İHSANİ SIRLIOĞLU (AŞIK İHSANİ)

 (Ölümü 21 Nisan 2009)

Türkiye’de halk ozanı denince ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Birçok kitabınız yayınlandı, sizinle birçok kez röportajlar yapıldı. Fakat ben yine de sizden yayınlanacak kitapta kalıcı olması için yaşam öykünüzü yine sizin ağzınızdan ayrıntılarıyla almak isterim.

Türkiye’de sosyalist harekette yer almış bir ozanımızsınız, niçin sosyalizmi seçtiniz? Kendinizi niçin sosyalizme yakın buldunuz da türlü zorluklara karşın bu düşünceyi hala savunuyorsunuz? Türkiye’nin yönetimden kaynaklanan sorunlarını şiirlerinizle, eylemlerinizle çok çarpıcı şekilde yansıtmaya, dile getirmeye çalıştınız. Sizce temel sorun neydi ve nedir?

Babam Diyarbakır’da öldügünde ben 3 yaşındaydım. Dul ve yoksul anamın boynuna bir hükümlüye takılan zincirler gibi takılakalmışım. Diyarbakır’da o ara kıtlık da vardı. Kim / kimsesizlik, yok / yokluk… Anamın beline boynunu bir iyice bükmüştü… Buna karşın anam zaman zaman, Muş / Varto’lu Seyit Mehmet Baba’nın kızı olduğunu söyler söyler övünürdü…

Altı yaşıma basmıştım. Anamın kendisi şöyle dursun, beni bile besleyemiyordu. Bu nedenle açlıktan ölmeyim diye beni bilmediğim köylere, adamlara gönderdiydi. İşte bu nedenle, çok istediğim halde okula gidemedim.

Günler, aylar, yıllar geçip gidiyordu. Çalışıyor, eziliyor, büyüyordum. Çalıştığım köyler, adamlar Alevi değildi. 17 yaşıma basmıştım. Erzurum’da benim gibi birini tanıdım. Adana’ya gidecekti. Atladık trene vardık Adana’ya. İş miş aradık hak getire… İş bulamayınca Mersin’den bir vapura atlayıp İzmir… İstanbul’a vardık.. ve… Büyükçekmece / Mimarsinan Köyü’nde bir iş bulup çalıştık. İki yıl yer altından kömür kazıp çıkardık. Maden ocağı kapanınca İstanbul / Topkapı dışındaki kara lastik fabrikalarında çalıştım. Bu arada beni askere alıp, Erzurum’a gönderdiler.

Askerlik dönüşü elime bir saz geçirip tellerine vurdum… vurdum… şiirciklerimi oluşturdum.

Diyarbakır’da on dolayında Alevi köyü vardı. Halen de var. Dedeler gelir saz çalar söyler giderlerdi. Dede olayını çocukluğumda duymuş, görmüştüm.

Yaşadığım çeşitli olumsuzluklardan dolayı sazı tek başıma çaldım. Çaldım, çaldım az da olsa birşeyler öğrendim. Kendimi Anadolu deryasına attım. Dolaştım çaldım, dolaştım. Bir ara yolum Ege’ye, Manisa’ya düştü. Ünlü Manisa Tarzanı’yla tanışıp yanında bir ay kadar kaldıktan sonra Uşak’a vardım. Saza sarılırken kafamızda Güllüşah adlı bir kız adı katılmıştı. Ona aşıkmışım gibi türkülerimi onun adına yapıyordum. Onun adını söylüyordum. Uşak’ta birkaç gün kaldım. Bir ara mapusane müdürü aldı beni evine götürdü. Bir iyice karnımı doyurduktan sonra, sana Güllüşah kızı bulduk, dedi. Kızı aldı bana gösterdi. Kız güzeldi ama kafamdaki Güllüşah’a benzemiyordu. Baskı yapıldı. Kızı nikahlayıp hemen saz öğrettim ve.. Güllüşah adını ona verdim, Anadolu’ya attık kendimizi. Yıl 1957 idi. Olduk Aşık İhsani ve Güllüşah. Halk hemen bizi tuttu, ilgi üstüne ilgi gösterdiler…

Bunu duyan, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre kitaplarını çıkaran kitapçılar bizi, geldi aldı ve ilk ilk kitabımız çıktı, Aşık İhsani ve Güllüşah…..

