AHMET GÜNBULUT

(SEFİL SELİMİ)

(26 Ağustos 1932 / 30 Aralık 2003) 

AYHAN AYDIN

 

Sefil Selimi, cumhuriyet dönemi halk ozanlığı geleneğinin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden birisisi.

Ahmet Günbulut desem belki çoğu kişi hatırlamaz, tanımaz, bilmez.

Ama aşağıdaki şiirlerde olduğu gibi Sefil Selimi dediğim zaman birçok kişi hatırlayacaktır, anacaktır, hem de sevgi, saygı ve hürmetle.

Pir Sultan Abdal’ın, Aşık Veysel’in yurdundan, ocağından şiire, ozanlığa, saza ve muhabbete, kardeşliğe vurgun bir ozan Sefil Selimi.

Şiirlerindeki duruluk, özgünlük bir tarafa eserlerinde Alevi inanç ve kültürünü çok veciz bir şekilde ifade etmesi bakımından önemli bir isim kendisi.

Bu söyleşiyi buraya almamdaki temel nedenlerden birisi de, artık günümüzde klasik manada Alevi/Sünni ayrımı yaparak da Aleviliğin anlaşılamayacağını vurgulamak isteğimdir.

Ozanlar  Alevilikle ilgili görüşlerin en güzel şiirleriyle ortaya koymuşlardır.

Sadece Sünni vatandaşlarımızın değil, Alevilerin de önyargılarından kurtulamadan sağlıklı düşüncelere ulaşamayacaklarını belirtmek gerekir.

Sefil Selimi köken olarak Sünni İslam anlayışında bir insandır.

Ama şiirlerinin gücüne birçok ozanım diyen Alevi ulaşamamıştır.

Ayrıca kendisine bunca güzellikler üretmesine rağmen Alevi camiasının da yeterli ilgiyi göstermediğini de üzülerek söylemek istiyorum.

 

Kimse bana yaren olmaz, yar olmaz,

Mertlik hırkasını giydim giyeli

Dünya bomboş olsa, bana yer kalmaz,

İnsana muhabbet duydum duyalı.

 

İmanım hükümdar, benliğim esir,

Ehlibeyti sevdim, dediler kusur,

Kimisi korkak der, kimisi cesur

Kurt ile koyunu yaydım yayalı.

 

Ardımdan vuranlar, yüzüme güler,

Kestiği az gibi parçalar böler,

Herkes kılıcını boynumda biler,

Başımı meydana koydum koyalı.

 

“Bu Kızılbaş olmuş, yunmaz” diyorlar,

“Kestiği haramdır, yenmez” diyorlar,

“Camiye, mescide konmaz” diyorlar,

İmam Şah Hüseyn’e uydum uyalı

 

Çoğu, bende kağıt hüccet alıyor

Hal bilmeyen, dip dedemi soruyor

Dostlar, ölümüme karar veriyor,

“Sefil Selimi’yem” dedim diyeli.

 

Hoş geldiniz programımıza. Çok teşekkür ederim. Öncelikle Cem Radyo ve yöneticilerine şahsınızda saygılarımı sunar, hürmetlerimi arz ederim.

Sefil Selimi’yi bu programa kabul buyurduğunuz için de teşekkürlerimi arz etmeyi bir borç bilirim.

 

Sefil Selimi, Ahmet Günbulut bize kendini nasıl tanıtır, nasıl anlatır? Öncelikle kıymetli halkımıza buradan hürmetlerimi bildirmek isterim.

Halk ozanı, halkı seven insan demektir.

O nedenle halk olmadan bir halk ozanının var olması mümkün değil.

Bizler yazdığımızı, halktan kaynaklanan ilham ile yazmaya çalışıyoruz. Halk bizim için muteber hayat anlayışı demektir. O nedenle biz bu aşıklık içerisinde yazdıklarımızı onlara iletmeye çalışırken böyle sizler gibi aracılara da haddinden fazla ihtiyacımız var.

Herhangi bir yerde program yapılıyor bir âşığı davet ediyorlar, âşık halkın huzuruna çıkıyor onlar için duyduklarını onlara iletmeye çalışıyor, bu açıdan insanlarımızın âşıklara verdikleri her şeyden daha çok fazladır.

