ALİ DURAN

AŞIK, REHBER (BABA)

 AYHAN AYDIN

 

Merzifon’a bağlı Gümüştepe Köyü’ndensiniz. Köyünüz hakkında bilgi verir misiniz?

 

Köyün dört yüz yıllık olduğu söyleniyor. Köyümüzde zaten Sıdkı Baba’nın türbesi vardır. Hanımlarının türbesi vardır. Birisi bizim köyden, diğeri Çorum Alacahöyük’ten Hatice Ana’dır. Onların türbeleri ziyaret edilir. Oğulları da bizim köyde meftundur. Ali Bagı Gül, Hamdullah Gül onlar da şairdirler. Gökçe Dede Türbesi var. Nacaklı Dede Türbesi var. Gökçe Dede’ye bütün millet yağmur duasına oraya çıkarız. Dilek için gelenlerin dileği kabul olursa oğullarının ismini Gökçe koyarlar. Köyün içindeki Türbeler de şunlardır: Kemal Dede Türbesi, Mehmet Dede, Konşu Dede Türbeleri de vardır.  Köyümüzde Çıkan Su Tekkesi var.

 

Evimden çıkıpta seni anarak

Derdime derman ver Çıkan Su Dede

Yalvarırım divanına durarak

Derdime derman ver Çıkan Su Dede

 

Dergahında vardır pelitler çamlar

Aşkınla niyaz et derinden yalvar

Yüz süren de kalmaz dert ile gamlar

Derdime derman ver Çıkan Su Dede

 

Yeşerip gidiyor çayır çimenin

Elindedir bu diyarın dümeni

Yaralarım iyi olur çalsan melhemi

Derdime derman ver Çıkan Su Dede

 

Dergahına geldim yaktım mumumu

Türbende kabul eyle garip kulunu

Sana malum olsun benim durumum

Derdime derman ver Çıkan Su Dede

 

Bu Ali Duran’ın yarasını dindir

Merhemini sür ki yüzünü güldür

Benim bu ahvalimi tabibe bildir

Derdime derman ver Çıkan Su Dede

 

Buradaki ziyaretin özelliği kaşıntısı olanlar, sarı yara olanlara, çocuğu olmayanlar kız çocuğu veriyor. İsmi olarak İrem Su ismini koyuyor, kız çocuğu olanlar.

 

Eskiden iki yüz hane kadarmış, şimdi altmış beş haneye düştü. Geçim kaynakları çiftçcilik, hayvancılık. Kır bir yerdir, sulak değildir. Köyden çıkanlar İstanbul, Merzifon, Ankara, İzmir gibi şehirlere dağılmışlardır. Köyümüzde Sıdkı Baba Derneği vardır.

Sıtkı Baba’nın zamanın da benim dedem Duran “dede” on sekiz yıl babalık yapmış. Dedeme dede derlermiş ama soyca dede değiliz.

 

Sizin yöredeki babalık nasıl bir babalıktır?

 

Sıtkı Baba erkenden kalkarmış, teberi eline alır köyün çevresinde dolaşırmış, ne yapıyorsun Sıtkı Baba deyince; köye şeytanlar girmesin diye daire çiziyorum, diyormuş. Cemalletin Efendi’nin aşığı olan Sıtkı Baba. Dergah hizmetlerini yapanlara bizde Baba denir. Hacı Bektaş Dergahı’nda kalıyor, Cemalletin Efendi’nin aşığıymış. Uzun süre Hacı Bektaş’ta Dergah’ta hizmet yaptıktan sonra bizim köye vekil olarak gönderiyorlar, dergahtan. Kendisi Adana’lıymış. Bizim köye gelip birlik beraberliğini, cemini yapıyor. Bizim yörenin Hacı Bektaş Dergahı’nın vekili olarak bir dedenin yaptığı görevleri yerine getiriyor. Ama kendisine Baba deniyor. Çevredeki köylerin hizmetlerini yapıyor. O Hacı Bektaş’ın temsilcisi oluyor, kendisi 1920 Hakk’a yürüyor. Bizim köyde Ulusoyları (Çelebileri) Eşiğini de Ali biliriz beşiğini de Ali biliriz, yani küçüğünü de büyüğünü de sayarız, severiz. Veliyettin Efendimle Cemalletin Efendi’min fotoğrafını bir yeşil’e sarıp sandığın tabanına koyup analarımız, bacılarımız o fotoğrafı görünce nur gördük, derlerdi. Bu itikat vardı, şimdi de aynı itikat vardır.

Bir babaya oradaki nasıl bakıyorlar, ne gözle görüyorlar?

