TAKVİM, NEVRUZ BAYRAMI VE TARİH İLİŞKİSİ

TAKVİM

Takvim Nedir. Takvim Tarihi? Takvim; bir zaman dilidir.

Zaman; aslında sonsuzluktur. İnsan takvimi oluşturmakla bu sonsuzluğu parçalamıştır. Bu parçanın en bilinen hali gündür. Gün; Güneşin sabah doğduktan sonra bir sonraki doğması arasında geçen süredir. Güneşin, aydınlığın göründüğü an gündüz, diğer bölümü ise gecedir.

İnsanın yazı ve rakamdan sonra oluşturduğu en büyük uygarlık ölçüsüdür, dilidir diyebiliriz.

İnsanlar zaman belirlerken, dünya, güneş, ay hareketlerini dikkate alarak hareket ederler.

Kelime, Arapçadan – QVM - (khaveme); daha düz, daha doğru, isabetli, uygun, münasip anlamında fiilinin kökünden – doğrultmak, kıymet verip değerlendirmek – anlamlarında kullanılır.                                                 Takvim; yer ve zaman kavramlarını anlaşılması ile ilgilidir Bu anlama ve anlayışın belirmesinde gece – gündüz, yaz – kış gibi somut hareketlerin temel olduğu bir gerçektir Bu nedenle, tarihlendirmede kullanılan tek zaman ölçüsü takvimdir.

İnsanlığın – üçüncü büyük buluşu – takvimdir  desek çok da aykırı düşmez.

Takvim, zaman kavramının ölçülmesidir. Zaman nedir? Zaman aslında sonsuzluktur. İnsanlık takvimi bulmakla zamanı belli yerlerde parçalamış hatta durdurmuş diyebiliriz. Bu parçanın ilk birimi gündür. Gün; Güneşin bu sabah doğması ile ertesi sabah doğması arasındaki süredir. Güneşin, aydınlığın görüldüğü an – gündüz – diğer bölümüne – gece- adı verilmiştir. İşte bu zaman kavramını karmaşadan kurtarmak için – takvimi – oluşturmuştur. Takvimin oluşturulması tamamen doğa yasalarının dikkate alınarak oluşturulduğu da ayrı bir gerçektir.

 

Takvimin tarihçesi ve gelişimi

Tarih takvimle ölçülür. Bilindiği gibi tarihteki olayları; yer ve zaman içinde tespit ettikten sonra ancak bir anlam verilebilir. Bugün, elimizde bulunan tarihî eserler, alıştığımız tarihlere göre tarihi tasnife tutulmuştur.      Halbuki, geçmişe doğru gidildikçe uygarlıkların yaşadıkları alanlar daraldığından ve birbirlerine olan karşılıklı etkiler azaldığından doğal olarak değişik toplumlardan değişik takvimler oluşmuştur. Böylece bize ulaşan yazılı belgelerde, değişik takvim sistemlerinin kullanıldığını görürüz.

Başlangıçta tarihçiler, sadece ulusal tarihleri ile uğraşır, genel dünya tarihi ile kendi savaş ve ilişkileri derecesinde ilgilenirlerdi. Olayları da buna göre değerlendirirlerdi. Bu değerlendirmede de önemli rol, zaman dolayısıyla takvim başlangıcına düşerdi. Yazının kullanılmaya başlanması, Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesi, Batı Roma’nın yıkılışı, Amerika’nın keşfi, Fransız ihtilali, İstanbul’un fethi gibi olaylar, Batı dünyası için önemli birer olaylar olarak kabul edilmişlerdi. Bunların tarih ve takvim başlangıcı olarak kabulü de yine Batı dünyası için söz konusu olmaktadır. Buna karşılık İslâm dünyasında Hicrî takvim kullanılmaya başlanmıştır. Türk dünyasında da İslâm’dan önce – On iki Hayvanlı Türk Takvimi – kullanılıyordu Türkler, İslâmiyet’i kabul edip bu dinin etkileşim alanı içine girdikten sonra Hicrî takvimi kullanmaya başladılar.

Eski topluluklarda, çoğunlukla takvimde ay yılı kullanıyorlardı. Güneş yılı ilk defa eski Mısırlılar tarafından kullanılmıştır. Antik Mısır’ın bu ilk güneş takvimi, Milattan önce 45 tarihinde, Roma diktatörü Jul Sezar tarafından alınmış, böylece – Julien Takvimi – denilen Rumî Takvim doğmuştu. Bu takvim Milattan sonra 1582 yılında Papa XIII. Gregoir tarafından geliştirildi. Böylece, Gregorien adıyla Batı takvimi (Efrenci Takvim) oluşturuldu.

