İSMAİL BÜYÜKTAŞ

İCADİ

AYHAN AYDIN

 

Sizce “Halk Ozanlığı” neyi ifade ediyor? Gerçek aşkı ve maneviyatı ifade ediyor.

 

Halk Ozanlığının tarihsel geçmişiyle ilgili bilgileriniz nelerdir? Davut Aleyhisselam’ın ud, İmam Musa-i Kazım’ın da saz çalmış olduğunu biliyoruz.

 

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı? Gerek küçüklüğümde ve gerekse bu yaşıma kadar birçok cemlerde bulundum. Cemlerin muhabbet cemi ve usulen secdeye varılan, semah yapılan ekseri cemlerdir. Bir de görgü cemi vardır ki bu cemde musahipler kurban keserek görülürdü. Ancak bu cemin ve görgünün suri ve mecazi olduğunu anlayıp bildiğim için şahsen kendim hakikat dedelerinin aşk ve muhabbetlerine katılıp onların sazı ve sözü ile secdeye varırdım.

 

Köyde mi, kentte mi doğup-büyüdünüz? 28 yaşına kadar köyümde geçti. O günler sazlı sözlü muhabbet ve kitap okunur ve dinlerdik.

 

En çok hangi ozanların şiirlerinden etkilendiniz? Şah Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet, Edip Harabi, Filozof Rıza Tevfik, Neyzen Tevfik’lerin şiirlerinden şiirlerinden etkilendim. Çağımızda ise Aşık Davut Sulari, Aşık Daimi ve Mahzuni Şerif’in deyişlerinden etkilenmekteyim.

 

İlk şiir tecrübeleriniz nasıldı? Ne zaman şiir yazmaya başladınız? İlk şiir tecrübem yani ilhamım, bir kızı seviyordum onunla başladı. Ancak onu alamadığım için dünyam yıkıldı, içim yandı, dertlenmeye başladım hemen kalemimi elime aldım, başladım derdimi dökmeye.

 

Şimdiye kadar katıldığınız yarışmalar hangileridir? Ben hiçbir yarışmaya katılmadım.

 

Yayımlanmış kitabınız var mı? Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Melekşah ile Güllüşah, Razınihan ile Mahifiruz ve Şahraman hikâyesi, Hatemtay Hikâyesi kitaplarıdır.

 

Türk Tarihi hakkında bilgi sahibi misiniz? Türk Tarihini herkesin bildiği kadarıyla biliyorum, derin bir araştırmam yok.

 

İslam Tarihi hakkında neler biliyorsunuz? İslâm Tarihi hakkında araştırmam vardır. Bu konuda kendime çok güveniyorum zira eski Arap harfleri ile yazılan bir çok kitapları da okumaktayım.

 

Anadolu Aleviliği hakkındaki fikirleriniz, bilgileriniz nelerdir? Anadolu Alevileri, Orta Asya’nın Maveraünnehir, Haverzim, Ceyhun nehri yöre ve çevrelerinde üreyip çoğaldıklarını biliyorum. Milattan sonra usul usul sağa sola ve böylece Anadolu’ya gelmişlerdir. Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu’da sadece Rum, Ermeni, Yahudi asıllı insanları eğitmemiştir.

 

Kerbela ve Hz. Hüseyin için neler söyleyeceksiniz? Niçin tüm Alevi-Bektaşi ozanları Kerbela için matem şiirleri yazmışlardır? Kerbela Olayı size ne ifade ediyor? Kerbela ve Hz. Hüseyin için söylenecek sözler hemen üç beş yaprağa sığar mı? Ama karınca kadarınca bir şeyler söylemek istiyorum. Henüz ruhlar beden kalıbını giymeden, evliyanın enbiyanın, nebinin, velinin ruhları elestü bi rabbükümden toplandılar. Cenabı Hakk rüyet’i cemalini bunlara arz edip: Ey ruhlar! Sizler beni çok seviyor musunuz dedi. Evet Ya Rab çok seviyoruz dediler. Yine ruhlara seslendi benim için kim kendini kurban olarak adayacak, deyince Hz. İmam Hüseyin Ya Rabbi ben canımı senin için kurban edeceğime adak adıyorum dedi. İşte o günden itibaren Hz. İmam Hüseyin için yolun önü görülüyordu, Kerbelâya hareket ettiği zaman, bunu açık seçik ima yollu da olarak Ziya Şakirin ve diğer Kerbela olayını yazan yazarların kitabından açıklanıyor. Hz. Hüseyin diyor ki; Kerbelada şehit olmak sadece benim hakkımdır. Sizler niçin hayatınızı feda etmek ve gayretindesiniz. O 71 kişi Ya Hüseyin bizler senin önünde ve uğrunda fedayi olmak istiyoruz, bizi bundan mahrum etme diyerek rica ve minnete bulunup şiddetle feryadı figan ile ağladılar. Hz. Hüseyin de der demez kabul etti ve böylece o sözde Müslüman olan sahtekârlara karşı canlarını seve seve feda etmekten çekinmediler ve korkmadılar. Zira canını vermeyen cananı nı nasıl bulacaktır. Can veren canan buluyor. Evet Hz. Hüseyin’in ve onun serden geçtilerinin dertleri bizi hüzünlendiriyor, o geldiğini bildiği gibi gideceği yeri de açık seçik biliyordu. Ama günümüzün 21 milyon Alevi’si saydığımız insanların içindekileri bir söylenti diyorlar ki, hangi öbür dünya bu dünyadan başka dünya mı var? Eğer bu dünyalık insanlarının sözlerine bakacak olursan, Hz Hüseyin de Ali’de, Fatıma da hepsi akılsızmış. Yaşayacakları yerde tezce ölümünü isteyip öbür dünya denilen heyulaya gitmiş olduklarını kınıyorlar. Yani Mecnun Leyla için hayatını feda etmiş bu gibi insanlar için aptallık. Yine Kerem Aslı için yanmış bu gibi insanlar için enayilik. Ya Kuran’ı Kerim ne diyor? O kişilere öbür dünyaya inanmazlar. Bu inançsızlıkla ne azap çekeceklerinden haberleri yoktur diyor. Ama yine Ateist mi diyelim inançsızlık mı diyelim bunlar için hepsi fassari.

