HÜSEYİN ŞARALDI

(HÜSEYNİ)

 AYHAN AYDIN

 Sevgili Ozanım nereden geldik, nereye gidiyoruz? Biz haydan geldik, huya gidiyoruz. Bunu toplum farklı bir şekilde yorumluyor. Bizim öyle bir kültürümüz var ki, büyüklerimizden böyle işittik; haydan geldik, huya gidiyoruz; yani Allah’tan geldik, Allah’a gidiyoruz, diye öğrettiler büyüklerimiz. Toplumun büyük kısmı bunu yanlış yorumluyor.

 

Yaşam deyince ne dersiniz? Dünyada olan güzellikleri sevdiklerinle paylaşmak diye anlarım. Şiirlerimde yazdığım gibi yaşam üç gündür; dün, bugün ve yarindir. Yani söylenen üç günlük ömür değil, gerçekte üç gün bugün, dün ve yarindir.

 

Dünya nasıl bir yerdir? Dünya insanların gelip sınava imtihana tabi tutuldukları bir yaşam alanıdır. Bunun içerisinde bütün güzelliklerle ve onun zıddı olan şeylerle yaşam sürülen bir yerdir.

 

Bu nasıl bir sınavdır? İnsan olma sınavı vardır. Biz insan olmaya geldik. Bunun ilgili bir şiirim var: Hakk’a doğru giden kervan döner gider bu asuman- ikrar verdiğimiz zaman biz insan olmaya geldik, diye dörtlükle başlayan bir şiirim vardır.

 

İnsan olmak niye zordur diyorlar? Güzel şeyleri yapmak kötü şeyleri yapmaktan daha zor olduğu için daha zordur. Aslında gönül bunu isterse bu çok kolaydır. Bir şeyi isteyerek yaparsan o çok kolaydır, bir şeyi istemeyerek yaparsan bu sana zor gelir.

 

Doğum yeriniz neresidir? Adıyaman, Merkez Elifi köyü. Bizim sülalemiz Terman’lıdır. O da merkeze bağlı bir köydür. Ama ben Elifi’de dünyaya gelmişim.

 

Köyünüzü çevreleyen Alevi / Bektaşi köyleri var mıdır? Bizim yöredeki köylerin geneli Alevi-Sünni karışık köylerdir. Toros Dağları içinde yer alan köylerin ya tamamı Alevidir, ya da tamamen Sünni’dir.

 

Varsa Piriniz hangi ocaktan gelir? Bizim pirimiz Ağuiçenli’dir. Ben Adıyaman’dayken bu vardı. Aziz Baba vardı, Güzel Dede vardı.

 

Rehberiniz hangi ocaktan gelir? Maraş’tan Elbistan’ından Hasan Dede, diye bir kişi gelirdi. Onu biliyordum. Ama şu andakini bilmiyorum.

 

Varsa köyünüzdeki dergâhın ve türbenin adı nedir? Bizim köyümüzün yamacının bulunduğu bir dağ, Ali Dağ vardır. İki köy vardır. Bu Ali Dağ’ın başında Mahmut Ensari yatar ayrıca dağ başında 366 tane evliyanın yattığı söylenir. Dağın güney kısmında iki köy bulunur; Elifi ve Terman Köyü bulunur. Bizim köyümüz Adıyaman’a on km. uzaklıktadır.

 

Eğitim durumunuz? İlkokul.

 

Kaç yaşındasınız? 1955

 

Mesleğiniz ya da işiniz nedir? Benim mesleğim otomobil tamirciliğidir.

 

Sizce “Halk Ozanlığı” neyi ifade ediyor? Halk ozanlığı günün içerisinde olup biten olayları farklı gören ve farklı yorumlayan ve bunları kaleme döken kişi olarak tanımlarım. Ozanlık bildiklerini, gördüklerini müzikle halkla taşımaktır. (Ozan) bunların kendisinde saklı kalmasını istemez, halkla paylaşır. Bu gibi şeyleri paylaştıkça mutlu olur.

 

Halk Ozanlığının tarihsel geçmişiyle ilgili bilgileriniz nelerdir? Halk Ozanlığı sizce ne zaman ve nasıl başlamıştır? Ozanlık bizim bilmediğimiz bir tarihten başlar ama bence dünya var olduğundan sonra ozanlık olmuştur. Bunun örneklerini zaten yedi büyük ozanda görebiliriz. Nesini, Virani, Hatayi gibi… en büyük ozanlar onlardır, bence asıl ozanlık bunlardan sonra başlamıştır. Bunların sevgisinin halka yansımasından sonra diğer ozanlar onları örnek almışlardır.

