GARİP ÜNLÜ

AYHAN AYDIN

Sevgili Ozanım ne zaman ve nerede doğdunuz? 1956 yılında Sivas Divriği İlçesi Susuzlar Köyü’nde doğmuşum.

 

Köyde ne kadar yaşadınız? Aklım erdikten sonra her rençber çocuğu gibi davarın, malın peşinde kırda bayırda, on iki yaşına geldik, ilk okulu da bitirdim. Tahminim o rençberlik zor geldi ki gurbetin ismi tatlı geliyordu bize; babamın razılığıyla değil de kendim, İstanbul’a kaçtım.

 

Hangi yıl? 1969.

 

İstanbul’da neyle karşılaştınız? İstanbul’a geldiğimde ablam bir bodrumda kapıcılık yapıyordu. Gidecek yerim yoktu onun yanına sığındım. Zaten bir bodrumdu bir merdiven altı var. Bakkal çıraklığı, terzi çıraklığı gibi işlerde çalıştım, bazen büfelerde tezgahtarlığı ayrı  bir iş olarak yaptım. Boş kaldıkça da nerde bir halk konseri varsa, duydukça, gördükçe oraya giderdim.

 

Ozanlarla tanışmanız nasıl oldu? O zamanlar Haydar Ağbaba gibi, Feyzullah Çınar’lar gibi ozanları, sanatçıları severdim,  onların konserlerine giderdim. Öyle böyle derken, Rahmetli Yoksuli’yle, Abdullah Papur’la tanıştım önce. Birkaç konserde bana da program verdiler. Her aşığın bir mahlası var dediler, Yoksuli dedi ki, benim asıl adım Tevavi, herkese bir mahlas veriyorlar, sana da Aşık Garip diyelim, dedi. Olsun dedik, ben de kabul ettim, madem ustalarımız böyle söylüyor, ben de kabul ediyorum, dedim. O aralar bu mahlasla sahne aldım. O zamanlar Birlik Partisi vardı, halk konserleri oluyordu. Emekçi’yle, Yoksuli’yle, Abdullah Papur’la birlikte konserlere gidiyorduk. Birlik Partisi konserlerine giderdik, konserler de rahmetli Daimi de vardı.

 

Bu uzun sürdü mü? 1979 Maraş Katliamı’na kadar bu konserler devam etti.

 

Halkın ilgisi nasıldı? Çok yoğun geçerdi konserler. Bin kişiliden aşağı olmazdı. Konserler çoğunlukla Beşiktaş’ta Kambur’un Yeri, diye bir yerde olurdu. Açık Hava Tiyatrosu, Tepebaşı Gazinosu, Spor Sergi Salonu’nda da konserler olurdu.

 

Ne aralıkla yapardınız konserleri? Dernekler, partiler yaptıkları için onlar bizi ne zaman çağırırsalar bizler de giderdik.

 

Birlik Partisi’ne halkın ilgisi nasıldı? Kalıplaşmış, belli bir kesim vardı. Baraj sistemi yoktu. Birlik Partisi’nin nerden baksanız on on iki milletvekili çıkarma gücü vardı. Ama oylar dağılmasın diye, Birlik Partili olup ta CHP’ye oy veren vatandaşlar da vardı. Ecevit, Karaoğlan imajı vardı.

 

Ozanlarla diyaloglarınız nasıldı? Diyaloglarımız çok sıcak ve can içiydi. Birbirlerimizi hakir görmezdik, bizim aramızda “büyük ozan – küçük ozan” yoktu. Birisinin eseri çok, diğerinin eseri az, diye kimse birbirine bakmazdı. Günümüze baktığımızda bütün bunlar laçkalaştırmışlar, şimdi. Bu arada 12 Eylül geldi, Maraş Katilamı’ndan sonra. Haliyle emekten yana düşünen insanları, bizim gibi halkın malı olanların kimisini astılar, kimisini hapislere tıktılar, kimisi de yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Şunu özellikle belirteyim, Emekçi’nin yurt dışına gitmesi için Aşık Daimi çok emek verdi. Aşık Daimi’yi sadece deyişlerinden tanıyanlar onun her yönünü bilemiyebilirler, bana göre Aşık Daimi yürekli bir devrimciydi.