 

Alevi -Sünni farklılaşması ve Alevilerle Sünniler arasındaki kaynaşma hakkında neler düşünüyorsunuz? Alevi ile Sünni arasında ortak pay: Allah’ımız bir, dinimiz aynı, Muhammet’i onlar da bizler de peygamberimiz tanırız. Kıblemiz birdir. Her ikimizin unvanı da Müslüman’dır. Ancak onlar, Muhammet’i din, Ali’yi iman tanımazlar. Muhammet’in açık seçik hadislerinde Ali benim vasimdir, Ali benim kaymakamımdır, Ali’yi seven beni sever, beni seven Allah’ı sever, Ali’ye düşman olan bana düşman olur, bana düşman olan Allah’a düşman olur sözlerine itibar etmezler. Onlar gerçekten Ehlibeyti suri ve mecazilikle severler gerçek bir bağlılığı ve samimiyeti yoktur. Sadece kuru dil ile bizde sizin kadar severiz diyorlar ama hiçte onların emrettiği yoldan gitmezler. Mahi Muharrem ayında ne yas ne oruç tutmazlar. Gerçekten Hz. Muhammed’in emrini buyruğunu değil de Emevilerin birinci halifesi Muaviyenin ve Abbasilerin içtihatlarına sarılırlar.

 

Atatürk ismi size neyi ifade ediyor? Atatürk’ün Türk insanına getirdikleri nelerdir?

Atatürk Aleviliği gerçek kimliğine kavuşturduğu düşüncelerin sahipleri olan sözde dindarım diye geçinen gerici zihniyete sahip olanların yüzünden Türkiye’miz bu raddelere gelmiştir.

 

Sizce bu toplumu neler değiştirebilir? Bu toplumu gerçek bir disiplin ve gerçek düşünceye sevk etmiş ve manevi bir inanç sağlamış ve ruhumuzu huzura kavuşturmuştur.

 

Çağdaş dünya ve Türk yazarları hakkında neler      biliyorsunuz? Piyasaya çıkan kitapları okuyoruz.

 

Günümüz çağdaş Türk yazar ve sanatçılarından birisiyle tanışıklığınız var mı? Burhan Kocadağ ve Baki Öz’ün eserleri tatmin ediyor.

 

Halk Ozanlığı geleneğinin günümüzde devam ettiğine inanıyor musunuz? Halk ozanıyım diyen sazını eline alan kahve kahve geziyor, bazı TV’lerde atışıyorlar, tartışıyorlar ama ruhumu tatmin etmiyorlar. Mahzuni gibi olsalar bir diyecek olamaz.

 

Kitap okuyor musunuz? Kitap çok okuyorum gözlerim sızlayana kadar.

 

Elinizde bulunan ozanlarla, ozanlıkla ilgili kaynaklar hangileridir? Ozanların gerçek sözleri yazılan kitaplara aynı ağzından söylendiği gibi yazılmadığı gibi bu konuda araştırmacılar da şair olmadıkları için yanlış ve eksik yazıyorlar. Örneğin Turgut Koca’nın yazdığı 4 parmak kalınlığındaki Bektaşi ve Alevi şiirlerinden “Mirati”nin şiiri 10 kıta eksik yazıldığı gibi dörtlük ayakları da hece veznini tutmuyor.

 

Bağlı olduğu ocak                             : Ağuiçen

 

Nüfusa kayıtlı olduğu il                    : Erzincan

 

İlçe                                                      : Merkez

 

Köy                                                     : Hacıalibey Palangası köyü

 

Köyün hane sayısı                            : 200

 

Köyde konaklama yeri var mı? Varsa kaç kişiliktir? Seyit Hüseyin Cemevi.

 

Piriniz hangi ocaktan gelir? Ali Abbas (Celal Abbas) Ocağına mensup.

 

Rehberiniz hangi ocaktan gelir? Ali Abbas.

 

Mürşidiniz hangi ocaktan gelir? Ağuiçen, Kocaseyit evlatlarına mensup.

 

Varsa köyünüzdeki dergahın ve türbenin adı: Seyit Hüseyin cemevi. Köyümüzde Alemicerrah denilen bir ziyaretgâh var.

 

Köyünüzde, bölgenizde sizin dışınızda talibi olan ocaklar hangileridir? Derviş Cemal ve bir kısmı da kurmeş denilen aşiretler vardır. Onların pirleri Şadıllıların Cemal Abdal, kurmeşlinin pirleri ise Ağuiçen evlatları olduğunu biliyoruz.

 

Medeni durumunuz?     Evli.