 

Bir Hakk aşkı mı? Hakk ve insan sevgisi vardır. Hakk insandadır, ozan Hakk’ı insanda arar, başka yerde aramaz. Ozanlarda hem Hakk, hem halk sevgisi vardır.

 

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı? Köyde mi, kentte mi doğup-büyüdünüz? Çocukluğum benim ilkokulu bitirene kadar köyde geçti, sonra Adıyaman’a göçtük, sonra meslek yaşamı başladı. Yani sevgi içerisinde büyüdüm. Sevgiyi yoğun olarak yaşadım. Köy yaşantısı; benim babam çiftçilikle uğraşırdı. Küçük baş hayvanlar vardı, annem sütümüzü, yoğurduğumuzu kendisi üretirdi. Sebze gibi şeyler ekilirdi. Genelde babam bunları tarla sahibi olan kişilerle anlaşarak ekerdi. Yani kendi tarlamız yoktu ama yarı yarıya tarla sahibiyle ürünü paylaşırdık. Tütün de ekerdik, diğer şeyler de ekerdik.

Gerçekten aile içindeki şartlardan kaynaklandığını sanıyorum, çok mutluydum. Anne tarafımdan, komşu taraflarından, köyümüzün başka yerlerinden bir farkı olarak göreceğim gibi herkes birbirlerinin dertleriyle ilgilenirdi, çok yakın dostluklar, akrabalıklar vardı. Ben de bu ortam da çok mu çok mutlu bir çocukluk geçirdim.

 

Adıyaman’a taşındınız sonra? Adıyaman’a taşındıktan sonra bir ustanın yanına girip çalıştım. İşimi çok severek, benimseyerek yaptığım için diğer emsallerimden daha önce ben bu işi kavradım. Her zaman kendi işimi çok severek yapıyordum. Bugün de yine öyledir, bir işi ya çok severek yaparım ya da hiç yapmam. Biz nerede oturduksa komşularımızla hiçbir problemimiz olmadı. Adıyaman’ın insanı zaten çok misafirperver ve çok sevecendir. Bunu orada gidip görev yapan insanlar da duyuyoruz. Orada öğretmen, polis olan kişilerden de sürekli duyuyorum.

 

Ben de buna şahidim. Türkiye’de en sıcak karşılandığım yer Adıyaman olmuştur.

Urfa peygamberler diyarı denir, Adıyaman da evliyalar yurdudur. Bence insanlarımız da ondan etkilenmişlerdir.

 

Bir Alevi ocağına bağlı mısınız? Hatta bizlerin de seceremizin olduğu söylenir. Çevrede halk bizi “dede” olarak bilir. Bazı insanların babamlara dede diye hitap ettiklerini duyardım. Amcamoğlu’nun yanında devamlı olan Abuzer isimli bir çocuk vardı, amacaoğlu’nu baba olarak biliyordu, onun Üryan Hızır Ocağı’ndanız dediğini duyuyordum. Secere olmadığı için bugün bunu kanıtlamamız mümkün değil. Öz amcamın oğlu, Küçük Hüseyin diye bilinen herkesin tanıdığı çok değerli bir kişi vardı. O çok tanınan bir zattı. Halk tarafından büyük saygı duyulan bir insandı. Soydan mı geliyordu, yoksa sonradan aldığı bir unvan mıydı bilmiyorum. Adil Ali Atalay der ki, onunla her zaman Hacı Bektaş’ta buluşur sohbet ederdik, diyor.  Ben bizzat amcamoğluyla konuşmuştuk, üç dört göbekte bir ozan/dede/baba çıkar demişti.

 

Küçük Hüseyin’in eserleri var mı? O bir keramet sahibiydi. Bilenler bilir saf bir insandır. Bir ben bunları nereden biliyorsun diye söylediğim zaman; biz Allah’ın yeryüzündeki hizmetçileriyiz, dedi. Bu söylediklerimiz denizin için de bir damla olarak yorumlardı.