Hiç kimse demesin ki ben yazıyorum, ben çalıyorum, ben söylüyorum. Hayır, halk çalıyor, halk söylüyor, halk yazıyor… Ama herhangi bir kişinin Sefil Selimi’nin isminden, Mahzuni’nin dilinden söylüyorlar. Bu nedenle insanlık kendi kendini var ediyor, yeniliyor.

Biz de işte bu yeniler arasında bu yeniliğe uymaya çalışıyoruz.

Ben kısaca değerli halkımıza sevgiyi anlatan bir şiirle girmek istiyorum programa.

 

Neyim var neyim yok her şeyimi al,

İkiliği yıkan sevgileri ver bana.

Düşünceme yerleş yüreğimde kal,

Kinlerimi söken sevgi ver bana.

 

Alt üst aramayım şu bu sormayım,

Dedikodu edip insanı yormayım,

Benliğimden başka bir şey kırmayın,

Küfrümü yakan sevgi ver bana.

 

N’olur yalvarışım boşa gitmesin,

Zalimliğim size zulüm etmesin,

Kibirim gönlümde mekan tutmasın,

Saf su gibi akan sevgi ver bana.

 

Bu Sefil Selimi bir sana gitsin,

Yalanı yanlışı şeri terk etsin,

Gürültüm, dırıltım, zırıltım bitsin

Herkese hoş bakan sevgi ver bana

 

Her cana hoş bakan sevgi ver bana

 

Diyor, hürmetlerimi arz ediyorum.

 

Sivas ozanların, âşıkların, dedelerin, erenlerin, velilerin yurdu. Siz de o topraklarda büyüyen, elişen bir halk ozanısınız. Kökeniniz Alevi olmuş, Sünni olmuş çok fark etmez. Siz  insan ayırmayan bir dünya özlemi ile şiirlerinizi yazdınız, sazlarınızı çaldınız. Ama ben tekrarlamak istiyorum; nasıl bir ortam da büyüdünüz, yetiştiniz, geliştiniz; nelerden, kimlerden, hangi şartlardan etkilendiniz? Benim Çoban Mehmet adında pirim vardı, rahmetli oldu. Yine de diyorum ya halkımızın başı sağ olsun. Çünkü bize ders vermeye başlayınca yeryüzündeki yaşayan herkesi sevmezsem benim meydanıma, benim meclisime hiç gelme, derdi. Herkes derken, demiyor ki burada; Alevi’yi sev, Sünni’yi sevme; yahut da Sünni’yi sev Alevi’yi sevme, demiyor.

Dünya üzerinde yaşayan herkesi seveceksin, diyor. O nedenle biz aldığımız derse, bilgilere dayanarak yeryüzündeki yaşayan herkesi sevmeye çalışıyoruz.

Ama bunun yanında cahil bir kesim de; Sefil Selimi Alevi oldu, saz çalıp türkü söylüyor veya Ehlibeyt’ten bahsediyor, On İki İmamlar’dan bahsediyor, düvaz imam yazıyor… onu boş verin o doğrudan doğruya Alevi olmuştur, diyor.

Bunu diyen kimler?, Sünni zümrenin cahilleri diyor.

Aynı zamanda Alevi zümrenin de cahilleri de var. Onlar da diyorlar ki, boş verin Sefil Selimi’yi yezitten de âşık mı olunur?, diyorlar.

Sefil Selimi ortada sivri kalıyor.

Bizim en büyük ayıbımız yaşarken insan ayırmak. İnsanı birbirine düşürmek için lazım gelen aracı, gereci kullanmaya çalışıyoruz, bu insanlığın yüz karasıdır.

Ben herhangi bir zümreye yakın olayım diye onlara yağ yakmıyorum, benim düşüncem bu, hayat düşüncem bu.

İnsanları sınıf ayırmadan yan yana getirebilmek için çalışmak…

Aldığım ders biraz önceki okuduğunuz şiirde de zaten izah buyuruyor, herkesi sevmenin doğru olacağına inancım sonsuz.

