HASAN AKIN

Tahtacı Türkmen Ozan
(1928-6 TEMMUZ 1999) 

AYHAN AYDIN

 

Anadolu; ozanlar, dedeler, evliyalar dervişler yurdu…

 

Bu toplumu ayakta tutan onlara moral veren, onlara aşk, sevgi aşılayan şairler ozanlar olmuş yüzyıllardır.

Güzel Antalya ilimize geldik. Birkaç dostumuzu tanıyorduk. Şimdi giderken daha fazla tanıdıkla dönüyoruz ki bu benim için büyük mutluluk.

Ali Beyi tanıyorum, Muharrem Yazıcıoğlu’nu tanıyorduk. Şimdi  artık ozanlar yazarlar derken Keskinli Aşık Haydari, İsmail Eroğlu zaten Fikret Beyi tanıyorduk ama hiç yüz yüze görüşememiştik söyleşi yaptık, Musa Seyirci… bu güzel dostlarla tanıştık görüştük.

Bu arada dediler ki daha bir çok değerimiz var Antalya ilinde bir de sizi söylediler.

Başımız gözümüz üstüne dedik biz onun ayağına gideriz, ne kadar bu yola hizmet etsek azdır. Hele hele bu yola hizmet etmişlerle konup göçmek, söyleşmek, bilgi almak ne büyük mutluluk!

Dün  geldik rahatsızdınız. Bugün daha iyisiniz, sevindim.

İnşallah bu tedavilerden bir netice alırsınız da daha iyi olursunuz.

Üretkensiniz.

Eserleriniz kitaplara dönüşmeli. 

Sağlığınıza kavuşur gene toplumla, milletle, devletle, kültürle iç içe bir yaşamı devam ettirirsiniz.

Umutsuzluk karamsarlık yok.

Yaşama sevinci devam edecek, diyorum ben.

Az değil sanıyorum 30/40 yıl bir hizmetiniz var devlet memuriyetinde.

Ve dürüstlüğünüzle, çalışkanlığınızla örnek alınan bir insansınız.

Öyle anladım, öyle hissettim, öyle okudum.

 

Aslen nerelisiniz? Antalya yöresindenim. Belli bir yerim yok. Hangi çalı dibinde doğdum bilmiyorum.

 

Ne derlermiş size? Tahtacılar. Tahtacı Türkmenlerindenim. Ama ben o mesleği yapmadım. Bana Hasan Akın derler. Bir çok arkadaşım adımı bilmez ‘şair’ diye hitap eder. Yıllardır hemen hemen her gün şiir yazdığım günlerim oldu. Her konuda.

Türk Halk Şiirini ileriye taşımak amacındayım.

Fakat talihsizlik mi diyelim? Beceriksizlik mi diyelim?

Böyle bir türlü on on beş bin şiir kitaplaşmadı daha.

İşte görüyorsunuz öyle duruyor. Dosyalar dolusu.

Tam kitaplaşacak yerde ele alacağım kararımı verdim, eşim hastalandı. Kanser oldu. 3 sene onun peşinde koştum. Şiirlerimi ele alamadım.

Şimdi de görüyorsunuz rahatsızım.

Bir türlü şiirlerimi ele alamıyorum.

Hani okuyan işin uzmanları anlar, benim şiirlerim diğer ozanların şiirlerinden farklıdır.

Bir kere dil aşırı Öz Türkçe’dir.

Karşılığını bulduktan sonra hiç yabancı sözcük kullanmam.

Türkçe olduğuna inandığım yaygın olan sözcükleri de kullanırım.

Yazdım. Çizdim. İşte görüyorsunuz.

Ben de yapayalnızım.

Çok sıkıntıdayım.

 

Sıkıntılar direk direk olmuş arşa… ama yaşayacağız, mücadele vereceğiz. Hayata karşı direneceğiz. Sizin bir meramınız, bir hedefiniz vardı. Onu kaybetmeyin. Bunlar topluma mal olsun. Çaba gösterin. Çabayı  bırakmayın,  derim.  Sağlığıma kavuşsam hemen ele alacağım.

 

İnşallah sağlığınıza kavuşursunuz. Tedavi de oluyorsunuz. O yüzden peşinen karamsarlık yok.