Eğitim durumunuz? İlkokul mezunu.

 

Eşiniz Alevi mi, Sünni mi? Eşiniz Alevi ise dede kızı mı, talip kızı mı? Alevi.

 

Oğlunuz evliyse, eşi Alevi mi, Sünni mi? Aleviyse dede kızı mı, talip kızı mı? Alevi.

 

Kızınız evliyse, eşi Alevi mi, Sünni mi? Kızınızın eşi dede oğlu mu, talip oğlu mu? Kızlarım sözde Alevilerle evlidir.

 

Kaç yaşındasınız? 68

 

Mesleğiniz ya da işiniz nedir? Emekliyim.

 

Şu anda hanenizde (evinizde) kaç kişi bulunmaktadır? 3 kişiyiz.

 

Halen kiminle birlikte oturuyorsunuz? Eşim, bekar oğlum ve ben.

 

Varsa, çocuklarınızın isimleri nelerdir? Fazlı, Fatma, Nimet, Nurten, Mehmet Bedri, Ali Rıza.

 

Sizce Türkiye’de ne kadar Alevi/Bektaşi vardır? 21 milyon.

 

Hangi Alevi Bektaşi anma etkinliğine katılırsınız? Hacı Bektaş Vakfı etkinliğine katılıyorum.

 

Muharrem orucunu ne zaman ve ne kadar tutarsınız? 12 gün tam, yarım günden sonra çorba ile açılır.

 

Hızır orucunu ne zaman ve ne kadar tutarsınız? 3 gün tutarız.

 

Hz. Ali’nin doğum günü olarak hangi günü kabul ediyorsunuz? 21 Mart gece ile gündüzün birlemesi Nevruz günü ve Hz. Ali’nin doğum günü ve Fatıma ile evlendiği gündür.

 

Görüşme tarihi: 14 Mayıs 2000

 

Sevgili Ozanım,

 

  • Aşağıdaki soruların yanıtları yeterli değildi. Bunları ayrıntılı yazarsan sevinirim. Ayrıca benim sizden öğrenmek istediğim ana konu şu; siz nasıl yetiştiniz, gerçek halk ozanları, Hakk aşıkları kimlerdir. Onlar eserlerini nasıl ortaya koymuşlardır. Bir Seyyid Nesimi’nin derisi niye yüzülmüştür? Pir Sultan Abdal niye asılmıştır?

 

  • Ayrıca; bu yollar bugün niye yürünmüyor? Alevi İslam yolu’nun gerçek pirleri kimlerdir. Gerçek bir dedenin, gerçek bir ozanın en önemli özellikleri nelerdir, neler olmalıdır?

 

  • Köyde yaşamınız nasıl geçiyor. Köylerde insan ilişkileri nasıl oldu?

 

  • Kendi kendinizi sorguya çektiğinizde bugüne kadar yapmaya pişmanlık duyduğunuz veya yapamadığınız şeyler nelerdir? Dünya insanlığına neler vermek isterdiniz?

 

  • Dünyayı gezmek ister miydiniz? Niçin?

 

  • Gençlere, çocuklara vasiyetiniz nedir?

 

Değerli araştırmacı yazar, Ayhan AYDIN beyefendiye!

 

Hak aşıkları:

1) Yunus, 2 ) Şah Hatayi, 3 ) Pir Sultan, 4 ) Kul Himmet, 5) Virani, 6 ) Yemini, 7 ) Fuzuli, 8 ) Seyit Nesimi’dir.

Halk dilinde her ne kadar yedi ulular, diyerek şöhret almışlar ise de,Yunus Emre’yi ulu Hak aşığı görmemek bir noksanlıktır sanıyorum.

Yollar niçin yürümüyor ve Alevi İslam yolunun gerçek pirleri kimlerdir:

Alevi yolu kervanını katarı 2’nci Mahmut gününde, Yeniçerilerin kıyıma uğrayıp kaldırılması nedeniyle Bektaşi ve Alevi Dergahları kapanmış, dolayısıyle şiddet gösterip yıldırma hareketinden hareketinden dolayı yol önderleri korkuya kapıldığından, araya uyuşukluk girmiştir

Aynı zamanda Cumhuritetin kuruluşunda da, yol önderleri Seyid olan Dedeler Atatürk’ü tanıyamadıkları için korkmuşlardır. Kendilerini gizlemişlerdir. Oysa Atatük ilan etmiş; ne kadar ocak Dedeleri varsa Ankara’ya gelsin, benimle görüşsünler, dediği halde korkularından gitmemişlerdir. Çünkü gerçek bilgileri olmayan ve hatta dürüst bir Tütkçe’ye bile sahip olamadıklarından, kabuğuna çekilmeği yeğlemişlerdir.

Dede olsun, ozan olsun evrensel bilgiye zaruri ihtiyaçları vardır. Zira yarım molla insanı dinden eder, yarım hekim de insanı candan eder. Malum ilim ışıktır. Karanlıkta yolunu ayan, beyan gösterir. Seyid Nesimi’nin derisi doğruyu, gerçeği bilip söylediği için yüzülmüştür.

En çok etkilendiğim ozanlar: Şah Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet, Teslim Abdal, Filozof Rıza Tevfik, Edip Harabi, Neyzen Tevfik’in şiirlerinden etkilenmiştim. Günümüzde İse Aşık İsmail Daimi ile çok teşriki mesaimiz olmuştur. Değerli ve dürüst bir ozan olması nedeni ile hayranlık duyar idim. Sonra Davut Sulari’nin de o yanık ve güzel sesinden çok etkilenmişti. Aşık Mahzuni Şerif’e gelince onunda ezgi ve makamlarından etkilenip taktir etmişimdir.