 

Küçüklüğünüzde ve gençliğinizde cemlerde bulundunuz        mu? Dedeler, zakirler, mürşitlerle bir arada yaşadınız mı? Evet yaşadım. Ağuiçen Ocağı’ndan Güzel Dede ve Aziz Baba’nın çok sohbetlerinde bulundum. Onlardan çok etkilendim. Onlardan büyük bir sevgi aldığımı hissediyorum. Çünkü onlar insanı kamillerdi, onlar bana göre veliydiler. Onların yanında cemlerde bulunduğunuz zaman daha farklı duygular hissediyordunuz. Mesala Aziz Baba’nın Bulam diye bir yerden olduğunu ve gelip bizim yörede bir köyde ikamet ettiğini biliyordum. Kardeşi Güzel Dede onu alıp zorla köyüne götürüyormuş, ve bir daha da bu geleneği kendi köyünde sürdürmesini söyler. Gecenin geç saatlerine kadar sohbet ederler, cem yaparlar, yattıkları zaman da yatağını sererler,  evden gitmesin diye kapıyı kilitlerlermiş. Yani Aziz Baba gitmesin, diye. Sabah kahvaltıyı hazırlarlar, Güzel Dede kapıyı açar kahvaltıya davet etmek için, bakar ki, yatakta kimse yok. Bu böyle kaç kere tekrar etmiş. Bir diğer örnek Aziz Baba’nın kendi vasiyeti üzerine, Hakk’a yürüdükten sonra o köyün mezarlığına gömülmesini diler. Ve bizim yörenin köy mezarlıkları sadece baş ve öbür ucunda birer taş vardır, diğer yanları topraktır; ama onun mezarını elbirliğiyle mermerden görkemli bir şekilde yapar köylüler. Bu Hakk’a yürüme olayı, 1974 Kıbrıs Savaşı’ndan önce olduğu için Kıbrıs Savaşı’nın olduğu dönemde bu türbenin ortadan ikiye ayrıldığını savaştan sonra da tekrar eskisi gibi kapandığını o dönemdeki o köyün tüm halkı bilir.

Güzel Dede’nin de bir gün şöyle bir olayına şahit oldum. Mahmut Ensari Hz.’lerinin dağın eteğinde Ebuzer Gaffari Hz.’lerinin türbesi var. Oraya at üstünde çok iri yapılı bir delikanlıyı getirdiler. Ve onu kalın iplerle bağlamışlardı. Yani akli dengesini kaybetmiş bir vaziyetteydi. Ve Güzel Baba’nın orada olduğunu tesadüfen gördüler. Abuzer Gaffari Hazretleri’ne halk Alevi Sünni karışık gelir. Ve benim kanımdır ki, durumu orada Güzel Baba’ya, Dede’ye anlattılar. Adamın durumunu ona gösterdiler. Orada herhangi bir müdahalede bulunmadı. Siz yukarı Mahmut Ensari’ye götürün biz de geliyoruz, dedi. Ve bu o zaman yol olmadığı için tırmanıyorlardı insanlar, bir saat kadar tırmanıyorsunuz. Biz de beraber, annem, babam, Mahmut Ensari Hz.lerine gittik. Ve orada otuz kırk kişilik bir gurup vardı. Oradaki kişiler hepsi Güzel Baba’yı zaten tanıyorlardı. Oturuldu sohbet edildi. Aşağıda deli olarak tabir ettiğimiz kişi onu oturttular her biri bir kolundan tuttular onu zaptetmek için. Ve o zaman orada bir ton alacak kadar büyük bir küp vardı. Yazın o sıcağında o küpün içindeki su buz gibidir. Bakır bir sitil oradan sudan doldurulup şekerle şerbet yapıldı. Bu yapılan şerbetin ilk tası Güzel Dede’ye sunuldu, tasla. Ve ben de o zaman ilkokul dönemlerim, küçüktüm. Olayı büyük bir hayranlıkla izliyorum. O şerbete bir dualar okudu. Ve o duayı okuduktan sonra o şerbeti o adama içirmeye çalıştılar, ona içirdiler. Üç dört dakka içinde o insanın şekil değiştirdiğini, yüz şeklinin değiştiğini gördüm. Güzel Baba serbest bırakın, dedi. Serbest bıraktılar, o bedende çılgınlıklar yapan adam gitti, başka bir adam geldi sanki. Ve o insan kendisi kalkıp gidip Güzel Dede’nin elini öptü. Tekrar Güzel Baba’nın ona nazar ettiğini hissettim. Ve geç otur, dedi. O da gidip oturdu. Yani bizler gibi normal bir insana dönüştüğünü orada gördüm.

 

Zakirler kimlerdir? Zakir cemevlerinde duvaz imamaları, deyişleri çalıp söyleyen kişilerdir. Cem zakirsiz olmaz. Dedenin eşliğinde zakir deyişleri söyler, saz çalar, dede o sırada da cemi yürütür.