Hiç kimsenin alnında ne Alevi, ne de Sünni yazmıyor; insan, insandır.

İşte ben hiç birini ayırmadan, insan olmak ve insanca yaşamak istediğim için bu yolu seçtim. Şiirlerimde de hep bunu yansıtmaya çalışıyorum.

O nedenle de Sefil Selimi’nin duygusu ve düşüncesi biliniyor.

Sefil Selimi insan ayırmadan yaşayan bir halk ozanı.

Veysel ne diyor; “Ne Sünni’si, ne Kızılbaş; değil miyiz hep bir gardaş, bizi yakar bizim ataş, söndürmektir tek çaresi” diyor. O da Sivas’lı bir halk ozanı ama bugün dünyaya mal olmuş bir halk ozanı.

Üstat Âşık Veysel’in ne kadar sevildiğini çok iyi biliyorsunuz. Sefil Selimi de o yoldan giderse yanlış mı yapar?, yapmaz.

Zaten üstadım da aynı şeyleri buyurduğuna göre ben ikisini bir araya getirince fikirlerimde bir yanlışlık olmadığını düşünerek böyle yaşamaya, böyle devam etmeye çalışıyorum.

 

El ele verdiğimiz zaman, birbirimizi gerçekten yürekten benimsediğimiz zaman, dostluk köprüleri kurduğumuz zaman gerçek kardeşlik, gerçek barış da olur. Ben burada konuşuyorum, Radyo’da, ozanım konuşuyor söz açılıyor muhabbet ediliyor; ayrım olmasın, Alevi/Sünni kaynaşması olsun, birlikteliği olsun… Bu kapının dışına çıktığımız zamanda da uygulamalarımız bu yönde olmalı. İşte gerçek olan da o, özü ile sözü bir olsun insanın. O zaman işte bütün karanlıklar aydınlığa çevrilecektir? Ya yaşadığın gibi ol, ya da olduğun gibi yaşa; yani göründüğün ol. Göründüğün gibi olamıyorsan dil ile insana söyleme, anlamı çıkıyor. İnsan söylediğini yaşamıyorsa; topluma en büyük zararı o getirir. Toplum içerisinde insan duyarlılığını duyduğunu yaşayabiliyorsa herkese aktaracaktır.

Akşam bir programda dinlediğimiz gibi Sefil Selimi’nin biraz önce ki okuduğu “Sevgi” şiirine bağlı olan bir eser, yıllar önce yazılmış bir eser. Her insan seğrilmek için birbirini tepeliyor ama halk ozanları ne düşünüyor?

 

İşte Sefil Selimi’nin hayat anlayışı var bir eser.

 

Hor görme rahmanın kudreti kulda

Kul yanmasın Sefil Selimi yansın

Her maharet mevcut el oğlu elde

El yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Yolcuyu hükmeden yol inletiyor

Arıyı yaptığı bal inletiyor

Sazı birkaç tane tel inletiyor

Tel yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Yolcuları menziline yetirir

Hasreti hasrete karşı getirir

Belki bir âşığı dosta götürür

Yol yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Baş ayağa bağlıdır ayakta başa

İncitme kimseyi yaşa, hoş yaşa

Çok güzel yakışır kirpiğe kaşa

Kıl yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Yere atma tepelenir, ezilir

Kıymeti zay olur rengi bozulur

Bir yazmaya bir oyaya dizilir

Pul yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Halıya, kilime nakış bulunur

Dokuyanlar emek veriyor

Gün gelir ki dost altına serilir

Çul yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Fidanlar dikilir bir orman olur

Herkes bir ev yapar bir derman bulur

Kuşlar acı çeker yuvasız kalır

Dal yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Benden başkasının elemi mi var

Gönül dağlarından eksik olmaz kar

Bağlar çiftçi mi kalır bülbül ötmez zar

Gül yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Ey Sefil Selimi acı her cana

Yakıp da kimseyi düşmeyin siyana

Yanan bir şey fayda vermez insana

Gel yanmasın Sefil Selimi yansın

Kul yanmasın Sefil Selimi yansın

 

Bu yakılacak şeyler yakıldığı zaman insana faydalı olur mu? Katiyen, yanar kül olur.

