BİNALİ YILDIRIM

(Mansuri)

AYHAN AYDIN

Aslen Erzurum Tekman Çağlar Köyü’nden olan ozan şu anda Adana’da oturuyor. Baba Mansur Ocağı’na bağlı olduğunu söyleyen ozan köylerinin yüz elli hane olduğunu belirtiyor. Pirimiz Baba Mansur Ocağı’ndan, rehberimiz Baba Mansur Ocağı’ndan, Mürşidimiz Seyit Sabur Ocağı’ndandır diyen Binali Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre Çağlar köyü yakınlarındaki Alevi köyleri şunlarmış: Gümüşlük, Çatkale, Kuruca, Çayırdağı, Güneşli köyü, Meydan, Güzel dere, Çermik, Saltepe, Kalecik, Başköy, Mirseyid, Toprakkale, Çamurlu, Divan Hüseyin, Beyyurdu, Toraman, Karaağaç, Karamolla, Molla kulaç, Şahverdi, Beyro, Serçuk, Keralık, İskender.

Köylerinde Seyyid Musa Dergahı olduğunu söyleyen Yıldırım ayrıca ziyaretlerle ilgili şunları aktarıyor: Köyümüzde K(G)elareş, Başköy civarında Kızılkurt ve Kuruca mevkiinde Kuruc baba ziyaretleri vardır.

 

Ozan sorularımız şu şekilde yanıtlıyor:

 

Sizin talip köyleriniz, yöreleriniz hangileridir? Bizim talip köylerimiz, Erzurum, Çat, Kurbanlı köyündedir. İzmir’e göç edenler, İstanbul, K. Maraş, Malatya, Yalova, Eskişehir, Erzincan’da var.

 

Köyünüzde, bölgenizde sizin dışınızda talibi olan ocaklar hangileridir? Kureyşanlılar var.

 

Eşiniz Alevi mi, Sünni mi? Eşiniz Alevi ise dede kızı mı, talip kızı mı? Alevi, dede kızı.

 

Mesleğiniz ya da işiniz nedir? Serbest çalışıyorum. (Emekli oldum. (2010). Derneklerde semah eğitmenliği ve dedelik, cem zakirliği görevlerini yerine getiriyorum.)

 

Hangi Alevi Bektaşi anma etkinliğine katılırsınız? 13 yıldır Hacı Bektaşi Veli etkinliklerine katılırım. Onun dışında Abdal Musa, Elif Ana etkinliklerine de katılmışlığım vardır.

 

Sizce “Halk Ozanlığı” neyi ifade ediyor? Halkın dili, gözü, kulağıdır. Halkı; yaşam tarzı, çilesi ile, güzelliği ile dile getiren, ezilen halkın yaşantısını hayatı pahasına olsa bile dile getirip, sazı ve sözüyle halka yansıtan kişidir. Yaşantıyı hissettiğin gibi mısralara döküp yeri gelince bedel ödeme pahasına da olsa gerekirse başkaldırı gerekirse sazıyla sözüyle diyar diyar Anadolu’ya gezip halka yansıtmaktır.

 

Halk Ozanlığının tarihsel geçmişiyle ilgili bilgileriniz nelerdir? Halk Ozanlığı sizce ne zaman ve nasıl başlamıştır? İmam  Ali, İmam Hüseyin gibi erenlerin dergahında, Hacı Bektaş’tan sonra Bektaşi dergahlarında pişerek bugüne gelmişlerdir. Kerbela’dan önce ozanlar yoktu. Kerbela’dan sonra, Hüseyin’in aşkı ozanların yüreğine düşen od olmuş, o ozanların dağarcığında biriken mazlumun yanında var olma, zalime karşı haykırma aşkıyla yanmış ve bunu saza söze dökerek haykırmışlardır.  Ozanlar birer sazlı tellal olmuşlardır.

Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Hatayi, Nesimi, Fuzuli, Yemini, Virani, Noksani vb. ozanlar aklımıza geliyor. Zamanın gidişatına ve geleceği o günden beyan eden eserlerle gönüllere taht kurmuş ve halka mal olmuşlardır.

Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin Anadolu’ya gelmesiyle dergâhında çiğlerin piştiği dönemlerde başlamıştır. Zaten saydığımız 7 ulu ozan ve benzeri ozanlar da o dönemlerde çilesini doldurup nasiplerini almışlardır.