1958’de Ankara Radyosu, Yurttan Sesler şefi Muzaffer Sarısözen bizi de programa aldı. Çarşamba günleri Güllüşah’la karşılıklı saz çalıp türküler söyleyince halkın ilgisini daha çok çektik.

Bu arada Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes ile tanıştırıldık. Uzun zaman gürüştük. Onlara şu türküyü söyledik:

 

Hey ağalar bahtiyarız mesuduz

Evel Allah sonra Demokrat Parti

Her köşesi cennet oldu yurdumuz

Evellah sonra Demokrat Parti

 

Nice istasyonlar nice garajlar

Nice fabrikalar nice barajlar

Yapıldı düz oldu keskin virajlar

Evelallah sonra demokrat parti

 

Sırılsıklam cahildik. Ama sazımızı türkülerimizi sürdürüyorduk.

27 Mayıs 1960 darbesi yapıldı, askerler geldi, kaldı. Bir ara Ankara Radyosu’nun üst katında, üçüncü tiyatro salonunda, Türk Ocakları’nın 51. yıldönümü töreni yapıl-dı. 27 Mayıs’ın Başbakanı Fahri Özdilek ve kordiplaması (büyükelçiler, konsoloslar) ve ötekiler vardı. Sanatçılar geç kalınca beni aradı buldu sahneye çıkardılar. Saçım sırtımı, sakalım göğsümü dövüyordu. Kendime öz bir biçimde bir urba giyiniktim, ayakta saz çalıyordum o zaman. İlk, yeni yaptığım türkümle girdim.Türkümü okurken Başbakan ayağa kalktı ve tüm gücüyle bağırdı: “Atın şu komünisti oradan.. ” Tabii kordiploması şaşkın.. Ne olduğunu öğrenmeye çalışırken ben karakolda…

Yaklaşık bir yıl sonraydı. Türkiye’nin dışırıya tanıtılması için kısa metrajlı bir film yapılacaktı. Filmin yapımı Fransızlar’a verilmişti. Yönetmen beni, Güllüşah, küçük oğlumuz Garip’i aldı, Ürgüp Peribacalarına gidildi. Film yapıldı ve bu film Avrupa’da beş ödül aldı.

1962’de milletvekilleri maaşlarını artırmaya kalkıştı. Duyunca hemen yanıma birkaç halk ve halk ozanını aldım, parlementonun içine kadar gidip protesto ettik, maaşları geri aldırdık..

Bu arada Belçika Kültür Bakanı Türkiye’ye geldi. Kültür Bakanımızla görüşürken oradaydım ve kendisini bizim fakirhaneye davet ettim. Ertesi günü akşamı 25 kişi çıktı yemeğe geldiler… Bakanın adı Artur Olot’tu. Adam ülkesine gidince ünlü dergilerdinde şu başlıkları okuduk; “Türkiye’de üç şey ilgimi çekti. Bir, her kesimin Atatürk’e sarıldığını, 2. Parlementoda eski cumhurbaşkanı Celal Bayar’a af teraneleri. 3. Saçı sakalı gibi up / uzun görüşlü Aşık İhsani… ”

Türkiye İşçi Partisi kurulmuştu. İşçim, köylüm, açlık falan diyorlardı. Ben de bunları şiire döktüm. İlk yazdığım devrimci şiirim şu oldu; “Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar / Geliyoruz, geleceğiz, yakındır” ve öteki devrimci şiirlerim peş peşe oluştu.

Bu şiirleri yazarken cehaletim sürüyordu, ama yazıyordum. Bıçak kemikte… Nazlı.. Ağasız dünya…… derken “Ağalı Dünya” adlı kitabım çıktı. Ve eski dostlar düşman oldu, yeni dostlar edindim.

