HASAN GÖREN

Günümüzde yaşayan değerli halk ozanlarından birisiniz. Zengin bir kültürel birikiminiz olduğunu biliyoruz. Bizlere kısaca yaşamöykünüzü anlatır mısınız?

1933’de Kahramanmaraş’ın Afşin İlçesi’nin Emin İlyas Köyü’nde doğmuşum. Babam köyün ağası Kör Sadık’ın çiftçiliğini yapardı. Toprak ağanın, tohum ağanın, öküz ağanındı da emek babamındı. Hasat zamanı Kör Sadık gelirdi, dört teneke verimin birini babama verir, üçünü kendisi alırdı. Babam da o bir tenekelik mahsulü kahya hakkı, muhtar hakkı, bekçi hakkı derken dağıtıp açıkta kalırdı. Geçinemediğimiz için de yorganı sırtlayıp Adana pamuk tarlalarında soluğu alırdı. Babam vefat ettikten sonra bu yaşamı devam ettirmeme olanak olmadığı için, şöyle düşünmüştüm, eğer kendimi büyük şehire atarsam hiç değilse çocuklarım sıkıntı çekmezler. 1963’te Ankara’ya geldim. Müşerref Hekimoğlu sağ olsun ilk işe giriş dilekçemi yazdı. Devlet Tiyatrosu’nda işe girdim. 9 yıl memur olarak burada çalıştım. Sosyal konulu şiirlerimden dolayı, iktidar çevreleri benden rahatsız oldular. Vatandaşın derdini dile getirmek sana mı düşmüş, dediler, bana baskı uyguladılar. Beni işten attılar. 9 yıllık tazminatımı da ödemediler. Anlatsam çok uzun mevzular var da, ne yapacaksın işte. Netice şu ki bu çileli yaşam devam ediyor.

Karşıyaka’da bir gecekondu yapmıştım. Ankara Valiliği ise onu da tekrar kendi ellerimle yıkmak zorunda bıraktı. Okul olacakmış. Bu nedenle üzüntülü değilim.

Büyük halk ozanlarıyla, yazarlarla, çizerlerle yakın dostluğunuz olduğunu biliyoruz. Kendinizi iyi yetiştirmeniz yanında diğer ozanlardan da etkilenerek günümüzün yaşayan büyük halk ozanlarından birisi oldunuz. Etkilendiğiniz kişiler kimler? Parti, dernek, örgüt, kuruluş, kişisel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

1963’ten sonra İşçi Partisi’nin üyesi oldum. İşçi Partisi’nin büyük desteğini ve yardımını gördüm.

Ben köydeyken de nerede bilgili bir ünlü isim duysam yanına gider günlerce kalırdım. Bu şekilde birçok insan tanıdım. Bunlar benim gelişmemde etkili oldu. Elbistan’ın Gartarna Köyü’nde Tacim Dede vardı. (Arif Sağ’ın gidip ropörtaj yapıp etkilendiği, çok derin bilgileri bulunan dede). Ben çok sık giderdim Tacim Dede’ye. Günlerce yanında kaldığım dededen etkilenmelerimle yazdığım şiirlerim vardır.

Pir Sultan’ın, Şah Hatayi’nin şiirlerinden çok fazla etkilendim. Onların şiirlerini okuyarak büyüdüm, geliştim. Onların eserleri hep anlamlı, ilhamlıdır.

“Özümüzü bire bağlamak gerek / Irmak gibi coşup çağlamak gerek / Haksızın bağrını bağlamak gerek / Diye çağırıyor Pir Sultan Abdal” diyorsunuz bir şiirinizde. Pir Sultan’ın yaşam felsefesi, inanç dünyası, eylemi sizi çok etkiledi / etkiliyor. Nasıl bir etkilenme bu?