Kaç yaşındasınız? 71 yaşındayım.

 

Çocukluğunuzda neler yaptınız? Kimleri gördünüz? Ananız, babanız, aileniz nasıldı? Elmalı’nın Akçaeniş Köyü’ne yerleştiğimizde, yerleşik düzene geçtiğimizde, 8/10 yaşlarındaydım. Biz bu yöredeydik.

 

Ne yöresi? Antalya yöresi, Serik, Gediz. Ondan sonra bizim millet oradan toprak almaya başlayınca babam da aldı. Oraya yerleştik. Köyümüze 1,5 saat bir köyde bir ilkokul vardı. Elmalı’nın onca köyünde bir ilkokul vardı. Bir  köyde. Zümrütova. O zamanki adı Bayat. Oraya gittim ben. 5-10 köyün 1 öğretmeni vardı. Bir okulun bir öğretmeni vardı. O okulda 3 sene okudum.

Sonra beşinci sınıftan diploma aldım. Yaşımın ufak olmasına bakmadılar, beni köy katibi yaptılar.

7 sene köy katipliğim var.

43 sene de maliye memurluğum var. Yani yarım asır çalıştım.

O köy katipliği sırasında şiirler yazardım. Okullarda okuturdu öğretmen.

Benim şiirlerimi okuturdu. Hiç unutmam, Yük Gazetesi diye bir gazete gelirdi köylere. O gazeteye bir şiir yazdım. Bir ay mı geçti, daha çok mu geçti  bilmiyorum. Gazete bana bir yanıt verdi. 10/15 yaşlarında insan saz çalabilir, keman çalabilir, fakat şair olamaz’ dendi yanıtta.

Bu benim şevkimi kırmadı daha özendirdi.

Aradan 5/6 ay geçince bir şiir daha yazıp gönderdim. Geçmiş gündür, 25 lira mı, 25 bin lira mı? Her halde 25 liradır. Bana bir para gönderdiler. Şiirimi yayınladılar gazetede.

Bu sözlerimden anlaşıldığı gibi şiire çok ufak yaşta başladım.

 

Peki Akçaeniş’te ilk yerleştiğiniz zamanlar oradaki insanların durumu, vaziyeti, inançları, eğlenceleri hatırlıyor musunuz? Kendi aileniz hayvancılık mı yapardı? Tarım mı yapardı? Çiftçilik yapardık. Bir çokları da orman işçiliği yapardı. İlkbaharda  gider, sonbaharda köye gelir. Dağda kazanır köyde yerlerdi. Biz  bunu yapmazdık, biz hep çiftçilik yaptık. Yarı aç yarı tok. Öyle oldu öyle gitti.

 

Annenizden babanızdan nasıl bahsedersiniz? Annem erken öldü. Babam dul kaldı. Babamı evlendirmeye kalktılar arkadaşları. ‘Ben şahinle et yedim, karga ile bilmem ne yemem’ diyerek evlenmedi adam. İşte özetlersek hayatım perişanlıkla geçti.

 

Perişanlıkla geçti diyorsunuz. Mutlu günleriniz oldu, aileniz oldu, onlardan bir bahsedin. Tamam çile çektiniz bizde çekiyoruz. Ama şöyle onurlu bir yaşam bir dürüstlük, bir çalışkanlık, bir arkasına baktığı zaman en azından ‘lekem yok’ diyebiliyor mu herkes? Kaç kişi diyor? Memuriyetimde çok sevildim.  Maliye Muhasebe Müdürlüğü Baş Veznedarı idim. Yanımda beş altı tane arkadaş çalışıyordu. Onlara, o Sünni arkadaşlara dünya ve ahret görüşlerimi aşıladım.

Kendi dünya ve ahret görüşlerimi, haklı  bulunmak koşuluyla aşıladım. Onların gittiği yolu eleştirirken en sonunda, haklı sınanca dahi ‘amirim’ dedikleri çok oldu.

Siz Aydın Bey Alevi misiniz? Evet, annem, babam Alevi.
Şimdi bir arkadaşım bak oraya dosyasını koydu. ‘Yazdığım şiirleri düzelt’ diye. Bakıyorum, kelime hatası düzeltmeye çalışıyorum. Fakat ben Alevi şair arkadaşlarla fikir ve inanç yönünden pek bağdaşamıyorum.