Çetin Altan Milliyet’teydi. Birkaç şiirimi almış yayınlamıştı. Ağalı Dünya durmadan bitiyor, ben durmadan matbaalara gidiyor yenisini çıkarıyordum. Böylesi bir günde, hanım şairlerden Sennur Sezer beni aldı İstanbul dışına çıkardı. Geziyorduk. Sennur bir ara, bak İhsani, Çetin Altan burada oturuyor. Gel istersen gidelim, dedi. Akşamdı. Vardık. Çetin rakı içiyordu. Bir kadeh bana da verdi ve haydi sıhhatine derken ben kadehimi az aşağı indirip tokuşturunca Çetin atıldı “kimsin ulan, Sovyetler Birliği’nden gelmişsin değil mi, bizi denetlemeye geldin, hadi konuş… ” Çetin Altan sonraları benim için çok yazdı.

Yazdıklarım görülmemiş şiirlerdi. Edebiyat piyasası alak-bullak olmuştu. Cahil, köyden gelmiş, okul yüzü görmemiş birinin bu şiirleri, Ağalı Dünya’yı yazdığına inanmadılar. Yüzüme karşı, bu şiirleri, kitabı sana Sovyetler Birliği’nden gönderdiler, deyip deyip duruyorlardı. Böylesini hiç görmemişlerdi. Hele bir halk ozanınından hiç….

Galata Köprüsü’nde Ağalı Dünya’yı yüz kuruşa satıyorduk. Bir akşam üstü kadının biri yanıma yaklaştı; “Pertev Naili Hoca seninle görüşmek istiyor” deyince tası tarağı toplayıp yola çıktık. Pertev Naili Hoca adını, Anadolu’da öğretmenlerden duymuştum. Türkiye’nin tek “halkçılık kürsüsü” profesörüydü. Vardık ki ne görelim, tüm edebiyatçılar tıklım tıklım salonu doldurmuş, Hoca’yı ortalarına almışlardı. Hoca’nın elini öptük. Sonra da Hoca, İhsani, bize bir iki türkü söyler misin, deyince saza sarıldım, başladım söylemeye… Türkünün bitiminde, Pertev Hoca edebiyatçılara döndü, evet İhsani bir halk ozanıdır, der demez ordakilerin tümü birden ooh dedi, rahatladılar.

Evet. Benim gibi cahil birinin görülmemiş bir biçimde devrimci kitap ve şiirler yazmasına inanmak istemiyorlardı. Bu nedenle Halkçılık kürsüsü profesörü Pertev Naili Boratav’ı Paris’ten getirdi. Benim Sovyetler Birliği’nden mi geldiğimi ve normal bir halk ozanı mı olduğumu öğrenmek istediler. Bunların tüm belgeleri bendedir.

1960’tan 1977’ye kadar bana pasaport vermediler. Ecevit o zamanlar başbakan ve dostum olduğu halde bana pasaport verilmedi. 1977’lerde bir yolunu bulup Almanya’ya attım kendimi, halk geceleri ve televizyonlara çıktım. Bu arada Belçika ve öteki ülkeler de bana el uzattı, halk gecelerine ve televizyonlara çıkardılar beni. O ara Avrupa’dan üç de şiir ödülü aldım.

İlk okuduğum kitap Fuzuli’nin “Saadete Ermişlerin Bahçesi” isimli kitabıdır. Bugüne kadar 24 kitabım yayınlandı. İkisi yabancı dillere çevrildi. Ağalı Dünya ve Beyaz Köle. Taşplak, 45’lık plak, longpley ve kasetlerim epey çıktı. Longpleylerimden biri ABD’de biri de, SSCB’de çıktı.

Eşitlik, özgürlük, tam bağımsızlık, laiklik, demokrasi, hakça bölüşüm diyorsunuz her konuşmanızda, eserlerinizde. Bu kavramlar için Türkiye’de bu kavramları savunduğunu iddia edenlerin gerekli mücadele verdiğine inanıyor musunuz?

Hayır. İnanmıyorum. Herkes üzerine düşen görevi yapmış olsa sorunlar daha da azalacaktır. Zaten temel sorun da orada yatıyor zaten.

Halk ozanı kimdir, halk ozanlığı nedir?