İslâm dünyasında ikinci Halife Ömer zamanına kadar yazılan yazılara tarih koyma geleneği yoktu. Bir gün bir alacaklı, Halife Ömer’e Şaban ayında ödenecek bir borçlu senedi göstermiş. Halife bunun hangi Şaban olduğunu sorarak, geçtiğimiz senenin Şaban ayı mı, bu senenin Şaban ayı mı, yoksa gelecek senenin Şaban ayı mı olduğunu öğrenmek istemişti. Ancak belgede net bir bilgi yoktu.                                                                                                 Keza vali Ebû Musa’ya birbirini tutmayan iki emir verilmiş. Bunlardan hangisinin ilk, hangisinin son olduğu bilinememiş. Ebû Musa durumu halifeye sormuş. Bunun üzerine şura meclisi toplanmış. Mecliste çeşitli görüşler ortaya atılmış. Sonunda Hz Ali’nin teklifi üzerine Hz. Peygamberin Mekke’den Medine’ye hicreti, tarih ve takvim başı olarak kabul edilmiştir. Bu olay, hicretin 17 senesinde oldu.                   Gerçi hicret, senenin üçüncü ayı olan Rebiyülevvel’de yapılmıştı. Halbuki, eskiden geleneksel olarak Araplarca Muharrem sene başı olarak biliniyordu. Bu sebeple Muharrem ayı, yeniden yeni yılın başı olarak kabul edilmiştir. (4)
İslâm dünyasında bazı ibadet ve belirli günler, bu sayede her yıl ayrı dönemlerde yerine getirilebiliyordu. Hicrî takvime göre ay yılı esas alındığından oruç, hac gibi ibadetler farklı zamanlarda yerine getirilebiliyordu. Böylece her otuz beş yılda bir, tekrar başa gelme olanaklıydı.

Müslüman Türk dünyasında Celaleddin Melikşah zamanında hükümdarın adını taşıyan – Celalî Takvimi – adıyla yeni bir takvim yapıldı. Bu takvim de güneş senesine dayanıyordu İlkbaharın ilk günü yılbaşı sayılıyordu Melikşah devrinde tatbik edilmiş olan bu takvim Gregorien takviminden daha az hatalı idi.

Osmanlı Devleti’nde Tanzimat’a kadar ay senesi ve hicret başlangıcı kullanılıyordu. Bilindiği gibi güneş senesi ay senesinden (Güneş senesi eksiği – fazlası ile birlikte 365 gündür. Ay senesi ise, aylarının 29 veya 30 gün sayılmasından dolayı 354 gündür) on bir küsur gün daha fazlaydı. Bunun için ay senesi mali bakımdan bir devlet yönetimi için uygun değildi. Bu yüzden Tanzimat döneminde – Malî sene – adıyla yeni bir mali yıl (9 Muharrem 1256 = 1 Mart 1256)  oluşturuldu.               Bu – Malî yılın – ilk yılı 1256, ilk günü de Cumartesi oldu.

Güneş aylarını kullanmaya başlayan bu malî yıl, yine hicret başlangıcına dayanıyordu. Fakat yılbaşı olarak Gregorien takviminde olduğu gibi – Ocak – ayını değil, Jülien (Rumi) takvimine göre – Mart – ayını kullanıyordu. Bu nedenle malî yıla – Rumî yıl – adı verilmişti.

Cumhuriyet Türkiye’si, 26 Aralık 1925 tarihinde Hz. İsa’nın doğumunu takvim başlangıcı olarak kabul eden Milat başlangıcına döndü.               Yılbaşı da Gregorien takvimindeki – Ocak – ayı olarak kabul edildi.

Türklerin kullandığı önemli takvimlerden biri de On iki Hayvanlı Türk Takvimidir. İslâm uygarlığı ile karşılaşmadan önce kullanılan bu takvim, Türk kavimlerinin eski zamanlardan beri en çok kullandıkları takvim sistemi, devrî on iki hayvanlı takvim sistemidir. Değişik coğrafi sahalarda yaşayan, birçok uygarlıklarla ilişkiye geçen Türk halkları, bunu ya bağımsız olarak kullanmış veya yabancı medeniyetlerden gelen takvimlerle uyumlu hale getirerek kullanmışlardır. On iki yıllık devir-daim dönemler oluşturan bu takvimin, her yılı belirli bir hayvana denk gelir. Böylece her bir yıl, denk gelen hayvanın adını ile alır.