Ama yanmazsa herhangi bir vatandaşa faydası olur, tek ben yanayım bir şey yakmayın ne olur, bir adama faydası olsun, diyorum.

 

Bu da değişik bir hayat anlayışının yansıdığı şiir oldu ve Sefil Selimi kendinin yanmasını dahi istiyor, hiçbir şey yanmasın diyor, ama siz gönül saraylarını da yaktınız, gönülden bir muhabbet ve aşkla insana baktınız. Şimdi ozanlık dediğimiz çok büyük bir gelenek var. Ozanlık Anadolu Türk halk kültürünü yaşatan ana damar, kimse bunu reddedemez, inkâr edemez. Peki nedir halk ozanlığı? Ozanlık geleneği çok eskilere dayanıyor, Şamanizm’den geliyor. Bizim Türkiye’de ozanlık anlayışı sadece maddiyata dayanıyor, diyorum ben. Neden?, adam çalacak, söyleyecek, şiir yazacak beş, on kuruş kazanacak… Hayır bunu asla kabul etmiyorum, kazansın zararı yok ama onu alet ederek kullanmasınlar, bu âşıklık geleneğini araya vermesinler ozanlarımız, diyorum. Geleneğe hizmet için bu sanatı yürütmek için, bu kültüre hizmet edebilmek için onu çok iyi bilmek lazım. Çünkü halkın istediklerini, arzularını halka vereceksiniz. Halk kendi düşüncelerini sizden duyarken onu para karşılığı satarsanız sanatı araya verirsiniz, sanat sanat için, sanat toplum için anlayışına dayanmalı. O zaman sanat öz benliğini yitirmez, bir para karşılığı satılıp da sanat ayaklara düşürülmez. Halk ozanlığı geleneği çok büyük bir gelenektir, eğer iyi araştırılırsa Yunus’lar, Veysel’ler çok büyük Divan Edebiyatı şairlerimiz, bunu yaparlarken halkımızı, halkımıza bağlamak için yapmışlardır. O da nasıl olmuş; her vardıkları yerde halkın istediği boyutlarda ve ölçülerde gelenek yürütülmeye çalışılmış.

Bugün bir Karacaoğlan bir güzelleme yapmış; ama bugün Onun bir parçasını, dille söyleyen insanlar herhangi bir radyoda, televizyonda söyledikleri zaman, ondan bir karşılık almadan orada söylemiyor. Ama âşıklık geleneği onu öyle icat ettirmiyor, herşeyi insanlık için yapacaksın. Bunu dediğiniz zaman oraya bir taş dikmeli bu geleneği onun için yürütmeli, diyorum.

 

Kevser ırmağında saki olan yar,

Bir bardak dem ikram etmez mi ola?

Sıratın yolunu iyi bilen yar,

Benim de elimden tutmaz mı ola?

 

Aman medet duy sesimi dardayım,

Sorma hallerimi gayet zordayım,

Cehennemden daha beter kordayım,

Yanarım, yandığım yetmez mi ola?

 

Her yanımı harlı ateş çevirdi,

Vücut sarayımı yaktı kavurdu,

Yaptım mamur ettim geri devirdi,

Viranemde güller bitmez mi ola?

 

Zindanda kalsam da gam yemem gene,

Sefil Selimi ile dursan yan yana,

Olmak istiyorum, dostla can cana,

Muradımca bülbül ötmez mi ola?

 

Sevgili dostlar işte bu çok değerli, çok güzel Kevser Irmağı parçasının yazarı da Sefil Selimi.

Onu birçok sanatçıdan dinlediniz.

Ama bir noktaya değinelim, sadece sanatçıların ismi yayılıyor, ve sadece onlara büyük sevgi ve muhabbet duyuluyor.

Tabii eseri güzel seslendirmek te büyük bir yetenek, ses de büyük bir yetenek ama her halde yazmak daha büyük bir yetenek. Halk ozanlarımızın böyle bir derdi var.