 

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı? Yaşadığımız bölgelerde edep ve erkânı bilen uygulayan aile bireyleri inancımıza bağlı, pirini, rehberini, mürşidine bağlı büyüklere karşı saygılı toplumuz, haliyle çevremizde aynı yaşantı ve gelenek görenek uygulardı. Ben Baba Mansur Ocağı’na bağlı Seyid Kekil Dede’nin oğluyum. Bizim yörede Anadolu Aleviliği edep ve erkan çerçevesinde yaşanırdı. Ben şöyle söyleyeyim; bırak dede olmayı köyümüzde bir kadın dışarıda da otursa bir erkek yakınından geçtiği zaman ayağa kalkar saygı duyardı. Erkek geçtikten sonra yerine otururdu. Bunun dışında yol o kadar ince işlenirdi ki, pire saygı, rehbere saygı, müsahip ve kirveye saygı hat safhalardaydı. Her yıl pir taliplerini ziyaret ederdi. Müşkiller sorulurdu, küskünler barıştırılırdı, kurbanlar kesilir, cem yapılırdı. O inançlı insanlarla yapılan cemlerde keramet hasıl olurdu. Çünkü inanç vardı, herkes birbirlerine bağlıydılar, riya, benlik yoktu. Cem başladığı zaman dede sazın teline vurunca mersiye ve duvazlarda talipler iki gözü iki çeşme ağlayarak Hakk’a yalvarış içine girerlerdi. Zaten dedeyle talip bu konuma geldiği zaman keramet hasıl olurdu. Çünkü orada benlik olmaz, kibir olmazdı. Hakk zaten kin kibirin olmadığı, benlik olmadığı yerde hasıl olur.

 

Köyde mi, kentte mi doğup-büyüdünüz? Erzurum’un Tekman ilçesi Çağlar köyünde doğdum, büyüdüm. 20 yaşıma kadar şehre gelip gitmekle beraber hep köyde yaşadım. 22 yaşında Adana’ya yerleştim. (Şu anda 42 yaşındayım. (2000)) Küyümüz yüz elli hanelik bir köy, gurbetçilerimiz çoktur. Dede olarak Baba Mansur ve Kureyşan Ocağı vardır. Kureyşan Ocağı’nın köyde talipleri var ama biz Baba Mansurluların kendi köyümüzde talipleri yoktur. Fakat köy halkı piri pirden seçmezdi. Çiftçilikle, hayvancılıkla geçiniyorduk, hepimiz.

 

Öğrenim durumunuz nasıldır? Lise terk.

 

Bir Alevi ocağına bağlı mısınız? Baba Mansur Ocağından.

 

Küçüklüğünüzde ve gençliğinizde cemlerde bulundunuz mu? Köyümüzde her kış Hızır orucunda ve pirler geldiği güz mevsiminde, kurbanlar kesilir. Cem kurulur. Bizler cemlerde bulunurduk. Kerametin hasıl olduğu cemleri gözlerimizle görürdük. Zaten o edep ve erkanla büyüdük. O inançla o günden bugüne Aleviliği yaşıyoruz, yaşatıyoruz.

 

Dedeler, zakirler, mürşitlerle bir arada yaşadınız mı? Sizce dedeler kimlerdir? Baba Mansur’lular olarak bizler ve Kureşanlı dedeler vardı, bir aradaydık. Aynı köyümüzde talipler de vardı.

Baba Mansur’lu olarak; Seyid İbrahim Kolu’na bağlı Seyitop (Gejo (Sarışın)) Dede. Bizler bu kola bağlıyız yani Seyitop’un torunlarıyız. Bunların tümü keramet sahipleriydi. Mazlum, masum, kul hakkı yemeyen zatlardı. Köylerde bir müşkül olduğu zaman insanlar gelir müşküllerini o büyüklerimizin huzurunda anlatır, haklı haksız orada razı edilirdi, barış içinde. Mahkemeye gitmezlerdi. Bir de Kureyşanlılar vardır, onlar da bizim gibiydiler.

Mesela Seyit Musa Dede Ocağı dertlere derman bulabilen, hastaların şifa bulacağı bir dergahtı. Onun oğlu Gali Dede devam ediyor. Bizim akrabamızdır. Babam yine aynı keza, hastalar gelirlerdi tasa baktırırlardı, ip baktırırlardı, şifalarını bulur giderlerdi.

Dedeler ocakzade, seceresi 12 imama dayanan kişidir. Tabii ki 4 kapı 40 makamdan haberdar. Talibine ilim, irfan, edep, erkan 12 hizmet, öğretebilecek, uygulayabilecek kimselerdir.