Halk ozanı halkın yanında olandır. Yani halkın görmeyen gözü, duymayan kulağı, söylemeyen dilidir. Yani halk bir derya, halk ozanı bir balıktır. Dahası, halk kır çiçekleri, halk ozanı bir arıdır. Bir de şöyle diyelim halk ozanı, derin ve karanlık kuyulara atılan halkını kartal pençeleriyle çıkarıp ap-aydınlığa götürendir. Halk ozanının okulu yoktur. Halk, derdini belasını sevincini söyletmek için ozanını yaratmıştır. Halk varoldukça ozanı da olacaktır.

Alevilik Bektaşilik için neler söyleyeceksiniz?

Alevilik vazgeçilmez bir güzelliktir, sevgidir, barıştır, dostluktur, kardeşliktir ve de zengin bir kültürdür.

Çocukluğumdan bugüne yüce Alevi halkının itildiğini, kovulduğunu, dövüldüğünü, öldürüldüğünü, yakıldığını hep duydum, gördüm. Hükümetler bu ‘Yezitliğin’, bu işkenceceliğin, bu yobaz faşist kırıntılarının yaptığı katliama “dur” demediler. Üstelik göz yumdular yıkılasıcalar.

Yüce Alevilik oluştu oluşalı hep öyle oldu. İşte, tarihlere beyinlere kapkara bir leke olarak giren Kerbela kana doymayan ‘Yezit kırıntıları’ daha sonra katliamlarına devam ettiler. Kedinin ciğere yetişemediği gibi yüce Aleviliğin kültür hazinesini yaratan şairlere, yazarlara ve Ali’yi sevenlere murdardır, deyip çivili sopalarla, satırlarla, ateşlerle saldırdılar. Bu yezit faşist kırıntıları, yüce Alevilik mertebesini, sırılsıklam cahil kalıp yetişemediklerinden, murdar dediler.

Biz ne yaptık? Yapabildiklerimizi yaptık. İhanetlerini, yezitliklerini, katliamlarını saza söze döküp, beyinlere, tarihlere, işledik. Başka ne yapabilirdik ki; onların hükümeti, onların polisi, jandarması olunca.

İmam Ali, İranlıların abarttıkları gibi, durmadan savaşan, kan döken bir katil değildir. İmam Ali iyilik, kültür sever bir bilim adamıdır. Sürekli halktan, haktan yana çıktığı için ona (hak) denilmiş bir beyin hazinesidir. İşte size Ali’nin bir deyimi, “her şey bir şeydir, cahil hiçbir şeydir. ” Bu deyim İmam Ali’nin kim olduğunu göstermiyor mu?

Halk ozanının okulu yoktur. Halk, derdini-belasını, söyletmek için halk ozanını yaratmış, içinden çıkarıp önüne katmıştır.

Halk ozanı halkın duyan kulağı, gören gözü, söyleyen dilidir. Halk bir derya, halk ozanı balıktır. Yani, halk kır çiçekleri, halk ozanı arıdır. Türkiye’de halk ozanının özgürlüğü yoktur. Ancak, geçmişteki halk ozanları deha şiirleri yazmış, gizlemiştir. Sonraları elden ele okunmuş, bana kadar gelmiştir. İşte, büyük Alevilik Kültürü’nü yaratan bu şairlerdir.

Türkiye’nin tek kültürü Alevi Kültürü’dür. Çünkü, davul zurna Pakistan’dan, ut, darbuka, cümbüş Araplar’dan, gitar İspanya’dan, keman İtalya’dan… Ötekiler şurdan burdan geldi Türkiye’ye. Alevilik ise bir yoldur. Kültür yolu hazinesidir. Ve de erişilmez, bu topraklara özgü bir kültürdür. 1979’da, Türkiye’ye göre dünyanın dibi olan Avusturalya Kıtası’na gittiydim, çağrılmıştım. Baktım ki ne göreyim. Bir parça ekmek karşılığı, Alevi halkı Avusturalya’ya da gitmiş.