Biz de onlar adına bunu dile getirelim, eserleri yazanlar her zaman için her an daha öndedir; ozanlarımıza sahip çıkalım, hele hele de hakları yenilen, gasp edilen ozanlarımız, mağdur edilen ozanlarımız çok dertli, bu vesile ile de onların dertlerine de derman olalım.

 

Sizler cumhuriyet dönemi halk ozanlığının temsilcilerisiniz. Cumhuriyet deyince, Atatürk deyince içinizde farklı duygular kabarıyor ve bunlar şiirlere dökülüyor. Bir kere daha soralım, halk ozanlığı içinde Atatürk’e, cumhuriyete çok şiirler yazıldı ama bir cumhuriyet ozanı olarak sizce kimdir Atatürk? Cumhuriyet; insan sevgisi demektir, laiklik ve demokrasi demektir.

Bu kavramlar içerisinde hudutlarını alabildiğine geniş tutmuş, ve öyle bir kanun ve nizam getirmiş ki ortaya, eğer sevgi içerisine bunu sıkıştırabilirsek her şeyi halletmiş olacağız.

Biz insan olarak yaşayacağız ve bütün insanlığa hizmet edeceğiz.

Atatürk’ü anlatabilmek öyle söz ile, laf ile kolay değil; herkesin o paravanın arkasına gizlenmesi olayı değildir. Onu alet ederek bir yerlere gelmek olayı da değildir.

Atatürk hiçbir perde arkasına sığmaz; o kubbedeki güneş gibidir, herkesi ısıtabilir boyutlara sahiptir.

Bir güneşi nasıl avucunuza sığdırırsınız?, ışınları size aks edebilir ama güneşi avucunuza sığdıramazsınız; çünkü dünyayı ışıtan, dünyaya hayat veren bir gerçek oradan aks ediyor.

Atatürk’ü de anlayabilmek için öyle bir sevgiye ulaşılmalı ki insanlarımızın hepsine insanca yardım edilebilsin, insanların istediği anlayışa varılabilsin.

Atatürk, Sefil Selimi’nin dilinde öyle birkaç kıtaya sığacak biri mi?, hayır. Ama bizlere çok yazık, bizlere çok ayıp ki, Atatürk ismi arkasında çok oyunlar oynuyoruz. Ben onlara buradan sesleniyorum; oyunları bırakın, Atatürkçü olun. Nasıl Atatürkçü olun?, Atatürk’ün istediği gibi Atatürkçü olun, diyorum.

 

Günümüzde Sivas’ta neler var, neler yok? Bütün dünyaya da Türkiye’mizi tanıtmış oluyoruz, Sivas’lı bir âşık olarak. Kültürel yaşam nasıl, halk ozanları ne yapıyor, dedelerimiz neler yapıyor, oradaki kurum ve kuruluşlar neler yapıyorlar? Cumhuriyet Üniversitesi var, araştırmacılar nasıl, sizlere değer veriyorlar mı? Onlarla çalışmalarınız hangi boyutta? Türkiye genelinde üniversiteler, eğer ki bizim Malatya Üniversitesi, Sivas Üniversitesi gibi, içinde bulunan Türk Dili edebiyatçıları gibi olsalar; Türkiye’de halk ozanları layık oldukları yerlere gelmiş olacaklar.

Fakat her üniversite de bu anlayış yapılamıyor. Bizim Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesi’nde Doğan Kaya var, Türk Dili ve Edebiyat bölümünde, her sene bizi iki defa talebelerin karşısına çıkarır.

Malatya Üniversitesi’nde Ramazan Çiftlikçi hoca var, Sivas’tan beni alır götürür, talebelerin karşısına çıkarır… İşte onlar bizi güçlendiriyor.

Geçen sene Sivas’ta, Malatya’dan babası Selda diye bir kıza telefon ediyor, kızım Sefil Selimi yeni kitap çıkarmış gidip kitap al, diye. Çocuk aradı evi buldu, ben karşı yakadayım o da üniversiteden geliyor ne kadar büyük bir mutluluktur ki bir talebe Sefil Selimi’nin kitabını almaya geliyor.