Bu arada beni yakaladılar, Emekçi’yi sordular bana, Emekçi’nin sabah akşam Almanya’ya gitmesi gerekirken dört gün onu sakladım. Sirkeci’de kalıyorsa ben başka bir yer söylüyordum, onları atlatıyordum, bu arada yurt dışına gitti mi, gitmedi mi diye merak ediyordum.

12 Eylül olmuştu; 12 Eylül’den 1981 yılına geçtik. Ben bir konser yapmak istedim. Bugün ki aklım olsa belki yapamazdım. Bir konsere Mahzuni’ye, İhsani’yi, Selda’yı… böyle türküleriyle sivrilmiş insanları düşündüm, programa koydumdu.

Dünden Bugüne Aşık Garip’in Sanat Gecesi ismiyle bu etkinliği yaptık. İlk kez belediye otobüslerine ozanların ismini ben taşıdım diyebilirim size. Afişleri Otobüslere koydurmayı başarmıştım. Okuyanlar bile şaşıyordu acaba bu doğru mu, yalan mı diye şaşırıyorlardı. Konser Tepebaşı’nda  olacaktı. Mahzuni Antep’te otuyordu o yıllarda. Aradım durum bu bu dedim. Bir halk konseri yapıyorum, sizlerin de gelmesini istiyorum, dediğimde bu ortam da ne konseri dedi,  bana? Beni ne zaman içeri alacaklar götürecekler diye düşünürken, sen konserden bahsediyorsun, dedi bana. Sert çıktı yani. Gelmeyi düşünmediğini söyledi. Ben izin aldım, hocam gel, dedim. Artık hanımıyla ne konuştuysa bir daha aradığımda tamam geliyorum, dedi. Geldi otele yerleşti. Beni çağırdı, yanına gittim, görüştük. İzin aldın mı, diye sordu. Aldım, dedim. Aldı izin kağıdına baktı o da sevindi. Konserin yapılacağı gazinoya uğradım o ara, gazino sahibi beni emniyetin istediğini, aradığını söyledi. Emniyete gittiğim de ise amir, siz bu ülkeyi hala terk etmediniz de bir de burada konser mi yapıyorsunuz?, diye bana çıkıştı. İzin kağıdını alıp yırttı, konser monser yok, dedi. O ara şok oldum tabii. Konseri yapacağım sanatçı arkadaşları arayıp konserin iptal edildiğini söylemem gerekiyordu. Gazinoya bir ilan yapıştırıp konserin iptal edildiğini, satılan biletlerin paralarını geri alabileceklerini söylemem gerekiyordu. Ümitlerim kırılmıştı. Sıra Selda’ya aramaya gelmişti. Üzüldüğünü belirtti bana. “Ya aşığım sana bir şey söyleyeyim aklımda bir şey var” dedi. Neymiş abla, dediğimde İstanbul Vali muavini İhsan Yalçın Konya’lı ama demokrat bir insan, dedi. Durumu ona anlatsan, dedi. İhsan Yalçın’ı görmeye gittiğim de sekreteri randevum olup olmadığını sordu, yok, dedim. O zaman görüşme imkanın olmaz, dedi. Israr ettim girdim içeri. Girer girmez herhalde hırslanmışım ki, şunları söyledim: “Ben T.C. vatandaşı değil miyim, bırakın beni de ben konserimi yapayım, dedim. Sesimi yükseltmişim, evladım otur sakince durumunu anlat bana, dedi. Sakin ol, dedi. Ben de yapmak istediğim konserin iptal olduğunu, emniyet amirinin izin kağıdımı yırttığını ve başıma gelenleri anlattım. Şoförünü çağırdı emniyet amirliğine bir yazı yazdı. Bu yapılacak konserin izin kağıdını al, arkadaşa ver, diye yazmış. Durumu hallet gel, diye söylemiş. Şoförle birlikte emniyete gidince emniyet amiri de şaşırdı, vali şoförünü görünce. Komiser bana tekrar şunu söyledi, İhsan Bey’in yakını olduğunu bana söyleseydin ya, dedi. Ben de şunu dedim: “demek bu ülkede birilerinin bir şey yapması için illaki birilerinin yakını olması gerekiyormuş”. İzin kağıdını aldık sonuçta. Bu darbenin ne kadar zorlukları olursa olsun bu halk konserini gerçekleştirdik.