 

Hangi yönlerden? Tutuyor ‘Cettim Muhammet, soyum Ali’dir’ diyor, şiirde. Ben  bir kere Türk’üm.

Anadolu ulularını Hacı Bektaş başta olmak üzere ben Arap ulularına değişmem. Yani dininden geçsem, Türklüğümden geçmem. Hacı Bektaş’ın amacı da bildiğiniz gibi,  Türk Ulusunu Araplaşmaktan kurtarmaktı. Amacı bu. Duaları Türkçeleştirmiş. Hacı Bektaş Veli hacıya gitmiş değil.

 

Bu sıfatı niye almış? Taraftar toplamak için. İşte ben Anadolu Ulularını Arap Ulularına değişmem.

Ehlibeyt’e karşı saygım vardır. O da kıyıma uğradığı için. Yani iyi insanlar. Haksızlığa uğrayanın yanında olması gerek. Onun için saygım vardır. Yani Ehlibeyt’ten, Ali’den, Hüseyin’den, Hasan’dan bana şefaat olacağına hiç inanmam.

Bir gün bizim derneğe gittim. Derneğin üyesiyim.

 

Hangi dernek? Hacı Bektaş Veli Derneği’ne.

Kapının camına Hz. Ali’nin kılıcının resmini yapmışlar. Bayağı da kalabalık. Çalıp söyleşiyor, gençler.

Ortalık durulunca söz aldım. ‘Yahu canlar siz bu kapıya bu kılıcı niye koydunuz?, elin adamı bu kılıçtan şu anlamı çıkarır; biz buyuz bizden olmayanı keseriz. Hz. Ali’ ye karşı sevginiz saygınız büyük buna bir şey diyemem ama onun kılıçtan başka değerleri, özdeyişleri değerli sözü yok muydu?’

15 gün sonra bir daha gittiğimde o kılıcı almışlardı.

Hem hoş görü sahibiyiz iddiasındayız, hem de ‘insan öldürüyor, şu kadar kişiyi öldürdü’ diye Ali’yi övüyoruz. Ama o keyfi öldürmemiştir belki. O zorlanmıştır, sürüklenmiştir, olabilir. Bunları ifade edemiyorum, rahatsızım.

 

Çok erken yaşlarda yazmaya başladınız. Sürekli yazdınız, sürekli yazdınız… Peki okudunuz mu? Dinlediniz mi? Kimleri tanıdınız? Hangi ozanları sevdiniz? Hangi yazarları sevdiniz? Nerelerden etkilendiniz? Hiç mi etkilenmediniz? Olabilir ya kendiliğinden mi oldu bu şiirler, bu eserler? İlk Karacaoğlan’ı okudum. Daha şiir yazmazken, 12 yaşlarındaydım. Karacaoğlan okudum, çeşitli kitaplar okudum. Arz ettiğim gibi rahatsızlığım yüzünden ‘şunu okudum, şu şairi tanıdım’ demem mümkün değil. Zor konuşuyorum.

Gördüğünüz gibi şu ufacık evde kitaptan geçilmiyor ama kitap neye yarar okumadıktan sonra?

 

Zamanında okudunuz tabii? Zamanında okuduk ama şimdi okuyamıyorum üzülüyorum.

 

İnşallah sağlığınızdan sonra devam edersiniz.Peki şiirlerinizde hemen her konudan eserler var. Çıplak bir şekilde  görülüyor. Atatürk, demokrasi, laiklik, özgürlük, insancıllık, dostluk belki aşk. Bunları gördüm ben belki hepsini okuyamadım ama dosyalarınıza göz gezdirdim dün. Türbanlı diye bir güzel şiiriniz var, Atatürk’e de bir güzel şiiriniz var. Bunlar çarpıcı örnekler. Yani belli temaları daha mı çok seviyorsunuz? Mesela Atatürk veyahut demokrasi gibi konular üzerinde daha çok duruyorsunuz sanırım. Yoksa benim incelemediğim başka şeyler var mı? Atatürk’ e hayranım.