 

Sizce dedeler kimlerdir? Dede dediğimiz insanlar Ehlibeyt soyundan gelen kişilerdir. Ayrıya ten Osmanlı döneminde kendilerine dedelik yapılsın diye bazılarına yetki verildiğini biliyorum. Yani dedenin olmadığı yerde cemleri sürdürsün diye yetki verilen kişiler de vardır.

Bir sülalede yirmi tane kişi vardır ama o sülalede el verilen, yetki verilen kişiler dedelik yapabilirler.

Kesinlikle menfaatini düşünmeyen kişidir gerçek dede, karşısındaki insanın haklarını düşünür, hizmet eden, hizmeti seven, hizmeti Hakk için yaptığını bilen kişi dededir. Karşısındaki insanı kim olursa olsun kendinden önce düşünen kişi gerçek dededir. O bütün insanların içendeki Hakk’ı görür, onu şekil olarak görmez. Onun özüyle ilgilenir, elbisesiyle ilgilenmez. Onun gözünde fakir zengin, kadın erkek, çocuk farkı yoktur, herkesi bir görür. Ve bu kişiler yeryüzünde çoktur. Sünni kesim bunlara şeyh der, bizler de dede, deriz. Aynı zamanda kamil insandır. İnsanı kamildir.

 

En çok hangi ozanların şiirlerinden etkilendiniz? Pir Sultan Abdal, Harabi, Hatayi en beğendiğim ve anladığım  ozanlardır bunlar içinde günümüzde Aşık Mahzuni, Aşık Veysel Baba’dan etkilenmemek mümkün değil ki.

 

En çok okuduğunuz ya da dinlediğiniz kitaplar hangileridir? Ehlibeyt’le Kerbela’yla ilgili çok kitap okuduğumu biliyorum. Zaten okumayı çok seven birisiyim. Hakikati yansıtan kitaplar ararım. Kamil olan insanları çok dinlerim. Günlerce sohbetinde bulunsan usanmam. Benim için en önemlisi konuşan kitaptır, yani insandır.

 

İlk şiir tecrübeleriniz nasıldı? Ne zaman şiir yazmaya başladınız? Yetmiş dört senelerinde üç beş tana yazdığım var ama onları ben şiir yazacağım, diye yazmadım. Ondan sonra bir duraklama devrine girdim. Çocukluğumdan beri tam notalı olmasa da saz çalarım. İşte ozanlarımızın türkülerini çalar söylerim. Sazımla beraber askere gittim. Dediler ki bunu niye getirdin, bunu kırarlar, dediler. Ben sazımla ikimizin birbirimizin ayrılmaz bir parça olduğumuz için askere onsuz gidemezdim. Askerde acemi birliğim Balıkesir Ordu Donatım Okulu oldu. Bölüklere ayrılmak için herkes bir sıraya girince ben de sıraya girdim. Ve ben mahkeme kararıyla yaşımı büyütmüştüm, on altı yaşındaydım, kısa bir müddet sonra asteğmen olduğunu öğrendiğim birisi omzuma dokundu, komutanlar seni çağırıyorlar, dedi. Komutanların huzuruna gittim, normal olarak “selamün aleyküm” diye selam verdim. Onlar da güldüler, ben o zaman anlamamıştım. Ordaki komutanların en küçüğü binbaşıydı. Ordu komutanı tuğgenaral vardı. Onların isteğiyle çalıp söyledim. Birisi bizi kederlendir mi, öyle bir şey söyledi. Bizim bölük komutanı yüzbaşı tekrar teğmene işaret ederek, beni kendi bölüğüne aldırdı. Askerde zaten sazı seven kişiler bellidir. O sazım yüzünden büyük itibar gördüm, sevildim. Hatta bildiğim kadarıyla birkaç kişiye saz çalmayı öğrettim. Saz çalmayı onlara da aşılamış oldum.

 

Bade içme gibi bir durumunuz oldu mu? Zaten bir farklı duyguya kapılmadan zaten şiir yazamazsınız, ben de kitabımdaki tüm eserleri böyle bir duyguyla yazdım. Bu olay zaten 2004 yılında ODTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitiren oğlumu kaybettikten sonra oldu. İçimden gelen hisleri dinledim, şiirler yazdım.

Deyiş olarak 2003 tarihinde Veren Allah Alan Allah, diye bir şey yazmıştım, nasıl anlaşılır bilemem ama o şiiri yazarken kendi oğlumu kaybettiğimi hissetmiştim.