Ve konser başladı, toplanan kalabalık Mahzuni’nin orada olduğuna inanmıyorlardı. Sahneye çıkan sanatçıları dinlemiyorlardı, Mahzuni’yi görmek istiyorlardı. O ara otele çıktım, yanına gittim, durumu Mahzuni’ye anlattım. Gel bir gözük te millet sakinleşsin, dedim. Geldi gözüktü. Millet sakinleşti, her çıkanı dinlemeye başladılar, güzel bir halk konseri oldu.

 

Kimler Vardı? Muhlis Akarsu, İhsani vardı, ben vardım, rahmetli Hasan İpçi sunuculuğumuzu yaptı, Mihrican Bahar vardı…

 

Aşık İhsani’yle ilgili ne dersiniz? Aşık İhsani bana çok tuhaf gelen bir arkadaşımızdı, hareketliydi ama hareketleri tuhaftı. Göztepe’de oturuyordu, bir gün evine gittim, işimiz olacaktı. Mutfaktan salonu bir pencere açmış, biri içerden yemek veriyor, kendisi servis yapıyor. Hayır ola, dedim. Dedi, ben yeni bir hanımla evlendim, bu fazla Türkçe’yi bilmez, Adı Berivan’dır, Berivan güzel demektir. Türkçe’yi bilip bilmemesi değil, onun içerden hizmet etmesi benim tuhafıma giden, dedim. Yani ben bunu İhsani’ye yakıştıramadım. Rıhtıma inerken tüm satıcılarla ahbap olmuş, en ucuz ne bulursa alır onu giyerdi. Ben de acımıştım yoksul diye, oysa aldanmışım. Geldi Feriköy’e dedi bani biraz bekle geliyorum, dedi. Ben beklemedim takip ettim onu. Eski İdil Sineması’nın Pasajı’nın içinde kirada üç tane dükkanı varmış. Kiralarını almaya gelmiş oysa. Göztepe’de oturduğu ev de kendisine aitmiş. Ama bana sanki fakir edebiyatı yapıyor, gibime geldi. Sonra da Diyarbakır’a göçtü, orada da vefat etti. Tabii ki arkadaşımızdı.

 

Sahnelerde devleşmiyor muydu? O hareketlerini hiç bırakmazdı “He Heyyy… diye sahnede bir o köşeden bir öbür köşeye koşardı. Hareketiyle işi götürürdü. Sazı akortsuzdu. Bir gün nerelisin, dedim, İran asıllıyım, İran’dan gelmeyim, dedi. Babam İran asıllı, dedi. Onunla da üç dört konserimiz olmuştu.

 

Bu konserlerin kayıtları var mıdır? Bu konserlerin kayıtları elbette var. Abdullah İşbilir’e konserlerin çekimin yaptırmıştım. Onda vardır.

 

Bunların dışında Aşık Ali Metin Dede’yi de tanıyorsunuz? O benim hem aile dostumdur, hem yakın köylümdür, hem de saygı duyduğum bir dedemdir. Ali Metin Dede gurbete gelmeden önce lokmalarımızı, Abdal Musalarımızı yapan, inandığımız, güvendiğimiz bir dedemizdi, pirimizdi. Buraya geldikten sonra da bağlarımız devam etti. Öldüğü yıla kadar da ailece görüşürdük. Cemevlerinde cem tutmaya başlamıştı. Duyduğumuz yerde gidip onun cemlerine katılıp nefeslerini dinlerdik. Toprağı bol olsun.

 

Aynı zamanda kuvvetli bir aşıktı? Evet sözleriyle, deyişleriyle, nefesleriyle insanlara çok şeyler verirdi. O verirdi de alan da alırsa daha iyi olurdu. Boş bir insan değildi. Önemli olan veren güzel veriyordu, alan da onun verdiklerini toplayabilse.

 

Yörenizde cemler, Abdal Musa’lar yoğun bir şekilde devam ediyordu? Elbette hem o zaman şimdi de yoğunluğa göre devam eder. Kimin evi büyükse cemler o evlerde yapılır. Kurbanlar kesilir. Hıdırellez vardır, bizde o yaşar.

