FAZLI İYİGÜZEL

(AŞIK, DEDE (PİR SULTAN OCAĞI), SARKIŞLA, KAVAK KÖYÜ)

 AYHAN AYDIN

 

Ozanım kendinizden bahsederek başlayalım söyleşimize? Ben Şarkışla’nın Kavak köyünden Fazlı İyigüzel. Size çok teşekkür ediyoruz bize bu imkanı verdiğiniz için.

Ben de Pir Sultan soyundan gelmiş, gücünün yettiği kadar ufak bir hak ozanı.

 

Halk ozanısınız ama Pir Sultan bir ocak mıdır? Pir Sultan Abdal bir ocaktır, aynı zamanda bir ozandır; fakirin yanında olan, fakirden yana olan, ezilenden yana olan bir ozandır.

 

Peki dedenizden, babanızdan neler duydunuz? Vallahi ben babamın yıllarını bilmiyorum babam erken ölmüş. Eskiden tarikatlarımız varmış, ben pek az yetiştim. Şimdi kendi halimde gerçekten biz de ezilen bir zümreyiz, ben amcamın oğlunun yanında yetişmişim, o da sizlere ömür, öyle oldu. Pek uzun boylu ileriyi, kökü öğreten olmadı.

 

Olmadı ama siz kendi köyünüzde yakın civar köylülerinizden kendi Pir Sultanlılardan bir bağlantı kuramadınız mı? Yani hiçbir cem cemaat görmediniz mi o yaşlarda? Şimdi çok küçükken gördük pek uzun boylu görmedik. Şimdi köyümüz hep gurbete gitti, 20 hane kaldı. Yani dışarıya gidenler de, şimdi emekliler yavaş yavaş geliyorlar işte bundan bir şeyler olacaksa bundan sonra zaten başladı. Bilhassa buradan çok teşekkür ediyoruz size.

 

Şimdi canım ciğerim Fazlı İyigüzel, İyigüzel’lerden geliyorsunuz, Pir Sultanlardan geliyorsunuz şimdi devrimci, ilerici, bir dede, bir ozan, bir ocak dediniz Pir Sultan için. Peki, başka neler öğrendiniz, Pir Sultan’ın diyarına vardınız mı? Gerçekten bugün söylendiği gibi Banaz illerine gittiniz mi, orada yaşadığı bir vaka mı doğru mu? O köyde mi yaşamış yani oralara gidip gelme olanağınız oldu mu? Vallahi oralara gittik ama pek bilgimiz kalmadı o köyde aynı Pir Sultanın köyü aslında orada bile gericileşmiş eskisi gibi değil.

 

Ne gibi? Vallahi pek yol yordam kalmamış, herkes gurbete gittiği için. Yani biz Banaz’dan gelmeyiz, dedelerimiz. Üç kardeş oradan gelmişler. Bizim aslımız Sarı Hüseyinoğulları. Soyadımız soy adı kurulmadan evvel.

 

Sarı Hüseyinoğulları denilmiş öyle mi sizin soyunuza? Evet.

 

Kimlermiş onlar? Dedem, işte babamın dedesi.

 

Babanızın dedesinin adı ne? Babamın dedesinin adı Seyit Ali, babamın babasının adı. Onlardan babam Hasan Al ondan sonra ben varım, amcamın oğlu var.

 

Peki kimdir Pir Sultan, neyi savunmuş, felsefesi nedir? Demin de anlattım Pir Sultan, bir ozan; fakirden yana, ezilen zümreyi tutmuş, hani halk peşine düşmüş Hızır Paşa bunun adisi olmuş bakmış halk Pir Sultan’dan yana gidiyor onunla uğraşmış. Fakat idam etmişler ama hırkası asılı kalmış deniliyor ya bunlar halkı avutmak için gerçekten asılmış. Halk ayaklanınca yok ya Pir Sultan filan yerde görüldü dediler aslında fakat öyle değil hırkasını astılar idam ettiler, kayıp ettiler Pir Sultan böyle hani. Zaten doğru insan doğru dürüst bir insan pek o sıralarda da ayakta kalacak bir durumları yoktur.

 

Peki ozanlık nedir, halk ozanı kimdir? Ozan, halkın dertlerini dile getiren, yaşantısını dile getiren, olmuşları dile getiren kişidir. Bunları yaşatanlara ozan denmiş, ozanlık budur.

 

Kaç yaşındasınız? Ben 1941 doğumluyum.

 

Kaç yaşına kadar anneniz vardı? Annem 35 yaşıma kadar vardı o da gelin yaşında benim başımı beklemiş, tek oğluyum, bir ablam var, o da Sivrialan’da Aşık Veysel’in köyünde.