Bunlar: Sıçan, sığır, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.

Devreyi oluşturan eden hayvanlardan her birinin, devrelerden ait oldukları yılların etkiler üzerine ve belirli bazı kararlarda etkili olduklarına; yılların, belirli dönemlerinde doğan çocukların karakteri üzerinde de etkisi olduğuna inanılırdı.

 

Takvimler listesi

Liste; kullanımda olan, arkaik, reform takvimleri, dünya dışı takvimler ve kurgusal takvimler şeklinde ayrılmıştır.

A. Kullanımda

  • 360 günlük takvim
  • Akan takvimi
  • Ermeni takvimi
  • Asur takvimi
  • Astonya takvimi
  • Astronomik yıl numaralandırma
  • Bahá’í takvimi
  • Bengal takvimi
  • Berberi takvimi
  • Budist takvimi
  • Çin takvimi
  • Kıpti takvimi
  • Discordian takvimi
  • Etiyopya takvimi
  • Mali yıl farklı ülkelere göre değişir. Sadece mali işlerde kullanılır.
  • Germanik takvim (Ásatrúlar tarafından kullanılmakta)
  • Gregoryen takvim bugün dünyada birçok ülke tarafından kullanılmakta olan takvim
  • Yahudi takvimi
  • Hint takvimi
  • İbo takvimi, İbolar tarafından kullanılmakta.
  • Hindistan ulusal takvimi
  • ISO week date
  • İran takvimleri
  • İrlanda takvimi
  • Hicri takvim
  • Japon takvimi (Gregoryen ayları)
  • Cava takvimi
  • Juche dönemi takvimi, Kuzey Kore tarafından kullanılmakta
  • Jülyen takvimi
  • Kürt takvimi
  • Litvanya takvimi
  • Malayalam takvimi
  • Maya takvimi (Maya yerlileri tarafından hala kullanılmakta)
  • Nanakshahi takvimi
  • Nepal takvimi
  • Nepal Sambat
  • Minguo takvimi, Tayvan tarafından kullanılmakta
  • Düzenlenmiş Jülyen takvimi
  • Roman takvimi
  • Rünik takvim (Ásatrúlar tarafından kullanılmakta)
  • Tamil takvimi
  • Tayland ay takvimi
  • Tayland güneş takvimi
  • Tibet takvimi
  • Zerdüşt takvimi (Farsça dahil)

B. Arkaik takvimler

  • Atika takvimi
  • Aztek takvimi
  • Babil takvimi
  • Bulgar takvimi
  • Bizans takvimi
  • Coligny takvimi
  • Mısır takvimi
  • Enoch takvimi
  • Floransa takvimi
  • Fransız Cumhuriyetçi takvimi
  • Helenik takvimler
  • Antik Makedonya takvimi
  • Mesoamerican takvimleri
  • Pentecontad takvimi
  • Pozitivist takvim
  • Rapa Nui takvimi
  • Roman takvimi
  • Rumi takvim
  • Rünik takvim
  • Sovyet takvimi (Gregorian takvimi 5 ve 6 gün – haftalı)
  • İsveç takvimi (1700–1844 arasında kullanıldı)
  • Antik Meksika takvimi

C. Hayali takvimler

  • Discworld calendar
  • Middle-earth calendar
  • Stardates (from Star Trek)
  • Star Wars calendar

D. İşlevlerine göre takvimler listesi

 

1. Genel kullanım; Astronomik · Çin · Gregoryen · Hicri · Hicri Şemsi · ISO
2. Takvim tipleri: Ay · Ay-Güneş · Güneş

3.  Özel kullanım; Akan · Asur · Aztek (Tonalpohualli · Xiuhpohualli) · Babil · Bahá’í · Bengal · Berberi · Bikram Samwat · Budist · Birminya · Bizans · Cava · Düzenlenmiş Jülyen takvimi  · Ermeni · Etiyopya · Fransız Cumhuriyetçi · Germanik · Helenik · Hindu · İbo · İnka · Hindistan · İran (Hicri Şemsi, İran) · İrlanda · İsveç · Japon · Juche · Jülyen · Kelt · Kıpti · Kore · Kürt · Litvanya · Malayalam · Maya (Haab’ · Tzolk’in) · Mısır · Minguo · Nanakshahi · Nepal Sambat · Pawukon · Pentecontad · Rapa Nui · Roman · Sovyet · Tamil · Tayland (Tayland · Güneş) · Tibet · Vietnam · Xhosa · Yahudi · Yoruba
4. Takvim tipleri: Rünik · Mesoamerican (Long Count · Calendar round)
5. Hıristiyan türleri: Azizlerin takvimi · Doğu Ortodoks liturjik takvimi · Liturjik yıl.