 

Ekmek Leyla oldu bre dostlarım

Mecnun oldum ardı sıra gezerim

 

Dostlara hasret türküleri söyledim. Sonra da dertlerini belalarını hasretlerini, oturup bir kitap yazdım; “Beyaz Köle” yazarken Pülümürlü Hıdır geldi, sordum: “Buraya geldiğinde ilk işin ne oldu?” deyince, “Ölü babamı aramak oldu. ” dedi. Anlamadım, deyince yeniden girdi: “Ben çocukken, köyde babam öldüğünde, komşular ağız birlik, babamın öte dünyaya vardığını dedilerdi. Ee burası dünyanın ötesi olduğuna göre babamı neden aramayak ki. ” İşte yüce Aleviliğin yeni bir kültürel yanı daha: Bektaşi mizahı… Bu olayı Cumhuriyet, ve başka gazeteler de yazdı. Avustralya’nın, Türkiye’ye göre dünyanın dibi olduğunu anlatan harika bir deyim. Aleviliğin bir dehasıdır bu.

Türkiye’de halk ozanlarının temel sorunları nelerdir?

Halk ozanı ekonomik gücü ve özgürlüğü olmayan bir kültür adamıdır.

En çok sevdiğiniz, beraber olduğunuz, dost olduğunuz diğer ozanlar, yazarlar kimlerdir?

Halkının sömürülmesine karşı çıkan tüm ozanları, yazarları, çizerleri seviyorum.

 

Söyleşi: AYHAN AYDIN, 1999

 

Pir Sultan Abdal Kültür Sanat Dergisi, Sayı: 43, Mart/Nisan 2001, Sy. 55/66

 

ESERLERİ

  • Aşık İhsani’nin Hayat Hikayesi ve Şiirleri (1960).
  • Ağalı Dünya (1964); Yazacağım (1966); Bakalım Hele (1967)
  • Ozan Dolu Anadolu (Gezi, 1974); Vur Ağanın Başına (1975)
  • Beyaz Köle (1985), Düş Değil Bu (2000).

 

ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER

 

Bilmece

 

Tam otuz keredir evlendim bana

Her gelen kız giden dulu arattı

Genç aldım yaşlıyı boşadım yine

Her gelen kız giden dulu arattı

 

İstemem geleni göklerden inse

Bayramlar ederim gidenim dönse

Talihim mi böyle bilmem nedense

Her gelen kız giden dulu arattı

 

Tersine gelene yoldaş oldum ben

Gelen güzel gelen taze gelen şen

Gelen ömür fakat bunlara rağmen

Her gelen kız giden dulu arattı

 

İhsani’yem fazla gelmişken dünkü

Yetmez gibi çıktı geldi bugünkü

İstemem bir daha gelmesin çünkü

Her gelen kız giden dulu arattı

(Her gelen kız yeni yıldır / giden de eski yazılar)

 

Yetişin

 

Yetişin heyy arkadaşlar yetişin

Memleketi zulüm aldı yetişin

Zulmün arkasına geçen deyyuslar

Tepemizde fazla kaldı yetişin

 

Politik cambazlar sarıldı dine

Derviş Vahdetiler hortladı yine

Demokrasi denen yerin dibine

Faşizm kökünü saldı yetişin

 

Güveni müveni kalmadı canın

Haddi-hesabı yok dökülen kanın

İktidar partisi anayasanın

Kitabını yere çaldı yetişin

 

Ayaklar altında çiğnendi haklar

Sorumlu kürsüde gerçeği saklar

Arpası irice gelen uşaklar

Birer kuduz köpek oldu yetişin

 

Geliyor

 

Geliyor heyyy bire dostlar geliyor

Koca halkım kalka kalka geliyor

Yıkılası zorbalığın üstüne

Her bir yandan aka aka geliyor

 

Yivli hançer gibi sıyrılmış kından

Ne ölüm korkusu ne de bir zından

Ortaçağın kahpe karanlığından

Kurun gibi çıka çıka geliyor

 

Poyraz yemiş sarı siyah yüzüyle

Her cümlesi küfür dolu sözüyle

Çanağından çıkmış iki gözüyle

Aç toprağa baka baka geliyor

 

Köylüsü kentlisi ederek toyu

Bir elinde kitap birinde oyu

Kendisinden olmayanı yol boyu

Ateşleyip yaka yaka geliyor

 

Vakti gelmiş durmaz olmuş yuvada

Bir ayağı dağda biri ovada

Sağları rüzgarda eli havada

Yumruğunu sıka sıka geliyor

 

Namaz Kaldı

 

