ALEVİ VE BEKTAŞİLİKTE SIRR-I HAKİKAT (GERÇEĞİN GİZİ) – I

MURAT ŞAHİN

 

 “Ben ancak gördüğüme ve duyduğuma dayanarak hüküm veririm.”

Hz. Muhammed (SAV)

Üçler, beşler, yediler, kırklar ve üç yüz altmış altı. Ne anlam ifade ediyordu bu sayılar? Alevi dedelerinin yazdıklarını okudum, şiirleri inceledim. Özellikle Başköylü Hasan Efendi’yi, ne anlatmaya çalıştığını, sırrı nasıl saklamaya çalışıyor olabileceğini tartıştım. Pek çok farklı bilgiyi bir araya getirdim. Bir sabah gözümdeki perde kalktı. Sırrı bulmuştum. Üçler, beşler, yediler, kırklar birbirlerinin talibidir. Üçlerin, beşlerin, yedilerin toplamı kırktır. Ana baba ana babasının ana baba çocuğunun çocuk ana babasının talibidir. Hak’tan gelen evlat evladına taliptir. Hak vücuda, vücut Hak’a taliptir. Aleviler bu yüzden birbirlerinin kalplerine taparlar. Bu sırra herkes eremez… Kırklar birdir, bir kırktır. Kırklar bir yola gider. Kırklar bire, bir kırklara taliptir. Kırklar kırktır, kırk bir değildir. Bir ise birdir, iki değildir. İki ise birdir. Bir sudur, su ise sırdır.” (1)

İnsan gerçeği iki şekilde arar. Birincisi kutsal kaynaklarda verildiği, aktarıldığı şeklidir. İnananlar bunu mutlak ( saltık ) gerçek kabul ederler. Doğadaki her oluşumu bunun ışığında değerlendirirler.

İkinci yöntem bilimsel bilgi eşliğinde gerçeği aramaktır. Bu gerçeği arama serüveni hiçbir zaman bitmez insanlık var oldukça gerçeği arama sürecinde bilimsel bilginin ışığında sürecektir.

Kutsal kaynakların göksel olduğu iddia edilen Ortadoğu kaynaklı kitaplarda insanın başlangıcı Âdem ile Havva miti ile kurgulanmıştır. Bu öykü o dinlere inanlar veya itibar edenler tarafından bilinir, kabul edilir ve detayları hiç sorgulanmaz. Daha önceki bir yazımda karşılaştırmalı olarak değinmiştim.

Hz. Âdem’in peygamber olduğu ancak peygamberlik edeceği ümmeti yoktur. Kitabı yoktur, mabedi yoktur. Çünkü kendisi mağarada yaşamaktadır. Evi, yatağı, kabı, kaşığı, giyeceği yoktur. Tıraş olacak aleti yoktur. Bugün toplumda en yoksul insan olarak kabul edebileceğimiz insanın, sahip olduğu ölçüde yiyecek, giyecek, barınacak olanakları yoktu, amma yine de peygamberdi. Havva için de aynı şeyleri söylemek olanaklıydı. Örneğin Havva hastalanınca, grip olunca, ilacı nasıl tedarik ederdi? Doktor yok, hastane yok, eczane yok yıkanmak için, sabun yok, saç bakımı yok, saçları bitlenince bu bitleri nasıl temizlerdi?

Varsın olmasın ilk kadın olmak, peygamber hanımı olmak yeterde artar bile.

Bunları artırarak, çeşitlendirerek sorabiliriz. En can alıcı olanı da Hz. Âdem ile Havva muhtemelen nikâhsızdı! Hani birliktelikleri de kazara Şeytanın çöpçatanlığı ile olmuştu! Hz. Adem de Şeytana kandı ya helal olsun o Şeytana ne marifetli imiş!?

Okuduğumuz kaynaklarda Hz. Adem ve Havva’nın birlikteliklerinde sadece Habil ve Kabil adında iki oğlunun olduğu ve aralarındaki anlaşmazlık sonucu Habil Kabil’i öldürdüğüdür.

İnsanlık tarihini ilk cinayetidir.

Yani inananların atası kabul edilen Habil aslında bir kardeş katilidir.

Bununla da bitmiyor. Hiçbir kaynakta Âdem ile Havva’nın kız çocuklarının olduğuna dair bilgi yoktur. Pekâlâ, bu insanlar nasıl üredi, nasıl çoğaldı?