6. Nadiren kullanılan; Darian · Discordian

7. Tarihi; Rumi

8.  Diğer; Ekonomik · Sürekli · Duvar

E. Reform takvimleri;

Devamında Gregorian takviminin reformlarıyla ilgili doğan yeni örnekler.

·         Halosene takvimi

·         Uluslararası kabul görmüş takvim.

·         Dünya takvimi

·          Dünya sezon takvimi

·         Leap haftalık takvim

-         Birlik ( barış) takvimi

-         Ortak – uygarlık takvimi ve zaman

-         Simetri 454

F. Dünya dışı takvimler;

Darian takvimi ( Mars gezegeni için )

G. Ayrıca,

Hıristiyanlığın paskalya yortusunun bu dönemle denk düşmesi de tesadüf değildir.

Mithra inancından da belli izlerin olduğu yadsınamaz.

 

Nevruz nedir?

 

Nevruz; Farsça - Yeni Gün - anlamına gelir.                                                            Baharın gelişini, tabiatın uyanışını simgeleyen Nevruz; her yıl 21 Mart’ta kutlanır.

Başta İrani halkların yaşadığı coğrafyalarda olmak üzere Türk coğrafyasında da hala çeşitli adlar altında kutlanılmaktadır.

 

Bu etkinlik daha çok Kuzey yarı kürenin tropikal enlem kuşağın kuzeyindeki birçok uygarlıkları etkiler ve çok ilgilendirir. Güneş tam 21-22 Mart tarihinde Güney yarı küreden Kuzey yarı küreye geçer. Bu tarihten sonra adı geçen enlemin kuzeyindeki coğrafi alanda ( özellikle de Orta Asaya ile Ön Asaya  – Anadolu da )  toprağın canlanması, başlar.

Doğadaki bu canlanmanın başlangıcı o coğrafi bölgedeki uygarlıklarca yaşamın, canlanması doğanın yeniden filizlenmesi olarak kabul görmüştür. Böylece takvim başlangıcı olarak kabul edilerek, önemsenmiş, benimsenmiş, büyük anlam yüklenmiş ve birçok mitolojik kurgu ile de süslenmiştir.
Nevruz, bu bağlamda Türklerin de ilk ulusal bayramlarından biridır diyebiliriz.                       Çin kaynaklarında; Hunların milattan yüzlerce yıl önce 21 Mart’ta hazırladıkları yemeklerle kırlara çıktıkları, bahar şenlikleri yaptıkları görülmektedir. Uygurların Nevruz kutlamalarını tasvir ettikleri tabloları bulunmaktadır. Osmanlıların ise - Sultan-ı Nevruz - adı altında bizzat padişahın katılımıyla törenler yaptıkları bilinmektedir. Yakın çağımızda da, Atatürk’ün Nevruz şenlikleri düzenlettiği ve kendisinin de katıldığı bilinmektedir.

Nevruz, Orta Asya ve Ortadoğu da yaşayan halkların ortak bir bayramı olduğu gibi aynı zamanda önemli bir Türk bayramıdır. Temeli beş bin yıllık Türk tarihiyle bir olan Nevruz; Türklerde bir tabiat, var oluş, diriliş bayramı olarak algılanmıştır. Bunun içindir ki Nevruz’un diğer bir adı da Ergenekon bayramıdır. İşte Nevruz’un diğer bir adının Ergenekon olmasının nedeni: Toprağın yağmurlarla ıslanıp sonra üzerinin karla kaplanıp kısa bir ölüm uykusuna yatması ve daha sonra baharın (Nevruz’un) gelmesiyle yeniden canlanıp, dirilmesidir. Aynı Türklerin yüzlerce yıl boyunca dört tarafı yüksek dağlarla kaplı bir vadide sıkışıp daha sonra dağları aşıp özgürlüklerine kavuşması yani yeniden dirilmesi olayına benzetilmesindendir.

 

Burada özellikle şu üç renk:

Altın Sarısı; Zenginliğin simgesi,

Kırmızı; Sevginin, coşkunun simgesi,

Yeşil; Doğa ve bereketin simgesi olarak da yoğun bir şekilde kullanılır.