Oğlum Dubai’ye çalışmaya gitmişti. Kahraman Sadıkoğlu’nun firmasına çağırdılar. Orada yedi ay çalıştı. Ondan sonra geldi 2004 senesinin mayıs ayında  bir trafik kazasında kaybettim. 21 nisanda onun doğum günü olarak şiir yazmıştım. Onun doğum günü için yazdığım bir şiir vardı. Ama onu bir hafta sonra trafik kazasında kaybettiğimizi öğreniyorum. (Dolaşır dünyayı seyran ederim – Gezinir dururum öz benim değil. – Alırım başımı bir gün giderim. Konuşurum amma söz benim değil.)

 

Ozanlıkta bağlamanın yeri nedir? Sazsız ozanlık olabilir mi? Sazsız ozanlık olmaz. Sazla söz elmanın iki yarısıdır. Biri olmazsa diğeri yarım kalır.

 

Dünyaya bakışınız, insan, tabiat hakkındaki fikirleriniz nelerdir? İnsanı ben bir meyve ağacına, meyve ağıcını da insana benzetirim. Çiçek ağacın tepesinde güneşi görür, suyu alır, havayı alır, olgunlaşır meyve olur. İnsan da aynen o meyve ağacındaki çiçek gibi olgunlaşmak dönemine kadar bir süreç geçirir. Zamanla olgunlaşır. Olgunlaştığı zaman insan olur. Şekilsel değil ama fikirsel olarak olgunlaşır. İnsanı ben dört mevsime benzetirim. İki çeşit insan vardır; hakiki insan, hem şekli hem fikri insan. Öbür insan da sadece şekli insan, fikri hayvan.

Gül yüzlü cananım sormaz halimi – İnsanız biliriz dostun kadrini – Ne tabip anlamış ne de alimi – Özde olanı biz bulmaya geldik.

Halinden şikayet etme kimseye – Sevilmeye değil geldik sevmeye- Hüseyin’i iş düştü telle perdeye- Özde olanı biz bulmaya geldik.

 

Şimdiye kadar katıldığınız yarışmalar hangileridir? Hiçbir yarışmaya katılmadım. Zaten ben kendime ozan demiyorum. Bunu çevremdeki insanlar söylüyorlar.

 

Yayımlanmış kitabınız var mı? İnsan Olmak Kolay Mıdır?, Can Yayınlarından çıktı.

 

Türk Tarihi hakkında bilgi sahibi misiniz? İslam Tarihi hakkında neler biliyorsunuz? Ben sadece şunu söyleyebilirim; korkuyla değil isteyerek Müslüman olmuş bir milletiz biz, sevgiyle yani. Türklerin temelinde Ehlibeyt sevgisi, Ali sevgisi, Muhammed sevgisi yatar. Zaten bu sevgilerden dolayı biz Müslüman olmuşuz.

 

Anadolu Aleviliği hakkındaki fikirleriniz, bilgileriniz nelerdir? Alevilik Muhammed Ali’nin, Ehlibeyt aşkının sürdürülme geleneğidir. İnsanı kamildeki öğretilere sevgiyi, saygıyı insanda ön planda gören; yine insanı kamildeki karşındakini kendinden çok düşünen ve Hakk’ı insanda gören bu özellikleri taşımayan bir Alevi varsa, sözde Alevidir.

 

Sizce Hz. Ali nasıl bir insandı, en önemli özellikleri nelerdir? Hz. Ali’yi ben şöyle birilim; bütün peygamberlerle sır olarak dünyaya geldi, yalnızca Hz. Muhammed’le aşikar (açık-görünen) olarak dünyaya gelendir. Ben bunu sohbetinde bulunduğum Ehlibeyt soyundan gelen velilerden duydum. Bizim büyük yanılgımız Peygamberleri ve velileri de kendimiz gibi sanmamızdır. Bence onlar seçilmiş, görevli insanlardır. Allah’ın yeryüzündeki vekilleridir onlar. Bence Kur’an’ı Kerim Hz. Ali’ye inmiştir. Çünkü Hz. Muhammed’in kendisi Kur’an’dır. O konuşan Kur’an’dır.

 

Kerbelâ ve Hz. Hüseyin için neler söyleyeceksiniz? Niçin tüm Alevi – Bektaşi ozanları Kerbelâ için matem şiirleri yazmışlardır? Kerbelâ Olayı size ne ifade ediyor? Kerbela Olayı On İki İmamların Ehlibeyt’in insan aşkı ve sevgisi için kendilerini feda ettiklerine inanırım. Bir Kerbela Olayı olmasaydı, Muhammed Ali’ye bu sevginin olacağını tahmin etmiyorum. Yani o sevgiyi pekiştirdi bu olay. Dünya durdukça bu sevginin her daim var olması için bu olayın olduğuna inanıyorum.