 

İlk Şiir yazmam  15, 16 yaşlarımda  sevdiğim bir kız için  başlamıştı. Sizlerin de belirttiği gibi onu  alamayınca dünyam yıkılmıştı. Gönlümden bir hüzün ve acı başlamıştı. Bazen şansıma ve bazen de bu kıza sitem ediyordum.

 

Yayınlanmış kitaplarım: Ferhat ile Şirin. Kerem ile Aslı, Melek Şah ile Güllühan. Razınihan ile Mahifiruz. Şahmaran Hikâyesi. Hatemtay Hikâyesi ve Şiir Kitabım, Aşk Doğunca kitaplarıdır.

Yayınlanmamış ve raflarımdan kazır bekletilen kitaplarım ise şunlardır. Allah ile Kâinat, Hak ile Batıl. Haverzemin ve Billuru Azam Cengi. Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Ejder Kalesi, Berber Kalesi, Üçyol, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Muhammet Hanife cengi. Hakiki ve Tam Seyfizülyezen Hikâyesi, Hefti peyker Hikayesi, Tuti Name Hikâyesi ve Bülbül Name hikayesi kitaplarını ise eski yazıdan yeni yazıya sadeleştirerek yazmış bulunuyorum.

Türk Tarihini herkesin bildiği kadar biliyorum. Derin araştırmam yoktur.

 

İslâm Tarihi hakkında araştırmam vardır. Gereği kadar biliyorum. Dönen  oyun ve entrikaların ayrıntılarına kadar biliyorum. Çünkü Arap harfleri ile yazılan birçok  kitaplarını okuyorum.

 

Anadolu Aleviliğini, izah ettiğiniz gibi biliyorum. Orta Asya’nın Ceyhun, Maveraünnehir, Batı Türkistan, Haverzem, Horasan yörelerinden ve milattan sonra kabiler halinde Andolu toprakların göç ettiklerini baba ve dedelerimiz tarafından duyuyordum.

 

Kerbela olayını, yazılan mevcut kitaplardan, gereği kadar biliyorum.

Muharrem orucu l2 tam gün tutulur. 13. günü çorba pişene kadar da Hür Şehit için tutulduğu inaçlarına sahibiz. Oruç içerisinde su içilmez, canlı bir hayvan kesilmez. Tıraş olunmaz. Aynaya bakılmaz. Düğün ve eğlence yapılmaz. Bayağı yası matem içerisine girilir.

 

Alevi ile Sünni Kaynaşması her Aleviye ve Her Sünni ile imkânsızdır. Ama bazı Sevecen Sünni ile Hoşgörü sahibi Alevilerin arasında fevkalede birbirlerini sevip anlaşmaları vardır. Bunu yüzdeleyecek olursan Sünni kesiminden % 25, % 30 civarında Sünni kardeşlerimiz vardır. Ama müfrit ve taassup Sünniler vardır ki Alevilik ismine duydukları gibi iğne batırılmış insnlat gibi tiksinirler.

 

Yozlaşan Aleviliği: Ancak gerçek Evrensel bilgi ve Disiplini birleştirebilir. Ama her konuda bir Reforuma ihtiyaç zaruridir.Öyle kılişeleşmiş sözler ile 2010 yılı içerisinde böyle tutum çok ilkel ve demode olarak görünüm kazanmaktadır.

 

Günümüz yazarlarından, Hemşehrim Cemal Şener ile birkaç defa  görüştüğüm ve tanışıklığım vardır. Bir de Sayın Rıza Zelyut ile Cem Vakfı’nda konuşma yaparken dinlemiş ve hatta bazı sorular sormuştum. Kur’anı Kerim’in tek bir harfinin değişmediğine inancını ifade etmişti.

 

Eşim ne Sünni ne Alevi, her ikisinin ortasında kalmış iken evlilik yaptık. Sünniliği biraz daha ağır basıyordu. Bu birlikteliğimizde üç erkek ve üç kız çocuklarımız olmuştur. Üç erkek oğlum üçüde Alevi kızı ile evlidirler. Üç kızdan en büyük kızım ile ortancası Sünniler ile evlendiler. Eküçük kızım Sıvaslı bir Alevi çocuğu ile evlidir. Fakat kızlarım ile evli Sünni damatlarım, Aleviden daha Fazla Alevidirler. Yani Sünnilerin taasubunun hiç birisinden bağlı değillerdir.

Mesleğim maliye muhasebe memuriyetinden emekliyim. Şu anda  eşim 80 yaşında tedavi gören bir hastadır. Kendim halen 78 yaşıdayım. Oğullarım ve torunlarım hamd olsun hepside sıhattadır.

 

Halen en küçük oğlum Ali Rıza eşi ve iki tornumuz ile 6 nüfuslu olarak bir dubleks binada birlikte Maltepe’de oturmaktayız. Ayrıca Erzincan Hacı Ali Palangası köyünde Beş dönüm içerisinde evim ve bahçem vardır. Yazlık olarak oradan oturuyoruz.

 

Hacı Bektaş Vakfı’nı ve Sayın Prof. İzzettin Doğan Beyefendi’nin görüşlerini benimsiyorum.