Ben bunu Anadolu Aleviliğine göre söylemiştim. Şimdi Bektaşiliğe göre Babagan Kolu vardır, bir de. Hacı Bektaş Veli’den sonra Balım Sultan tarikat babalarını Anadolu’ya evladı resul’un yetişmediği yerlerde görev yapmaya gönderdi. Evladı Resul’un olduğu yerde vekil görev yapamaz. Ama günümüz Bektaşi babaları hepsi olmamakla beraber, çoğu bu kuralı yerine getirmiyor. Evladı Resul’un olduğu yerde posta oturuyor. Şüphesiz ki, Balım Sultan babaganlarına icazet verirken, kırk yıl aşkın küresinde pişip öğle icazet verirdi. Bugün kü babaganlar iki sene Hacı Bektaş’a gidiyor, üçüncü sene babaganım diye elinde bir yazıyla posta oturmaya geçiyorlar. İşte zaten böyle babalar yolun içeriğini tam bilmediklerinden aslın olduğu yerde vekil olarak görev yapıyorlar. Bu da yola zarar veriyor.

 

En çok hangi ozanların şiirlerinden etkilendiniz? Kul Himmet, Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal ve günümüz ozanlarından Mahzuni Şerif’in.

 

En çok okuduğunuz ya da dinlediğiniz kitaplar hangileridir? En çok Alevi kültürü ile ilgili kitaplar; Pir Sultan Abdal’ın hayatı ve şiirleri bunların dışında, Dersim 37 ve 38, Fakir Baykurt’un Tırpan, Yılanların Öcü, Yaşar Kemal’in İnce Mehmet kitaplarını okudum.

 

İlk şiir tecrübeleriniz nasıldı? Ne zaman şiir yazmaya başladınız? Ortaokul sıralarında başladı. Lale, Gül, Doğa ile ilgili şiirler yazıyorum. Doğa sevgisinden alıntılarla insanın özüne kadar inmeye çalıştım.

Buna bir örnek vermek gekekirse;

 

Cemre Düşünce Toprağa

Tüm tabiat dile gelir

Dallar sarılır yaprağa

Şeyda bülbül dile gelir

 

Bülbül gülle cenge başlar

Bahçevan bülbülü taşlar

Türlü derde deva işler

Arı çiçek bala gelir

 

Karasaban işleyince

Toprak hava su alınca

Ürün verir diz boyunca

Sarı başak dala gelir

 

Sular bendine akışır

Özlem sevince dönüşür

Hasret çekenler kavuşur

Irak yakın yola gelir

 

Binali bir sabır taşı

Sabırdır her işin başı

Zalimların her dem taşı

Benim gibi kula gelir.

 

Bade içme gibi bir durumunuz oldu mu? Bade içmedim. Rüyam da Pir Sultan Abdal sırtıma Pençeyi Ali Aba vurdu.

 

Sizce size bu ilham nasıl geldi? Zaten ilkokul sıralarında rüya gördüm. Ondan sonra dışarıda oyun oynarken kendi kendime mırıldandım. Bir şeyler söylemeye başladım ve yürekten damlalar süzülürcesine kendimi bir başka hissetmeye başladım.

 

Ozanlıkta bağlamanın yeri nedir? Sazsız ozanlık olabilir mi? Ozan demek, sazı ile sözü ile tam demektir. Sazsız ozan olmaz (şair olur) şiir beyne hitap eder ama şiir ve saz, hem beyne hem yüreğe gönüle hitap eder.

 

Bağlama dışında bir çalgı kullanıyor musunuz? Yalnızca bağlama çalıp söylüyorum.

 

Şiir yazarken özendiğiniz, örnek aldığınız, ozanlar kimlerdi? Ben genelde Pir Sultan ve Mahzuni Şerif’in çizgisinden bir tarz uyguluyorum.

 

Dünyaya bakışınız, insan, tabiat hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Dünya gezegen olarak tabiat olarak çok güzel bir şeydir. Ama yaşam biçimi olarak eleştiriye alacağım bir gezegen: çünkü kıtaların, bölgelerin birbirinden başka yaşam biçimleri var. Sefa içinde yaşayanların yanında sefalet içinde yaşayan var. Adalet sistemi bozuk. Nizam terazisinin ibresi hep haksızı haklı gösterir olmuş. Para ve mal hırsı merhamet ve hakikati tuş etmiş. İnsanlar acımasız olmuş, doğa ve tabiat çok güzel şeyler ifade eden şeyler olmasına rağmen insanların gazabına uğramış, mevsimler karışmış, bahar güz olmuş. Dengesiz bir dünya, acımasız insanlar, ve katledilmiş bir tabiat, doğa biliyorum.