 

Böyle duyarlı öğretim üyeleri, akademisyenler, yazarlar olunca gerçekten de halk kültürü yaratan ve üretenleri ile halkın buluşması yönünde önemli bir mesafe kat ediyor. Bu arada kitabınızı da söyleyelim; Şiirleri İle Türküleri İle Aşık Sefil Selimi, Uğur Kaya kardeşimiz hazırlamış, Anasam Yayınları’ndan çıkmış, birçok şiiriniz var kitapta. Bu kitabı nasıl edinebilecekler, dinleyenler? Bu kitabı edinebilmek için Ümraniye’de Sivas’lılar Vakfı var, orada alabilirler. Şarkışla Derneği, Divriği Derneği hatta size ulaşırlar sizden alabilirler. Bu bahar günlerinde; tarlada açan çiçekler gibi gönlümüzde açtınız şiirlerinizle, sazınızla, sözünüzle, dostluğunuzla… çok büyük bir tat aldım.

 

Programımızın sonuna geldik; hangi duygular içerisindesiniz, neler söylersiniz son olarak? Sefil Selimi’yi çok mutlu ettiniz. Çünkü Cem Radyo dinleyicilerine Sefil Selimi’yi tanıtmış oldunuz. Sefil Selimi hem sizlere, hem de Sefil Selimi’yi dinleyenlere hürmetlerini defaten arz etmek duyarlılığını taşımaya ant içiyor burada. Çünkü insan sevgisi hiçbir şeye benzemiyor. Bütün güzellikler sevgide gizlidir. Severli olmak insan olmak demektir, diyor hürmetlerimi arz ediyorum.

 

Anadolu Türk kültüründe Alevi ve Sünni dediğimiz inanç gözeleri yüzyıllar boyunca yan yana yaşamışlar. Önyargılar birilerinin de gayretleriyle, çoğalmış, karalamalar artmış. Ama aydınlarımıza, ozanlarımıza, dedelerimize ve yazarlarımıza çok iş düşüyor, çünkü gerçekleri onlar aydınlatacaklar, aradaki soğuklukları giderecektirler. Bu konuda örnek kişi Aşık Veysel.

Onun ışığında yol olmaya devam edeceksek hiçbir kimseyi ayırmadan yolumuza devam edeceğiz, bu soğukluklar çıkara da dayanıyor.

O çıkarları ortadan kaldırırsak çok güzel olacak.

 

İnsan olacağız, insanın dalında açıp güleceğiz; Alevi’si ile, Sünni’si ile.

 

AYHAN AYDIN’IN CEM RADYO’DA, 02. 04. 2002 TARİHİNDE YAYINLANAN, DOSTTAN DOSTA PROGRAMI’NIN METNİ.

 

OZANIN ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

CUMHURİYETTİR

 

Kulak ardı etme göz ucu bakma,

Bize sahip çıkan, Cumhuriyettir.

Sorup anlamadan, kaşını yıkma,

Bize doğru bakan, Cumhuriyettir.

 

Soyunu sopunu her an koruyan,

Hakkımızı o gün bugün arayan,

Her konuda her insana yarayan,

Cehaleti yıkan, Cumhuriyettir.

 

Şakağını biraz eline yasla,

Düşünmezsen gerçek, yüz vermez asla,

Şehit olan yiğit Mehmed’i sesle,

Ona ağıt yakan, Cumhuriyettir.

 

İstiklal Savaşı gazisine git,

O tarihi yaşa, konuş sohbet et,

Eğer aklın varsa, nefesini tut,

Göz yaşıyla akan, Cumhuriyettir.

 

Şarapnel yarası, bomba yarası,

Vatan sevgisinin birkaç töresi,

Conk bayırı Dumlupınar deresi,

Üstüne kan döken, Cumhuriyettir.

 

Yavrum bilmiyorsan öğrenmeyi bil,

O savaşı tarif etmez hiçbir dil,

Ne dağ taş dayanır ne de canlı kul,

Silkinerek kalkan, Cumhuriyettir.

 

Herkes konuşuyor, ileri geri,

Kim öldü kim kaldı, söyle kim diri,

Eceli ağlattık dönmedik geri,

Burada bayrak diken, Cumhuriyettir.