 

Ateş yakıp üzerinde atlayarak; ateşin yakıcılığının kötülükleri yok edeceği ( Zerdüşt inancı etkileri) algısıyla törenler düzenleyenler de vardır.

 

İran’da günümüzde bu kutlama geleneklerinde bolluk ve bereket simgesi olarak canlı balıkların satın alınıp akvaryuma bırakılması da yaygındır.                                                                                                                          O gün için balık pişirip yiyenler olduğu gibi.

Baş harfleri – S – ile başlayan;

- Sib; elma

- Sir; sarımsak

- Sim sikke; gümüş para

- Sirke; sirke

- Sumbul; sümbül çiçeği veya buğday başağı.

- Sebze; yeşillik

- Sumenu; bir tür tatlı

Yedi farklı obje alınıp saklanır veya sevdiklere armağan edilir(*)

 

Türk kültüründe Nevruz

Türk kültüründe Nevruz, Türkün yeniden tarih sahnesine çıkışını, yeni bir yılın başlamasını ifade eden bir gündür(1)

Bir diğer adı “Ergenekon Bayramı“dır.

 

Tarih

Hun, Göktürk, Uygur, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde örfi bir bayram olmuş ve merasimler, eğlencelerle olagelmiştir. Yani bugün Büyük Selçuklu Devleti’nin tarihi sınırlarında bulunan her yerde Nevruz bayramı yöresel bazı farklılıklar dışında, aynı anlam çerçevesinde kutlanmıştır. Nevruz, Kuzey Kıbrıs’tan Doğu Türkistan’a kadar ulusun ulu günü, yeni yıl habercisi ve bahara ulaşmak gibi anlamlar ifade eder. Ayrıca “Nevruz Sultanı“, - Mart Dokuzu - gibi isimlendirmeler de yapılır. Özellikle tarım toplumu olan kırsal kesimlerde böyle adlandırılmaktadır.

Nevruz, her şeyden önce İslam’a dayandırılması yanlış olan, aynı zamanda sadece Alevilikle, Sünnilikle, Bektaşilikle ilişkilendirilmesi eksik olur. Türklerin İslamiyet’i kabulünden çok daha gerilere uzanır.

Uygur Halk Ağız Edebiyatının Esasları adlı eserde bu bayramın çok eskiye dayandığı, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar Türkleri tarafından kutlanıldığı ve Çin halkı üzerinde büyük etkiler yarattığı bilinmektedir. Yine bu eserde törenlerin kaide ve kuralları da yer almaktadır.

Bu kaide ve kurallar temel alınarak; nevrûz-nâme adı verilen koşak ve beyitler hazırlanır. Nevruzun olduğu gün halk, cami, mescit, tekke gibi ibadethane veya pazar yerlerine toplanırlar. Buralarda semahlar yanında çeşitli gösteriler, eğlenceler, oyunlar oynanır. Ozan, şair ve atışmacılar (koşakcı) aralarında atışırlar. Bu topluluk dolayısıyla gençler şiir yoluyla birbirleriyle atışarak kendilerini açarlar. Okuyan çocuklar (okuyucular denilir) nevruz şarkısı söylerler. Öğrenciler ağaçlara yazılan nevrûznâmeleri taşıyarak birbirleriyle değiştirirler. Bu sayede geleneklerin yaşanması sağlanır. Cemaat para toplayarak kazanlar kaynatılır. Zengin aileler kendi yaptıkları yemekleri tören alanına getirirler. Törene katılan halka karşılıksız dağıtırlar. (2 )

 

Toplumdaki yansımaları

Anadolu’da Mevlevilerde de kutlanan nevruz, – selam – sözüyle başlayan ve yedi ayetten oluşan bir duayla kutlanırdı: “Ey gece ve gündüzün tedbircisi, ey gözleri ve gönülleri başka hale çeviren, ey kudret ve halleri değiştiren! Halimizi en güzele çevir!”.

Bektaşilerde ise dergâhlarda toplanılarak, cem ayinleri yapılarak dualarla başlardı. Bu dualar genellikle ahlak ve ruh temizliği üzerine olurdu. Dua faslı bittikten sonra herkese süt ikram edilerek, – Nevrûziyeler – okunurdu.

Anadolu’da birçok yerde nevruz, Allah’a secde ve iman ile kutlanırdı. Değişik yerlerde de eğlenceler düzenlenir; evler temizlenir, yemek şölenleri verilir, küs olanlar barışır; suçlular affedilirdi.

