Kutsal Kitaplar, İnançlar – III

(Stoacılığın kutsal kitapları VI – VIII)

 

“Gözler Baktıkları yönü görürler. Beyin ise geleceği görür.” Anonim “ Kendi halinde kalırsan bir damlasın ama bütününe katılırsan bir derya olursun.”

- Hz. Mevlana -

 

VI. KİTAP
Görevini yerine getirirken, soğuktan ürpermen ya da sıcaktan bunalman, gözlerinden uyku akması yada uykunu almış olman, başkalarının seni çekiştirmesi yada övmesi, ölmek üzere olman, yada başka herhangi bir şey yapmakta olman seni hiç ilgilendirmesin: ölme eylemi de, yaşamımızın eylemlerinden biridir onun için de, “andan en iyi biçimde yararlanmak” yeter.
Düşmanından öç almanın en iyi yolu, onun gibi davranmamaktır.
Önümüze nefis yiyecekler konduğunda nasıl onlar hakkında bir fikir edinebiliyor, bunun balık, şunun kuş yada domuz eti olduğunun ayrımına varıyorsak yada Falerno’nun üzüm suyundan başka bir şey olmadığının, şu erguvan renkli giysinin bir kabuklunun kanına batırılmış koyun yünü olduğunun çiftleşmenin bir organın sürtünmesinden ve biraz sıvının fışkırmasından başka bir şey olmadığının ayrımına varıyorsak özetle, nasıl şeylerin gerçeğini temelden kavrayan ve onların yüreğine işleyen, böylece onları gerçekte oldukları gibi görmemizi sağlayan bu fikirleri oluşturuyorsak aynı biçimde şeylere, yaşam boyu, özellikle de en inanılır göründükleri zaman çıplak olarak bakmalı, bayağılıklarının ayrımına varmalı, büründükleri önemden sıyırmalıyız onları. Çünkü boş gurur korkunç bir yanıltıcıdır, çünkü tam da ciddi şeylere yöneldiğine en çok inandığın zaman, özellikle düş kırıklığına uğrarsın. Krates’in Ksenokrates hakkında söylediklerini düşün, örneğin.
Kimi şeyler doğma, kimileriyse ölme telaşında doğmakta olan şeyin bir parçası şimdiden ölüyor, yada çoktan öldü bile ama bu sonsuz akış ve dönüşüm dünyayı sürekli olarak yeniler, tıpkı artsız aralıksız akıp giden zaman ırmağının sonsuzluğu yenilemesi gibi. Hiçbir şeyin durmadığı bu ırmakta hızla akıp giden şeylerin hangisine değer verebilir insan? İnsanın daha uçarken görüp gönül verdiği bir serçenin ona sevdalanır sevdalanmaz, kanat çırparak gözden yitip gitmesi gibi.
Öğelerin devinimleri, yukarıya, yada aşağıya doğru, yâhut daireseldir. Oysa erdemin devinimi bu yönlerin hiçbirine uymaz erdem en kutsal şeydir, kolay, kolay seçilemeyen bir yol boyunca mutlu bir biçimde ilerler.
Bir şeyi başarmak sana zor geliyorsa, bunun insan yeteneğini aşan bir şey olduğunu düşünme hemen tersine, bir şey olanaklı ve insanın yapabileceği bir şeyse, senin de onu başarabileceğini düşün.
Eğer birisi, fikirlerimin ve eylemlerimin yanlış olduğunu kanıtlayarak beni ikna ederse seve, seve değiştiririm onları, çünkü benim aradığım gerçekliktir, gerçeklikten kimse zarar görmez, yanılgılarında ve bilgisizliklerinde direnenlerden başka.
Bedenden ve ruhtan oluşuyorum ben. Bedeni hiçbir şey ilgilendirmez, çünkü şeyleri birbirinden ayırt bile edemez. Zihne gelince, kendi etkinliklerinden başka hiçbir şey ilgilendirmez onu, ama etkinliklerinin tümü de onun kendi denetimi altındadır. Bunlar da onu ancak şimdi bakımından ilgilendirirler çünkü geçmiş ve gelecek etkinlikleri de şu anda ilgilendirmez onu.
Evrendeki her şeyin birbirine zincirlendiğini ve aralarındaki karşılıklı ilişkiyi düşün sık, sık. Çünkü bunların tümü de, belli bir anlamda, birbiriyle bağıntılı, dayanışma içindedir devinimlerinin gerilimi, maddenin uyumu ve birliği sayesinde birbiri ardı sıra gelirler.
Hepimiz tek bir amaç için birlikte çalışıyoruz, kimimiz bilerek, anlayarak, kimimiz bilinçsizce, sanırım herakleitos’un, “uykuda bile olsalar, evrende olup biten her şey için çalışırlar, katkıda bulunurlar” dediği kişiler gibi. Herkes, evrende olup bitenlere kendince katkıda bulunur, hâttâ olup bitenden durmadan yakınan, onu önlemeye ya da ortadan kaldırmaya çalışanlar bile çünkü evrenin böyle insanlara da gereksinimi vardır.
Her bireyin başına gelen her şey bütüne yararlıdır. Aslında bu yeterli olmalı. Öte yandan, dikkatle bakarsan, şunu da görürsün: bir insan için yararlı olan, genellikle öteki insanlar için de yararlıdır. Burada, “yararlı” sözcüğü genel anlamda, ne öyle ne de böyle olan şeyleri de kapsayacak biçimde anlaşılmalıdır.
Üç yüz libre değil de, şu kadar libre ağırlıkta isen üzülmezsin değil mi? Yaşamak için sana şu kadar yıl verildi de, daha çok yıl verilmedi diye niçin üzülüyorsun, öyleyse? Çünkü sana verilen madde miktarıyla nasıl yetiniyorsan, sana verilen zamanla da yetinmelisin.