 

Şimdiye kadar katıldığınız yarışmalar hangileridir? Kültür müdürlüğü (Adana) nezdinde yapılan yarışmalara katıldım. Adana, İskenderun’da yapılan yarışmalara, Hacı Bektaş’da düzenlenen aşıklar yarışmasına katıldım. Bunların dışında kültürel çalışmalarım oldu. Kültür Bakanlığı’nın açtığı Ozanlar ve Zakirler sınavına katıldım. Bana Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından bir kimlik kartı (ozan kimlik kartı) verildi. Arşivlerinde bize yer vermiş oluyorlar. Yurtdışına çıkışlarda bize yararı oluyor.

 

Aldığınız herhangi bir ödül var mı? Adana’da yapılan yarışmalarda 3.’lük ödülü Adana valiliğince, güzelleme dalında bana verildi. İskenderun’da mansiyon aldım. Yine Adana’da Karacaoğlan’la ilgili yarışmada 2.’lik aldım. Kars Çobanoğlu Aşıklar Bayramı’na dört yıl aralıksız katıldım (2005-2009). Son iki yılın birinde ikincilik, birinde de birincilik ödülü aldım, muama dalındı. Plaketler ve şiltler verildi.

 

Yayımlanmış kitabınız var mı? Doktor Erman Artun’un Adana’da Çukurova’da Aşıklar Geleneği ve Aşık Feymani isimli kitabın da bana yer vermiş. Osman Turgut kitap haline getirdi, Koza Yayıncılık Altın Koza isimli kitabında eserlerime yer verdi. Doktor Erman Artun’un öğrencisi Hasan Bey’in Çukurova Üniversite’nde beni tez konusu yaptı. Bir nüshası bendedir.

 

Kasetiniz var mı? İmkânımız olmadığından Bandrollü kaset yapamadım ama korsan 2 kaset yaptım. Ferhat Deniz firmasına, K. Maraş’ta (Aşık Seyrani Baba’nın katkılarıyla.)

 

Sizce Hz. Ali nasıl bir insandı, en önemli özellikleri nelerdir? Hak ve hakikatin kendisidir. En önemli özelliği de hoşgörülü olmasıdır. İnsanların huzuru bozulmasın, gönüller incinmesin diye kendisine tanınan halifelik haklarını hep başkalarına tanımıştır, son halife olmuştur.

 

Du cihana hükmedensin

Ne güne durursun Ali

Kainata yön verensin

Ne güne durursun Ali

 

Hakk’tan emir mi yok sana

Zulfikar’ı kuşansana

Yetiş ezilen insana

Ne güne durursun Ali

 

Veliler nebiler susmuş

Yol ehli yolundan şaşmış

Ne ikrar ne de söz kalmış

Ne güne durursun Ali

 

Sen ki mazlumdan yanasın

Koyma yanamız kanasın

Hızır Nebi’yi salasın

Ne güne durursun Ali

 

Binali der car günümüz

Darda koymasın pirimiz

İki cihanda ulumuz

Ne güne durursun Ali

 

Du: İki

 

Kerbela ve Hz. Hüseyin için neler söyleyeceksiniz? Niçin tüm Alevi-Bektaşi ozanları Kerbela için matem şiirleri yazmışlardır? Kerbela Olayı size ne ifade ediyor? Hz. Hüseyin Hz. Ali’nin oğlu. Pirlik makamının sahibi sırat köprüsünde elinde Nizam Terazisi ile Ehlibeytine sahiplik yapan pirimizdir. Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezit ve Muaviye tarafından şehit edildi. Hüseyin’in yarası derin yaradır. Çok haksızlığa uğradı. Onun için halk ozanları ve Alevi camiası Hz. Hüseyin’e ağıtlar yakar ağlarız.

 

Tasavvuf hakkında neler söyleyeceksiniz? 7 ulu ozanımız en güzel şekliyle işlemiştir şiirlerinde.

 

Yunus Emre, Seyyid Nesimi, Hatayi, Pir Sultan Abdal gibi ozanların şiirlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ozanların şiirlerinin her bir dörtlüğü birer hadisi şeriftir. Tasavvufu içeren, gerçeği vurgulayan Kuran kadar anlamlıdır benim için.

 

Sizce bu isimler neden ölümsüzler arasına katılmışlardır? Gerçekler ölmez de ondan. Çünkü geçmişi ve geleceği yaşamadan anlatan Batıni ve zahiri anlatan gerçekler hiçbir zaman ölmez yaptıklarıyla yazdıklarıyla yaşar.

 

Atatürk ismi size neyi ifade ediyor? Atatürk’ün Türk insanına getirdikleri nelerdir? Atatürk insanlık için hizmet verendir. Türk milletini zorbaların karanlık ilkelerinden kurtarıp aydın bir toplum için mücadele veren eşi benzeri pek az bulunan yegane bir insandır.