Birinci kötü ihtimal Âdem ile Havva’nın kız çocuğu da oldu. Habil de kız kardeşiyle evlendi (ensest ilişki ) tarihteki ilk aile içi cinsel ilişki de meydana geldi. Habil hem kardeş katili hem de kız kardeşi ile cinsel ilişkiye giren bir sapık. Üstelik bütün bunlar Âdem ile Havva’nın gözleri önünde oluyor. Muhteşem bir ahlak anlayışı kurgusudur!

Daha kötüsü kız kardeşi de yoktu tövbe, tövbe yoksa?

İşte burada Alevilik inancında ki muhteşem çözüm kurgusu devreye giriyor. O anlamda Aleviler çok rahattır.

Çünkü kurguları hem ahlaki hem de göreceli olarak daha akla yakındır.

Aleviler Hz. Âdem’den Havva’nın biri erkek biri kız olan, tümü ikiz 36 doğum yaptığını böylece 72 çocuk ( 72 millet kavramı ) doğduğunu anlatırlar. Bir de buçuktan bahsedilir! Bunun öyküsüne ileride değineceğim. Daha sonra Allah Cennetten Naci ( temiz erkek ) adında bir erkek ve Naciye.( temiz kadın ) gönderir. Naci Hz. Âdem’in kızlarıyla evlenir. Naciye de Hz. Âdem’in oğulları ile evlenir. Böylece ensest ilişki olmadan Güruhu Naci ( Temiz toplum ) doğmuş oldu. Alevi inancı soylarını, atalarını bu topluluğa dayandırırlar. Naci ve Naciye Hz. Âdemin tek çocuklarıyla mı evlendiler? Yoksa birden fazlasıyla mı evlendiler? O konuda doğrusu bilgi ve yorum yoktur.

Bir de Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz gafiller! Alevilere ana bacı tanımaz olarak iftirada bulunurlar.

Şimdi söylesinler bakalım dinlerine, vicdanlarına, kitapları üzerine kimin anlayışı, inanışı ana – bacı tanımazcıdır ( ensestci )?

Kırklar Meclisi’nin sırrı

“…Nihayet dışarıdan gelen 40. kişi Hz. Muhammed’in önüne bir üzüm tanesi koyar. Üzümü paylaştırmasını ister. Sonuçta sonradan gelen üzümü de kendisi ezerek Kırklara tattırır. Hz. Muhammed’e de tattırır. Artık 40 tamamlanmıştır ve Kırklar coşkuyla aralarına Hz. Muhammed’i de alarak, “ Gezegenlerin dünyanın etrafında dolaşımı” gibi semaha kalkarlar. Bu semah tabii ki üryan, yani çıplak olacaktır. Oturan kimse, semahın dışında kalan kimse kalmamıştır meydanda, yani ana rahminde. Artık Kırklar yoktur. Bir’e dönüşmüştür. Anne rahminde ilk insanin 366 azasının oluşumu tamamlanmıştır. Kırklar, 41. günü Hz. Muhammed ile tamamlayarak gelecek insani selamlamaktadır. Semah sırasında Hz. Muhammed’in başındaki sarık yere düşer. Kırklar bu sarığı alıp 40 parçaya bölerek bellerine bağlarlar. Kırkların sarığı bellerine bağlaması Göbek Kordonunu ifade etmektedir. Hz. Muhammed’in sarığı Alevilerin “kemerbest” sırrını, bebeğin göbek kordonunu saklamıştır. Hz. Muhammed’i de evine göndermişlerdir. Ali ise Hak’ça yani Bir’e tavaf ederek Kırkların Bir’e dönüşümünü ve Bir’i selamlama dinsel törenini gerçekleştirmiştir. İste Alevilerin sırrı budur.“ (1)

“Alevilerin Büyük Sırrı” nedir?

Kendilerine “Hak Ehli Erenleri” adini verenler “ yani Ehli Haklar – İran’daki aleviler-, her bilginin insanin kendisinde olduğuna ve her olgunun merkezinde insan olduğuna inanırlar. Onlar için her şey insanda başlar ve biter. İşin temeli şudur: Tek ve çok tanrılı dinlerin tümü yaradılış teorisine inanmaktadır. Oysa bilim bu inanışı reddetmektedir.

Din insanin çamurdan yaratıldığını söyler.

Kuran’ın Hac Süresi’nin 5. Ayeti “Biz sizi topraktan, sonra az bir sudan yarattık” der.