Fuzuli olsun, Seyit Nesimi olsun, Osmanlı’nın etkisi altında kalarak dillerini ağır tutmuştur. Bunları okumaya anlamaya tercüman ister. Halk onların şiirini çözemiyor. Pir Sultan bunlardan çok farklı. Öz Türkçe yazıyor tüm şiirlerini, herkes anlayabiliyor. Sözleri çok özlü. Gerçekçi olması, özellikle çok içtenlikle “Enel Hak” felsefesini savunması, bütün güzelliklerin insanda olduğunu şiirinde işlemesi beni etkiledi. Kuran-ı Natık sayılır insan, Alevi felsefesinde. Zaten ilk insan Adem’e meleklerin dahi secde etmesi insanın kutsiyetini gösterir. Tanrı insana ruhundan ruh, lisanından lisan verdiğini beyan eder. Kuran’da “Ben de Adem’in kalbine girdim sır oldum” diye bir ayet vardır. Alevisi Sünnisi “sana bu canı kim verdi” desem, “Allah verdi, ” diyor. Lisanını da Allah vermiş. O halde sen Allah’ın bir kopyasısın dediğimde, “haşa” diyorlar, gerici yobazlar. Melekler insana secde kılıyor. Secde kime kılınır? Allah’a kılınır. Hak Adem’de olmasaydı melekler ona secde ederler miydi?

Yani tasavvufta derinlikleri var, siz de onları görüyorsunuz?

Elbette Hacı Bektaşi Veli’nin görüş ve fikirlerine baktığımızda çağımıza ne kadar yatkın olduğunu görürüz. Özellikle insan sevgisi gerçekten kayda değer derinlikte.

Sizce halk ozanlığı nasıl başladı? Nasıl yayıldı? Günümüze nasıl geldi? Halk ozanlığı nedir?

Bazıları “dost elinden bade” içtikten sonra ozan olduklarını söylerler. Bu bence hurafedir. Bade ise nasıl bir bade bu? Diğer yandan kamil insanın gerçek sözü abıhayat niteliğindedir, diye bir deyim var. Yani kamil insanın gerçek sözü insana abu hayat suyu içmiş gibi neşe, ilham verir. Aşık eder kendini daha doğrusu. Aşıklıkta böyle başlar işte. Yoksa bir kıza sevdalanan aşığa gerçek aşık denemez. Biz ona “Baldır aşığı, karasevda aşığı” deriz. Ben onları “güz çiçekleri”ne benzetiyorum, çünkü güz çiçekleri açar ve hemen solarlar. Rüzgar gelir yapraklarını savurur gider. Ömrü az olur. Fakat insanı kamile aşık olan, gerçek bir pirden nasip alıp yola çıkarsa, Enel Hak aşığı olursa, Pir Sultan, Fuzuli, Kul Himmet, Nesimi, Yunus gibi. Onun aşkı işte ebediyete kadar devam eder.

Siz sevgiyi, insanı, Tanrı’yı, aşkı, aynı özde görüp bunların tümü bir potada erirse gerçek ozanlık olur, diyorsunuz.

Tabii, tabii.

Geçmişte halk ozanlarının bir kısmının (geçmiş ve günümüzde sizin gibi), sosyalist düşüncede en azından sempatisinde olduklarını biliyoruz. Günümüzde ise aşırı milliyetçiler, gericiler gibi ozanların daha fazla ilgi ve merak konusu olduklarını görüyoruz. Bunun sizce nedenleri nelerdir?

İktidar çevrelerinden yararlanabilmek için, TRT kanalından program yapabilmek için, reklamını yapabilmek için gerçekleri, halkın dertlerini dile getirmekten kaçınıyor bu tip ozanlar. Özellikle kaçınıyorlar.