 

Birlik beraberliği sağlar, sevgiyi muhabbeti sağlar. Cemde bütün müşkillerin halledileceğini dedeye iletir. Efendilerin hizmetine girer.

 

Siz hangi Ocağa bağlısınız?

 

Battal Gazi Ocağı’nın muhubiyiz. Bizim köyde Seyyid Battal Ocağı’ndan Cemal Dede bizim dedemizdi, köy dedemizdi. Tarikatın dedeliğini, köyümüzün dedeliği o yapıyor. Hakk’a yürüdü. Şimdiki dedemiz de, Dursun Özcan İdrisoğullarından, yani İdrisoğulları Ocağı’ndan. O da köyde duruyor.

 

Tohum ekmeden önceden birlik beraberlik sağlarız, milleti bir araya toplayıp birlik kurbanı keseriz. Herkesin katkısıyla bu kurban alınır, herkesin razılığı alındıktan sonra cem yapılır. Öncü baba oluyor, birlik beraberliği sağlamak için. Rehberle baba bizde aynıdır. Bu ilk kurbana düşkün küskün, katil olmayanlar katılabilir. Baba Dede Mürşit olayı vardır bizde. Yani balara rehberler var; dede var, mürşit olarak Hacı bektaş’tan gelen çelebiler oluyor. Bizde böyledir. Küsülüler barışıyor, küsülünün parasını alıp kurbana katmayız, barışmazsa. Düşkün varsa, düşkünlükten kalkmadıktan sonra onunda parası katılmıyor. Rıza lokması alarak, birlik beraberliğimiz oluyor. Baba var, dede var aynı zamanda aşıklar var. Bunların olması gerekiyor. Tesadüf ederse mürşitte olabilir ama mutlaka olması gerekmez. Birlik beraberliğimizi sağlayamadığımız zaman mürşidi biz çağırırız.

 

Görgü vardı?

 

Şimdi yok ama eskiden ayrı ayrı görgü olurdu. Herkes dedesini getirirdi, herkes dedesine görülürdü. Dedesine görüldükten sonra ceme katılırlardı. Bizde iki ocak dedeleri vardı. Onların talipleri ayrı ayrı görgüye girerlerdi.

Diyelim ki ben görüldüm yani dedemi çağırdım, kurbanımı kestim (şart değil. Düşkünlüğü kaldırmada kurban şart) veya lokmamı, bir horoz da kesebilirim, Ali Aba Pençesi’den geçtikten sonra görgümü yapmış oluyorum. Böyle böyle köydeki canlar görgüden geçmiş oluyorlar. Bu görgülerin sonunda da bir birlik kurbanı kesilir. Bu birlik kurbanına sadece görgüden geçenler katılabilir. Son kurban görgüler bittikten sonra oluyor.

Bir de bizde Abdal Musa Kurbanı vardır. O da ilk “Birlik Kurbanı’nın” hemen peşinden yapılır. Hacı Bektaş Veli Efenimiz demiş ki, senin kurbanın kesilecek ki, benim tarikatım yürüsün, demiş. Biz o nedenle Abdal Musa Kurbanı keseriz. Birlik beraberliği Abdal Musa Kurbanı sağlıyor.

Şimdi ise ayrı ayrı görgü olmuyor. Mekanı Cennet olsun, Haydar Ulusoy Efendi’ye biz dedik ki, biz ayrı ayrı görgü cemi yapamıyoruz, diyince kendisi o zaman hepiniz bir arada görülün dedi. Biz şimdi hep birlikte görülüyoruz. Düşkünlük olmadığı için kurban kesmek zorunlu değildir. Cumalık Cemi yapar gibi aynı cem yapılır. Görgüden geçilir.

 

Cemi anlatın biraz?

 

İlk başta peyikler gezer. İki veya dört tane peyik çıkarırız köye, bugün Cumalık var, (cem) deriz. Herkesi ceme davet ederiz. Sadece bu düşkün olmayanlar söylenir. Küskün, düşkün olanlara haber salınmaz. Ceme geldiğimzde, gözcümüz, bekçimiz görevini alır. Bütün herkes görevini yerine getirir yani on iki hizmetliler yerlerini alırlar, bizde her cemde on iki hizmet yürür. Dede postunda, baba dedenin yanında oturuyor. Aşıklar aynı halkada dedenin karşısında otururlar. Erenler bir tarafta, bacılar bir tarafta otururlar.

 

Babanın görevleri nelerdir?