 

Şimdi yaşayanın hayat borcu var,

Şehit gidenlere diyet borcu var,

Diyecek çok şey var, zaman zemin dar,

Sancı acı çeken, Cumhuriyettir.

 

Tarih okuduysan, tarih az yazmış,

Geri kalanları bağrıma kazmış,

İnsanlar mı nankör, zaman mı azmış,

Bence haklı çıkan, Cumhuriyettir.

 

Seferberlik denen o mutlu günde,

Dik başlı komutan giderdi önde,

Sesi duyulurdu en ücra yönde,

Onunla el sıkan, Cumhuriyettir.

 

Sefil Selimi’yem kül ve yel yutmam,

Mustafa Kemal’i gönlümden atmam,

Böyle bir hizmeti, istismar etmem,

Canıma aşk eken, Cumhuriyettir.

 

ARIYOR

 

Kanımda canımda, Hüseyin aşkı,

Arıyor, Muhammet Ali nurunu.

Hasan’ın arştaki ilahi köşkü,

Arıyor, Muhammet Ali nurunu.

 

“Oniki İmam”la “On dört masumlar”,

“Ehl-i Beyt”e can adayan isimler,

Hikmetullahdaki mevcut cisimler,

Arıyor, Muhammet Ali nurunu.

 

“Yetmiş bin gazi”yle, “kırklar-yediler”,

“Kırk bin evliya”yla “pirler gedalar”,

“Sahibü’l-huruçlar” “eren cüdalar”,

Arıyor, Muhammed Ali nurunu.

 

“Melekler, huriler” “ayetler” ve “Kuran”,

“Ayla güneş yıldız”, “mamurfa viran”,

“Salihler makbuller”, “görmeyen gören”,

Arıyor, Muhammet Ali nurunu.

 

“Yirmi sekiz nebi”, “İslam alemi”

“Tekmil aşıklarda Sefil Selimi”,

“Sahabe-çarıyar”, “ilim alimi”,

Arıyor, Muhammet Ali nurunu.

 

AH EDİP ÇIRPINAN BÜLBÜL

 

Ah edip çırpınan bülbüle döndüm,

Bir çare bulup ta güle varamam.

Aramaktan bitkin düştüm yorgunum,

Ne bir güle ne bir dala varamam.

 

Bilen var mı, acep aşkın bağını?

Geçirmeden ömrüm gençlik çağını,

Aşmaya uğraştım karlı dağını,

Susuz bir yolcuyum göle varamam.

 

Bu Sefil Selimi can üze üze,

Sarpları savuştum ulaştım düze

Avcıyım basarım, izlerden ize,

Has bahçeye giden yola varamam.

 

BALA BAĞLANIR

 

Dağda, bağda heder olan çiçekler,

Arının elinde bala bağlanır

Gün günü doğrur, gün günü saklar,

Derlenir, toplanır yıla bağlanır.

 

Aş pişer, muhtaç ateş koruna,

Her nesne yardımcı biribirine

Çekirdek toprakta döner ürüne,

Ürün yetişirken dala bağlanır.

 

Bir nokta sayarsak, seni ve beni

Işık meselesinin gizli her yönü

Hayat yaprağının arkası önü,

Kuldan devir eyler kula bağlanır.

 

Az düşün çok düşün, neticesi bu

Sefil Selimi’nin söylediği şu:

Deryaların aslı bir damlacık su,

Sele vücut verir, göle bağlanır.

 

BAŞINDAN VAZGEÇİP CAN MEYDANINA

 

Başından vazgeçip can meydanına,

Kurban olmak için kul bizden gider.

İman yığınına aşk harmanına,

Taneyi seçmeye yel bizden gider.

 

Ağ deve üstünde yükümüz vardır,

Ehl-i Bey(i)t ile kavlimiz birdir,

Lokmamızı tatmak zehirden zordur,

Kamil sofrasına bal bizden gider.

 

Yol bilmeyen dağı taşı dolanır,

Susuz yolcu bir gözeden sulanır,

Cahil nadan bu sözüme bulanır,

Ehl-i hal olana hal bizden gider.

 

Sefil Selimi’nin sözü duyana,

Meyl-i muhabbetle özün yuyana,

“Benimle oynama çocuk” diyene,

Selman olsa bile gül bizden gider.