Ahmet Taner Kışlalı Kültür Bakanı iken; “Ozanlar Semineri” olmuştu, Kızılay Türk-İş Konferans Salonu’nda. Orada Mevlüt Ihsani, Aşık Reyhani, Şerif Taşlıova gibi ozanlar “dudak değmez” yaptılar. Dudak değmez, dudaklara iğne koyup atışmaktır. Çaldı söylediler. Birbirlerine “nallarım sana, çullarım seni, koca köpek gibi hırlar durursun, boz merkep gibi zırlar durursun” gibi sözlerle atıştılar. Bunlardan sonra kalkıp birbirleriyle öpüştüler. Çok büyük bir başarıymış gibi bazıları alkışladılar ama, gerçek ozanların da zoruna gitti bu durum. Rahmetli Aşık İsmail Daimi, usül hakkında söz istedi. “Gerek tekke edebiyatında, gerekse halk edebiyatında böyle bir ‘iğneli’ ozan ve ozanlık görmedim” dedi. Onları yerden yere çaldı. Çok uzun alkış aldı. “Ben meslektaşımı köpek yaptıktan, şeytan yaptıktan sonra, besmele çekerek ondan uzaklaşırım” dedi. (Aşık Nesimi Çimen, Aşık Daimi’yle geldik bize. Bir de bir yağmur yağıyordu ki. Sabaha kadar muhabbet ettik, iki kaset doldurduk, bu toplantıdan sonra.)

Sosyal içerikli şiirleriniz hayli fazla. “Bağımsız Türkiye birleşmedikçe / Gerici akımlar körleşmedikçe / Gerçek demokrasi yerleşmedikçe / Özlenen hedefe varılamaz ki” diyorsunuz. Gerici akımların gelişmesinin nedeni sizce nedir? Bunlar nasıl körleşecek?

Ben bu konuda halkı suçluyorum. Fikret Otyam Cumhuriyet’ten emekli olmadan Orhan Kemal’le ilgili anılarını yayımladı. Mektep arkadaşlığından bahsetti. Orhan bana dede, diyor. “Fikret’çiğim insanlara öfkelenme, nedeni ise yüzde 99’u kültürden yoksun olduğundan kafadan hastadır. Hastaların ise kusuruna kalınmaz. ” Geçenlerde de Aziz Nesin de “Halkın %60’ı aptal deyince halk bana kızdı, eleştirdi, fakat şimdi halkın kendisi diyor ki, bu milletin %80’i aptal diyorlar” dedi.

İktidar çevreleri oy kaygısıyla halka demokratik bilinci, çağdaş bilinci vereceği yerde, onları uyutma yolunu seçmişlerdir. Halkın bağnaz, gerici olması siyasetçilerimizden kaynaklanıyor. Halkın suçu yok bence bu konuda.

Propaganda yapıyor siyasetçiler halk üzerinde. Halkı uyutuyorlar. Cennet, melek, öbür dünyayı bol bol işleyerek onların beyinlerine kazıyorlar. Özgür düşünmelerini engelliyorlar. Eğitimi yozlaştırıyorlar. Gericileştiriyorlar. Temiz vatandaşların dini duyguları sürekli istismar ediliyor. Halkı uyutanlar kendi çocuklarını en iyi imkanlarla da okutuyorlar. Avrupa’da okutuyorlar çocuklarını.

Bunlar karşısında aydınlara, yazarlara, ozanlara çok büyük görev düşüyor. Halkın bilinçli örgütlenmeye ihtiyacı var. Sömürü çarkının kırılabilmesi için örgütlenme şarttır.

Hırsız tilki halk emeğin çaldıkça / İşçi köylü per perişan oldukça / Fikir suçu yürürlükte kaldıkça / Gerçek demokrasi kurulamaz ki’’

Düşünce özgürlüğüne çok önem veriyorsunuz yani?

Fikir suçu ortadan kalkmadıkça ne ozan, ne yazar, halka gerçeği söyleyebiliyor. Söylerse 200 milyon para ve şu kadar da hapis cezası. Bitiyor adam, felç oluyor. Fikir özgürlüğü demokrasinin ön koşuludur, bana göre. Yoksa kandırmaca döner demokrasi.

“Kahpe felek bu mu idi dileğin / Ömür boyu çileyim / Bana gül diyorlar nasıl güleyim / Dost ağlayıp düşman güldükten sonra’’

Bu şiirinizde feleğe bir sitem var. Niçin ozanlar feleğe sitem ederler?