 

Çok konser yaptınız? Artık peş peşe Mahzuni’li konserler yaptım. Üçüncü kez onu Antep’ten çağırmıştım. Otele gittiğim de İbrahim Tatlıses yanındaydı. Ben onu tanımıyordum. Resimlerinden tanıyordum. Görünce hatırladım tabii. İbrahim’e dedi ki, bu ortamda benim önümü açan bu arkadaş diye, beni gösterdi. Yoksa dedi, köşemde oturuyordum Antep’te, dedi. O ara İbrahim Mahzuni’nin Domdom Kurşunu’nu okumuş da o yüzden Mahzuni’nin yanına gelmiş. Mahzuni’ye şunu dediğini duydum ben; elimdeki sermayeyi batırdım dedi, durumunun kötü olduğunu söyledi. Eserini okuduğunu ama verecek bir şeyi olmadığını söyleyip tespihini Mahzuni’ye uzattı, bundan başka sana verecek bir şeyim yok, dedi. Mahzuni o zamana kadar şunu söyledi: senin canın daha sıkkın, bu sana daha çok lazım, al, deyip tespihini almadı. Sen bana yapacağın güzelliği yaptın, dedi. Sen beni aldın sosyetenin ortasına götürdün, dedi. Ben okudum bir milyon sattıysa, sen okudun on milyon sattın, dedi. Onun için de teşekkür ederim, dedi. Ama sosyete Domdom Kurşunu’yla oyun oynuyor dedi. Bırak oynasınlar onlar niçin oynadığının farkında değiller, dedi.

Son konserinden sonra herkes Mahzuni’ci olmuştu. Herkes ona konser yapmak istiyordu. Konserler yasaklanır diyerek konser yapmayanlar, konser yapar olmuştu. Mahzuni’yle bir konser daha yapmak istedim. Abdullah İşbir’le Mahzuni’yi tanıştırmıştım. Sonra samimi olmuşlar yani. Abdullah İşbilir ben onun menajeri oldum, artık bana soracaksın, dedi. Neyse onun yazıhanesinden Mahzuni’yi aradım. Ama bu senin için geçerli değil, dedi. Abdullah’la ve diğerleriyle de konserler yaptı. Ama hiç kimseyle yaptığım konserlerde seninle yaptığımın lezzetini bulamadım, dedi.

 

Yaklaşık kaç konser düzenlediniz? Mahzuni’yle üç, (ikisinde İhsani de vardı), İhsani’yle ayrıca iki konser daha yapmıştım.

 

Yani sizin de içinde bulunduğunuz kaç konseriniz oldu? İstanbul’da On bir konser yaptım. Ali Sağlam’la Afyon’da konserler yaptık, Ali Baştuğ’la, Abdullah Papur’la birçok konserimiz var. Anadolu’yu ozanlarla gezmiştik.

 

Nasıl? Anadolu’daki konserlere turne derdik. 12 Eylül’ün ağırlığı hem toplumun hem de biz ozanların üzerindeydi. İlk konserimizi izin almak için emniyete gittiğimizde çok zorluklarla karşılaştık. Baktık ki biz bu işi böyle götüremeyeceğiz. Sivas bölgesiydi, Sivas Alay Komutanlığı’na gittik. Abdullah Papur’la birlikte gittim. Alay komutanına açıkladık, Divriği, Zara, İmranlı, Ulaş, Kangal bölgesinde konser yapacağız ama emniyet bize zorluk çıkarıyor dedik, bize nasıl yardımcı olursunuz, dedik. Konser yapacağımız bölgelerin ismini alarak komutanlık, bize genel bir belge verdi. Genel yazıyla gittiğimiz ilçelerde emniyete komutanlığın yazılarıyla gidince işlerimiz kolaylaştı. O evreyi de öyle atlattık. Derken sıra Kangal’a gelmişti. Orada milliyetçi guruplar çoktu. Hangi dükkana konser afişi asılsa, sırtımızı dönüyoruz ki afiş yırtılmış, yada sökülmüş. Dönüp esnaflara bunun nedenini soruyoruz. Bizler gönüllü olarak sizler soruyoruz sizler de asıyorsunuz, dediğim de arkanızdan bir gurup geliyor Abdullah Papur’a gıcık oluyorlarmış, Abdullah güya demiş ki ben Kangal’ın camilerinden dansöz oynatacağım, demiş. Ben bunu gittim Abdullah’a söyledim. Abdullah dedi ki hangi esnaf söyledi bunları, sonra esnafın yanına gittik, esnaf gençleri gösterip şunlar dedi. Gençlerden birisinin kolundan tuttu Abdullah beni tanıyor musun dedi gence. Tanıyorum dedi, Abdullah Papur’sun dedi. Sizin başkanınız kim dedi, genç ne yapacaksın dedi, sert çıktı. Abdullah olayı sordu. Evet dedi genç. Başkanı da arkadaşlarını da çağın dedi. Benim ağzıma yakışmayan, düşünceme uymayan şeyler hayatta öyle şeyler konuşmadım, dedi. Kimsenin ibadetine ben karışmam, ben ceme giderim, sen camiye gidersin, birisi havraya gider. Biz şimdiye kadar insanları ibadetlerine karışmadık. Kısacası Abdullah ne kadar içtenlikle anlattıysa da ikna onları edemedi. Size burada konser yaptırtmayız, dediler. Nihayetinde biz de orada bir konser yapamadık.