 

DÜNYA SANA GELEN

 

Dünya, sana gelen gaflete düşer,

Sırrına ermeden gider acayip!

Seni ziyarete gelir her insan,

Bir devran sürmeden gider acayip!

 

Esrar sende midir yoksa bizde mi?

Bağrında saklarsın, olgunu hamı,

Hayat ummanın da vücutlar bir gemi,

Gün be gün durmadan gider acayip!

 

Yıllar seneleri su gibi içer,

Haftalar, ayları devirir geçer,

Sefil Selimi de bu yoldan geçer,

Anlayıp sormadan gider acayip!

 

ELİNDEN İÇTİĞİM MEY İLE BADE

 

Elinden içtiğim mey ile bade,ehir miydi ey dost vay yıktı beni,

Külhana çevirdi tenini sade,

Morul morul tümden oy yaktı beni.

 

İnan ki, sözümde yoktur hiç hilaf,

Yoluna can koydum, olsam da telef,

Her tarafım, sanki kor ile alev,

Yerle gök arası duy sıktı beni.

 

Derdin, yüreğimi kemirdi oydu,

Eritti derimi, sırf kemik koydu,

Sefil Selimi de dertlere doydu,

Görmeye gel ne olur tan vakti beni.

 

GEL

 

Yiğidim, erkeğim, efendim beyim!

Saçlarım ağardı, dökülmeden gel.

Bulutun, yağmurun, başka ne deyim?

Güzelliğim çöküp yıkılmadan gel.

 

Komşuların gidenleri geliyor,

Gençliğime acı, telef oluyor,

Çoğu, gurbet elde ölüp kalıyor,

Ölüm ocağımız yakılmadan gel.

 

Bazı elemdeyim, bazı yastayım,

Sen gideli, çok dert çektim hastayım,

Bugün, dedim mektup yazıp isteyim,

Sevgin, bedenimden çekilmeden gel.

 

Yaşlandım, düşüyor, ağzımdaki diş,

Ben sana koşarım, sende bana koş,

Birkaç tana kerpiç, birkaç parça taş,

Kabirde bağrıma dikilmeden gel.

 

Ey Sefil Selimi gurbet gezme,

Sadıksan sahip ol, ahdini bozma,

Pirini seversen yar beni üzme,

Genç iken belimiz, bükülmeden gel.

 

GURBET ATEŞİYLE KAVRULDUM

 

Gurbet ateşiyle kavruldum, yandım,

Hasret beni teslim aldı, sinem ey!

Ayrılık derdiyle, yıkandım yundum,

Acıları bana kaldı, sinem ey!

 

Kederler, sinemde barınak kurdu,

Elemler, sinemi sımsıkı sardı,

Yaslar, en insafsız yerimden vurdu,

Azgın yaralarla doldu sinem ey!

 

Istırap, eliyle derimi yüzer,

Sefil Selimi’yi ezdikçe ezer,

Çile gemileri, bağrımda yüzer,

Taştı gam deryası oldu sinem ey!

 

KIYAMET KOPUYOR

 

“Kıyamet kopuyor” deseler bile,

mahşer yerlerinde ararım dost dost.

Tenimi kabire koysalar bile,

Sorgu sualcinde sorarım dost dost.

 

Geceden gündüzden, zamandan andan,

Seni seviyorum, bedende candan,

Dünya, ikimize olsa da zindan,

Aşkınla bir çadır kurarım dost dost.

 

Umulmadık anda çevirse ölüm,

Sırat köprüsüne uğrasa yolum,

Halatla zincirle bağlansa kolum,

Sesini duyarsam kırarım dost dost

 

Yıldırımlar çarpsa dahi serime,

Ateşler koyulup yansa derime,

Başka birisini sevsen yerime,

Sefil Selimi’yi vururum dost dost.

 

Şiirlerle İlgili Kaynak Kitap; Uğur KAYA,  ŞİİRLERİ VE TÜRKÜLERİYLE AŞIK SEFİL SELİMİ, ANASAM YAYINLARI, SİVAS 2001