Aslında tabii felek diye bir şey yok. Birçok sorunu halk feleğe yüklemiş. Ozanlar da bunu işlemişler şiirlerinde. Elbette ki düşmanların gülmesi, dostların ağlaması üzülünecek şeyler. Kahredici şeyler, bunları da şiirlerimizde işlememiz adeta bir zorunluluk. Çünkü bizler hep güzelin, iyinin peşindeyiz. Duygu işçileriyiz. Ozanlık duygu işi tabii. Bizler de duygularımızı sazlara, sözlere döküyoruz.

“Vefasız yar mezarıma gelmesin / Boşa ağlamasın öldükten sonra”

Sağ iken kıymetimi bilmezse öldükten sonra ağlamasının anlamı yok ki. Sevgi hayattayken anlamlı, öldükten sonra sevginin de hiçbir anlamı ve önemi yok. İnsandaki güzellik Hakk’ın güzelliğidir. Can Hakk’ın, sıfat Hakk’ın, zat Hakk’ın. Ölününce Hak da çıkmış oluyor bedenden. O güzellik ‘Enel Hak’ görüşüyle Hakk’ın güzelliğiydi zaten. O gidince tümüyle çirkinleşme olur. En sevdiğin de olsa bir kere bakıyorsun bir daha bakamıyorsun. Ürperiyorsun. Çünkü güzellik kalmadı, sevilecek bir şey kalmadı.

 “Sırrını verme kalleşe / Özü çürük kalbi boşa / Pervanem düşmüş ateşe / Yanmadan tüter mi dersin” diyor Şah Hatayi. Yani herkese sır verilmez. Bize sır verilebilecek kişi olan dostlardan bahseder misiniz? Dostluk nedir, siz nasıl yorumluyorsunuz dostluğu?

“Canım kurban olsun halden bilene / Beyhude halimden bilmez bilmemiş” insan derdini kamile söylemelidir. Kamil insan seni dinler, gereken nasihatini de verir. Şöyle yap, böyle yapma, diye. Ama sen gider de cahile derdini yanarsan, halden bilmeze yanarsan, dillere destan olursun, seni rezil kepaze eder. Senin kabahatin, suçun olmasa dahi sana bir şeyler de ekler, seni zor durumda bırakır. Onun için Pir Sultan ve diğer ozanların da şiirlerinde geçen “kamille otur, kamille kalk” görüşü çok doğru bir görüştür. Özellikle insan-ı kamile sır açılabilir. İnsan-ı kamil olanlar dost tutulabilir. Cahille yoldaş olunursa menzile yetişilmez. Seni yarı yolda bırakır döner gider.

İsa bence önemli bir insan. Yabana atılmayacak sözleri var. Der ki İsa, “herkesi meyvesinden tanıyınız”. Meyvesi derken, konuşmasından, hareketlerinden, karakterinden, aklından tanıyabilirsiniz demek istiyor. “Koyun libası giyinen kurtlardan sakınınız” der, İncil’de. Yani sana dost gibi yaklaşıp düşman çıkacaklardan sakınınız, demek ister. Seni hüsrana uğratır. Sen dost olarak ona güvenirsin, güven duyarsın ya kalleş çıkarsa, üçkağıtçı çıkarsa, yandın. Hatta bu konuyu işleyen benim bir şiirim var;

 

Yanıpda yalancıya kandınsa

Sakın yalancıya kanma bir daha

Vefasızın çilesine yandınsa

Boş yere ateşe yanma bir daha

 

Bu bir uyarıdır.

Arifoğlu’ndan bir şiir okuyorsunuz, “Bana Bana” isimli kasetinizde. “Evme deli gönül giden tez gelir / Maşuktan aşığa cilve naz gelir / Yıl yıl yüze baksam az gelir / Bin yıl daha baksam kanan değilim”. Bu kanılmayan bıkılmayan sevgi ve aşkın gerçek kimliği nedir?