VII. KİTAP
İlkeler ölmezler. Onlara denk düşen düşünceler yok olmadıkça, nasıl ölebilirler? Ama onları sürekli olarak canlı tutmak sana bağlıdır. “Herhangi bir konuda oluşturmam gereken düşünceyi oluşturabilirim bunu yapabiliyorsam, niçin kaygılanayım? Zihnimin dışında kalan şeyler, kendi başlarına hiçbir şey değildirler.” Bunu anladığında her şey yoluna girecektir. Yaşamına yeniden başlamak senin elindedir: bunun için yaşadıklarını yeniden gözden geçir, çünkü yeniden yaşamak buna bağlıdır.
Söylediğin her sözcüğü tart attığın her adıma dikkat et. Verdiğin her kararın ne gibi sonuçları olacağını düşün. Bu ikinci durumda, amacın ne olduğunu daha başından gör birinci durumda ise sözcüklerin ne anlama geldiğine dikkat et.
Birinin sana yardım etmiş olmasından ötürü utanma çünkü, böylece, sana düşen görevi, bir kuşatmada surlara saldıran bir asker gibi yerine getirmiş olursun. Sakat olsaydın ve kendi çabanla duvara tırmanamasaydın, ama bunu bir başkasının yardımıyla gerçekleştirebilseydin, ne yapardın?
Her şey birbirine bağlıdır, onları birbirine bağlayan bağ kutsaldır: hemen, hemen hiçbir şey insana yabancı değildir. Çünkü her şey birbirleriyle ilişkili olarak düzenlenmiş olup birlikte evrenin düzenini oluştururlar.

