale ve halkina haci taşan’in şahsinda bütün hemşerilerime armağandir. Sevgilerimle.

 

Kirikkale il gazetesi 2 mayis 2002

 

 

Şirin Keskin’i

 

Canim arzuladi şirin keskin’i

Sevdasina selam durasim gelir

Cerit kalesini köprü köyünü

Halil dedeye yüz süresim gelir

 

Kara keçiliden aldim topraği

Bağrek yaylasindan çelebi daği

Yiğidi mert olur yemişli baği

Yaylada güzelin sarasim gelir

 

Kinali parmaklar toplar üzümü

Yörüğün  suyundan yudum yüzümü

Maşat ovasina saldim özümü

Orda nazli hanim göresim gelir

 

Girip içmelinin suyu buz gibi

Serindir tokali kayanin dibi

Söğütlü çeşmede iğde beliydi

Çiftlikte bir sofra seresim gelir

 

Kizilirmak boyu salkim söğütler

Aşik haydari’yim kendin öğütler

Halaya tutuşmuş bizim yiğitler

Onlarla el ele veresim gelir

Dinekte  semaha durasim gelir.

 

11. Ağustos 2002 haydar köyü.

 

Fabrikalarin

 

Ata’dan yadigar fabrikalarin

Karşisinda selam durmak ne güzel

Sürsün üretimi bu gün ve yarin

Tüten bacalari görmek ne güzel

 

Sayam dedim kizilirmak beldesin

Kalemdesin gönüldesin dildesin

Bağrek dağda dinek dağda çöldesin

Yaylalara çadir kurmak ne güzel

 

Fabrikalar volkan gibi tütsünler

Ürünleri pazarlarda satsinlar

Işçi, patron endişesiz yatsinlar

Yarinlara mesaj vermek ne güzel

 

Semahin, halayin sazda törede

Adini söylettir dört bir yörede

Büyüsün diyerek kisa sürede

Nifaki aradan sürmek ne güzel

 

Anlatir bozlaklar şirin keskin’i

Yiğittir insani unutmaz dünü

Çikarip aradan kavgayi kini

Cehalet zincirin kirmak ne güzel

 

Aşik haydari’yim kirikkale’li

On beş sene antalya’ya geleli

Beden burada ama yürek orali

Kirikkale’m sana varmak ne güzel

23 nisan 2002

 

 

Bundan mi dağlar?

 

Üveyikler susmuş bülbüller ötmez

Başinda firkatin bundan mi dağlar

Esme çeşmesinin suyu akmiyor

Yeşile hasretin ondan mi dağlar

 

Bir zamanlar sende yayla yaylardik

Ekerdir biçerdik harman eylerdik

El ele tutuşur türkü söylerdik

Suç bizde mi yoksa sende mi dağlar

 

Garip içmeliğin suyu az kalmiş

Bizim bağin bekçileri kör olmuş

Şu haydari senin kurbanin olmuş

Ormanin yok eden kinde mi dağlar

 

11 ağustos 2002

bacim

 

Dünyanin sirrina ereyim derken

Gördüm ki sonrasi boş imiş bacim

Yavrumu bağrima sarayim derken

Uçurdum yuvadan kuş imiş baci

 

Mercimek pinarda buldum izini

Kar altinda soluk buldum yüzünü

Bilemedim can yavrumun gizini

Gördüğüm hayalle düş imiş baci

 

Bunu böyle yapan her neyse hakmiş

Şu kahpe dünyanin dertleri çokmuş

Dediler yavrunun yarasi yokmuş

Bir değil yarasi beş imiş bacim

 

Erken gazel düştü gönül bağima

Güneş tutamadim kendi çağima

Yaylaya giderken bağrek dağina

Bağrek’in yollari kiş imiş bacim

 

          11 ağustos 2002