Mehmet asgariden aylık alıyor

Altı nüfus ve kirada kalıyor

Mehmet ya evliya ya ad çalıyor

Çiftetelli oynamaya az kaldı

Her şeye zam geldi bir namaz kaldı

 

Tok olanlar yedi daha tok oldu

Hırsız daha hırsız dönek çok oldu

Orta direk vardı tümden yok oldu

Çiftetelli oynamaya az kaldı

Her şeye zam geldi bir namaz kaldı

 

Muhalefet geri meri esiyor

İktidar-miktidar hava basıyor

Borçlar gırtlağa dayandı kesiyor

Çiftetelli oynamaya az kaldı

Her şeye zam geldi bir namaz kaldı

 

Oğluma

 

Sana oğlum demem hayatta çiğsen

İstemem başına altın taç giysen

Yetiştirip iki ağaç diktiysen

İşte o zaman benim oğlumsun

 

Zalimin önünde boyun eğmezsen

Yoksulun malını çalıp yemezsen

Ben İslamım o gavurdur demezsen

İşte o zaman benim oğlumsun

 

İhsani’yem benim idi giden dün

Yarınlar senindir iyice düşün

İnsan olduğunu öğrendiğin gün

İşte o zaman benim oğlumsun

 

Düş mü

 

Dün gece düşümde gördüm dostlarım

Dersimliler birden bire yürüdü

Kimi eşeğini kimi kazını

Tepe bayır süre süre yürüdü

 

Kiminin sıkılmış nasırlı eli

Kiminin kimine dayalı beli

Afyon’dan Ağrı’dan bir insan seli

Kaya kaya dere dere yürüdü

 

Kiminin sırtında baltası çulu

Kiminin dağlara çevrili yolu

Samsunlu İzmirli tüm Anadolu

Bölge bölge sıra sıra yürüdü

 

Kimisi yaşlıca kimisi ergen

Kimi dev yapılı azimli girgen

Kiminin uyy babo elinde dirgen

Bıyığını bura bura yürüdü

 

Tok davul sesleri güm dedi yer yer

Herkesin alnında şapır şapır ter

Kiminin ağzında yeni bir haber

Ötekine vere vere yürüdü

 

Kimisi sarılı çıplak bir taya

Kimisi göğsünü eylemiş kaya

Koca halkım bir aydınlık bulmaya

Karanlığa vura vura yürüdü

 

Sivaslı Küçük Bir Kızın Dramı (Bu şiir ödül almıştır)

 

Anam Gül komuş adımı

Hani neden gülmüyom ben

Şu insanlar sanki diken

Bunu doğru bulmuyom ben

 

Sabah erkence kalkıyom

Uykusuz yola çıkıyom

Elin işine bakıyom

Bi dakka boş kalmıyom ben

 

Babam kız git çalış diyo

Anam buna alış diyo

Sonra da gel gülüş diyo

Çok istiyom ölmüyom ben

 

Ne bi yeni pabıç giyom

Ne bi lokma datlı yiyom

Kaç oldu hastayım diyom

Bi gün eyi olmuyom ben

 

Ne okuyom ne yazıyom

Ne oynuyom ne geziyom

Bazı herkese kızıyom

Ne olacam bilmiyom ben

 

Balta

 

Odun kırıcıydı adı İlyas’tı

Yanaştım yanına yüzünü astı

İşin nasıl dedim bir küfür bastı

Arkasından baltasını biledi

 

Bana bak arkadaş dedim dedi ne

Dedim sen bir vatandaşsın dedi he

Dedim kanun var dedi çekil be

Arkasından baltasını biledi

 

Dedim ilin nere senin dedi Van

Dedim çoluk çocuk dedi sekiz can

Dedim düzelecek dedi ne zaman

Arkasından baltasını biledi

 

Dedim yoksulluğun ocağı söne

Açıldı gözleri atıldı öne

Dedim dur bakalım dedi ne güne

Arkasından baltasını biledi

Savaş Alanı

 

Vurulmuştu nefes nefes uyandı

Ölenlerden arta kalan tek candı

Çabaladı dizlerine ayandı

Kalktı kalktı kalktı çaresiz

 

İmkan bulsa uçacaktı yurduna

Yem olmadan dağ başının kurduna

Bir geleni varmış gibi ardına

Baktı baktı baktı çaresiz

 