 

Alevi – Sünni farklılaşması ve Alevilerle Sünniler arasındaki kaynaşma hakkında neler düşünüyorsunuz? Benim memleketimdeki köyüm Alevi- Sünni karışık köy Terman Köyü’nü örnek gösterebilirim. Bu örneği orada görebilirsin. Alevi kesimi zaten hiçbir insanı kendisinden aşağı görmez. Onu bir Sünni veya bir başka olarak değil bir can olarak görür ve tüm davranışlarını ona göre sergiler. Dürüstlüğüyle, sevecenliğiyle, misafirperverliğiyle, hak hukuk gözetleme gibi durumlarıyla. Sünni kesim onun bu samimiyetini görmüştür. Ve aralarında en ufak bir problem olmaz. Ve bu köyü camii yapılmıştır. Bu camiye hoca atanmıştır. Bu Alevi kesiminin taziyelerine bu hoca devamlı gider. Çaktırmadan onları asimile etme gibi bir çabaları öne sürer sürekli namazı orucu öne sürer. Hakiki ibadetin namaz, oruç, haç olduğunu söyleyip onlara bunları aşılar. Ama ne kadar uğraşsa havasını alır. Çünkü bizim ailelerde yetişen çocuklar çocukluklarından beri aile içindeki kültürle büyürler. Hocanın söylediklerinden etkilenmezler. Yalnız bunu hoca yapar ne Sünniler Alevilere, ne Aleviler Sünnilere hiçbir baskı uygulamazlar. Herkes biri biriyle barış, hoşgörü içinde yaşarlar. Birbirlerinden kız alıp vermişlerdir. Benim eşim de Sünni’dir. Bu bir sorun değildir. Bizlerdeki sevgi devam ettikçe onlar bundan etkileniyorlar. Onlar da bunları, bu durumları kavrıyorlar.

 

Atatürk ismi size neyi ifade ediyor? Atatürk’ün Türk insanına getirdikleri nelerdir? Hz. Muhammed’le biten nübüvet makamının  devamı olan velayet Hz. Ali’yle başlamıştır. Dünyanın sonuna kadar velilerin dünyaya geleceğini bilir. Atatürk kendisini askeri bir kimlikle gizleyen bir velidir. Velilik makamı dünyanın sonuna kadar devam edecektir, iyilik sahibi olanlara veliler her zaman yardımcıdır. Atatürk asker olarak gönderilen çok büyük bir görevli, veliydi. Atatürk’e Ankara’da Arabacı İsmail Efendi döneminde (bu büyük bir velidir) büyük yararı dokunmuştur. O da velidir, o da velidir.

 

Türkiye’nin geri kalmışlığını nelere bağlıyorsunuz? Osmanlı döneminde Arabistan’dan ithal edilen o sahte Arapların, Vahabilerin, Muaviye zihniyetinin devamını burada tesis ettiklerinden dolayı Türkiye geri kalmıştır. Bunlar başarıyı baltalayan bir zihniyettir. Osmanlının çöküşü de bundan olmuştur.

 

Sizce bu toplumu neler değiştirebilir? Bu toplumu sadece sevgi değiştirebilir.

 

Sizce demokrasi nedir? Gerçek bir demokrasinin yaşayabilmesinin şartları nedir? Yine karşılıklı özveridir, sevgidir, insanların birbirlerine saygı göstermeleri, kutsal bilmeleridir. Bunun özü de sevgiden geçer. Gerçek bir demokrasinin yaşayabilmesinin şartları;  hak, hukuk, eşit paylaşım, sevgidir.

 

Sizce Halk Ozanları toplumsal olarak ne gibi işlevleri yerine getirmişlerdir? Çalıp söyledikleri topluluklarda, konserlerde sürekli insanlara sevgiyi aşılamışlardır. Sazın telinde, sözünde devamlı sevgiyi bulursunuz.

 

Çağdaş dünya ve Türk yazarları hakkında neler biliyorsunuz? Prof. Dr. İrene Melikoff hakkında bir kitap yazılmıştı. Orada sizin de yazınız vardı, ondan çok etkilendim.

 

Halk Ozanlığı geleneğinin günümüzde devam ettiğine inanıyor musunuz? Sözde görüyoruz, özde göremiyoruz pek.