 

Hızır Orucunu Zemheri ile Gücük yani Ocak ile şubat arasında olan üç gün olarak orucunu tutarız.

Hazreti Ali Keremullahu Vecuha Efendimiz 21 Mart Nevru günü doğduğuna ve aynı gün Fatima anamız ile evlendiğine kesin kanaat sahibiyiz.

 

1932 yılında  doğmuştum: Köyümüz halkı 8-10 haneden ibaretti. Bir iki ev hariç diğerleri hepsi de birbirinin akrabası idi. Amcam İbiş Efendi Köyün, hocası, zakiri ve muhtarı idi. Diyebilirim ki, köy halkına eski ve yeni yazıyı amcam ile Nuri ve Mehmet Ali öğretiyorlardı. Köyümüzden dibinden doruğuna kadar saf bir itikat vardı. Gerçi evrensel bilgiye sahip değillerdi. Köy halkının hepsi de Hacı Ali Bey’in marabası idiler. Bey Uzun Hasan Sülalesinden imiş. Saza, söze meraklıymış, İsmail amcamın eline sazı tutuşturmuşlar. Bey oğlum çalıp söylede sizinkilerden söyle.

 

Makberinden kalk diyenden,

Aç defterin, bak diyenden.

Hayır, hasanet yok diyenden,

Ya ben kime yalvarayım.

 

Oğlum makberin ne olduğunu biliyor musun? Bilmiyorum deyince, oğlum mezar,  demektir. İsrafil suru çalınca ölüler makber denilen mezarında dirilecektir. Demiş.

Kendi kendime iki şeyden pişmanlık duydum. 1945 yılında Sivas Enstitüsü Öğretmen Okuluna abam beni yazdırıp göndermek istiyordu. Fakat ilk okulunda yan yana oturup öğrenci olduğumuz sırada kız arkadaşımı seviyordum. Onun ayrılığına dayanamayacağım için gitmedim.Erzincan’da Sanat Enstitüsü Okuluna yazıldım. 2. sınıfında iken babamın ölümü ile okuluma devam edemedim.

 

İkinci pişmanlığım ise üç telli bir sazımı pençe, yani şelpe ile pişirmiş ve arada sırada usta malı beyit nefes okurken, askgittim. Dönüşümden memuriyete girdim. Sazımı o tarihten sonra mezara gömdüm, bir daha elime almadım. Gerçi duvarda asılı gayet güzel bir sazım var, ama şiir yazmak, kitap yazmak nedenleri ile üzerine düşüp o konuda çalışmak imkânını bulamadığım için çalmıyorum.

 

Dünya insanlarına kendi bağımın mahsülü olan nesnelerden vermek için Hamd olsun Allahın rahmeti gibi yağıyorum.

 

Diyorum ki:

Kaygılanma behey gönül,

Dünya fani geçer birgün.

Kalmaz yaşlıya, civana,

Kurtulamaz göçer birgün.

 

Hiç gösterme kemliğini,

Hergün işle iyliğini,

Bir yakasız gömleğini,

Hoca gelir biçer birgün.

 

Mü’minin haktır niyeti,

Okur dilinden âyeti.

Ecel denen bu şerbeti,

Canlı olan içer birgün.

 

Yolun sonu nere gider,

Günler geçer birer birer.

Ömür biter sona erer,

Toprak kucak açar birgün.

 

İCADİ’yim son nefesin,

Teslim olur çıkmaz sesin.

Ruhun terk eder kafesin

Can bülbülü uçar birgün.

 

Dünya insanlarına diyorum ki, ölümlü dünyada sevelim, sevilelim, Ulu Tanrı hepimizi ve hepsini yaratmıştır. Onun yarattığına itiraz etmek münasebetsizliğine düşmeyelim. Gerçek bir insan olmağa çalışalım. Kendimize layık gördüğümüzü, başkasına layık görelim. Kendimize layık görmediğimizi başkasına da layık görmeyelim.

Dünyanın bazı enttrasan yerlerini tabiî ki görmek isterdim ama nasip kısmet olmayınca gördüğümüzle yetinmeliyiz.

Gençlere vasiyetim: Gençlik fırsatı ellerinde iken, bunun  fırsatını kaçırmamalıdır. Kabiliyetine, göre içindeki heves ve duygusu için çaba ve gayretini azami boyutta çalışarak başarı sağlamalıdır. Çünkü her yaşlı insanın mutlaka bir gençlik çağı vardır. İşte bu çağ içerisinde kaderini ve istikbalini kazanmış olursun.

Ozan nedir? Neyi ifade ediyor?: Ozan birkaç çeşittir. Ozanlar, halkın gözü, kulağı ve dilidir. Gördüğünü, duyduğunu dile getirir. Ozan halkın derdi kendi derdiymiş gibi etkilenir. Onun sıkıntısını çilesini topluma duyurur.Fakat sadece maddi olarak gayret ve çaba göstermez, halkın manevi duyğu ve inançlarına da tercüman olarak deyiş, koşma, nefes, düvaz, semah, mersiye ve ağit gibi deyişlerini de dile getirir, sazıyla sözüyle halkı ile dertleşir.