İnsanlığı dostluğu en büyük yakarış sayarım.

Dün geldiniz, bugün de geldiniz, benim inancıma göre bana gelmekle en büyük ibadeti yaptınız. Benim inancım budur. İnsanlara hizmet eden, insanları seven, yaşlıya saygı,  gence sevgi gösteren insanlar benim indimde dindardır.

Benim ceddim budur. Din sevgidir. Dinin amacı insanların birbirlerini sevmesi saymasıdır. Neden bütün peygamberler Arap yarımadasında olmuş? Niye  Anadolu’muzda, Asya’da, Avrupa’ da peygamber çıkmamış? Bunlar insanları o günün koşullarında düzeltmek için yola çakmışlar. Bunları konuşmakla ben benim fikrime herkes uysun demek istemem. Fikrimi konuşuyorum.

Bizim topluma gelince, belli kişiler kendi çıkarına göre hareket etmiş. Toplumu derleyip toplamak yoluna gitmemişler.

Dedeler yalan, yanlış bu töreyi bugüne getirmiş ama getirdiği töre olumlu değil. Sadece onların iyi yanı, bu töreyi öldürmemişler.

Çalışmışlar, çabalamışlar. Fakat belli bir kitabımız olmadığı için kimi dede böyle demiş, kimi dede böyle demiş… fikir birliğine gidilmemiş.

Sonra sindirilmişiz. 43 sene Maliye Memurluğu yaptım. Bu 43 sene içinde belki 5 veya 6 Alevi Vali geldi Antalya’ya. Hiçbir vali ‘ben Alevi’yim’ demedi.

Alevi mahallelerine gidip de hal hatır sormadı.

Bizde sivrilenler kendini toplumdan soyutluyor.

O yetişen adamlar Alevi’den yetişmiş olmuyor. Çünkü ‘ben Alevi’yim’ demiyor ki adam.

Bu yüzden hep ezilmişiz, hep ezilmişiz. Hani aklı başındaki insanlar ‘ben de buyum, ben de Alevi’yim, vali olarak buraya geldim’ demiyor.

Bir Alevi mahallesine, Alevi köyüne gidip hal hatır sormadılar.

Çok acı bu bence.

 

Normalde neyi seversiniz? Sağlığınız yerindeyken, işiniz gücünüz varken ne yapardınız? Doğayı her halde seviyorsunuz? Çok severim. En az bir saat yürüyüş yapardım günde. Daireden 17.00 de çıkardım, 20.00 de eve gelirdim. Yürürdüm. Ayaklarıma gücüm yetiyordu.

Ailede huzuru çok severim. 51 sene eşimle geçindim. Cahil bir kadındı fakat hatasına bakmazdım. Hoş görürdüm.

Çünkü iyi yanı da vardı. Aramız  açılır, yatağımızı ayırdık mı 1 gün, 2 gün kalır, 3.üncü gelir ‘yahu sen benim gibi bir cahile uyup da niye kırgın duruyorsun?’, der beni yumuşatır, gönlümü alırdı. Bu yönlerinden hoşnut razıyım.

 

Nur içinde yatsın diyelim. Bunlar herkesin başına geliyor maalesef. Ölüm çok zor, ağır bir şey.

Sağlığınız yerine gelirse ne yapacaksınız? Dünyanın kanunu, doğanın kanunu. Dünyanın insana verdiği çok ağır bir sabır sınavı. 50 yıl aynı evde yaşa sonra kaybolsun, hayat arkadaşın. Bunları düşündüğün zaman az değil tabi çok ağır şeyler. Ana baba öyle, yar öyle, çocuk öyle ne olacak böyle? Yok olup gideceğiz.

 

Ama ne mutlu ki size düşünceleriniz duygularınız var. Ve onları şiir gibi güzel bir şeye döküyorsunuz. Bence en büyük mutluluk bu. Dünya da bir şey bırakmak. Dünyada, yeryüzünde bir şey bırakan insanlar yaşıyor. Diğerleri yaşamıyor maalesef. Şu anda en büyük sorunum demin de söyledim, şu gördüğünüz şiir yığınlarını kitaplaştırmadan ölürüm diye, endişe ediyorum.

