Aleviliğin Tanımı

İnançları tarif etmek, bir nesneyi tarif etmek gibi çok zor belki de gereksizdir. Her şeyden önce tarifle de bir kavramı sınırlandırmış olursunuz.

 

 

Halbuki inançlar da yaşamın dinamiği gibi değişken olursa, yaşamasına devamı olanaklıdır. Hep tekrar ettiğimiz Hz. Ali Efendimize ait bir söz vardır “ Zaman sana uymaz, sen zamana uyacaksın.”
Aksi halde günün koşullarına yanıt vermez ve devre dışı kalır.

 

Tarif nedir?
Tarif;  Efradının cemi, ağyarının menni ( ya da mani).
Türkçesi; kendinden olanını alır, olmayanını dışarı çıkarır.

Ben Aleviliği şöyle tarif ediyorum;
”ALEVİLİK EDEB ERKÂN, MÜMİNE NİŞANDIR.”
Bu da nereden çıktı derseniz?
Anlatayım.
Cem de ibadete başlamak için önce katılan canlardan rızalık istenir.
Dede sorar
- Canlar birbirinizden razı mısınız?
Katılan canlar evet derlerse, dede şu repliği söyler

-EDEB ERKÂN, MÜMİNE NİŞAN!

Biliyorsunuz,
EDEB eline, diline, beline sahip olmaktır.
Bunun açılımını sizler de bir şekilde biliyorsunuz.
ERKÂN: yoldur, sürektir. Bu yol da bildiğimiz, inandığımız HAK-MUHAMMED-ALİ yoludur.

Bu yolun temel kitabı KUR’AN’DIR. Zahiri ve batini mesajlarıdır.
MÜMİNE NİŞAN ise müminin olmanın ( herkesçe bilinen kutsal değerlere inanır olmanın), Müslüman olmanın göstergesi, işareti ve belirtisidir.

Özetle Elinize, dilinize, belinize sahipseniz bu sizin Alevi olduğunuzun ilk işaretidir.
Pekala bununla iş bitiyor mu?
Hayır, bitmiyor.
Erkânı da bilmeniz ve onu uygulamanız gerekir.
Biz de zaten başlangıçta Aleviliği sınırlandırmak zor ve gereksizdir demiştik.
Ancak EDEB ERKÂN, MÜMİNE NİŞAN Aleviliğin göstergesi olması hesabıyla aynı zamanda tarifidir de.

KU’RAN’IN tebliğ edildiği dil Arapçadır.
Birden fazla dil bilenler bu farkı çok iyi bilirler. Bir dilde ki bir kavramı bir başka dile çevirmek bazen çok zor bazen de olanaksız gibi.
Çünkü diller yaşadığı kültürden, doğadan şekillenirler.
Örneğin Dar-ı Mansur kavramını Almancaya, Fransızcaya, İngilizce ye Çinceye nasıl çevirirsiniz?
Hatta Türkçe Sünni terminolojiye çevirdiğimiz zaman bile uzun uzadıya açıklama yapmamız gerekli olabilir.
Bu nedenle Arapça dili kaynaklı KUR’AN’I Türkçeye tercüme ederken veya meal verilirken çok ciddi terminolojik sıkıntılar çıkabiliyor. Çoğu zaman Türkçe karşılığını sözcük ve ses olarak bulamayız orijinalini kullanarak meramımızı anlatmaya çalışırız.
Birkaç örnek vermekle yetineceğim.

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla! mealinden Türkçeye çevrilir.
Bence bu eksiktir. İnsanlar da birilerini sınırlı da olsa esirgeyip bağışlayabilir.
Bu kavramlar Arapçada hafaza – esirgemek ve müsamaha etmek – bağışlamak şeklinde söylenir.
Halbuki Kur’an’da Allahın yaptığına “ sonsuz ve sürekli esirgeyen, sonsuz ve sürekli bağışlayan “ demek daha yerinde olur.
ALLAHU EKBER: Bu kavram da Türkçeye Tanrı Uludur ( Allah büyüktür ) diye mealen tercüme edilir.
Bu da bence eksiktir. Bazı örnek insanlara da zaman, zaman ulu kişi sıfatı vermiyor muyuz?
İşte bu ululukla Allah’ın ululuğu da farklıdır.
Halbuki, Arapça da KEBİR büyük demektir.
EKBER ise en büyüktür demektir.
O zaman bu kavramı da ya TANRI EN ULUDUR, ya da ALLAH EN BÜYÜKTÜR şeklinde çevrilmesi gerekir.
Son olarak kelime-i tevhid de ALLAH-U EHAD deriz. Bu kavramı da ALLAH BİRDİR! şeklinde mealen tercüme ederler.
Doğrusu ise ALLAH TEKDİR demek gerekiyor. Çünkü Arapça VAHAD bir demektir. EHAD ise tek demektir.
Örnekler o kadar da çok ki bu kadar yanlış nasıl düzeltilir diye doğrusu uykularım kaçıyor?
Bir ara BİSMİŞAH konusunu da ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum. Bu kavram konusunda da kafalar hayli karışıktır da ondan.
Değerli okurlar “ Bilgi akan şelaledir. Herkes tası kadar ondan nasiplenir.”
Bu kavramların içini doldurmak her alevi canın bilgisi kadardır.
Kısacası: İRFANIN KADAR İMANIN OLUR.