Ozan, yada aşıklarda söz açılmış iken kendi tespit ve görüşlerimi dile getirmek istiyorum.Ozan iki çeşittir. Bir ozan vardır ki, sazın teline dokunarak ilham kaynağına kavuşur. Tıpkı musluğu açar açmaz su nasıl ki şarlayarak akarsa, ozanda sazın tellerine vurup sözlerini su gibi akıtmağa başlar. Her iki denk aşık bir araya gelip karşılaştıkları zaman akşamın sabahına kadar sözleri bitmez ve tükenmez. İkinci  bir ozan ise “ .” Kalemi kâğıdı eline alınca şiir ilhamı doğmağa başlar. Hemen kâğıt üzerine dökmeğe başlar. Ancak en büyük etkiyi saz çalan ozanlar göstermektedirler. Fakat kâğıt üzerine dökülünce kalem ile yazılan şiirlerin daha kaliteli olduğu tespit edilmiştir. Saz ile irticalen şiirlerini çalan ozanlar, yine de kaliteden eksiklik olmaması için kâğıt üzerine dökmek mecburiyetindedirler. Bundan başka sadece saz çalan sazcı dostlarımız kendisine ozan süsü verdiriyorlar. Bende ozanım diyorlar. Böyle geçinen çok kimseler vardır ki, ozanım diyor, kendisinden bir eser göstermeden usta malını çalıp söylüyorlar.

Bazılarıda ozan geçinerek, sözde saz söz kendisine ait olarak çalıp söylüyorlar ama:

Hayret bu zamanın ozanlarına,

Ne bestesi belli, ne güfte belli.

Mikrofon önünde, bağırır sana,

Ne konusu belli, ne manâ belli.

 

Ben ozanım diye palavra atar,

Kendini kasarak, sükseler satar.

Hedefi görmeden, kurşunu atar,

Ne sağı bellidir, ne solu belli.

 

Ben aşığım diye taşır sazını,

Hak için eylemez, hiç niyazını.

İbretle seyredin, siz avazını,

Ne sedası belli, ne sözü belli.

 

Makam, ezgi nedir, onu anlamaz,

Nasihat verseniz, asla dinlemez.

İlimden mahrumdur, hiç onu bilmez,

Ne kültürü belli, ne tahsil belli.

 

Şaire aşığa ziyanı gelir,

Küçük düşürür de zararı verir.

İSMAİL İCADİ kendini bilir,

Okunan söylenen sözleri belli.

 

Halk Ozanlığının tarihsel geçmişi: Müzik ruhun gıdası olduğuna göre fi devirden itibren devam edip evrensel bir kanaat olmasını çağrıştırmaktadır.

Gerçi bazı ozanların sözlerinden Davut Aleyhisselamın Ud çaldığı belirtilmiştir. Gayet tabiidir ki, İmam Musa’i Kâzım’ın da saz çaldığına itiraz edilemez. Tarih kayıtlarında saz orta Asya’dan icad edildiğine rastlamaktayız. Fakat, Ortaasya’dan, Mezopotamya’ya taşınması güç değildir.

Gözümüzü açtığımız günden beri saz, keman, kaval gibi çalgıları her fırsatta görmekteyiz ve bunlarla söylenen sözleri dinlemekteyiz. Dolayısıyla Dedelerin olası bir misafir gelmesinden hemen muhabbet cemi tutulup üç düvaze ile secedeye vardığımız büyük bir çoğunluktadır. Çünkü Alevi’nin böylesi ibadettir.

Ayrıca görgü cemlerine de girdim. Görgü cemleri iki Müsahip ile eşleri ile 4 kişiden ibaret olarak “Tarık altına” yatarak görülür. Ve görülen çiftler hepside kurban keserler. Bu kurban eti suçluya yedirilmez, hatta ceme alınmaz. Görgü cemine gelenler hepsi müteselsilen birbirlerinin bilen insanlardır.

Ancak insanoğlu düşünen canlı olduğu için, secde eşyaya yapılamaz. Secde ancak Tanrı adına yapılması lazım gelir. Bu husus tamamen gönlümü gözümü sarmaya başlamıştı. Bazı bilgin Dedeler meclisine iştirak etmeğe başladım. Küçük yaştan yani l6- 17 yaşları içerisinde mürsit denilen dedelerin sohbet ve muhabbetlerine katıldım. Aklıma doğan problemleri usulü dairesinde bu mürşitlere hakikatleri öğrenmeğe çalışırdım. Bizim Gümüştarla denilen l60 hane büyük bir köyde babamın kazandığı 100 dönüm kadar arazisi ve bir takım mevcut evleri vardı. Bu köyde okul olduğu için çocuk devresini geçirdiğim Hacı Ali Palangası köyünden bu köye göçmüştük.Hatta 1939 Aralık ayında Büyük Erzincan Depremini bu köyden yaşadık. Annem ile 4 kız kardeşimi bu Depremden kaybettik. Benim de sol bacağım kalça altı kalın baldırımdan kırılmıştı. Köy sınıkçısına sardırıp iyileşmiştim.