 

Hangi ozan ve ses sanatçılarıyla dostluğunuz var? Adil Ali Atalay’la, Cafer Doğan’la diyaloglarım vardır. Onunla eski bir dostluğumuz vardır. Ancak ben eserlerimin sanatçılar tarafından değerlendirilmesini beklerim.

 

Kitap okuyor musunuz? Çok kitap okurum. Mevlana ve Şems’ten çok etkilenirim, bu konuda kitaplar olursa okurum. (Bir de şiirim var: Şems güneştir Mevlana ay – Boş mu zannedersin uzay – Toprak kap tutar mı kalay – Sen bunları bilmez misin?- Hizmet için bir babaya – Sevsin diye bir anaya – Lütfütti geldik dünyaya – Sen bunları bilmez misin?)

 

Sinemaya, tiyatroya gidiyor musunuz? Ara sıra giderim. Sinemaya pek değil ama tiyatroya giderim.

 

Halk ozanlarının genel sorunları sizce nelerdir? Çözümlenebilmesi için neler yapılmalıdır? En büyük sıkıntıları Türkiye Cumhuriyetindeki bu milleti, devleti yönetenlerden kaynaklanıyor. Ozanına, sanatçısına, geçmişine, geleceğine, kültürüne sahip çıkmamasından kaynaklanıyor. Geçmişini unutan toplumlar gelecekten bir şey beklemesinler. Bunun sorumlusu hükümetlerin kültürünü önemsememesi, sorumsuzluklarıdır.

 

Halk ozanlığında ne gibi değişmeler yaşanmıştır? Tarihsel olarak zaman açısından şimdiki imkanlara geçmişteki ozanlarımız sahip değilmiş. Onların zamanlarında Hatayi, Pir Sultan’ların döneminde teknoloji eksikliği var sevgi yoğunluğu var. Ama şimdi ise teknoloji yoğunluğu var sevgi eksikliği var, hem toplum için de..

Bizim toplumumuz ozanına, sanatçısına öldükten sahip çıkıyor. Kör ölüyor, badem gözlü oluyor. Sağken ozana değer verilmiyor.

 

Halk ozanlarının geleceği hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Ben büyük bir ihtimalle karamsar görüyorum. Çünkü bu müzik piyasasının, sanatçıların korsan olayından çok etkilendiğini görüyorum. Sanatçıları, ozanları büyük tehlikeler sorunlar bekliyor.

 

Elinizde bulunan ozanlarla, ozanlıkla ilgili kaynaklar hangileridir? Adil Ali Atalay’ın yayınladığı 7 Ulu Ozan’ın kitabı var. Yunus Emre Divanı var. Hz. Ali’nin Nehcül Belaga gibi birçok kitaplarım var.

 

Halk ozanlarının sorunlarını giderilebilmesi için hangi kurumlar, neler yapabilir? En başta Kültür Bakanlığı’nın, ondan sonra Alevi kurumlarının ozanlara sahip çıkması lazım.

 

Ozanlara ekonomik destek sağlanması için neler yapılabilir? Ozanların eserlerinin korunması, kasetlerinin, kitaplarının basılabilmesi için neler yapılabilir? Kültür Bakanlığı bu eserleri yayınlayabilir, destek olabilir. Telif ücretleri verilebilir. Sorunlarıyla ilgilenebilir. Ozan ozan yerine konursa sorun biter. Ünlü sanatçıların ozanlara sahip çıkmaları gerekir. Üretimin olması için ozanların devamlı desteklemeleri gerekir.

 

Ozanlar Vakfı, dernekleri fazla uzun ömürlü olamıyor, bunun nedeni nedir? İlgisizlik, belirsiz politikaların olması, kültüre değer verilmemesi.

 

Dedeler, babalarla ozanlar arasındaki ilişkilerin daha yoğun olabilmesi için neler yapılabilir? CEM Vakfı gibi vakıfların sene de bir iki toplantı yapması; yurt içi dışında bulunan sanatçılar, ozanlar, dedeler bir araya getirilir. Birbirinden haberdar olurlar, bu toplantılar çok önemli. Bunu hükümetten beklemiyorum. Türkiye’nin her yerinde bulunan ozanları, dedeleri bir araya getirmek görevi Alevi kurumlarına düşer. Mesela ben Türkiye’de şu anda yaşayan ozanları bilmiyorum. Kaç tane ozan yaşıyor, bunlar kimlerdir, ben bunları bilmiyorum ama bilmek istiyorum. Bu toplantılar çok yararlı olur.