Aleviler buna inanmıyorlar mı?

Elbette Kur’an’a inanalar bunu göz ardı etmezler. Bununla birlikte Aleviler öz olarak annelerinden ve babalarından oluştuklarına kabul ederler. Hak Ehli Erenleri’nde yaradılış yoktur. Bilimin savunduğu evrimci teze itibar etmişlerdir. İslam öncesinde de böyleydi. Benim görüşüm, İslam’la birlikte Alevilerin kendi görüşlerini “sır” etmiş olduklarıdır.

Bu sır da doğuşla ilgilidir.

Bu sır çözüldü mü?

Sır insanin doğuşudur. Tahtacı Alevilerde ölünün kefenlenmesi geleneği, sırrın başlangıç noktasıdır. Ölüyü tamamen örten iki katlı ve dış kefenin altında “yensiz, yakasız gömlek” denilen, ancak ölüyü boydan boya örtmeyen bir iç kefen vardır. Bu kefene ölünün cinsel organını örttüğü için, “sır örtüsü” de denir. Edep örtüsü yerine sır örtüsü denmesinin nedeni de, Alevilerin sırrını saklamasıdır. Çünkü cinsel organlar, üreme organlarıdır. Sır, birleşmede ve üremededir.

Evet, bu çok önemlidir. Eğer her iki cinsinde cinsel organları olmasa ve ya işlevlerini yerine getirmese o zaman doğum yani hayat da olmayacaktır.

Dikkat ederseniz diğer tüm canlıların erkeklik organı belli bir kılıfın içerisine girer ve gizlenir, sadece ereksiyon – işlevsel durumda dışarı çıkar. İnsan erkeğininki ise bir istisna olarak dışarıda kalır (doğal tüylerle örtünmeyi saymazsak ). İnsanın çıplakken, kadın erkek ayırmadan saklama ihtiyacı duydukları tek organları cinsel organlarıdır.

Bu saklama kalıtımsal olmasın?

Günümüzün ahlak öğretileriyle disipline edilmiş olan örtünmeyi bir tarafa bırakırsak, ilkel insanda kutsallık önemi ve dürtüsünden dolayı cinsel organlarını saklamış olmasınlar?

Ayrıca cinsel güçle iktidar eşdeğer görülmeseydi, cinsel güçten yoksun olanlara iktidarsız ( inpotent ) derler miydi?

Bu, herkesin bildiği bir gerçek, sır bunun neresinde diyebilirsiniz?

Aleviler, yaradılışa farklı inanırlar. İnsanin evrimci bir mantıkla yaratıldığına itibar ederler. Ancak, Müslüman olduklarında, bu inanışlarını harmanlamışlar ve belki de saklamak zorunda kalmışlardır.

Bu sırrı bildiğini inandığım Başköylü Hasan Efendi adlı Alevi piri, “Varlığın Doğuşu” adli kitabında bu konuyu söyle açıklar: “Baba mayayı ana sütüne katar, ana rahminde vücut tutar. Mayalanan maya 40 gün mayada kalır. 41. gün vücut hâsıl olur.” Yani anne rahmindeki mayalanma 40 gün sürer. 41. gününde insanin ilk sekli oluşur. İlk insanin oluşumu 40. günden sonra, 41. günde gerçekleşir. Anne rahminde bebeğin ilk nüvesi tamamlanır. Bu da Alevi inancında çok önemli bir yer işgal eden “Kırklar Cemi-Meclisi” inancıdır.

Alevilikte simgesel sayılar olan üçler, beşler, yediler, on dört masumu paklar, on yedi kemerbestler ve kırklar şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kapılarında farklı anlamlandırılır.

Sırrı Hakikat’ın “ gerçek simgesel anlamı ise Hakikat kapısı aşamasında öğretilir.

Kırklar Cemi-Meclisi nedir?

Bilinen versiyonu:

“ Peygamber Hz. Muhammed Mirac’dan döndüğünde, Kırkların toplandığı makamın kapısını çaldığı zaman, içeriden bir ses, “kimsin?” diye sorar.

Hz. Muhammed, “ben Peygamberim” der.

İçeriden, “Sen git, ümmetine peygamberlik yap, bizim peygambere ihtiyacımız yoktur” der.