 

Ölmezsiniz. Endişelenmeyin, diri durun. İnşallah  sağlığınıza kavuşursunuz da Kültür Müdürlüğü, diğer ozanlar, yazarlar, bir el birliği yapsınlar da bunları bastırsınlar.

Bunların yayınlanması lazım, dile gelmesi lazım, kitap olması lazım, dergilere girmesi lazım. Kolay yetişmiyor, kolay bulunmuyor. Dostlarınız var şüphesiz, ozanlardan yazarlardan kimleri tanıyorsunuz? Öz geçmişimde de anlattım. Yıllardan beri şiir yazdığım halde ben dışa açılamadım. Valilikçe şiirlerim okullara dağıtıldı. Bütün Antalya iline. İşte dışarıya açılamadım içime kapanık yaşadım.

 

Biraz da kendinizden buluyorsunuz. Dışarıya açılamadım.

 

Antalya’nın dışında başka şehirlere gittiniz mi? İstanbul’a gittim. Görevli olarak her sene 4/5 kere giderdim. İstanbul’dan para/pul getirirdim. Benim maliyede çalıştığım birim devlete ait bütün değerli kağıtları, nüfus cüzdanı, pasaport, evlenme cüzdanı dağıtan bir yerdir. Ben Maliye’nin Muhasebe Müdürlüğünde çalıştım. Vergi toplamadım. Vergi Daireleri topladığı parayı bizim hesabımıza yatırırdı. Benim meslek buydu.

 

Ne yapardınız orada? Veznedar derken siz orada para işleri ile mi uğraşıyordunuz? Yoksa bu kağıtlarla mı uğraşıyordunuz? Para da var işin içinde. Bu kağıtları verirken bedava vermiyorsunuz ki. O kağıtları, diyelim ki pasaport, emniyete veriyoruz. Zimmetle emniyet pasaportu sattığında parasını getirip bize yatırıyor. Nüfus cüzdanlarını Nüfus Müdürlüğüne veriyoruz. Cüzdanları satıyor parasını bize yatırıyor. Hep değerli kağıtlar böyle. Bizim yerin bir adı da Mal Sandığı.

 

Evet yarım asırlık bir çalışma hayatı. Zor günler, çileli günler. Tabi devlet memurlarının maaşı ne ki? Zorluk içinde yaşam. Kıt kanaat geçim. Şükür ki bu evi de başka yollu yaptınız. Babamdan kalan evi sattık. Bu evi aldık.

 

Yoksa onu da alamayacaktınız, memur maaşıyla? Ondan 5/10 dönüm yer kalmasaydı onu da almamız mümkün değildi.

 

Çocukluğunuzdan itibaren Akçaeniş’e  gidip geliyor muydunuz bu arada? Sene de en az 2/3 kere gidiyordum. 3/4 senedir eşim hastalandı, ben hastalandım, gidemez oldum.

 

Akrabalar var mı orada? Bacanak var, yani tam hısımım yok.

 

Tanıyorlar sizi? Tanırlar.

 

Başka hangi köyler var Antalya’nın yakınında? Zeytinköyü Mahallesi var. Şurada ileride Karatepe var. Kumluca’ya doğru gittik mi, Beşikçi var. Hızır Kahya var, Gökbük var, Çatallar var. Aklıma gelen bunlar. Daha da vardır.

 

Bu Antalya’yı a’dan z’ye tabi ki gezdiniz gördünüz, içini, müzelerini, insanlarını. Bu kadar millet geçmiş buradan, nice nice devletler kurulmuş yıkılmış. Ve bizim millet gelmiş. Evet dedik ya Türk Kültürü var, Hacı Bektaş var, Atatürk var ‘ben evvela Türk’üm’ dediniz Atatürk’ten önce.

Ama bakıyoruz maalesef istenen yere gelememişiz.

Bir bakıyoruz büyük büyük devasa tiyatro salonları 5000 yıl önce, 2000 yıl önce yapılmış. Daha sonra bizim millet geliyor bunu geliştiremiyor. Neden bunu geliştiremiyor? Demin ben bunu bir nebzecik söyledim. Bizde sivrilenler aklı başında olup da yetki sahibi olanlar, kendini bizden soyutlamış, sahip çıkmamış.