 

Türkiye’nin geri kalmışlığını nelere bağlıyorsunuz? Türkiye’nin geri kalmışlığı çıkar için memleketin ileri gitmesini unutan yönetimlere ve aşırı yobazların dini devlet işlerine karıştırmalarına bağlıyorum.

 

Sizce bu toplumu neler değiştirebilir? Bu toplumu eşit gelir dağılımı, dürüst, çıkar gözetmeyen yönetim ve yöneticiler, işsizliğin giderilmesi, özelleştirmenin ortadan kaldırılıp kamu işlerinin tekrar devlete mal edilip işçi ve insan haklarına saygı duyulması.

 

Sizce demokrasi nedir? Gerçek bir demokrasinin yaşabilmesinin şartları nedir? Demokrasi demek; herkesin eşit haklara sahip, söz sahibi haklarını arayabilecek, hakkını savunabilecek, başkasının da hakkına saygı duymasıdır.

 

Sizce Halk Ozanları toplumsal olarak ne gibi işlevleri yerine getirmişlerdir? Ozanlar halkın malıdır, dilidir, gözüdür. Toplumsal etkinliği haksızlıkları dile getirmiş, haykırmışlardır.

 

Günümüz çağdaş Türk yazar ve sanatçılarından birisiyle tanışıklığınız var mı? Yazarlardan; Dr. Erman Artun, Dr. Ömer Uluçay ile tanışıyorum. Sanatçılardan; Arif Sağ, Musa Eroğlu, Aşık Gülabi, Gülseren Kılıç, Gülşen Altun, Esrari, Divani.

 

Halk Ozanlığı geleneğinin günümüzde devam ettiğine inanıyor musunuz? Günümüz insanlarının bir kısmı maalesef diğer kitleler gibi pop müziğine gönül verdikleri için ozanlar geleneği her ne kadar yaşatmaya çalışıyorsa da hitap edecekleri toplumu bulamıyorlar. Onun için devam ettiğine inanmıyorum.

 

Hangi ozan ve ses sanatçılarıyla dostluğunuz var? Mahzuni, Aşık Gülabi, Aşık Ali Cemal, Aşık Kederi, Hüdai Baba, Esrari, Dertli Divani. Sanatçılar; Gülşen Altun, Gülseren Kılıç, Musa Eroğlu, Arif Sağ.

 

Kitap okuyor musunuz? Zaman buldukça.

 

Sinemaya, tiyatroya gidiyor musunuz? Gitmiyorum.

 

Şimdiye kadar kaç Alevi – Bektaşi anma etkinliğine katıldınız? 18 kez katıldım. Adana’daki etkinliklere, Abdal Musa törenlerine, Hacı Bektaşi Veli törenlerine katılıyorum. Her yıl (13 yıldır) Hacı Bektaş’a ve Abdal Musa’ya gidiyorum.

 

Halk ozanlarının genel sorunları sizce nelerdir? Çözümlenebilmesi için neler yapılmalıdır? Kültür Bakanlığının halk ozanlarına sahip çıkmaması basın ve kitap olarak tanıtımını sağlamaması, etkinliklere yer vermemesi, genel sorunlarımızdır. Topluma kazandırılmamız için imkân tanınmalıdır.

 

Halk ozanlığında ne gibi değişmeler yaşanmıştır? Yaşantıları değişik olabilir ama ozanlar genelde değişmezler.

 

Toplumun ve devletin halk ozanlarına bakışını, yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Devlet te toplum da halk ozanlarına yeterince sahip çıkamıyor.

 

Halk ozanlarının geleceği hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Gelecek meçhul.

 

Elinizde bulunan ozanlarla, ozanlıkla ilgili kaynaklar hangileridir? Elimde Dr. Erman Artun’un yazdığı Çukur Ovada Aşıklık Geleneği var. İsmail oğlu Mustafa Yılmaz’ın Ozanlar 2000 var, Mansur Ekmekçi’nin Çukurova’da Yaşayan Ozanlar Kitabı.

 

Hangi ozanların, hangi eserlerini biliyorsunuz? (Pir Sultan Abdal) İmam Hüseyin, Açılın Kapılar Şaha Gidelim, Hıdırpaşa (Kul Himmet) Gitme Durnam Dağlar Salından (Derviş Ali) Ağlaya Ağlaya Murada geldim (Kul Himmet) Duaz İmam, Serime bir Sevda Geldi (Şah Hatayi) 12 Hizmet, Ol Haktan Oldu.

 

Halk ozanlarının sorunlarını giderilebilmesi için hangi kurumlar, neler yapabilir? Kültür Bakanlığı sahip çıkmalı. Cem Vakfı ve Hacı Bektaşi Veli dernekleri sahip çıkmalı etkinliklerde yer verilmeli, kitap olarak tanıtımını yapmalıdır.