 

Öyle mi, oraya gelin mi gitmiş? Oraya gelin gitti, bir kız kardeşim var aslında hiçbirimizin şansı tutmadı. Ablamın çocuğu olmadı, kız kardeşimin beyin tümöründen ameliyat oldu, şimdi zararı yok ancak başını düşünüp gidiyor. Biz de fakirlikten yetiştik hani eskisi gibi Allah kısmetini verir, diye aile toplumunun birine ikisine çoğaltmamak için değil de Allah kısmetini veriyor, varsın olsun, devrini de yaşadık, yedi tane çocuğum oldu, Allah acılarını göstermesin. Şimdi fakirlikten yetiştik.

 

Neler yaptınız çiftçilik mi, işçilik mi, gurbete çıktınız mı? Gurbete hiç çıkmadım, çiftçilik yaptık amcamın oğlundan ayrıldım, çocukları büyüttüm, şimdi çocuklar iş sahibi oldular.

 

Koptular mı Sivas’tan, başka yerlere mi gittiler? Evet ikisi Bodrum’da, biri Ankara’da, biri Avusturya’da, biri de askerde işte.

 

Hayırlı olsun, hayırlı teskereler alın. Şimdi yani zorluklar, çileler var ama siz çiftçilikle geçiminizi sağlıyorsunuz. Şu anda da bir emeklilik gibi bir durum var mı? Emeklilik, sosyal haklarımız yok.

 

Eviniz var? Evimiz var köyde.

 

Hayvancılık yapıyor musunuz? Yapıyorduk o da motor olmadığı için zor oluyor.

 

Eşiniz var mı, hanımızın? Var.

 

Beraber yaşıyorsunuz? İkimiz yaşıyoruz.

 

Peki gelelim bu aşıklığa, saz merakı nerede başladı? Saz merakım benim halamın oğlu vardı (işte demin Mulla Dede de anlattı) Aşık  Mahmut vardı, gözleri ama, Otluk’ta, o kaynım İsmail’e ufak bir saz verdi o da ben de çalgılardan biraz çalıyordum ondan aldım. Demiş ki bu çalacak galiba da elleme bu bellesin yani hiç usta görmeden kendi halimde hani dertlerimiz.

 

Ali Mulla Dede: Bu da kendi halinde yetişmiş bir kimselerdir. Hakikaten kendi kendimizi yetiştiren insanlardanız, yoksa memlekette kimse önder olup bir insanın ileri gittiğini istemezler. Eğer isteseler o bilgili insanlara değer kazandırırdı. Ama bizim gibi aşık gibi kimseler kendi kendini yetiştirirdi ve çevrede ki komşuların, dostların sayesinde onların bakıyorsun sana karşı bir sevgi, saygı, ilgi gösterdiği için sende kendine bir tedbir alıyorsun onlara karşı kendini yetiştirmeye çalışıyorsun.

 

Hangi kasetleriniz yayınlandı, isimleri neydi? Gözyaşımı Silemedim, Bir Yavru Yitirdim 2 Yaşında, 30 Senemizdir Haksız Geçmedi, Garip Anam Gel Seninle Dertleşek, ilk bandım oydu.

 

Anneniz sizi çok etkiledi. Anam bizi çok etkiledi. Şimdi annem safçaydı geldim ki bir gün çocuklara kızıyor, anne niye kızıyorsun, dedim. Yavrum şu çocukların naylon koymuş sobanın üstüne, naylon erimiş yemek sobanın üstünde kalmış, naylonla koyduğunu bilmezdi çok dürüst, temiz 25 yaşından beri benim kahrımı çekiyor. Kocaya da gitmedi ondan çok severdim.

 

Oradan başladınız çalmaya başladınız.  İşte düğünlere gittik, cemlere gittik, merasimlere gittik öyle geçindik, buralara geldik.

 

Şimdi 1941 doğumluyum, dediniz hiç göstermiyorsunuz, 62 yaşında oluyorsunuz. Teşekkür ediyoruz.

 

Yani memleketin güzel özellikleri de var, ne yapıyor dinç mi tutuyor insanı ne yapıyor, hastalık filan geçirmediniz herhalde inşallah? Yok çok şükür, fakat çalışmadım, ezilmedim, sevenlerin arasında çok yaşadım teşekkür ederim herkese.

 

Gelelim esas mevzuya cemlerde zakirlik, aşıklık yaptınız mı, yapıyor musunuz,  nasıl oluyor bu işler? Pek derin değil de, yani görgülü cemlerde değil, görgülü cemlerde demin anlattığım gibi çok ağır. Abdal Musalarda adam kurban eder çağırır bizleri, oralarda bulunuruz.