Vali olduysa da, bakan olduysa da, ne olduysa da ‘ben bu toplumdan değilim’ demiş. Karşıya yanaşmış. Sebep bu. Yani biz ‘bak bizden de bir vali var’ diyememişiz. Sebep bu. Verileni toplayamamamızın nedeni, sebebi bu. Bizde sivrilenler yetki sahibi olanlar kendini bizden soyutlamış, bizi dışlamışlar. Yani biz bizi dışlamışız önce.

 

Peki ne yapacağız bu iş karşısında? Şimdi bu iş karşısında yapacağımız, sizin gibi gençlerin yılmadan, yorulmadan uğraş vermesi.

Eğitim, eğitim, eğitim… ‘Ben Aleviyim’ demeye utanmayacak  duruma gelmeliyiz.

‘Aleviyim’ demeye benim gençliğimde utanılırdı.

Herkes kendini gizlerdi. Bir şık daha arz edeyim size; diyelim ki şurada bir cem evi var. Cem evininde 300, 500 metre uzağında cami var. Camiye bomba konmuş. Örnek veriyorum, böyle bir şey yok.

Deseler ki ‘bu camiyi bombalayan Alevilerdir’ 100 kişi bunu yaptı dediğinde 1000 kişi Alevi bu işi yapmaz’ dedirtmek zorundayız.

O kadar dürüst çalışkan, Atatürk İlkelerine bağlı bir toplum yetiştirmek zorundayız. Yoksa sonumuzu iyi görmüyorum.

Bu dediklerim olmazsa iyi görmüyorum. Olursa iyi görüyorum. Öyle olmalı ki bir mahallede hırsızlık olayı oldu mu. Bunu Aleviler yapmıştır dendiği zaman en az karşıdaki mağdur olanlardan % 90’ı ‘Alevi bu işi yapmaz’ dedirtmeliyiz.

Bu neyle olur? Kendimizi dürüst vatanperver, Atatürkçü, laik olarak tanıtırsak, derim.

 

Gerçekten çok güzel ufuklar açtınız. Güzel mesajlar verdiniz. Gerçekleri dile getirdiniz. Gerçekçisiniz. Eğilip, bükülmeyle farklı görünmekle bir yere varamayız. Sorunlarımız neyse dile getireceğiz. Çözümler neyse onları haykıracağız, çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız.

Ozanı, çizeri, yazarı, gazetecisi, öğretmeni, eğitmeni, sanatçısı…

Ahlak değerleri yerle bir olmuş. Bombardıman. Bombalanan, Alevilerin ahlaki değerleri olmuş.

Çok sağ olun var olun. Bu  hasta halinizde bizi kırmadınız. Teşekkür ediyoruz. Ağzınıza sağlık.

 

Sağ olun, sağ olun. 2 kere geldiniz.

 

Görevimiz. Dediğim gibi rahatsız olacağız. Ben de rahatsızım. Öyle tahmin ediyorum ki Antalya’nın havası çarptı beni. 2 gündür sarhoş gibi bir halim var. Ama  geleceğiz. Çünkü bu yollar kalmamalı. Bu kitaplar çıkmalı. Bu değerlere sahip çıkılmalı. Eğer bunlara biz sahip çıkmazsak, eskilerin önü açılmazsa, yeni kuşaklarla eski kuşakların arası kapanırsa, bir daha da toparlanamayacak derecede tarihin derinliğine gömülür. Bu kültürde yerle bir olur gider. Çünkü genç, solcu da olur Atatürkçü de olur ama o kültürden yoksun olur. Alevi Kültüründen yoksun olur. Neden? Dedesi yok olursa, ozanı yok olursa, çizeri yok olursa, yazarı yok olursa kimden öğrenecek? Nasıl bağlantı kuracak?

 

Çok doğru söylüyorsunuz.

 

Sünni kökenli Atatürkçü’ler de var ama bilmez Aleviliği. Aleviliği bugüne getiren adamların değeri bilinmezde yok olursa, felaket olur abartmasız. Şu 5/10 yılda ne yapılırsa yapılır.