Gerçek aşk böyledir, hiç ölmez olur insan gerçek aşkı tadarsa. İnsan Pir Sultan gibi gerçek bir aşka sahip olursa ölümsüz olur. Gerçek bir sevgiye sahip olan birisi ebediyete kadar ölmez. Ben de o sevginin peşindeyim işte. Ölünceye kadar peşindeyim. Bu konuda da bir şiirim var. “Gül yüzünü döndür bana / Gül beni güldür beni / Ayağa düştüm baksana / Kaldır beni / Ben seni sevdim candan / Gönlüm ayrılmıyor senden / Kurtulmak istersen benden / Öldür beni öldür beni…”

 “Gönlüm alçak yükseklerde uçamam / Ağyarin elinden bade içemem / Alem bir yan olsa senden geçemem / Senin sevdan cümlesinden baş gelir bana.” Kim bu cümle sevdalardan baş gelen yar, sevgili, dost…

Esas sevgilidir o, esas aşk, her zaman, her yerde bulunmaz. Yani genel yakalanamayan mükemmeller ötesi bir şey. İşte tüm dünyayla değişilemeyen gerçek aşk ve sevgidir. Hep onun o aşkın peşindeyim. Cennet, gılman, huri hiçbir şey ama hiçbir şey gerçek sevginin yerini tutamaz, tutmamalı da.

Geçmiş sosyalist harekette yer almış kişilere karşı da derin bir sevginiz olduğunu biliyoruz. Peki nedir sizi kendine çeken bu ilgi?

“Bozuk düzeni kökünden, yıkmayınca bayram olmaz / Sömürgecileri toptan yakmayınca bayram olmaz / Hani demokrasi baban niçin işlemiyor, neden / Fikir suçu Türkiye’den kalkmayınca bayram olmaz / Kul Hasan Hüseyin, İnan gözlerimden akan al kan / Deniz Aslanlar mezardan kalkmayınca bayram olmaz. ”

Deniz Gezmiş olsun, Yusuf olsun, İnan olsun diğerleri olsun… bunlar hayatının çiçek baharında, halka feda ettikleri canlarıyla halkın davasını savunmuşlardır, mertçe, yiğitçe. Kendi çıkarları için değil, halkın çıkarları için mücadele ettiler. Halk için verdiler canlarını Türkiye’deki gerici güç, halktan yana olan o fidanları ve onlar gibi olan nice fidanları ezdi. Türkiye’nin tam bir demokrasiye sahip olabilmesi için, tüm düşüncelerin özgür ve serbest olması gerekir. Nasıl mikroplu bir yarayı bir doktor ameliyat edip temizlemezse, halkın iliğini, kemiğini sömürenler de temizlenmedikçe toplumsal sorunlar halledilmez.

Peki şu anda neler yaptığınızı öğrenebilir miyiz?

Ben Avustralya’ya gidip 8 ay kalmıştım, 1991 yılında. Göçmen Türk işçilerinin yaşadıklarını gördüm izledim. Onlarla konuştum, beraber oldum. Orada “devrimciyim” diyen örgütlerin de Türkiye’dekiler gibi çelişkilerini, azmanlarını, çatışmalarını gördüm. Orada konserler verdim. 4 tane kaset yaptım. Orada yazıp söylediğim bir şiirimi aktarmak isterim.

 

Kurtuluş Savaşı’nı beraber verdik

Kürdümüz Türkümüz Lazımız bizim

Niçin böyle yurtdışına savrulduk

Bu muydu alınyazımız bizim

 

Bizi yabancıya kul eylemişler

Paramızı geçmez pul eylemişler

Bize başka hal eylemişler

Kaybolan gerçek özümüz bizim

 

Ayrı ayrı telden çağırır türkü

Bitmezse kavga sömürü çarkı

Kimini kurt yemiş kimini tilki

Çakala yem olmuş kızımız bizim

 

Kul Hasan’ın vizesiyle düşlerim

Tepemize yaz gülleri isterim

Perdeler bozulmuş teller paslanmış

Akort tutmaz olmuş sazlarım bizim


Şiirim ve şiirlerimde de görüldüğü gibi bugün yozlaşan değerler karşısında tepkimi dile getirmeye çalışıyorum. Gerçekten de üzülüyorum, ülkemizin şu anda içinde bulunduğu duruma. Şu ana kadar 500 şiirim oldu. Bir kitap üzerinde çalışıyorum. Türkiye’de yaptığım iki kaset yanında yurtdışında yaptığım kasetler de var.