Var olan bütün şeylerden oluşan bir tek dünya vardır, onları kuşatan tanrı tektir, öz tektir, yasa tektir, tüm düşünen varlıklarda ortak olan us tektir gerçek de tektir, eğer aynı türden olan ve aynı usu paylaşan tüm varlıkların yetkinliği doğruysa.
Tek, tek organizmaların organları gibi, ussal varlıklar da, ayrı ayrı bedenlerde olmalarına karşın, bir çeşit dayanışma içinde davranmak için oluşturulmuşlardır. Sı, sık kendi kendine, “ben, ussal varlıkların oluşturdukları bütünün bir organıyım” diye yinelersen bu gerçeği daha iyi anlarsın. Ama eğer bütünün yalnızca bir parçası olduğunu söylersen, bu henüz insanları bütün yüreğinle sevmeyi öğrenmediğin, iyiliği iyilik etmek için yapmaktan sevinç duymadığın, başkalarına iyilik ederken, bunu kendine iyilik ettiğin inancıyla değil, basit bir görev olarak yaptığın anlamına gelir.
Evrensel doğa, tözü balmumu gibi kullanır önce bir at yapar, sonra onu eriterek bir ağaç, sonra bir insan, sonra başka bir şey yapmak için malzeme olarak kullanır bunların her biri çok kısa bir süre sürdürür varlığını. Ama bir sandığın sökülmesi kötü bir şey değildir parçalarının bir araya getirilerek oluşturulmasının kötü bir şey olmaması gibi.
Yüze yansıyan öfke, tam anlamıyla doğaya aykırıdır sık sık olursa yüzün güzelliği gittikçe azalır, sonunda tümüyle yok olup gider, hiçbir zaman da yeniden canlandırılamaz. Bu nedenle, bundan, öfkenin usa aykırı olduğu sonucunu çıkarmaya çalış. Çünkü insan kendi hatasının bilincini de yitirirse, yaşamanın ne anlamı kalır?
İmgelemi ortadan kaldır. İçgüdülerinin seni bir kukla gibi çekip çevirmesine izin verme. Dikkatini şimdiki zamana çevir. Senin yada başkalarının başına gelenlerin bilincine varmayı bil. Her nesneyi nedensel ve özdeksel yönlerine ayır ve incele. Son saatini düşün. Bırak başkasının yaptığı yanlış ortaya çıktığı yerde kalsın.
İçini kaz çünkü iyilik kaynağı içindedir, sen kazmayı sürdürdükçe fışkırır.
Yaşama sanatı, bir dansçıdan çok, bir güreşçinin sanatı gibidir art arda gelen darbeleri, önceden sezinlenemeyenleri bile, ayaklarının üstünde sıkıca durarak savuşturmaya hazır olmak gerekir.
Ne zaman bir iyilik etsen ve biri ondan yararlansa, neden aptalların yaptıkları gibi, ayrıca üçüncü bir ödül beklersin, iyilik ettiğinin bilinmesini yada buna karşılık sana iyilik edilmesini istersin?
Hiç kimse iyilik görmekten bıkmaz, iyilik etmek doğaya uygun bir davranıştır. Öyleyse, başkalarına iyilik ederek iyilik bulmaktan bıkma.