 

İlk önce peyikleri çıkarır, köyü gezdirir. Ondan tarikat evinin sobasını yaktırır, temizlettirir, serdirir, hizmet sahiplerinu bir araya ayarlar. Dedenin postunu serdirir, dedeyi getirir o posta oturtturur. Bütün bu ağırlıkları baba yapar (rehber).

Cem de ilkin her gelen dedeye niyaz eder, dizine postuna niyaz eder. Dede tecelli ve tevalla duvasını yapar. O muhip gidip yerine oturur, böylece her muhibe bu duayı yapar. Bir kişi, iki kişi, üç kişi de gidebilir. Gözcü onların nereye oturacağını gösterir. Bütün muhipler geldikten sonra bir daha dede Rızalığa başlar. Bütün milleti birbirine sorar, eşikten içeri nasılsınız, der. Komşuyla nasılsınız, razı mısınız, hoş musunuz, der. Döktüğünüz var doldurun, yıktığınız varsa tamir edin, suda, yolda, yolakta, herkes birbirinden razıysa aşığa nişan dervişe burhan (güzellik) deyip birbiriyle görüşürler, küçükler büyüklerin ellerini öperler. Süperge çalınır. Abdest için su dökülür. (Kırk gönül bir araya burada geliyor zaten) Çerakçı gelir çerağını yakar. Aşıklar üç deste bağlarlar. Dede duasını yapar. Burada bir muhabbet başlar. Muhabbetleri ettikten sonra, Muhabbette Muhammet Ali muhabbetinden başka muhabbet yer verilmez. Yeniden muhabbetten sonra aşıklar bir daha deste bağlarlar. Ondan sonra miraca gitmeler başlar. Miraçtan sonra Semah dönülür. Sonra sakka suyu dökülür. “Yerden göğe direk – Tarikata tercüman gerek” denir herkes gönlünden ne koparsa, Muhammed Ali aşkına, ortaya koyar. Bu tarikatın hizmetine verilir. Tarikatta ihtiyaçlar giderildikten sonra kalan parayı dergahta oturan posta oturan efendimize göndeririz. Bu Kara Kazan Hakkı’dır. Pir ve Mürşit Hakkı’dır. Tarikatın kabul olması için bu gereklidir. O da bize; ben kabul ettim, Hünkar Efendim On iki cumalığınızı kabul etsin, diye name (kağıt) gönderiyor. Bunu da baba bütün muhiplere okur, muhipler de şaduman olur.

 

Sizin dedelerinize çelebiler icazet belgesi veriyor mu?

 

Veriyorlar.

 

Babalara veriyorlar mı?

 

Gerek yok. Babaların hizmeti yetiyor zaten. Babanın önemini zaten efendiler biliyor. Çünkü daha çok onu görüyorlar, ağırlık babadadır.

 

Dede nasıl görülüyor?

 

Dede Mürşit’e gider görülür.

 

Kurban keser mi?

 

Kesmek zorunda değil.

 

Müsahiplik var mı?

 

Yok. Eskiden varmış. Benim kendimin var ama ben de kurban kesemedim.

 

Sonra kesebiliyor musunuz?

 

İler de kesebiliriz. Benim çocuklarım müsahib kardeşimi tanıyorlar, biliyorlar.

 

Sıdkı Baba sizin köyde?

 

Şu anda Sıdkı Baba’nın torunları da bizim köyde yaşamaktadırlar. Sıdkı Baba bütün çevrenin birlik beraberliğini sağlayan bir zatmış. Hacı Bektaş Dergahı’nın en güzel görevini yapanlardan. Şiirleri şimdi de okunuyor. Torunu Muhsin Gül kitabını bastırdı. Bütün çevrede okunmaktadır. Şiir değil de deyiş diyelim. Duvaz imamları, semahları, mersiyeleri hepsi Sıdkı Baba’da vardır.

Köyümüzde Fehmi Tuz bir yazardır. Şapkalı Yazar olarak kitap bastırmıştır.

Köyümüzde iki aşık vardır; daha önceden Kul Hasan varmış, Derviş Dede olarak adlandırılırmış o Sıdkı Baba’dan önce yaşamış. Şimdi yaşayan Ali Cem Akbulut vardır. O kendisi kitapta bastırmıştır.

 

Sizler Çelebiler’e bağlısınız.

 

Onların sevgisini muhabbetini daima kalbimizde taşırız. Bizim köyün birlik beraberliğini en son aşamada onlar sağlar. Dileğimizi, isteğimizi hep onlardan isterik.

Bizim köyde ulusoyların barıştıramadığı kişinin derdine derman bulunmaz.