Eğer  yapılmazsa yaşlılar teker teker giderse, eserler bir köşelerde kalırsa, bu gençlerle eski kuşak arasındaki bağ kesilir. Bir daha da düzelemez. Ben o bilinçteyim. Yoksa başka bir şey değil. Bunu ben görüyorum. Gözüm görüyor aklım eriyor. Yani eğer bu bağlantıyı birileri sağlamazsa. Bu konuşmalar yapılmazsa, millete aktarılmazsa, kopukluklar devam ederse daha da felaket günler gelir bize. Neler  neler yaparlar. Her şeyi de yapabilirler. Çok zor. Ben öyle görüyorum. Geleceği daha da zor görüyorum.

Zamanımız var mı? Var.

 

İlk memuriyetim sıralarında Finike’de, Tahsilat Vergi Memuruyum. Karşı karşıya, Manavgat’lı Hasan Öz diye biri de memur.

Aynı birimin insanlarıyız mal müdürlüğünde.

Hasan Öz, günah diye evine radyo almayan softa. Ama dürüst adam. Devletin işine önem veriyor.

Hani gerici, geri kafalı, çalışıyor, işini yapıyor.

Boş kalıverdi mi benim yanıma geliyor. Adı Hasan ya ben de Hasan’ım, adaş. ‘sen bir de namaz kılmaya başlarsan’ ‘eee’ ‘şimdi yolda giderken güneşli havalarda Allah senin üzerine bulut gerer, seni korur, kışın da ısıtır’ .

 

Hata Bizim Kusur Bizim

 

Bize ‘Küçük Memur’ derler

Bilsek de hoş bilmesek de

Büyüklere mal ederler

Bilsek de hoş bilmesek de

 

Hata bizim kusur bizim

Halı değil, hasır bizim

Bu böyledir iki gözüm

Bilsek de hoş bilmesek de

 

Bilgi ile ne işin var?

Dalkavukluk yeter artar

(Burayı hatırlayamıyorum)

Bilsek de hoş bilmesek de

 

Eksik hatırlıyorum. Hastalığımdan toparlayamıyorum. Ağrı var buralarımda.

 

Kendi seçtiklerinizden kendi ağzınızdan şiirlerinizden dinleyelim. Bir okuyucunun seçtiği vardır, bir de yazarın sevdiği şiirler var.

 

Hay hay, seçtiğim değil, rasgele.

Seçersek kendi kendimi kayırmış olurum. Biraz da son çağımıza uygun.

Ağzınıza  dilinize sağlık.

Bitmez tükenmez güzellikler. Daha nice ömür var. tedavi olacaksınız. Ondan sonra kitapları ele alacaksınız.

 

İnşallah, inşallah ayağınıza sağlık. Ağrılarım biraz hafifledi.

 

Ben teşekkür ederim. Çok mutlu oldum sizi tanıdığımıza.

 

Doğayı çok sevdiğimi söylemiştim. Bir doğa şiirimi okuyayım.

 

KÜSMEM

 

Yıllar yılı acımasız davrandım

Doğa bana küsse ben ona küsmem

Ağaç alımına boşa mı yandım

Doğa bana küsse ben ona küsmem

 

İşim düştüğü an hep adını andım

İçimde ne varsa hep benim sandım

Günü birliğine onu kullandım

Doğa bana küsse ben ona küsmem

 

O iyi baktıkça ben kötü baktım

Güzeli güzelden yoksun bıraktım

Çevreyi kirlettim ormanı yaktım

Doğa bana küsse ben ona küsmem

 

Elimde silahım gözlemi kurdum

Zamanlı zamansız avlandım durdum

Gerçeği söylersek ben beni vurdum

Doğa bana küsse ben ona küsmem

 

Kamu çıkarını çıkardım attım

Bülbülü susturdum gülü ağlattım

Yeşili darılttım dağı kararttım

Doğa bana küsse ben ona küsmem

 

Bırakın tertemiz olursa yörem

Dupduru olacak denizim derem

Ölürüm de ben doğasız edemem

Doğa bana küsse ben ona küsmem

 

BÜYÜK ATAM

 

Çağdaşlık yolunda çok emek verdin

Bir de bu günlere bak Büyük Atam

Her güçlüyü yenip ereğe erdin

Nerede o evrensel şart Büyük Atam

 