 

Başka hangi şehirlere gittiniz? Eskişehir’e gittik, Sandıklı’ya, Dinar’a, Afyon Emirdağ’a gittik.  Ali  Sağlam vardı, Cevahir Güzel, vardı konserlerde. Konya’nın Yunak İlçesi’ne gittik. Oradan Balıkesir’de Alevi köylerine uğradık. Öyle gezdik. Ama Kangal’da şunu yaptık Nurşani’nin bir siyasi kaseti vardı, benzin alıncaya kadar benzincide en azından bu kaseti çaldık, oradan Ulaş’a geçtik.

En zor günlerde, onların gölgesinde onlara rağmen bu konserleri yaptık, yapmak zorundaydık da. Ama türkülerimizi de halkla buluşturduk. Kimi yerde elektriğimizi keserlerdi, kimi yerde yolumuzu keserlerdi, kimi yerde izin vermezlerdi.

 

Şah Turna var mıydı? İçimizde o yoktu.

 

Müslüm Sümbül’ü tanıyor musunuz? Tanıyorum. Bir iki konserde, Birlik Partisi’nin konserlerinde buluştuk. Bankadan emekli. Şimdi de Sigorta acenteliği açmış iyi de etmiş. Şimdi ayakta kalmak zor.

 

Halk sizi nasıl karşılıyordu konserlerde? Bizi sevenler olmasaydı, biz bu işleri yapamazdık. Bizi seven halk olmasaydı bizler bir şey yapamazdık. Halk olmazsa biz bir hiçtik yani.

 

Sizce halk ozanı kimdir? Bence halk ozanı halkın gözü, kulağı diyebilirim. Halkın sorunlarını anlatmalı, ıstıraplarını dile getirmeli. Gelmeden geleceği yaratan bilir ama halk ozanı da hissedebilir, sezebilir. Olmamış olayları hissedip halka bunu sunması gerekir. Sadece türküler söyleyen değil aynı zamanda bir öğretici gibi olmalıdır halk ozanı. Yani halkla ozan arasında bir bağ vardır; halk bir çiçek bahçesidir, ozan bir arıdır. Biz balımızı halktan yaparız.

 

Karacaoğlan, Körüğlu, Dadaloğlu, Pir Sultan, Yunus Emre neden ölümsüzler arasına karışmışlardır? Bunlar halktan kopmamışlar, yan yana yürümüşler, nefes nefese görüşmüşler. Halkınan içi içe olan, birlikte gülen, ağlayan, halktan kopar mı? O yüzden bunlar halen halkın içindedirler. Halktan kopmadıkları için canlılıklarını sürdürmektedirler.

Hale günümüzde böyle ozanlarımız yerleri dolmaz.

Zaten onların kendileri halktır, o nedenle bugün de toplumda yerlerini koruyorlar.

 

Peki şiirlerinin gücü nereden kaynaklanıyor? Şiirlerinin gücü halkın kendisine bakıyor, sorunlarına bakıyor, o hıncınan içinden esinlenerek bunlardan geliyor. Sazına sözüne döküyor bunları, bu gücü de onlarla içi içe yaşadıkları acı, tasayı, gamı onların içinde olarak, bunlardan esinleniyordu bunlar.

 

Peki bu ozanların bugün de yaşamasının bir nedeni de sazları mıydı? Saz bir vesileydi. Önemli olan gönüllerinden kopan o dizeler, o yoksul halkın hallerini şiirleştiriyorlardı. Zaten o saz ötmek zorundaydı, o dizeleri görünce.