İşte bu köyde Pir Sultan Evlatlarından Eyüp Tekyurt Dede Erenler ile tanıştım. Okuldan derslerimi yazıp bitirdikten sonra hemen koşar bir köşeye çekilir onun sohbet ve muhabbetini can kulağı ile dinlerdim. Bu zat o kadar bana çekici ve sevimli gelmişti ki, bir gün onu görmesem duramazdım. I7 yaşımda evlenirken bu erenlere dedim ki, Baba erenler size karsı bu gönlümde sarsılmaz bir sevgim vardır. Sizinle yakınlık kurmak istiyorum. Eğer benim bir erkek çocuğum olursa Kirvesi siz olacaksınız ve böyle varlı vakıtlı sizlerle görüşmemde bir münesebetsizlik olmamış olsun. Zira bizim Erzincan yöresinde ocakzade olan Dedeler talipleri bölüşmüşler. Örneğin babamın Rehberi Ali Abbas Dedesi ve Pirleri de Ali Abbas Dedesi, Mürşitlerimiz ise Ağıiçen Kocaseyid  Dedeleri idi. Eyüp Tekyurt Pirsultan evlatlarından bir dede olduğu için bizler onun taliplerinden değildik. O halde ona yakınlaşmak için evvel emirde bir irtibat kurulması gerekiyordu. Kirvelik Müsahiplik kadar büyük bir ikrar sayılıyordu Erzincan yöresinde.Oğlumuz olunca kucağına koydum. Duasını karsısına geçip  aldık. Böylece öl ikrar verme, öl ikrarından dönmne. Kavline sahip olduk. Samimiyetimiz ilerleyince sohbet ve muhabbetimiz derinleşiyordu. 1947- 1948 yılları içerisinde Aşık İsmail Daimi Eyüp Tekyurt Dede gile gelmişti.  Bir iki hafta kaldı sonra Eyüp Dede ile birlikte türkiyede talipler içerisine gittiler. İki ay sonra dönüp geldiler. Yine bu sıralarda Davut Sulari ile de sık sık görüşüp tanıştık. Diyecğim nedir. Bu her iki aşık Hem Dede evlatları hemde sesleri ve sazları insanı büyülüyecek boyutta oldukları için derya kenarında kuyu kazılamazdı gizli gizli yazmış olduğum şiirlerimi benimde şiirlerim vardır diyemiyordum. Böylece askerlik görevime gittim. İki yıl sonra askerliği bitirip terhis olduğum zaman Kirvemiz Eyüp Dede Ankara’ya göçmüştü. Ancak Kirvem senede bir defa Erzincana geldiğinde bana üçdört gün misafir kalır diğer başkaları davet eder derken kış mevsiminde üç ay yakın köy ve çevremizde vaktini geçirdikten sonra Ankaraya dönerdi. Nihayet ı956 yılının Haziran ayında Ankara’ya iş için gittim. Kirvem gilden üç ay kaldım. Memuriyet imtihanına katıldım. Ankara defterdarlığı Muhasebe memuriyetine girdim. Böylece Eyüp Tekyurt dedem ile muhabbetimiz son dereceye gelmişti. Gerçek Hakikati ondan tahsil ettim. Bana mürşit oldu. Ve bu zat nihayet şiirlerimin ne derecede olduğunu sordu. Defterimi ona Gösterdim. Oğlum bu şiirler hurda. Hurda şiir istemem şunun ayağını şöyle yap, bunu böyle yap diyerek,bir iki  yıl geçmişti. Birgün bana misafir gelmişti soframızda içki ve mezemiz vardı içip sohbdet ediyorduk. Bir ara bana oğlum şiirlerini artık tamamen pişirmişsin. Kendine bir mahlas buldun mu dedi. Ben de İsmail olarak, yazıyorum. Dedim. senden önce İsmail isminde ozanlar gelmiş, senin şiirlerin  onunkisine karışmamsı için kendine bir mahlas bul dedi. Kadehini kaldırıp bir kahkaha bastı. Ulan oğlum Sen İcadi’sin İcadi,diyerek gülmeğe başladı. Kendi kendime baba erenler benimle gırgır geçiyor. Sanmıştım.Hadi İcadi al kadehini eline dedi. İcadi aşkına içelim deyince elini öptüm başıma koyup kabul ettim.

 

Daha önceleri Mürşidim Eyüp Tekyurt, henüz bu mahlası bana vermeden önce bir şiir vermişti. İşte böyle kaliteli yaz. Demişti. Şimdi örnek olarak ustadın şiirini yazıyorum.

 

Behey dostum en kıymetli varından,

Geçmedin ki, geçenleri bilesin.

Aşkın bâdesini er meydanından,

İçmedin ki, içenleri bilesin.

Gönlünü kaptırdın dünya kurduna,

Düşemedin,bir gerçeğin ardına.

Candan geçip, o cananın yurduna,

Göçmedin ki, göçenleri bilesin.

 

Takip edemedin ehli ihlası.

Mertler meydanında ham ile hası.

Seçmedin ki, seçenleri bilesin.

Bilemedin bu bülbülün zarını,

Bilerek soldurdun gülüzarını.

Meyenkten geçipte öz ayarını,

Ölçmedin ki, ölçenleri bilesin.

TEKYURT eder işletmedin zekânı,

Başıboş dolaştın, bütün cihanı.

Cahaltten arınmamış tarlanı,

Biçmedin ki, biçenleri bilesin.

 

Erzincan da Ocak dedeleri: Cemal Abdal Dedeleri, Derviş Cemal Dedeleri, Hacı Kureyş Dedeleri. Baba Mansur Dedeleri, Ali Abbas Dedeleri, Şeyh Amet (Ahmet) Dedeleri, Ağuiçen Kocaseyit, Ağuiçen Mirseyit, Ağuiçen Seyit Mençek Dedeleri,  Sarısaltık Dedeleri. Ve Uğurlu oğulları dedeleri vardır. Uğurlu oğulları Düşkünleri kaldıran ocak dedeleridir.  Başka ocak dedeleri Erzincan da yoktur.