Demek ki içeride olanlar, Peygamberin ümmetinden değildir. Kırklar bunu anlatmaya çalışıyorlar. Ayrıca Hz. Muhammed Peygamber kendisinden yapılmasını istenen bazı şeyleri de yapamaz. Örneğin, üzüm tanesini ezemez. Hâlbuki Prof Melikof Hz. Muhammed’in üzüm tanesini ezerek Kırklara yetecek kadar şerbet yaptığını söylemektedir… anlatım sürer gider.”

Sırlar versiyonu
:

“Kırklar Cemi”, insanin ilk kez belirmesi, ilk insanin ana rahminde toparlanması, cem olmasıdır. Bu da başka bir âlemde, “Kubbe-i Rahman’da yani ana rahminde gerçekleşmektedir. Cem kavramı anne rahminde oluşan insanin ilk toparlanmasını, cem olmasını anlatmaktadır. Kırklar cemi ve semah insanin ana rahminde mayalandığı ilk 40 gün ile ilgilidir. 40 günden sonra da 41 yoktur. Yani Kırklar bir’e dönüşmektedir. Zaten Kırklar Söylencesi’nin bütün anlatımları da buna dönüktür. Kırklar cinsiyetsizdir, cinsiyet henüz oluşmamıştır.

Alevi cemlerinde kadın ve erkek ayırımını yapılmaması hepsinin CAN kabul edilmesinin kaynağı bu olmasın? Bu yüzden Sırrı Hakikat Kapısı’ndan geçip Kırklar Cemi’ne girenlerin cinsiyetinin olmadığı kabul edilir. Bir başka deyişle, Âdem’in Allah tarafından çamura sekil verilerek kadının da onun kaburgasından yaratıldığı inanışına karsı, Aleviler evrimci bir mantıkla meseleye bakarlar. Ve insanin evriminin bir sonucu olarak doğduğuna inanırlar. Kırklar Cemi’yle de, erkeğin spermlerinin, kadının rahim içinde bulunan yumurtasını döllemesiyle ortaya çıkan embriyonun yolculuğunu tasvir ederler. Sözle söylenemeyen bilimsel gerçeğin dinsel dans ile anlatılmasıdır. İlk 40 günün anlatılmasıdır. Alevi inanışı bu bilimsel düşüncenin sır edilmesidir.

Müslüman, ancak kendi içlerinde evrim inancını yaşamaya çalışan bir yol

Aleviliğin bilimle olduğu gibi inançla da ilgileri vardır. Kendilerini “Hak Ehli Erenleri” diye tanımlayan bir grup, İslam kapıyı çaldığında korkudan, “Biz de Müslüman olduk” diyorlar. Aslında kendi dünyalarında doğuma inanıyorlar. Bunlar, çok büyük bir ihtimalle tarihsel süreçte Hz. İbrahim’le de ilintili olarak Harran Antik Üniversitesi ya da bu üniversiteye bağlı çevredeki eğitim kurumlarında çalışmalarını sürdürüyorlardı. Bunların ortaya koyduğu bilim felsefesi de zamanla, özellikle Anadolu coğrafyasına yayılıyor. Bu felsefeye inananın topluluklar sayesinde kitleselleşiyorlar. Örneğin Baba İshak Ehli Haklarda – Sultan Sohak ( İshak’ın bir başka dilde söyleme biçimidir. ) oluyor, – Baba İlyas gibi erenlerin köylerinin izleri Harran yöresindedir. Anadolu’da ilk Cem evi de Haran-Kısas dadır. Onların izlerini sürerseniz, o coğrafyada ulaşırsınız.

Aleviler için “Orta Asya’dan gelen Türklerdir” deniyor

Aleviliğin sadece Orta Asya’dan gelmediği bellidir. İddia şu olmalıdır, hiç kimse Alevilerin cemlerinin ve semahlarının sadece Orta Asya’dan eski Türk inançlarından ve Şaman ayinlerinden geldiğini söyleyemez. Öyle olsaydı şaman dinsel danslarına tıpatıp benzer olurdu. Çünkü aralarında epeyce farklı kozmik ve mitolojik farklılıklar vardır. Bu değişim ve dönüşüm de tarihsel süreçte normaldir. Bazen birbirine çok zıt iki sistem gibi de görüldüğü olmuştur. Orta Asya kültürü ve Şaman inancı, Kutup Yıldızı merkezli düşünür, dünya merkezli düşünmez. İnanışa göre Kutup Yıldızı’nın etrafında dönen bütün gök cisimleri dönmektedirler.

Ancak orta Asya Türk boylarının inanç etki ve katkıları da göz ardı edilmemelidir.