Halk ozanlarından bir Aşık Veysel’in, Ali İzzet’tin, Aşık Daimi’nin şiirlerini nasıl buluyorsunuz ?

Aşık Ali Özkan yazdığı sosyal içerikli şiirlerle büyük bir ilgi ve merak uyandırmıştı çevresinde. Değerli bir halk ozanıydı.

Aşık Veysel’le çok karşılaştık, bir çok konserimiz oldu. Bir gün Aşık Veysel’e “Artık yaşayan en yaşlı ozansın, üstat sayılıyorsun. Halkın sorunlarını dile getiren sosyal konulu şiirler yazsan iyi olmaz mı?” demiştim. Gerçekten halk ozanının görevi bu değil mi, çağımızın sorumluluğu için bir şeyler yapmamalı mıyız? Biz gerçekleri söylediğimiz zaman bizi sindirmeye yok etmeye çalışıyorlar. Bu konudaki fikirleriniz nedir diye sorduğumda “Kul Hasan ben korkuyorum” dedi. Veysel güçlü ozanımızdı. Veysel’den beklentilerimiz vardı. Aşık Veysel’in ölümüyle ozanlığın bittiğini söylüyorlar ama doğru değil. İnsanlık devam ettikçe ozanlık devam edecek.

 

Söyleşi: AYHAN AYDIN, 1995, Ankara

 Kervan Dergisi, Sayı 59, Nisan 1996, Sayfa, 4-5

 

ESERLERİ

 

Aşık Kul Hasan, Bana Bana, Can Dost Kasetçilik, 1994 (Kaset)

Aşık Kul Hasan, Yana Yana, Ada Müzik, 1996 (Kaset)

 

ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER

 

Beni Beni

Senden ayrılalı pirim sultanım

Ne hallere düştüm gel de gör beni

Sevdana düşeli arttı figanım

İçin için yandırıyor kor beni

 

Bağrım yara ciğerimde ok benim

Saymak ile bitmez derdim çok benim

Pirim senden başka kimsem yok benim

Gurbet elde garip koyma sor beni

 

Hasret gurbet gül benzimi soldurur

Gözyaşlarım ummanları doldurur

Bu dert beni çeke çeke öldürür

Kara toprak karıncalar yer beni

 

Kul Hasan’ım ağlar yüzü hiç gülmez

Hal ehli olmayan halimden bilmez

Asılsa yüzülse gerçekler ölmez

Gerçeklere yoldaş eyle pir beni

 

 

 

 

Gerek

Çok sabrın sonu kabir sultanım

Sabır zincirini kırmamız gerek

Hasretleri kavuştursun merdanım

Ölmeden murada ermemiz gerek

 

Mezar taşımıza baykuş konmadan

Yakasız gömleği giyip donmadan

İçte yara kangrene dönmeden

Tabibini bulup sarmamız gerek

 

Tabipler tabibi Haydar-ı Kerrar

Aşk derdinin onda her çaresi var

Hacı Bektaş Veli Pirimiz Hünkar

Pirimizden himmet almamız gerek

 

Gerçek Aşıkların sazı telinde

Muhammed Ali’yi söyler dilinde

Kul Hasan’ım gerçek yolunda

Seve seve can başa vermemiz gerek

 

Kurulmaz ki

Sermaye düzeni yıkılmadıkça

Halka dönük düzen kurulamaz ki

Yabancı üst yurttan sürülmedikçe

Korkusuz bir rüya görülemez ki

 