Alevi ile Sünnilerin kaynaşması, meselesinden önce ilk defa Alevilerin kendi aralarındaki kaynaşmaları lazımdır. Çünkü evin içi durmadan dışına el uzatmak doğru değildir. Halen aşiretler arasındaki kaynaşmayı  bir defa hal edelim de sıra Sünnilere gelmiş ola bilsin.

Tarıkçılar ile pençeçdeyi Ali abacıların kaynaşması, Tarikatçılat ile hakikatçıların kaynaşması ve Masuncular tarikatı dardır ki, halen Alevi, Aleviden kendisini saklayıp gizliyor. Halen daha bir birlerini yürekten sevip kaynaşmayan Aleviler vardır.

 

Şimdi neşredilen şiir kitabımdan olmayan şiirlerimden bazı örnekler vereceğim. Ümit ederdim ki, okuyanları tatmin etmiş oluruz.

 

DEĞİLİZ

 

Can ile cananız sözümüz birdir,

Boşuna konuşan cak cak değiliz

Bizi irşat eden, eroğlu erdir,

Haktan gayrısına bak bak değiliz.

Muhabbet esiri olmuş gönlümüz,

Aşkın çırasından yanar özümüz.

Her çeşit renkleri görür gözümüz,

Bir kuru gürültü tak tak değiliz.

Kovandan inleyen arı gibiyiz,

Muhabbet meyvası barı gibiyiz.

Gerçek aşıkların yarı gibiyiz,

Değirmen taşından şak şak değiliz.

O  kudret deryası, görünmez dibi,

Aşkın girdabından,aldık nasibi.

Gülün aşıkıyız, bülbüller gibi,

Biz leylek misali lak lak değiliz.

 

Aşkına bağladı, bir kaşı keman,

İCADİ gönlümde gezer her zaman.

Bülbülün feryadı bizdeki lisan,

Biz Karga misali gak gak değiliz.

 

GARİP GÖNLÜM

 

Garip gönlüm bu sevdayı

Çeke geldi çeke gider.

Gözlerimden kanlı yaşı,

Döke geldi döke gider.

Oldum bu aşkın cûnunu,

Derdin elemin mecnunu.

Zalim yâre hep boynunu,

Büke geldi büke gider.

Görmedim baharı yazı,

Sitem ile yapar nazı.

Yarim bu yareme tuzu,

Eke geldi eke gider.

İCADİ  vermez amanı,

Yâr elindedir dermanı.

Aşk bağındaki fidanı,

Söke geldi söke gider.

 

VEFASIZ DÜNYADA

 

Vefasız dünyada, ömrüm çürüttüm,

Halden hale koydu gitti dert beni.

Nice yıllar ben bu aşkı yürüttüm,

İl aleme yaydı gitti dert beni.

Bir hain güzelin aşkına yandım,

Yüzüme gülerdi, seviyor sandım.

Onun aşkı benim gibi inandım,

Oylum oylum oydu gitti dert beni.

Seven canın sevgileri derinden,

Bülbül vaz geçer mi gonca gülünden.

Mecnun oldum bu sevdanın elinden,

Çölden çöle saldı gitti dert beni.

Terk eyledim ben de vatanı yurdu,

Kahpe felek ize tuzağın kurdu.

Keskin kılıç ile sineme vurdu,

Limde lime etti, gitti dert beni.

İCADİ’yim gitmez kalbimden sızı,

Bu nasıl çetrefil,bir kara yazı.

Ne bileydim olmuş, gönül hırsızı,

Talan etti soydu, gitti dert beni.

NEDİR FERYADIN

 

Sabahtan uğradım, bülbül sesine,

Ne ötersin bülbül,nedir feryadın?

Sevgili eşinden, ayrı mı düştün?

Ne ötersin bülbül,nedir feryadın?

Ötme bülbül ötme karalı mısın?

Garip gurbet ilden, buralı mısın?

Sen de benim gibi, yaralı mısın?

Ne ötersin bülbül, nedir feryadın?

Yeter bülbül yeter, bağrımı deldin,

Sen beni de sanki, dertsiz mi bildin?

Garip bülbül derdin, bana mı verdin?

Ne ötersin bülbül, nedir feryadın.

İCADİ’yim derdin,derdime kattın,

Beni gâm yükünün içine attın.

Aşkın ateşine sinemi yaktın,

Ne ötesin bülbül, nedir feryadın?

 

ALİ ÇAĞIRIR

 

Gönül sazın dokundum,

Tellerim Ali çağırır.

Bülbül oldum, güle kondum,

Güllerim Ali çağırır.

Sevdim seni bile bile,

Sevgin getiriyor dile.

Yana yana döndüm küle,

Küllerim Ali çağırır.

Aşkın gelir dolar, taşar,

Dalgaların boydan aşar.

Deli gönül durmaz çoşar,

Sellerim Ali çağırır.

Mü’min Müslim birer birer,

İçecek elinden Kevser.

Badi seba,olmuş eser,

Yellerim  Ali çağırır.

Taha- Yasin suresidir,

Nebi ile bir velidir.

İki cihan serveridir,

Yollarım Ali çağırır.

Sanabağlanmıştır özüm,

Kâbem sensin iki gözüm.

İCADİ’yim budur sözüm,

Dillerim Ali çağır.