Aslında her ibadet ayini sonuçta dinsel bir danstır. Görünümü, formatı ve kuralları değişmiştir. Çoğu, hatta tümü doğadan esinlenmiştir. Doğa gözlemlenerek uyarlanmıştır.

İnanç bütünüyle Orta Asya’dan gelmedikleri bellidir ama kimdir bu Aleviler?

Orta Asya da ki düşünce ve inancı İslam’la sentezleyerek evrimci inanç – düşünceyi benimsemiş Türk boyuları topluluklar oldukları da ayrı bir gerçektir.

Bu sırrı neden saklanmaya başlandı? Batını inanç yapılarında bilgi dereceler sistemi içerisinde ancak hak edene verilir. İslam’la tanışılmasının ardından da bu bilgi alışverişinde ki, sırra bürünme işlevi sürdü. Bir süre sonra sırrı bilenler, özellikle diğer baskıların da etkisiyle Aleviler içinde azalmaya başladı. Ancak “Sır” hak edenlere verilmeye devam edildi.

Aleviler içinde bir grup var ki, sırrın gerçekte ne anlama geldiğini biliyor ve ona göre yaşıyorlar.

Dedelerin çoğu sırrı bilmez. Mürşit ve Pirler bilirler veya bilmelidirler. Kırklar cemi yaparlar. Kırklar Cemi’ne sadece Mürşitler ve Pirler katılır. Bu cemde kimse oturmaz herkes kendi hizmetlerini kendisi görür ve yaşanan hiçbir şey anlatılmaz. Sır işte burada gizlidir. Şu anda Alevi sırrını bilen olup olmadığını bilmiyorum. Yoksa bu kadar kafa karışıklığı olmazdı. Alevi cemaati içinde Mürşit, Pir ve rehber denen üç makam var, bunlardan sadece ilk ikisi sırrı biliyorlardı ve bunlar sırra göre yaşıyorlardı, zaman zamanda bir takım inançsal törenlerde bulunuyorlardı.

Yunus Emre Kırklar Cemi’nin gerçek anlamını bilen biridir.

Örneğin Yunus Emre diyor ki

“Derviş adını duydum.

Derviş yolun dolandım.

Yola baktım utandım.

Her işim yanlış benim”

Yani Yunus,

Sırr-ı Hakikat Kapısı’ndan geçtim”,

“Yola bakınca geçmişimden utandım, bütün islerim yanlışmış” diyor.

Bu sırrı kim bilebilir?

Başköylü Hasan Efendi, Erzincan’ın Çayırlı yakınlarında bir köyündedir bence o, bu sırrı biliyordu. Kitabında da saklıyordu. Ama Sırrı Hakikat’ı arayanlar hem ondan hem sırrı bilen Alevi ozanlarından öğrenebilirler ve beklide sırrı çözebiliriler.

Başköylü Hasan Efendi derki “ Kırklar Cemi “ herhangi bir toplantı değildir. Farklı insanların bir araya gelmesi hiç değildir. Kadın erkek eşitliğine dayanan, kadınların erkeklerin birlikte katıldığı Cem de değildir.

“ Kırklar Cemi “ insanın ilk kez belirmesi, ilk insanın ana rahmine toparlanması, cem olmasıdır. Bu da “ Başka bir alem’de “, “ Kubbei Rahman’da “ , yani ana rahminde oluşan insanın toparlamasını, uzuvların oluşumunun cem olmasını anlatmaktadır. “ (1 )

“ Vücudun seyrinde yoktur lâ mekan

Varlığı mevcuttur cümlesi bir can

Mevcut azada olan bir katre kan.

Akıyor rahmeti nur deryasına.

******

Hasani bu varlık Hak rızasıdır.

Anadan babadan bil mayasıdır.
Güruhu Naci’nin hem azasıdır.
Nur doğmuş kubbenin bak bacasına.”
( 1 ) ve ( 2 )


( Başköylü Hasan Efendi )

“ Putu yapanlar, ona tapmazlar. Çünkü onun nasıl yapıldığını kendileri biliyorlar.”

Çin Atasözü

Kaynakça;

1. Alevilerin Büyük Sırrı Ünsal Öztürk.
2. Varlığın Doğuşu Başköylü Hasan Efendi, Aktaran Pir Sultan Özcan


Not: Yazımın ikinci bölümünde “ Sırrı Hakikat’ı “ daha da açacağız.