 

Neler çalıp söylüyorsunuz? Vallahi Pir Sultanlardan, Viranilerden, Nesimilerden.

 

Onları nasıl ezberlediniz, hangi kaynaktan öğrendiniz bunları? Heves.

 

Kimlerde duydunuz işte heves deyince.  Kitaplardan yazdık okuduk.

 

Okudunuz mu, nasıl okudunuz? Çevremizde o kadar aşık yoktu, eski aşıklar vardı, onların kitapları var İğdecikten Aşık Veli var, Kala’dan Kenter vardı, Bozhöyük’ten Kanber, Kılıççı’dan Ege Ali bunlar eski aşıklar. Şimdi aşıklara İzzet Savaşın sağlığında yetiştim. Aşık Veysel’in son durumlarına yetiştim hani ablamız orada olduğu için adamı ziyaret ederdik. İzzet Savaş var geçenlerde yine bizim şirkete bant doldurmaya götürmüşler o da yaşlandı. Bunların dışında başka aşık, ozan yok, ender olarak bizim çevremizde yetişenleri bilirim.

 

Biraz daha anlatır mısınız? Kimler dediniz mesela sizin yörede Şarkışla yöresinde sazıyla, sözüyle meydana gelen kimler var? Sazıyla, sözüyle Şarkışla yöremizde bir Sefil Selimi’yi biliriz o da Sünni ama geçen buraya gelmişti, İzzet Savaş var pek tarikatlara girmezde. Şimdi çevremizde pek kimse kalmadı zaten gurbetteler.

 

Kimi en çok sevdiniz aşıklardan, sanatçılardan? Sanatçılardan Mahsuni’yi çok severim. Başka da işte dinleriz rast geldiklerimizi, her çiçeğin bir tadı var, bir kokusu var her gülün.

 

Kendi şiirleriniz var mı? Var.

 

Ne kadar mesela yazıyor musunuz? Yazarım 25-30 tane var.

 

Ne üstüne yazıyorsunuz? Yoksulluk üzerine, gariplik üzerine, bazen sevgi üzerine.

 

Var mı ezberinizde şimdi? Var.

 

Okursanız bir hatıra kalır hangi şiirinizi okursanız bir hatıra kalsın bize?

Şimdi yokluğa söylemiştik;

 

Bir dilek diledim yüce Mevlaya

Yokluk beni göndermedi sılaya

Yavrumdan ayrıldım içimde yare

Hiçbirini göremiyorum nedeyim

 

Gurbet diken oldu battı sineme

Derdim çok dermansız beni kınama

Yavrum ellerime kına sıvama

Bayramına gelemiyorum nedeyim

 

Elden gelen bir çarem var ağlamak

Derdim açıp yavrulara söylemek

Eller kuzusuyla gönül eylemek

Benim boynum bükük kaldı nedeyim

 

Biçare Fazlı’nın yüzü gülmedi

Bir dilek diledim kabul olmadı

Elin gülü kış ayında solmadı

Benim gülüm yazın soldu nedeyim.

 

Şimdi burada kayıt alıyoruz bu güzel şiirlerinizi Cem mecmuasına göndereceksiniz bizler de neşredeceğiz ve bana da kasetlerinizden birer hediye göndereceksiniz. Şimdi Muharrem Başkan da burada mutlaka kasetlerini istiyoruz çünkü burada her gelene çalıyoruz radyo da çaldırırım.

Çok teşekkür ederiz. Dedeme çok saygılar sunarız bir saate yakın söyleşi yaptık epey bilgi aldık aşığımızdan da aldık, sağ olun var olun. Gerçekten o radyo da biraz kısıtlı gitmiştik şimdi hayli detaylı oldu. Buna çözeceğiz aynı burada ki gibi yazacağız başkanında aracığıyla yanlış olmasın diye düzenleyeceğiz bunu da yararlanacağız.

 

Ali Dede: Sağ olun hocam sizin de bizlere bu fırsatı verip tanıdığınıza, tanıttığınıza candan, baştan teşekkür ederiz.

Ben de bütün çevreninde eş, dost, komşularıma bana da bu fırsatı verip beni de oraya buraya getirip vesile eden arkadaşlarımı da teşekkür ederim.

Cümle oradan muhibbelerin hepsine sevgi selamlarımı sunarım büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.

 

Fazlı İyigüzel: Çok teşekkür ederiz, gerçekten Ali Mulla dedeyle arkadaşlık etmek, gurbetlik sayılmıyor.

 

Söyleşi; 05. 04. 2002, İstanbul (Ali Ülger (Mulla) Dede’nin de katıldığı söyleşi)