 

Mesala dini muhtevada deyişler var, tekke ve dergah, ocak ozanları var? Onlar da kültürümüzün kaybolmaması için önemli vesileydi. Zaten onlar kültürümüzü bugüne kadar taşımışlardır. Bugün bu inanç yaşıyorsa onların sayesindedir. Yolsuz ikrarsız bir toplum olmayacağına göre buna da büyük saygım var.

 

Cemlerde nefes ve zakir olmazsa olmazlardır? İkrarını yolunu bilmeyen toplumdan bir fayda gelmez kimseye. Özüyle sözüyle bütün olarak toplum olması lazım. Özü bozukların içimizde yeri yok.

 

Eserleriniz nasıl meydana geliyor. Nasıl şiir yazıyorsunuz? Onun tarifi olmaz, o bir duygu, his meselesi, o hissin ne zaman geleceği de belli olmaz.

 

Ama özellikle nelerden etkilenirsiniz? Beni etkileyen en çok şöyle diyeyim; emeğiyle şerefiyle çalışıp ta, emeğinin karşılığını alamayan çok insanlar gördüm, halen de görüyorum. Bu beni çok etkiliyor. Bugün de emeğinin karşılığını insanlar alamıyorlar.

 

Mesela doğa? Doğa da ap ayrı bir şey, büyüdüğümüz, çocukluğumuzu geçirdiğimiz yerleri görünce güzel türküleri söylemeden, çalmadan geçemiyorum. Alıp beni dalga dalga bir yerlere götürüyor.

 

Yaşamdan kesitler, anılarınız, kasetleriniz? 1983 tutuklandım. Sağmalcılar Cezaevi’nde C Bloktaydım. Erdal Atabek, Ali Sirmen’ler de C Bloktaydı. Oraya düştüğümde Yoksuli’yi gördüm, arkadaşımı. Seni gördüm hem sevindim, hem de üzüldüm dedi, bana. Ben yatamaz raporu aldım, çıkıyorum dedi. Sağlık olsun dedim, yeter ki sen çıkıyorsun, Burjuvanın ahırını doldurmak maharet değil, en azından sen buradan çıkıyorsun, ben buna seviniyorum, dedim. Oysa arkadaşımız kan kanseriymiş. Arkadaşımız, adamını buldum, öyle çıkıyorum zannetmiş. O da ayrı bir acı oldu bana, ben içerdeyken duydum vefat etmiş.

Tahliye olduktan sonra çok güvendiğim arkadaşlar vardı, ne bir mektup gönderdiler, ne merhaba dediler, görenler yollarını değiştirdiler. Bu beni çok yaraladı. 89’dan 2004’e kadar sitem ettim kendi kendime, hiçbir etkinliğe de katılmadım, kaset te çıkarmadım. Sitemkar olmuştum. On dört yıl ara verdim, az değil. Zannettim ki sitem ettiğim insanlar beni bir gün arayacak zannettim. Hata yaptığımı anladım. Kendimi unutturdum topluma. Kendini kabul ettirmek ne kadar zorsa, unutturma o kadar kolay oluyormuş. Evde kendi yazdıklarımı benden başka kimse okuyamıyor, duymuyordu. Baktım ki bu yanlış. Eskilerden kalan bir firma vardı Diyar Kasetçilik, ona gittim. Bir kasetim, CD’im çıksın diyince, Aşığım bunlar artık satmaz ama senin bir emeğin, ismin var, yapalım, dediler. Bir kaset, bir CD yaptım. İsmine Dokunma Bana dedim. Çünkü bize dokunanlar, dokundu, artık dokunmasınlar, dedim.

İşte bir gün sorduğum da, nasıl satıyor mu dediğim de, senden zararım yok, dedi. Kasetçiler genelde ağlarlar, herhalde ağzından kaçırdı. Bir de klibim var, Youtoup’ta klibimi izleyebilirler.

 

Şiir Yazmaya devam ediyorsunuz? Meşhur olacağız, diye yazmıyorum. Bir gün ilerde insanlar ellerini attıklarında kültürümüzden, türkülerimizden bir eser bulsunlar, diye şiir yazmaya başladım.