Çömeldim yanına kaldık tek teke

Bir şeyler diyordu can çeke çeke

Aldığı yaradan kan leke leke

Aktı aktı aktı çaresiz

 

İçten bir titreme almıştı onu

Çıkmıyor kısıktı sesinin tonu

Akbabalar dönüyordu boynunu

Büktü büktü büktü çaresiz

 

Bırakmıştı elindeki işini

Yavrusunu yuvasını eşini

Varan Azrail’e karşı dişini

Sıktı sıktı sıktı çaresiz

 

Silahların parladığı o her an

Çukur çukur yanıyordu koca han

Böyle cinayetten insanlık çoktan

Bıktı bıktı bıktı çaresiz

Sivas Olayı

 

Bak ne etti Sivas bize

Yetiş İmam Alim yetiş

Kan göl oldu çıktı dize

Yetiş İmam Alim yetiş

Yüreğime doldu ateş

 

Hain yezit yıktı yaktı

Hükümet uzaktan baktı

Yeter insan kanı aktı

Yetiş İmam Alim yetiş

Yüreğime doldu ateş

 

 

Edibe Sulari çöktü

Akarsu boynunu büktü

Pirsultan göz yaşı döktü

Yetiş İmam Alim yetiş

Yüreğime doldu ateş

 

Eller gider iken aya

Biz düştük lanet belaya

Sivas döndü Kerbelaya

Yetiş İmam Alim yetiş

Yüreğime doldu ateş

 

Toprağa Ne Ektiysem

 

Ne ektiysem onu biçtim

Şu üç dönümlük tarlaya

Elma ektim pekmez içtim

Şu üç dönümlük tarladan

 

Bir dönüme sevgi ektim

Çevresine barış diktim

Kucaklar dolusu çektim

Şu üç dönümlük tarladan

 

Bir dönüme hızlı daldım

Bir yılda dört ürün aldım

Altın buldum elmas buldum

Şu üç dönümlük tarladan

 

Bir dönümü kırmızı nar

Biri pamuk biri pancar

Fındığım var zeytinim var

Şu üç dönümlük tarladan

 

Bir dönümü kara üzüm

Üzüm benim iki gözüm

Portakala güldü yüzüm

Şu üç dönümlük tarladan

 

Bir dönümü benim yurdum

Yurduma bir okul kurdum

Gül kokladım bal yoğurdum

Şu üç dönümlük tarladan

 

Bir dönüme yağmur verdim

Yağmura bol güneş serdim

Oğlanı kızı everdim

Şu üç dönümlük tarladan

 

Çekecek

 

Memlekette gezinirken yitirdim

Kim bulduysa versin çekeceğimi

Çekeceksiz ben kendimi bitirdim

Kim bulduysa versin çekeceğimi

 

Zengin değil yoksula kötü baksın

Kitap değil onu faşistler yaksın

Aydın değil savcı mapusa tıksın

Kim bulduysa versin çekeceğimi

 

Patron değil işçiye kazık atmaz

Ağa değil köylüyü alıp satmaz

Meclis değil enflasyonu yaratmaz

Kim bulduysa versin çekeceğimi

 

Siyasetçi değil yalan söylemez

Öksüzün hakkını yemeyi bilmez

Devlet bankasını talan eylemez

Kim bulduysa versin çekeceğimi

 

Pahalılık değil yürüsün öne

Hayalici değil köşeyi döne

Başbakan değildir balonu söne

Kim bulduysa versin çekeceğimi

 

Zından

 

Türkiye’de bir zından var

Havası ağır mı ağır

Kapısının tanrısı yok

Dıvarı sağır mı sağır

 

Türkiye’de bir zından var

Oy anam oyy beni beni

Tahta kurusundan önce

Zındancılar yiyer mi

 

Türkiye’de bir zından var

Konuşamaz hep susarsın

“Yaşasın özgürlük” dersen

vurulursun kan kusarsın

 

Türkiye’de zındanlar var

Zındanları yıkmak gerek

Ortacağın katranından

Temizlenip çıkmak gerek

Yazacağım

 

Yazacağım bu can tende

Durana dek yazacağım

Eşitsizlik zincirini

Kırana dek yazacağım

 