 

Görüşme tarihi: 16 Mart 2010, İstanbul

 

 Eseri: Hüseyin Şaraldı İnsan Olmak Kolay Mıdır? Cem Yayınları; 318, Şubat 2009, İstanbul

 

Şiirleri

 

Ben Değilim

 

Dolaşır dünyayı seyran ederim

Gezinir dururum öz benim değil

Alırım başımı bir gün giderim

Konuşurum amma söz benim değil

 

Bakınca görürüm güzel şeyleri

Kusursuz bezenmiş dalda gülleri

Benzersiz yaratmış her bir yerleri

Bakınır dururum göz benim değil.

 

Bülbülüm konarım yüksek dallara

Donatmış alemi vermiş kulları

Bilmeden düşerim türlü halları

Ötersem çoşarım dil benim değil

 

İnsanım özümde yalan barınmaz

Dosta açılmayan gönül arınmaz

Ali’yi bilmeden menzil alınmaz

Hüseyni farkında can benim değil.

 

21.4.2004

 

BİR BİLEN VARDIR

 

Durmadan dönen bu dünya deminde

Biz yoldayız canan kimin kiminde

Var etmiş her şeyi bir hüneriyle

Bütünü noktada bir bilen vardır.

 

Neden yaratıldık amma bilmeyiz

Gelirken dünyaya neden gülmeyiz

Doğru söylenene doğru demeyiz

Söylenen doğruyu bir bilen vardır.

 

Musa’yı Firavun evlat edindi

Etrafa babası diye söylendi

Sutanne Musa’nın öz annesiydi

Nedenle sırrını bir bilen vardır.

 

Babasız doğmuştu İsa Meryem’den

Anasız dünyaya gelen Ademden

Bir bilmece gibi olan bitenden

Geleni gideni bir bilen vardır.

 

Ben şehirim demiş Ali kapısı

Şehirle kapının birdir yapısı

Hasan Hüseyin’in Fatma anası

Hüseyini bu ilmi bir bilen vardır

 

13.2.2006

 

KÖKÜMÜZ BİRDİR

 

Her insana gel gel demiş

Kimseyi farklı görmemiş

Şems ile vuslata ermiş

Dal ayrı kökümüz birdir.

 

Her can yaşar dünyasında

Aşk ararız deryasında

Dane olduk meyvesinde

Dal ayrı kökümüz birdir.

 

Çıkar denilen illeti

İnsasbn’ın olma milleti

Yaradan öyle emretti

Dal ayrı kökümüz birdir.

 

Biz canı Canan bilince

Dönüş vaktimiz gelince

Hüseyni dosta dönünce

Dal ayrı kökümüz birdir

 

09.01.2007

 

Kitapta Olmayan Şiirler

 

PİRİMİZLE

 

Hayran eden halları var

Her çiçekten balları var

Dosta giden yolları var

Dem çekeriz pirimez

 

Can insana rehber imiş

Sevgi biz de ayet imiş

Aşk bitmeyen servet imiş

Dem çekeriz pirimizle

 

Son din Muhammed dini

Cahili yok eder kini

Zikrederiz hay ismini

Dem çekeriz pirimizle

 

Hüseyini de bir dost hali

Kullarda Hakk’ın cemali

Himmet et Muhammed Ali

Dem çekeriz pirimizle

 

BİLMİYORUM

 

Dünyaya gelen bir özüm

Hem garibim hem öksüzüm

Çift sürecek yok öküzüm

Ne söylesem bilmiyorum

 

Bilgisayar telefonu

Ah teknoloji oyunu

Bulmuş sağacak koyunu

Ne söylesem bilmiyorum

 

Bak Batı’da Bak Doğu’da

İşsiz baba oğlu da

Para kazanmaz çoğu da

Ne söylesem bilmiyorum

 

Ekmek yoksa pasta yiyin

Vakko’dan elbise giyin

Hüseyni hayalcı deyin

Ne söylesem bilmiyorum

 

SEVDAMIZ BÖYLE

 

Yüce dağ başında bembeyaz kardan

O nasıl gönül ki vazgeçe yardan

Bir güzel çiçekle yetişen nardan

Uzar gider canım sevdamız böyle

 

Akıttım gözümde yaşım dinmedi

Gönlümün harını yar da bilmedi

Beraber ağladık o da gülmedi

Uzar gider canım sevdamız böyle

 

Hüseyni çalarım aşkla sazımı

Duyan bilir belki dost avazımı

Geçirdim içimde kışla yazımı

Uzar gider canım sevdamız böyle