Nevruz gününde göze sürme çekildiğinde, bazı hastalıklardan ve özellikle göz ağrısından kurtulmuş olunacağına, yıkanıp temizlenenin o yıl içerisinde hastalıktan uzak kalacağına inanılırdı.

Doğu Anadolu’da, özellikle Antep ve Diyarbakır’da 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece nevruz olarak kabul edilir. Saati belli olmayan bir vakitte gökte görünen bir kız ve kuş kılığına girmiş bir ermiş nevruz olarak kabul edilirdi.    Bu saatlerde uyumayanların dua ve dileklerinin kabul olacağına inanılırdı.

Nevruz olayı hem edebî, hem folklorik yönüyle toplumda çok büyük etkiler yaratmıştır. Merasim gereği olagelenler koşmalara, kopuzlara, türkülere konu, kaynak olmuştur. Özellikle Türk-Uygur ağzının gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

 

Nevruz’un Türk Dünyasındaki İsimleri

Türk dünyasında, Hunlardan bazen farklı isimlerle günümüze kadar ulaşan tabiatın ve ulusal uyanışın birleştirilmesi anlamını taşıyan Nevruz (Yeni Gün) şenliklerinin şu isimlerle kutlandığı biliniyor:

* Nevruz,
* Navruz,
* Novruz,
* Sultan-ı Nevruz,
* Sultan-ı Navrız,
* Navrez,
* Nevris,
* Naorus,
* Novroz,
* Navrıs Oyıx,
* Nevruz Norus,
* Ulustın Ulu

————

* Küni,
* Ulusun Ulu Günü,
* Ulu Kün,
* Ergenekon,
* Bozkurt,
* Çağan,
* Babu Marta,
* Kürklü Marta,
* İlkyaz Yortusu,
* Yeni Gün,
* Yengi Kün,
* Yeni Yıl,
——–
* Mart Dokuzu,
* Mereke,
* Meyram,
* Nartukan,
* Nartavan,
* Isıakh Bayramı,
* Altay Ködürgeni,
* Bahar Bayramı,
* Yörük Bayramı,
* Mevris

 

ANADOLU ALEVİ İNANCINDA NEVRUZ NEDİR?

 

Eskilerden aktarılanlara göre Sultan Nevruz her yıl 21 Mart’ta kutlanır.
21 Mart günü akşamı bir Cem yapılır. Bu ceme de ‘Sultan Nevruz Cemi’ adı verilir. Sultan Nevruz olarak adlandırılan bu günde sözlü geleneğe göre birçok olay olmuştur.

Bunlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Tanrı’nın dünyayı yarattığı gündür.
  • Hz. Ali’nin doğduğu gündür.
  • Hz. Muhammed’in yerine Hz. Ali’yi Gadir-i hum’da atadığı gündür.
  • Bahar’ın başladığı gündür.

Sultan Nevruz’da kutlama yapılmayan, Cem yapılmayan Alevi köyleri de bulunmaktadır. Sultan Nevruz akşamı yapılan Cem sonrası lokma, süt ve şerbet dağıtılır. Yine Nevruzun anısına söylenen deyişler vardır. Bunlardan birisi şu şekildedir:

”Gelin ey kardeşler seyran edelim
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir.
Bu zevkle münkiri hayran edelim
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir.

Çerağlar uyansın, kurulsun Cem’ler
Gülbanklar çekilsin, sürülsün demler
Cümbüşe gelsinler cümle Erenler
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir. 

Hüsnü Baba eyler candan niyazı
Dem sunsun sakiler, kılsınlar bâz’ı
Okunsun nefesler, çalsınlar sazı
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir.” (3)


Yine bazı Alevi ocak ve oymaklarında Nevuz gecesi – Tüm varlıkların o gece Allah’a secde ettikleri – gönül gözü açık olanlar gece kalkıp dışarı çıktıklarında bunu gözleriyle görebileceklerini çeşitli alegorilerden örnek verilerek anlatılır.

 

Kaynakça;

 

    1. Yrd. Dç. Ramazan Karaman, Türk Dünyası Tarih Dergisi
    2. Abdulhaluk Çay, Türk Ergenekon Bayramı Nevruz
    3. Ali Yaman’ın ‘Sultan Nevruz’ makalesinin özetidir.
    4. Ahmet Muhtar Paşa, Islahu-t Takvim, Mısır 1307, 3
    5. Çeşitli internet kaynaklarında ulaşılan bilgiler.

 

(*) Mehtab Vefaimastanaband Hanımefendiden alınan sözlü aktarıma dayanarak.