 

Ozanlara ekonomik destek sağlanması için neler yapılabilir? Ozanların eserlerinin korunması, kasetlerinin, kitaplarının basılabilmesi için neler yapılabilir? Kültür Bakanlığı ders kitaplarında (Edebiyat) yer vermeli, bütün kuşaklar okuyup bilmeli, tanımalı. Etkinliklerde yer verilmeli.

 

Dedeler, babalarla ozanlar arasındaki ilişkilerin daha yoğun olabilmesi için neler yapılabilir? Dedeler ocakzade, dedeler sorumluluğunu bilen, yola zarar vermeyen dede olmalı, babalar dedelerin olduğu yerde ikinci planda kalmalı.  Zaten bunlar birbirinden ayırt edilemez yolun temel direkleridir. Ozanlar sazıyla sözüyle kültürü yaşatır; dedeler, uygulamalı, cem, on iki hizmet görgü cemlerini yaparak yaşatırlar.

 

Eserlerinizi oluştururken, şiir yazarken nasıl bir ruh haline bürünüyorsunuz, eserleriniz nasıl meydana geliyor? Ben eser yazarken genelde tek başıma ya bir doğada olacağım ya da evde tek başıma bir orada olacağım. Öyle bir ruh haline girerim ki bir güzeli mi anlatıyorum onun saçından tut, gezdiği topraktan, oturduğu taştan, kokladığı gülle hasbıhal olurum. Kendimi o anda onun yanında o bütün saydıklarımla iç içe sayarak güzelin olmadığı yerde de güzeli o dağa taşa, güle sorarmışcasına, onlarla konuşurmuşcasına canlandırırım. Öyle bir ruh haline girerim ki, üç yüz altmış altı azamla kendimi o arayışın, özlemin içinde bulurum. O zaten kendiliğin kaynayıp geliyor. O özlem kendisini getiyor.

 

Bir doğa esinlenmesine dönelim, çimenler üzerine yağmur yağıyor, yada  doğa yeni uyanıyor, nevruzda, kardan sonra çiçekler açıyor. Bu durumu nasıl hissedersiniz? O çiçek açtığı zaman o çiçeklerin arasında sevdiğin insanı düşünürsün. Doğayla baş başa çiçeklerle baş başa onu bulamadığın zaman da onu o ortamda arar, güle sorarsın, çiçeğe sorarsın. O arayış içine girersin.

 

Bir Karacaoğlan, Köroğlu, Dadaloğu da büyük ozanlarımız yar, doğa, sevda şairleri onların şiirlerini nasıl görürsünüz? Herkes kendi dalında aradığını mısralarıyla zaten dile getirmiştir. Bir Karacaoğlan ben bir güzel güzel demem güzel benim olmayınca buna benzer başka örnekleme tipler vardır. Aşk ve sevgi üzerine düşündüğün zaman aKaracaoğlan düşündüğü katagoride kendini görüyorsun. Dadaloğlu kahramanlık şiirleri yazmış, bizde zaman zaman o havaya gireriz.

 

Duygunun yanında bir de hüzün vardır ozanların şiirlerinde, başka dünyaların insanlarıdır şairler, ozanlar. Siz genel de mi zaman zaman bu bu ruh halindesiniz? Bu zaman zaman oluyor. Bu sürekli olmaz. Fakat bunun zamanı hiç belli değildir, bazen uyurken akla gelir, uyanıveriyorsun. O dizeleri bir kenara not ediyorsun, bitirmeden de yatmıyorsun, çünkü duygu dağıldığı zaman arkasını getiremezsin, aynı atmosfere giremezsin.

 

Doğup büyüdüğümüz yerlere gidiyor musunuz, oralarla temasınız devam ediyor mu? Tabii ki gidiyorum. Yazları köyüme gidiyorum. Onun dışında Erzurum’da taliplerim var, dedelik görevi gereği gidiyorum. Köyde ev var fakat harabe hale gelmiş. Onarmak istiyorum. Doğa ise sadece bizim yöre için geçerli değil ben düşünsel olarak kendimi doğanın içinde hissediyorum. Örneğin yar bana zülfünden bir tel yollamış, şiirimde ben Palandöken’i dile getirmişim. Hayalimle uzakları yakın etmişim. Kışın turnaların oradan gecemeyeceğini biliyorum. Kendimi onların yerine koydum. Zemheride geçit vermez Palandöken, demişim. Mart muamma etmişim ama nisana da kalmaz demişim. Turnalar o civara gelir.