Ama seksenden sonra lümpen bir gençlik, düzensiz bir gençlik, düzensiz bir toplum olduk. Gençlerimiz kırılmasın, bunlar içinde güzellerimiz var ama bunlar yetersiz. Lümpence yaşayan gençlerimizin, insanlarımızın sayısı çoğaldı bu da beni üzüyor.

Bu anlattığım şeyler hayatın kendisi iyi dinleyenler, okuyanlar gerçekleri göreceklerdir.

 

Söyleşi: 1 Mart 2010

 

Şiirlerinden Örnekler

 

Toprak tabanları yarmış

Yaşayanlar birden ölmüş

Sefalet haddini geçmiş

Kalk ayağa köylü baba

Çek tırpanı köylü baba

 

Kışın soğuk yazın sıcak

Kurdun ama bozulacak

Temelinden yıkılacak

Kalk ayağa köylü baba

Çek tırpanı köylü baba

 

 

Bugün perişanım dokunma bana

Çektiğin acıdan yakınma bana

Zaten dert yüklüyüm yüklenme bana

Ayağımı bassam yollar ağlıyor

 

Kim getirdi beni attı bu derde

Yanıyor ateşim tütüyor serde

Vurup yaralama gördüğün yerde

Bağım viran oldu güller ağlıyor

 

Bir ela gözlünün sevdasındayım

İki ateş yürek arasındayım

Sanki cehennemin ortasındayım

Garip yandı tüttü küller ağlıyor.

 

 

Ehlibeyt demek gelmez içinden

Çıkmış minarede sela veriyor

Beni benden iyi bilen zat kişi

Hakk iyi kuluna bela mı verir

 

Yapıya uymayan yaban taşıdır

Teslim talip olmak mümin işidir

Münafık serini yola mı verir

Köre ne gerek var bakanlar görür

 

Öksüz Garip der di el ele eriş

Dünya da bitiyor seninle her iş

Elinden gelirse tabur kur döğüş

Hasım kolayınan kelle mi verir.

 

 

Dinleyin gardaşlar halım söylüyüm

Şu sefil halime şaştım be yahu

Anahtar omuzda fener elimde

Perişan halime şaştım be yahu

 

Bu yollardan gezmek gayet tehlike

Gidiyor madenler hep Karabük’e

Mevlam sabır vere Divriği size

Demek ki kurtuluş yokmuş be yahu

 

Cüreğin dağları kartal yuvası

Her tarafı kaya yoktur ovası

Bize yardım ede Ata duası

Demek ki kurtuluş yokmuş be yahu

 

 

Bütün dünya sağır dilsiz bakıyor

Kudurmuş coniler ölüm kusuyor

Oluk oluk insan kanı akıyor

İnsan hakları bu mu kardeşim

 

Filistin, Irak’ta Afganistan’da

Günahsız insanlar can telaşında

Dünya devletleri masa başında

İnsan hakları bu mu kardeşim

 

Çığlığı feryadı arşa yükseldi

Amerika tüm dünyayı kirletti

Çıkar için insanlığı katletti.

İnsan hakları bu mu kardeşim

 

 

Kadir mevlam senden bir yar isterim

Ağzı şeker dudakları bal ola

Eğer dileklerim kabul olursa

Çektiğim acılar nidem son ola

 

Kapısının önü kaya deliği

O dürzünün kızı keklik feriği

Atmış omzuna on beş beliği

Yürüdükçe ince bele vuruyo

 

Şu yalçın kayayı taşçılar kırsın

Domurcuk gülleri yad eller dersin

Ben gediyom size emanet olsun

Saklayın yarimi kıştan borandan

Saklayın yarimi kardan borandan

 

 

Mahzuni

 

Bu ülkede konuşması zor iken

Göğsünü gererek türkü söyledi

Herkes kimliğini gizli tutarken

Zalimin zulmune boyun bükmedi

 

Pir Sultan yolunda halkı coşturdu

Tarihlere nice sayfa açtırdı

Hacı Bektaş Dergahı’na karıştın

Canların ozanı Mahzuni Şerif

 

Feyzullah Çınar’a selam edesin

Veyselim’in ellerinden öpesin

Daimi’nin kıymetini bilesin

Canların ozanı Mahzuni Şerif

 

Ben seni tanırım uzun yazamam

Bilen bilir seni ilah yapamam

Ben Garip’im senle yarış yapamam

Canların ozanı Mahzuni Şerif