Günüm çıkasıya dardan

Haber gelesiye yardan

Vurguncuyu şahdamarından

Vurana dek yazacağım

 

Ağalığın çöküşünü

Gür suların akışını

Fakirliğin kalkışını

Görene dek yazacağım

 

Sorumluyum ben çağımdan

Düz ovamdan dik dağımdan

Sömürgeyi toprağımdan

Sürene dek yazacağım

 

Halkım uyanmasın diye

Gerçekler gizlenir niye

Anayasa’m raftan köye

Girene dek yazacağım

 

Dost

 

Bin düşman öldürmektense

Dostum bir dost kazan bir dost

Düşman öldürmekle bitmez

Dostum bir dost kazan bir dost

 

Aç gözlerin güne baksın

Gün gecene ışık yaksın

Dostun yoksa sen de yoksun

Dostum bir dost kazan bir dost

 

Şu gavur şu İslam deme

Deyip insan hakkı yeme

Sorunların küme küme

Dostum bir dost kazan bir dost

 

Bir dost bir dost ile gelir

Gele gele yığın olur

Düşmanın o zaman ölür

Dostum bir dost kazan bir dost

 

Yola Yola

 

Yabancı dost yerli düşman yürüdü

Tepemize kol kola ha kol kola

Oturup durmanın zamanı değil

Haber versin kul kula ha kul kula

 

Baltalara dirgenlere değelim

Vuruşalım kara günü dövelim

Bu yurt baştan başa bizim diyelim

Direnelim bel bele ha bel bele

 

Çekelim keskince kinleri kından

Zalime gününü edelim zindan

Ben bir yandan sen bir yandan her yandan

Verişelim el ele ha el ele

 

İhsani günümüz gitmesin boşa

Vuralım yezidi sürelim dışa

Biz gelelim biz kalalım baş başa

Kardeş kardeş yol yola ha yol yola

 

Bekle Beni

 

Bekle beni Güneydoğu seninle

Dola dola geliyorum hazır ol

Yer altı-yerüstü değerlerini

Bula bula geliyorum hazır ol

 

Sende doğdum ben anlarım dilinden

İlaç yaptım saçlarıma kilinden

Seni kahpe karanlığın elinden

Ala ala geliyorum hazır ol

 

Umutlarım çiçek açtı yarına

İhaneti komam sende barına

Ak suları kara topraklarına

Sala sala geliyorum hazır ol

 

Hayalimde teknik düşümde bilim

Yapılar yapmada ustadır elim

Ellerin yurdunda kalır değilim

Sıla sıla geliyorum hazır ol

 

İşlesin makinem eylesin karı

Dişlesin insanım dalında narı

Yolum çukur yolum yokuş bunları

Bile bile geliyorum hazır ol

 

Ağasız Dünya

 

Anacım be akşam eve dönünce

Neden hep ağlıyor gülsen olma mı

Köyde bana “piç” diyorlar ne dimek

Birinden öğrenip gelsen olma mı

 

Bu gün Abuzıt’ın süslü memedi

Gördüydüm elinde ağ ekmek yedi

Bi ısırık istediydim vermedi

Versin deyi haber salsan olma mı

 

Okula komadı bizi kel ağa

Odunu yoğumuş iletti dağa

Taş kestiydi basamıyom toprağa

Ayağıma babıç alsan olma mı

 

Tahsildar tefeci hökümet ganun

Dam su inek eşşek hepsi mi onun

Öyle isem şu dünyada ağanın

Olmadığı biyer bulsan olma mı

 

Mor Yaşmaklım

 

Mor yaşmaklım bahar geldi

Haydi sen de eserek gel

Bahçe bahçe kucak kucak

Lale sümbül keserek gel

 

Kopar ayrılık bağını

Sevda yaşasın çağını

Kavuşmanın bayrağını

Daldan dala asarak gel

 

İhsani’yem sokaklar dar

Ayağın incinmesin yar

Yollarda gözlerim var

Üzerine basarak gel

 

KAYNAK: Günümüz Alevi Ozanları, Ayhan Aydın, Sayfa: 322-337,

CEM Vakfı Yayınları, İstanbul 2004