 

Bir turna kuşu olmak ister misiniz? Turna bizim inancımızda çok değerli bir kuştur. Çünkü Hz. Ali’nin avazını taşıyor. Kendimi turnanın kanadında bir tel olarak kabul ediyorum. Olabilsem ne mutlu.

 

Şehrin sıkıcılığı mı biraz da sizi doğa şiirlerine yöneltiyor veya başka konulara yöneliyorsunuz? Hayır. Kendimi ruh halimle düşündüğüm ortamda kendimi düşünüp öyle yazıyorum. Bir sıkıntıdan dolayı değil.

 

Çocuklar nasıl bakıyor? Çocuklar köye dönmek istemiyor. Bu benim düşüncem. Çünkü zamanın ne getireceği belli olmaz. Bir bakarsın şehir yaşanmaz hale gelir. Sığınacağın tek yer köy olur.

 

Adana’daki yaşamdan bahseder misiniz? Adana eski Adana değil. Çünkü eskiden fabrikalar çalışır, herkes işine gücüne bakardı. Şimdi fabrikalar kapanmış, insanlar ya içeri kapanmış, ya birbiriyle uğraşmaya çalışmaktalar. Çok sıkıcı bir yaşam olmuş, Adana. İyi ki biz zamanında çalışıp emekli olmuşuzdur, şimdiki gençlik işsiz, psikolojisi bozuk, çaresiz bir haldedir. Adana’da her türlü insandan var, her türlü düşünceden insan vardır.

 

Alevilerin durumu nasıl? Bizim Alevi kültürünü yürüten federasyona bağlı kurumlar var. Biz CEM Vakfı’na bağlı dedeler olduğumuz için birbirimizle kaynaşamıyoruz. Aslında biz hep yakın olmak istiyoruz, birlikte çalışmak istiyoruz onlar CEM Vakfı’na uzak duruyorlar. O yüzden bizimle çalışmak istemiyorlar. Biz cemleri yürütürken CEM Vakfı’nın yürüttüğü cem kalıbına göre cem yapıyoruz.

 

Adana’daki Ozanlar kimlerdir, onlar neler yapıyorlar? Adana’da ben ozanım diyen çok. Ben zakirim diyen de çok. Ama bu işin gereğini bilen yok. Şöyle anlatayım; cemlere pirsiz, müsahipsiz girilmez. Ama görüyorum ki, sazını alan zakir postuna oturuyor. Soruyorum pirin kim, yok diyor. Müsahibin kim, yok diyor. Yolu kuralına göre yürütmüyorlar. Bunların içinde parmakla sayılacak kadar işi kuralına göre yapan belli ozanlar, ve zakirler vardır. Musahipli olarak bir ben varım. Pirim ve mürşidim gelir. Bir de Yılmaz Tarı var, Hıdır Aydın var. Öbür ozanların hiçbirinin ne piri var, ne müsahibi vardır.

 

Başka şehirlere de dedeliğe, ozanlığa gidiyorsunuz? Evet. Ben ve Murat (Öner) Dede, Gazi (Kemal Uymaz) Dede birlikte Tarsus, Yenice, Mersin Merkez, Konya Ereğli, Afyonkarahisar, Ankara Sincan, Erzincan, Malatya, Maraş yörelerinde dedelik, zakirlik yapıp cemleri yürütüyoruz.

Yenice’de halk asimile olmak üzere. On iki hizmetten habersiz, musahip kardeşlikten habersiz, Hızır Orucu’ndan habersiz, Muharrem Orucu’ndan habersiz. Biz bunları halka sohbetler ve cemlerle yansıttık. Şimdi Yenice halkı cemlerde on iki hizmeti çok güzel bir şekilde ifa ediyorlar. Ama müsahiplik henüz bir düzene oturmadı.

Konya Ereğli bu konuda çok hassas. Oradaki yaşlılar zaten yolu görmüş ve yaşamışlar. Bizim de çalışmalarımızla gençliği tam Anadolu Aleviliğine yakışır bir şekilde edep erkan içinde on iki hizmet semah, Hızır orucu, Muharrem Orucu, hakkında bilgilendirdik. Yolu kuralına göre sürüyorlar ve uyguluyorlar.

 

Ereğli’de kaç Alevi köy var? Merkeze bağlı Orhaniye köyü var, Zengen Köyü ve Özgürler Köyü var. Bunların hepsinde hizmetlerimiz sürüyor.

 

Köyler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Orhaniye’deki köylüler Tunceli, Varto, Hınıs, Erzincan kökenli Alevilerin yaşadıkları yer. Eski gelenkleirni sürdürüyorlar. Kimisi inşaat işiyle, kimisi tarımla uğraşıyor. Özgürler ve Zengen Erzinacan yöresinden ve Tunceli yöresinden insanların yaşadığı birer yerleşim yerleridir. Onlar da tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlar. Ama inançları çok güzel.