 

Kimdir Hacı Bektaş Veli?

 

O serçemedir.

 

Sizden şunu alalım. Ne vakit nasıl başladı aşıklık, ozanlık, şiirler..?

 

Önce bir aşk uyandı, yandım ateşle. Köyümüz Sıdkı Baba’dan etkilenerek, kitaplarını okuyaraktan, Gümüştepe (Harız)’ın on iki sene babalığını yaptım ben. Benim babalık zamanımda Hacı Bektaş Dergahı’na köylülülerimizin sevgisiyle, birer ağaç vermek şartıyla, yardım amacıyla oraya, Arif Ana’nın (Cemalletin Efendi’nin Hanımı) cemevi yaptık. İki kamyon ağaç götürmek koşuluyla. Hizmette bulunduk yani. Babalığın güzellikleri, aynen dedenin görevleri gibi halka hizmet etmektir.

İlk şiirimi 1978’de yazdım. O zaman sadece bir tane şiir yazdım. O aşk devam etti ama esas 2006’da şiir yazmaya başladım. Evimde kapımın önünde asmanın altında otururkene, ilk önce aklıma, gönlüme gelen ilhamla Timur Efendime bir deyişim oldu.

 

Bugün Asar Dağı duman

Gel Efendim gel

Bugünler de halim yaman

Gel Efendim gel

 

Efendim benim Timurcan

İki cihanda adil han

Kalmadı damarımda kan

Gel Efendim gel

 

Dertler beni bitirmeden

Hep aklımı yitirmeden

Tabutumu getirmededen

Gel Efendim gel

 

Ecel şerbetini içmeden

Ölüm döşeğine düşmeden

Cenazem evden çıkmadan

Gel Efendim gel

 

Tabutuma attım eli

Ali Duran verir seri

Hünkar Hacı Bektaş Veli

Gel Efendim gel…

 

Böylece şiire başladım. Peşi çözüldü geldi.

 

Ozanlar, aşıklar kimlerdir?

 

Ozanlar, aşıklar çevrenin dini duygularını, geçinimlerini, bütün sevgisini, muhabbetini dile getiren kişilerdir.

 

Siz saz çalar mısınız?

 

Kendi halimce.

 

Zakirlik yapıyor musunuz?

 

Cemlerde yapmıyorum.

 

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal var bunlar hakkında neler söylersiniz?

 

Bütün milletin sevgisini, aşkını, insanlara taşıyan, veren kişilerdir.

 

 

Ben on iki senedir diyaliz hastasıyım. Bir buçuk sene sonra eşimden böbrek nakli oldu.

Şimdi haftada üç gün diyalize giriyorum.

O zaman eşime bir şiir söylemiştim:

 

Ben bahçe olurum yarim ise gül

Ben onu koklarım geçer hayli gün

Bahçenin içinde açar çiçekler

İşte böyle olur bütün gerçekler

 

Kollar havadayken çalsın köçekler

İşte böyle olur neşeli düğün

Kurutmadım has bahçeyi yeşettim

Lale sümbül gonca güller döşettim

 

Nazlı yari ben kendime eş ettim

İki kızı bir oğlanı büyüttüm

Uçar kuş havada açar kanadı

Ben ona o bana yapmaz inadı

 

Cenab-ı Allah vermiş bize muradı

Aşkımızı bir eyledik yürüttük

Yarim benden boya cila istemez

O bana ben ona hile göstermez

Ne kadar sevsem de kira istemez

Yetiyor o beni ben onu gördüğüm

 

Yar seni görünce gelirim aşka

Gözüme görünün daha bambaşka

Vücudundan kestin verdin bir parça

Yetiyor o bana hayat verdiğin

 

Ali Duran helbet sözün eridir

Ne kadar methetsek de elbet yeridir

Sevgisi olmayan mutlak geridir

Anlasın ki yaşamadan öldüğü

 

 

xxxxxxxxx

 

 

Gökte uçan turna sesi

Gelir Ali Ali diye

Katarlanmış beşi gelir

Şahı Merdan Ali diye

 

Telli turna hevesinden

Şahı Merdan nefesinden

Can bülbülü kafesinden

Öter Ali Ali diye

 

Muhammed Ali’yle bile

Teri sindi gonca güle

Semah tutak döne döne

Coşak Ali Ali diye

 

Yola gidelim beraber

Zülfikar Düldül’ü Kamber

Önümüzde Ulu Server

Koşak Ali Ali diye

 

İkrarın veren döner mi

Gönlünü ikiye böler mi

Tutuştu çerak söner mi

Yanar Ali Ali diye

 

Ali Duran canda canım

Ben kulum şahım sultanım

İncir, Tevrat, Zebur, Kuran’ım

Yazar Ali Ali diye

 

xxxxxxx

 

Avcı tutmuş turnanın ayağını kırmış, eşinden ayırmış. Onun üstüne söyledim.

