Hallac-ı Mansur ve Sivas Trajedisi

Değerli Okuyucular 2 Temmuz 1993 Sivas olayları bana Hallac-ı Mansur’u hatırlattı. Her yazan birey bu olayı çeşitli yönleriyle ve perspektifleriyle kaleme aldı, beleklerimizde diri tutmamıza katkıda bulundular.
Her biri kendi payına doğru ve haklıydılar. Ancak Bu elim ve vahim olayları tarihte ki benzerleriyle eşleştiremezsek işin bir yanı eksik kalır.
Ben de 2 Temmuz 1993 trajedisi ise Hallac-ı Mansur trajedisini hatırlattı nedir bu trajedi birlikte bir daha hatırlayalım.
Asıl adı EBU’L-MUGİS EL-HÜSEYİN BİN MANSUR EL-HALLAC (D.Y.858Tur, Fars, İRAN – Ö. Y.26 Mart 922 BAĞDAT),görüşleri ve yaşamıyla tartışmalı değerlendirmelere konu olan ünlü mutasavvıf. Kişiliği ile pek çok Müslüman’ın deneyimlerini ülkü ve özlemlerini dile getirdiği için kimilerinde hayranlık, kimilerinde öfke uyandıran yaşamı ve ölümü İslam Tarihinin en çok sözü edilen öykülerinden biridi . Baba mesleğinden dolayı HALLAC (Pamuk atıcısı ) adıyla tanınır. Ayrıca “manevi sırları hallac pamuğu gibi attığı “benzetmesiyle “Hallac-ı esrar “olarak anılı. Hallac-ı Mansur’a dayandırılan tasavvuf öğretisi de Hallaciye adıyla bilinir.

İnanışa göre Zerdüşt dinine bağlı olan büyük babası, sahabilerden Ebu Eyüb’ün soyundan geliyordu babası sonradan müslüman olmuştu. Hallac, İran’daki mezhep çatışmaları nedeniyle genç yaşta Tur’dan ayrılarak,Arap kültürünün önemli merkezlerinden biri olan Vasıt’a , ardından Tuster’e gitti. Bu yaşlarda tasavvufa yöneldi.Tuster’de ünlü mutassavıflardan Sehl bin Abdullah et-Tusteri’ye bağlandı ve onunla Basra’ya gitti.Daha sonra Bağdat’a geçerek Arm bin Osman el –Mekki’ye bağlandı bu sırada ünlü mutasavvıf Ebu Yakup el-Akta’nın kızıyla evlendi. Hallac, Bağdat’ta Cüneyd-i Bağdadi’yle tanıştı ve ondan hırka giydi. Ama coşkun kişiliği nedeniyle aralarında çıkan anlaşmazlıktan dolayı kısa sürede Cüneyd’den de ayrıldı.

1) İlk haccından (896) sonra Bağdat şeyhleriyle bütün ilişkisini keserek Tuster’e gitti. Dört yıl boyunca katı bir çile yaşamı sürdürdü. Sufi hırkasını çıkardı , ,halk arasına karıştı. Fars, Huzistan, ve Horasan’da halkı yazıları ve konuşmalarıyla Tanrı aşkına çağırmaya başladı, çevresinde çok sayıda mürid topladı.
2) İkinci haccından (905) sonra denize açılarak İslam’ı yaymak amacıyla Hindistan ve Türkistan’a gitti. Çin sınırlarına kadar dolaştı. Onu bu gezisi sırasında İslam dinine. kazandığı Müslümanlar daha sonra Mansuri olarak anıldı
3) Daha sonra üçüncü kez hacca giden Hallac , Hicaz’da geçirdiği iki yılın ardından Bağdat’a döndü ve buraya yerleşti.
4) (y.908).Son haccı sırasında tam bir kendinden geçme durumuna girdi. Ünlü “Ene’l –Hak “ (Ben Hakk’ım ) sözünü bir vecd anında bu dönemde söylediği, hacda vakfedeyken insanlardan kendisine işkence etmelerini, Bağdat sokaklarında yoldan geçenlerden kendisini öldürmelerini istediği anlatılır.

Hallac’ın tutuklanması ve korkunç biçimde öldürülmesinin koşullarını, yaşadığı ve ürün verdiği ortamın yoğun toplumsal, ekonomik, siyasal ve dinsel gerilimleri hazırladı. Hallac’ın görüşleri ve etkinlikleri gerek devlet yöneticileri, gerek din yetkilileri tarafından kuşkuyla karşılanıyordu. Kaldı ki yeni biçimlenen tasavvuf öğretileri ve uygulamaları İslamın fıkıh ve kelam sistemiyle henüz yeterince bütünleştirilebilmiş değildi. Hallac’ın yolculuk tutkusu ve tasavvuf deneyimlerini kendisini dinleyen herkesle paylaşma çabası şeyhlerin de hoşuna gitmemişti. Onu İslamı yaymayı amaçlayan yolculukları, şiddet eylemleriyle Abbasi yönetimini tehtit eden Karmatilerin yıkıcı etkinlikleriyle de ilişkilendiriliyordu. Ayrıca karısı aracılığıyla, Mezopotamya ‘nın güneyinde patlak veren Zenci ayaklanmasıyla bağlantı kurduğu öne sürülüyordu. Nitekim Hallac’ın “En’el – Hak !“ sözüyle Karmatilerin ve Zenci kölelerin öğretileri arasında bir koşutluk vardı. Öte yandan Hallac adil bir vergilendirmen yana olan, Halife Muktedir’in baş mabeyincisi Nasr el –Kaşuri’yle yakın ilişki içindeydi.