VIII. KİTAP

Her eyleminde kendi kendine şunu sor: “Bu beni nasıl etkileyecek? Sonunda pişman olacak mıyım? Kısa bir süre daha, sonra öleceğim, her şey yok olacak. Şu anda yapmakta olduğum eylem ussal bir varlığın doğasına denk düşüyorsa, ortak yarara yönelikse ve Tanrı’nın uyduğu yasaya uyan bir insanın eylemi ise, daha fazla ne isteyebilirim?”
Evrensel doğanın işlevi şudur: burada olanı oraya aktarmak, onu dönüştürmek, oradan alıp başka bir yere taşımak. Her şey değişimdir, ama yeni olan şeyden korkmamızı gerektirmeyecek biçimde bütün şeyler bildiğimiz şeylerdir, ama dağılımları da eşitçedir.
Pişmanlık, yararlı bir şeyi savsakladığın için bir çeşit kendi kendini kınamaktır. İyi olan şey, kaçınılmaz olarak, iyi bir insanın savsaklamaması gereken yararlı bir şeydir öte yandan, gerçekten iyi olan hiçbir insan zevk veren bir şeyi savsakladığı için pişmanlık duymaz demek ki zevk, ne iyi, ne de yararlı bir şeydir.
Hiç kimseyi suçlamamalısın. Eğer elinden geliyorsa, insanı düzelt gelmiyorsa sorunun kendisini onu da yapamıyorsan, suçlamak neye yarar? Çünkü hiçbir şey amaçsız yapılmamalı.
Doğa her şeyin başına ve evrimine baktığı kadar, sonuna da bakar. Havaya fırlatılan bir top gibi. Havaya fırlatılmasının topa ne yararı vardır, aşağı düşmesinin, hâttâ yere çarpmasının ne kötülüğü? Bir kabarcığın şişmesinde ne gibi bir iyilik, patlamasında ne gibi bir kötülük vardır? Aynı şey bir lâmba için de geçerlidir.
Bir dış nedenden ötürü üzülüyorsan, aslında canını sıkan bu değil, onun hakkındaki yargındır, bu yargıdan her an vazgeçebilirsin. Ama seni üzen kendi karakterinden kaynaklanan bir şeyse, yargını düzeltmeni kim engelleyebilir? Aynı biçimde, seni üzen şey doğru bulduğun bir eylemi yerine getirememekse, kendini üzüntüye kaptıracak yerde, niçin o eylemi yapmakta direnmiyorsun? “ama yolumu kesen çok güçlü bir engel var.” O zaman üzülmemelisin, çünkü başarısızlığının nedeni senin usuna dayanmıyor. “Ama bu işi yapamazsam, yaşamamın hiçbir anlamı kalmaz.” Öyleyse, hedefine ulaşan birinin yaşamına son vermesi gibi, yoluna çıkan engellere kin duymaksızın, dingince ayrıl yaşamdan.
Yönetici ilkenin kendi içine çekilip, kendinden memnun olduğu, direnişi usa aykırı olsa bile istemediği şeyi yapmadığı zaman yenilmez olacağını unutma. Yargısını usa ve dikkatlice düşünmeye dayandırdığında, daha da yenilmez olacaktır us. Bu nedenle, tutkulardan arınmış zihin güçlü bir kaledir çünkü insan sığınabileceği ve hiçbir zaman saldırıya uğramayacağı daha sağlam bir yer bulamaz. Bunu anlamayan yalnızca bir cahildir, anlayan, ama ona sığınmayansa, mutsuzdur.
Evrenin varlığını bilmeyen, kendisinin de nerede olduğunu bilmez. Evrenin hangi amaçla var olduğunu bilmeyen, dünyanın ne olduğunu bilmediği gibi, kendisinin kim olduğunu da bilmez. Bu sorunların yalnızca birini bile geçiştiren kişi, kendisinin ne amaçla doğduğunu da bilmez. Peki, ama kendilerinin nerede ya da kim olduklarını bilmeksizin, alkışlayanların övgüsünden kaçan ya da onun ardına düşen kimse hakkında ne diyeceksin?
Kötülük genel olarak dünyaya zarar vermez, özellikle de, dilediği anda kendi istemiyle ondan kurtulma gücüne sâhip kılınmış kişiden başkasına zarar vermez.
Güneşin ışığı yukarıdan gelir, her yönde yayılır, ama yok olmaz. Işığın yayılışı bir genişlemedir. Bir güneş ışınının ne olduğunu, karanlık bir odaya bir aralıktan giren güneş ışığını inceleyerek anlayabilirsin: doğru çizgi halinde uzanır, karşısına çıkan ve onun havada öteki tarafa geçmesini engelleyen ilk katı cisme dayanıyor gibidir ne kayar, ne aşağı düşer, orada durur.
Zekanın ışığının yayılması ve genişlemesi de buna benzer bir biçimde olur hiçbir biçimde akıp gitme değil, bir yayılmadır karşılaştığı engeller üzerinde zorlayıcı ve şiddetli bir etki yaratmaz batmaz da, kımıltısız durur ve üstüne düştüğü nesneyi aydınlatır çünkü bu nesne onu yansıtmazsa, kendini onun ışığından yoksun bırakır.
İnsanlar birbirleri için dünyaya gelmişlerdir. Bu nedenle onları eğit ya da katlan onlara.

KAYNAKÇA


1. DÜŞÜNCELER-Marcus Aurelius
2. Yapı Kredi Yayınları: Cogito-133 (2. Baskı: Mart 2006)
3. Derleyenler Halit Yıldırım ve Şadan Karadeniz