 

Sizi nasıl karşılıyorlar, ne zaman cemlere gidiyorsunuz? Beni yediden yetmişe herkes saygıyla ve sevgiyle karşılıyor. Çünkü ben birikimimle hizmetimle orada bir şeyler bırakabildim. On yıldır Hızır Cemlerine, Muharrem Cemlerine, Aşure Etkinliklerine ben koşuyorum. Ereğli iklim olarak çok sert bir iklime sahiptir. Kışın cemevimiz olmadığı için abartmanların bodrum katlarında o gençlikle beraber on iki hizmet ve semah çalışmalarını yapıyorduk. Çoğu zaman zatürreden döndük ama şevkle ve gururla bu hizmetleri yerine getirdik.

 

Söyleşi: 2000 ve 26 Mart 2010

 

Şiirlerinden Örnekler:

 

Yar bana zülfünden bir tel yollamış

Gelmeye gelecek ama ne zaman

Turna kanadına ilmik bağlamış

Salmaya salacak ama ne zaman

 

Zemheride turnalara gel olmaz

Geçit vermez Palandöken yol almaz

Mart ayı muamma nisana kalmaz

Gelmeye gelecek ama ne zaman

 

Kavli ikrar eylemiştik biz hani

Hatırdan gönülden silmezdin beni

Bergüzar vermiştim hasat zamanı

Gelmeye gelecek ama ne zaman

 

Seyid Binali’yim dövünmem niye

Gözlerim yolların gelecek diye

Dost gelmezse zülfü kalır hediye

Gelmeye gelecek ama ne zaman

 

Felek bana ok atmadan

Ya sen gel ya ben geleyim

Gönül bendimi yıkmadan

Ya seng el ya ben geleyim

 

Yaprak gibi dökülmüşüm

Bir kenara itilmişim

Belki bu son çırpınışım

Ya sen gel ya ben geleyim

 

Gel hara uğratma beni

Derdile dağlatma beni

Bir dem de ağlatma beni

Ya sen gel ya ben geleyim

 

Bir gül misali solmadan

Vaktim zamanım dolmadan

Binali toprak olmadan

Ya sen gel ya ben geleyim

 

Üç beş soyka sazı almış eline

Mazuni dayımız der geçinirler

Yüce zatı dolamışlar diline

Namert lokmasını yer geçinirler

 

Ne cemden vazgeçir ne de cumadan

Medet umar nesli Ali Aba’dan

Özü sana ayan olsun yaradan

Mücerretmiş gibi er geçinirler

 

Leş kargalarını almış yanına

Maraş’ta Mazlum’un girmiş kanına

Yakışır mı Ehlibeyt’in şanına

Hüseyin’in postunda pir geçinirler

 

Bir gün ipiniz çıkacak pazara

Secdemiz insana değil duvara

Kerbela yarası bizdeki yara

Dönekler sizinle yar geçinirler

 

Binali der bu toplumun marazı

Bin yıl geçse bitmez kini garezi

Dul tavukla kümeste çil horozu

Başka toplumlarda zor geçinirler.

 

Od düşer sineme yanar yüreğim

Gün batımı gölge düştüğü zaman

Eser seher sam yelleri kurur çiçeği

Güneşim dağları aştığı zaman

 

Bedenime kızgın demir damlası

Damladıkça arşa yükseleri sesi

Sanki açıların ten yabancısı

Neşter vurup yara kestiği zaman

 

Zifiri karanlık geceyle başlar

Beni benden alır o keman kaşlar

Seyid Binali’nin bağrını taşlar

Hüzünlenip efkar bastığı zaman

 

Sevgi tohumunu eksem toprağa

Sevgi filirlenir sevgi dal olur

Süslenir bezenir beyaz yaprağa

Sevgi reyhan olur, sevgi gül olur

 

Sevgi hüküm kılsa zulüm kalmazdı

Cihanda haksızlık kavga olmazdı

Yuva yıkılmazdı, ocak sönmezdi

Sevgi müşkilleri çözen hal olur

 

Sevgi gönüldeki mihmana benzer

Sevgi dine benzer imana benzer

Sevgi sığınacak limana benzer

Sevgi umut olur, sevgi yol olur

 

Gönülden gönüle sevgi tatlıdır

İnsandan insana sevgi farklıdır

Kemalet ehlinde sevgi saklıdır

Sevgi turap olur, sevgi kul olur

 

Binali der aşina ol aşina

Deli gönül düşme nefsin peşine

Sevgiyi katık et yavan aşına

Sevgi kaymak olur, sevgi bal olur.