Densizliğe demokrasi deniliyor

Özverili öze inme iniyor

Hakkı savunanın hakkı yeniyor

Ak açta asalak tok Büyük Atam

 

Devlet gelirleri güm güme gitti

Eşitlik kuralı büsbütün bitti

Çalışan kesimin umudu yetti

Çoğunluğun tadı yok Büyük Atam

 

El erki yönünden sıkıntımız var

Laikliğine dil  uzatıyorlar

Cumhuriyetine eksik diyorlar

Çoğunun işi lak lak Büyük Atam

 

Kimisi gerici taktı peşine

Din işleri girdi devlet işine

Arsız aymazların gir de düşüne

Ussuz başlara us sok Büyük Atam

 

Aklın önüne çektiler duvar

Görkemleri geniş görüşleri dar

Daha ötesini yazdırmıyorlar

Yakınacak konu çok Büyük Atam

 

Başka yol yok uygarlığa bakılır

Her işin içinden er geç çıkılır

Sanılmasın ilkelerin yıkılır

Yeter ki ocağı yak Büyük atam

 

Bırakın güvençtir Atatürkçülük

Güvence güvençtir Atatürkçülük

Sevidir sevinçtir Atatürkçülük

Bize vermiş seni Hakk Büyük Atam

 

SEVEMEDİM BEN

 

Şu dipsiz dünyaya geldim geleli

Sevgi bilmez yüzü gülmez güzeli

Değmemiş olsa da tek erkek eli

Vallahi Billahi sevemedim ben

 

Kimileri kötü amaç güderler

Doğruluk dururken eğri giderler

Boş olsa da şeytan doldurur derler

Can yakan silahı sevemedim ben

 

Çiftçiyim deyip de toprak eşmeyen

Ata kalıtını denk  bölüşmeyen

Şapka devrimine uygun düşmeyen

Fesimsi külahı sevemedim ben

 

Yazım kuralına ters tümce kuran

Dostunun gizini açığa vuran

Bilgiliyim diye kasılıp duran

Kültürlü salağı sevemedim ben

 

İnsan sevgisini erdem saymayan

Bir bilge olup da aymaz aymayan

Atılım yapmayan çağa uymayan

İlgisiz ilahı sevemedim ben

 

 

İşi düştüğü an arkadaş anan

Hoş görüldüğünde kandırdım sanan

İşine geldiği gibi davranan

Az duyan kulağı sevemedim ben

 

Bırakın çağ dışı çocuk okutan

Bağnaza bağlanan batıl yol tutan

Hastanın karnında makas unutan

Çalımlı cerrahı sevemedim ben

Bir de Uğur mumcu için yazdığımı okuyayım mı? Elbette.

Devrimci Yazar Değerli Uğur Mumcu’ ya

 

SELAM

 

Sonsuza dek solmayacak gülüm çok

Selam Atatürkçü Uğur Mumcu’ ya

Atatürk’çe ökelere ölüm yok

Selam Atatürkçü Uğur Mumcu’ya

Önem verirdi de alın terine

Yapıt yaydı yurdun her bir yerine

Bağlıydı Atatürk İlkelerine

Selam Atatürkçü Uğur Mumcu’ya

 

İnsan haklarının temel taşıydı

Ayık aydınların en çağdaşıydı

Laik düzen demokrasi başıydı

Selam Atatürkçü Uğur Mumcu’ya

 

Gönüllerde dikilidir anıtı

Şu görkemdir bu sağımın kanıtı

Dünya ondan kalem erki tanıdı

Selam Atatürkçü Uğur Mumcu’ya

 

Uygarın ufkunda yoktur ülküler

Onun için yanık olur Türküler

Hiç ölür mü gerçek Atatürkçüler

Selam Atatürkçü Uğur Mumcu’ya

 

Bırakın gene de cız var yürekte

Çok Mumcu var gelecekte gerekte

Yer almışlar erdemlerde erekte

Selam Atatürkçü Uğur Mumcu’ya

 

SÖYLEŞİ; 3 HAZİRAN 1999 ANTALYA.

OZANIMIZ, 6 TEMMUZ 1999’DA  VEFAT ETTİ.