Bağımsız Türkiye hürleşmedikçe

Gerici akımlar körleşmedikçe

Gerçek demokrasi yerleşmedikçe

Özlenen hedefe varılamaz ki

 

Hırsız tilki halk ekmeğin çaldıkça

İşçi köylü per perişan oldukça

Fikir suçu yürürlükte kaldıkça

Gerçek demokrasi denilemez ki

 

Kurtuluş savaşı verilmiyorsa

Halka dönük düzen kurulmuyorsa

Mebus işçi gibi yorulmuyorsa

Halkın yaraları sarılamaz ki

 

Kul Hasan’ım halka danışmadıkça

Gerçekleri tek tek konuşmadıkça

Örgütsel eyleme dönüşmedikçe

Sömürünün çarkı kırılamaz ki

 

Dünya Uluslarına Çağrı

Yirminci yüzyılın insanlarıyız

Dünya sulh içinde bayram olmalı

Atom tahriplerin kaldırmalıyız

Laiklik dünyaya sultan olmalı

 

Demokrasi insan öldür demiyor

Açılan gülleri soldur demiyor

Hür bağımsızlığı kaldır demiyor

Herkes hür bağımsız bir can olmalı

 

Dünya sulh içinde yaz olmalıyız

El ele çalışıp hız almalıyız

İnsan haklarını hak bilmeliyiz

İnsan insanlığa hayran olmalı

 

Aşık Kul Hasan’ım sinemi yaktım

Halkın derdi ile eridim aktım

Dört kitap okudum Kuran’a baktım

Sağlar hastalara derman olmalı

 

Gülelim

Aziz dünya halkları günaydın

Ağlayanı güldürelim gülelim

Dünya diktatörü yamyamdan azgın

Fitneleri öldürelim gülelim

 

Sulh içinde doğu batı bir olsun

Silahsızlanalım dünya hür olsun

Derya gibi kan dökenler kör olsun

Akan kanı dindirelim gülelim

 

Hukuk dışı diktatörlük süreni

Vicdansızca insanları kıranı

Halk sırtına binip hak sömüreni

Sırtımızdan indirelim gülelim

 

Laiklik özgürlük hukuk var olsun

Hukuk yasa tanımayan kör olsun

Her fert varsın sevdiğine yar olsun

Kadehleri dolduralım gülelim

 

Kul Hasan der çalış sulh yap davayı

Özlemim hatamı ey emmi dayı

Doğu kuzey batı güney dünyayı

Yaz bahara döndürelim gülelim

 

Öldükten Sonra

Çiçekli yaz bahar gelse bana ne

Nidem benim gülüm solduktan sonra

Benim için dünya bir çilehane

Hasret kıyamete kaldıktan sonra

 

Kahpe felek bu mu idi dileğin

Ömür boyu yaşam boyu çileyim

Bana gül diyorlar nasıl güleyim

Dost ağlayıp düşman güldükten sonra

 

Aşıkım ya her güzele dost demem

Bülbülüm gül ağlamazsa gam yemem

Cennet huri gılman verse istemem

Ben dosttan ayrı kaldıktan sonra

 

Kul Hasan ahım yerde kalmasın

İkrarsız pirsizin yüzü gülmesin

Vefasız yar mezarıma gelmesin

Boşa ağlamasın öldükten sonra

 

Ayrılmayın Türk Gençleri

 Ayrılmayın Türk gençleri

Laiklikten kardeşlikten

Ayrılan cahil serseri

Laiklikten kardeşlikten

 

Gazi Kemal geldi doğdu

Düşmanı vatandan koğdu

Atamız ayrılman dedi

Laiklikten kardeşlikten

 

Kul Hasan’ım elimde saz

Kardeşlik bahar ile yaz

İnsan olan ayrılmaz

Laiklikten kardeşlikten

 

KAYNAK: Günümüz Alevi Ozanları, Ayhan Aydın, Sayfa: 234-243,

CEM Vakfı Yayınları, İstanbul 2004