 

Turnam sana avcı kurşun attı mı

Yazık sana allı turnam vah sana

Ayağın kırıp canın yaktı mı

Yazık sana allı turnam vah sana

 

Allı Turnak gidemezsin sekerek

Peşin sıra kanlarını ekerek

Beni ağlatma garip garip öterek

Yazık sana allı turnak vah sana

 

Turnam sesin Şahı Merdan sesinden

Yazık olmuş ayrılmışsın eşinden

Korkma gayri avcı gelmez peşinden

Yazık sana allı turnak vah sana

 

Turnak senin ayağına bakayım

Kırığını sarıp papuç takayım

Yine seni katarına katayım

Yazık sana allı turnak vah sana

 

Ali Duran bu açıya dayanamaz

Sardım ayağını gayri kanamaz

Uçup gitki avcı sani bulamaz

Yazık sana allı turnam vah sana

 

Xxxxxxx

 

Aşkın kazanına girdim kaynattım

Şah Hüseyin’le Kerbela’ya varalım

Göz yaşımı seller gibi çağlattım

Şah Hüsiyin’le Kerbela’ya varalım

 

Gelin bu kervana sizde karışak

Hakk Muhammed Ali için çalışak

Ehlibeyt’in yardımına ulaşak

Şah Hüseyin’le Kerbela’ya varalım

 

Lanet Yezit asker dizmiş Fırat’a

Yetişelim şehit düşmeden 73 Şüheda

Madem seviyorsun ne duruyorsun burada

Şah Hüseyin’le Kerbela’ya varalım.

 

Gönülleri bir ikrara bağladım

Kellesini keselim İbni Ziyad’ın

Haymegah’a dönderelim Fıratın

Şah Hüseyin’le Kerbela’ya varalım

 

Yezit’i Şimir’i Ömer saydı

Hepsinden alalım ayrı ayrı hayfı

Ehlibeyt’e dönderelim bu kaytı

Şah Hüseyin’le Kerbela’ya varalım.

 

Ali Duran bu yürüyen kervanda

Daha çok hıncım var hala Mervan’da

Bu görükür ilk yapılan planda

Şah Hüseyin’le Kerbela’ya varalım.

 

Xxxxx

 

 

Kafeste bülbül kuşum

Bırakın yare gideyim

Nedir bilmem benim suçum

Bırakın yare gideyim

 

Yarim benim eyler figan

Büyüdükçe büyür çıban

Dalımız kırılmaz fidan

Bırakın yare gideyim

 

Beni kafeste tutmayın

Kırıp dalımı kurutmayın

Aydınlık dünyamı karartmayın

Bırakın yare gideyim

 

Yarim durur yar yuvada

Duramıyorum ben burada

Ne olur ereyim murada

Bırakın yare gediyim

 

Ali Duran kuşu kurtar

Sana yardım eder serdar

Gamlasın dağılsın efkar

Bırakın yare gideyim

 

 

CEM TV.

 

 

Dünyanın sesi kulağı

Cem Tv. Cem Tv.

Gerçek erenler durağı

Cem Tv. Cem Tv.

 

Sesini dünyaya duyurdun

Aşıklara sadıklara dedin buyurun

Ne güzeldir senin sesin gururun

Cem Tv. Cem Tv.

 

Misafir eyledin ihtiyar genci

Muhammed Ali’ye oldunuz elçi

Bütün demokratları Cumhuriyet’e yaptınız bekçi

Cem Tv. Cem Tv.

 

Ali Duran da erenlerden

Sizi çok sevenlerden

Size doğru gelenlerden

Cem Tv. Cem Tv.

 

Sizin programlarınızın gerçek hayranıydım. Bizim yörede de çok izleniyordunuz. Biraz ara uzadı, ne oldu hocam?

 

Her şey kısmetle. Eskiden bu lafa pek anlam veremiyordum. Kısmet ne demek?, diyordum. Şimdi şimdi ne olduğunu anlıyorum gibi. Kısmetten ötesi yalandır, diyorlar. İyi diyorlar. Kırk yıldır kısmetimden fazlasını yiyemedim, hedeflerime ulaşamadım, muradıma eremedim… Ya kısmet!

 

SÖYLEŞİ: AYHAN AYDIN, 2011