Hallac y.911’de Sus’ta yakalanarak hapsedildi. İlk yargılamasında Şafii kadısı İbn Sureyc onun öldürülmesine karşı çıktı ve aleyhinde istenen fetvayı vermedi. Daha sonra Maliki kadısı Ebu Ömer ile İbn Mücahid ve İbn Buhlul da Hallac’ın öldürülemeyeceği yönünde karar verdiler.

Büyük mutasavvıfın öldürülmeksizin tutuklu kalması ününün daha da yaygınlaşmasına yol açtı . Sonunda Vezir Hamid Ömer’den Hallac’ın öldürülmesi yönünde bir fetva elde etmeyi başardı. Bunun üzerine Hallac önce kırbaçlandı , ardından kolları ve bacakları kesildi, asılarak halka teşhir edildi.Başı kesildikten sonra yakılarak külleri savruldu.
Çeşitli kaynaklarda Hallac’a dayandırılan 50 ‘ye yakın yapıttan söz edilirse de bunlar günümüze ulaşmamıştır. Hallac’ın yapıtlarının derlenmesine büyük katkıda bulunan Fransız Katolik araştırmacı Louis Massignon’a göre Hallac ‘dan bugüne ulaşan metinler
* altı mektup,
* 350 kadar özdeyiş,
* konuşmalarına ilişkin 74 özet
* 80 şiir
* 27 rivayet ile
* 11 bölümlük Kitabü’l –Tevasin den oluşmaktadır. Massignon’un Passion d’al –Hallaj ( 1922,2 cilt Hallac ‘ın Çilesi) adlı yapıtı Hallac ‘ın yaşamı ve öğretisiyle ile ilgili en önemli kaynaktır.
Hallac’ın öğretisi başlıca üç temele dayanır.

1-Tanrı ruhunun insana girmesi (hulül) , hakikat-ı Muhammedi’nin
( nur-ı Muhammedi) ,
2- öncesizliği ve dinlerin birliği. Hallac’a göre insan özü bakımından tanrısal bir varlıktır.
3-Tanrı insanı kendi biçiminde yaratmış ve melekleri ona secde ettirmiştir.

Bu nedenle benliğini Tanrı’ya kullukla eğiten, tutkulardan arındıran, kalbini iyi işlere veren ve zevklerden kaçınan insan Tanrı dostluğuna erer. Daha sonra dostluk merdiveninde yükselerek beşeri doğasından kurtulur. Benliğinde beşeri hiçbir iz kalmayınca Tanrı’nın ruhu, Hz .İsa ‘da olduğu gibi onun ruhuna hulül eder.Bu andan sonra gerçekleşir, buyruğu Tanrı buyruğu gibi her şeye koşulsuz egemen olur, her eylemi Tanrı eylemi niteliği kazanır.
Hz. Muhammed’in birbirinden ayrı iki biçimi (suret) vardır.
* Birincisi bütün varlıklardan önce var olan öncesiz (kadim) bir nurdur ve bu nur bütün bilgilerin kaynağıdır.
** İkincisi peygamber olarak dünyaya gelen, belli bir yer ve zamanda ortaya çıkan geçici biçimidir.
Hz. Muhammed peygamberlik görevi süresince bütün bilgilerini ve ahlakındaki olgunluğu öncesiz nurdan almıştır.
Yalnız o değil bütün peygamberlerle veliler bilgi ve ışıklarını o nurdan almışlardır.
Hallac’a bütün dinler aynı gerçeği dile getirir. Değişik adlarla anılsa bile bütün dinler bir ağacın dalları gibi temelde birleşir amaçları aynıdır ve bütün tanrıya aittir. Toplumları çeşitli dinlere bağlanması kendi seçimleriyle değil Tanrı’nın dilemesiyle ilgilidir. Bu yüzden hiçbir dinin temelsiz olduğu söylenemeyeceği gibi bir kimsenin dini yanlış olduğu da öne sürülemez. Çünkü böyle bir savla o kişinin inancını kendi özgür iradesiyle seçtiği öne sürülmüş olur.
Hallac’ın öğretisini benimseyenler bir bölümü onun öldürülmediğine, Hz. İsa gibi onun yerine bir benzerinin öldürüldüğüne inanmışlardır.

Sonuç: tarihin her döneminde kör bağnazlıklar olagelmiştir ve bu kör bağnazlığa karşı tek mücadele yöntemi ise aydınlık, barış ve kardeşlikten geçer.

Kaynakça:
1 ) Hallac-ı Mansur, Prf. Yaşar Nuri Öztürk.
2 ) Passion d’al Hallac, Louis Masignon