Ahilik – II


1.Ahilik Nedir? Temeli fütüvvete dayalı oldukça köklü ve eski bir teşkilat olan Ahilik her nedense tarihçilerce pek fazla rağbet görüp irdelenmiş bir konu değil. Bunda bu kurumun da kısmen Batıni ( içrek – ezoterik ) çalışıyor olmasının etkisi olduğu düşünülebilir.
Çok fazla tanımlaması olan Ahilik Binlerce yıldan beri süregelen Türk medeniyetinin, Anadolu’nun fethi ile birlikte yakın temasa geçtiği İslam kültürü ile uyum içerisinde kaynaşmasından doğan, yeni bir kültür kuruluşudur.

Ancak bu kurum mesleki bir İslam tarikatı olmakla birlikte, sadece İslam’ın bir ürünü değildir. Eski Anadolu, Roma, Hint, İran kültürlerinin bir harmanıdır.

Kelime anlamı olarak da Ahi sözcüğünün kökeni konusunda bir görüş birliği yoktur. Bir görüşe göre “Ahi” kelimesinin kökeni Türkçe “Akı” kelimesinden kaynaklandığı Anadolu’da “k” harfinin halk arasında “h” olarak okunmasından dolayı “Ahı” olarak telaffuz edildiğini ileri sürülüyor. Bir diğer görüşe göre ise Ahiliğin Arapça kökenli olduğu ve bu dilde “kardeşlik, dostluk, yardımlaşma, birlik” anlamına geldiği ileri sürülüyor.

2. Tarihçe
a) Kuruluş:
Ahiliği bir sıfır noktasından yani başladığı düşünülen ilk günden alıp işleyebilmek oldukça güçtür. Zira bu konuda tarih kitapları da birbiri ile çelişmekteler. Çünkü Ahiliğin köken aldığı kesin olan Fütüvvet’ten tamamen kopup ne zaman müstakil bir farklı kurum halini aldığı konusunda farklı görüşler vardır.

Ancak size Ahiliğin tarihçesini aktarırken direk Fütüvvet’ten yada Ahiliğin kendisini değil, Türkleri bir mesleki örgütlenmeye iten koşulların oluşmasından başlayarak konuyu aktarmak istiyorum.

Ortaçağda dünya ticareti Çin’den , Bizans’a oradan da Akdeniz’e devam ediyordu. Dünyanın en eski ticaret yolu işte bu Çin – Orta Asya yolu idi ki bu yola Çinliler Nan-lu yada Pe-lu, Türkler Han Yolu, Avrupalılar ise İpek yolu olarak adlandırırlar. Bu yol Pekinden başlar Turfandan geçer, Semerkand ve Belh yolu ile İran’a geçer. Bu yolun bir kısmı Kırım yarım adası ile deniz yolundan İstanbul boğazına oradan Akdeniz’e ulaşır. Bir diğer alternatif yolda Rusya ovasından Baltık’a gider. Türkler bu yola “Karyağan” demişlerdi.

Dünyanın tanıdığı Asyalı ilk tüccarlar ise UYGUR TÜRKLERİ’dir. (Şapolyo’dan) Ve bu yollar üzerinde Türklerin büyük ticaret ve sanayii şehirleri vardı. Ticaret, kültürler arası etkileşim öyle bir medeniyeti doğurmuştu ki (ki bunlar bazı harfleri yan yana getirmek suretiyle kısmen matbaayı bile kullanmışlardı.) batı Türk illerinde kağıt imalathanesi, cam imalathanesi, dokuma ve çelik imalathanelerininbulunduğu biliniyor. Öyle ki Horasan çeliği dönemin en meşhur ve makbul çeliği idi.

Emevi’lerin batı Türk illerini istilası sırasında büyük arazi sahibi Dehkanlar can ve mal güvenliğini sağlamak için imalathane ve tezgahlarda çalışan ve işsiz kalan gençlerden bir askeri birlik kurdular. Buna “Gaziyan” denildi. İyi teçhizatlı ve düzenli birliklerdi.Yaşı müsait her genç bu birlikte yetiştirildi. Ortalık durulup, tezgahlar yeniden kurulunca bu askeri sınıf sivil yaşamda Fütüvvet esasına dayalı bir meslek örgütü kurdular.( M.S. 920 ) Bu lonca örgütlenmesinde amaç işçilerin varlıklarını ve sanatlarını korumalarıdır. Bu dönem ( X. yy. ) Türklerin büyük kitleler halinde Müslümanlığı kabul etmelerine rastlar. Tarih sahnesine Ahilik olarak giren bu kurum Oğuz Türklerinin Müslümanlığı kabul eden yapıcı ve satıcı esnaf kısmıdır.

Ahilik tüm bu devirlerden beri varlığını sürdürdü. Ve ilk Müslüman Türk devletlerinden Samanoğulları ve Karahanlılar zamanında kuvvetlendiler. Özellikle Horasan’da çok güçlü idiler. Tarihsel süreci böyle cereyan eden Ahilik görüldüğü gibi ne zaman “Ahilik” adı ile teşkilatlandığı tam bir muamma. Enver Behnan Şapolyo Ahiliği anlatırken M.S. 920′i bilinen en eski tarih diye verir. Ancak arada ince bir çizgi şudur ki Ahiliği Türklerin Fütüvvetle tanışması olarak mı alacağız yoksa Anadolu’daki Türklerin fütüvveti uyarlaması olarak mı alacağız. Eğer olayı böyle kabul edersek o zaman Ahiliğin başlangıcı Ahi Evran’a yani XIII. yy.a dayanır.

Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 ‘de Bizans ordusunu Malazgirt’te yendikten sonra Selçuklu Anadolu ya yerleşti. Yerine geçen Melikşah ve veziri “Nizamülmülk” Oğuz Türkmen oymaklarını oba oba Anadolu ya yerleştirdi. Böylece Ahilik Anadoluya yerleşti. Ahi babaları özellikle Konya, Ankara, Kayseri, Sivas ve Denizli’de zaviyeler açtılar.

Türklerin “Maveraunnehir” bölgesinden itibaren Anadolu’ya göç serüvenleri hatırlanacak olursa gelenler arasında daha önce Merv, Taşkent, Buhara, Tebriz gibi şehirlerde sanat ve meslek dallarında faaliyet gösteren derici, demirci, dokumacı, terzi gibi meslek erbapları ile tüccarların bulunduğunu görürüz.

Orta Asya içlerinden İran’a, oradan Anadolu ya gelenler ile Kafkasya’dan inenler arasında ciddi sosyal farklılıklar vardı. Büyük şehirlerden gelenler İslami hayat tarzına alışıktılar. Ancak Kafkasya’dan gelenler İslamı seçmelerine karşın henüz “şaman” geleneklerini bırakmamışlardı. Bu farklı kültürlerin karışımı Anadolu’da tam bir karışıklığa yol açmıştı.

Anadolu’da yerleşik Hıristiyan halk ise daha homojen bir toplumdu. Yerleşik bir ticari hayatları, oturmuş gelenekleri vardı. Ve bunu yeni konuklarını ticari anlam dada pek hoş karşılamadılar. Kısaca Türklerin rekabet şansları yoktu.

İşte bu karışık ortamda fütüvvet geleneğine bağlı Ahiler hem Anadolu Türk birliğini sağlamada hem de Bizanslı tüccarlarla rekabette ciddi rol oynadılar.

Ahiler hem İslama uygun yaşıyorlar. Hem de İslam ile çelişmeyen şaman geleneklerini yaşatıyorlardı. Bu anlamda Anadolu da herkes tarafından kolay kabul gördüler. Ve dolayısı ile kolayda yayıldılar. Henüz devletin bile sağlıklı örgütlenemediği ortamda Ahi zaviyelerinde gençlere sanat ve ahlaki eğitim veriliyordu. Ahi Babaların kurdukları zaviyelerde Anadolu ya gelen ve henüz evi olmayan aileler ile gelip geçen yolcular misafir ediliyordu.

Zaviyelerin etrafına düzenli evler ve iş yerleri açılıyordu. Böylece sanayi siteleri ve çarşılar ( arasta ) oluşturuluyordu. Bu sayede bu karışık toplumun hem eğitim hem de işsizlik sorunu çözülüyordu.

Selçuklu devlet yapısının Ahileri desteklemesi ile kaliteli üretim sağlanmış, haksız rekabet önlenmiş ve dış ticaret çok ilerlemiştir.

Anadolu Selçuklu devleti ve beylikler döneminde Ahi birlikleri şehirlerin korunmasında çok etkili olmuşlardır. Zira Ahi birliklerinin ciddi bir askeri örgütlenmesi vardı.

Selçuklu döneminde özellikle I.Alaattin Keykubat dönemi Ahilerin en parlak dönemidir. Oysa ki aynı dönem Anadolu da tasavvuf tarikatlarının açılıp mantar gibi yayıldığı dönemdir.

Selçuklu döneminde Ahiliğe ait anlatılacak en güzel örnek “Ankara”dır. Ankara’yı Ahiler baştan sona imar etmişlerdi. Tüm esnafı örgütlemişlerdir. Ve düzenli bir askeri teşkilat kurmuşlardır. Bu dönemde Ankara’da sayıları yüz binleri bulan dokuma tezgahlarından bahsedilir.

Kösedağ savaşı ile II. Alaattin Keyhüsrev, İlhanlı hükümdarı Baycu’ya yenilince Moğollar Anadolu ya yayıldılar. Ancak Ankara’daki ahiler yiğit alayları ile (ki askeri birliklerine Yiğit Alayı denilirdi.) karşı koyup Moğolları Ankara’ya sokmadılar. Selçuklunun Anadolu da iyiden iyiye zayıflaması ve Moğol hükümranlığını kabul etmek zorunda kalışları ile ahiler kendilerine bir “Melik” seçip bağımsız yaşamayı tercih ettiler. Moğollara vergi bile vermediler. Ankara’da hüküm süren Ahilerin melikleri, Selçuklu sultanlarına tanınan tüm yetki ve payeleri kullandılar. Ahi Babaların seçimle iş başına geldikleri düşünülürse Ankara’da bu yönetimin demokratik olduğu bile söylenilebilir. Ancak Ankara’daki bu küçük devletin anayasası “fütüvvetname” idi. Osmanlının kuruluşunda, Orhan Gazi döneminde Ankara her ne kadar bağımsız gözükse de Eretna oğulları egemenliğindeki bölgededir. Süleyman Paşa komutasındaki ordu Ankara’ya yaklaştığında Ahiler bu orduyu Ankara yakınlarında hararetle karşılamışlar ve Eretna oğulları çekilmek zorunda kalmışlar, Ankara Osmanlı topraklarına Ahiler sayesinde kan dökmeksizin kazanılmıştır.

b) Osmanlı’da Ahilik:

Osmanlının kuruluşunda Ahiler önemli rol oynamışlardır. Ertuğrul Gazinin ordusunda 4 sınıf asker vardır. (Aşık Paşazade Tarihinden)
1.Ahiyani Rum:
2.Gaziyani Rum
3.Bacıyani Rum
4.Abdalanı Rum

Ahiyani Rum: Ahi Yiğit alaylarıdır. (Not: Burada Rum kelimesi Roma Toprakları yani o gün kü Anadolu anlamında kullanılmıştır.)

Gaziyani Rum: Ege bölgesine yerleşen Türkmenlerin oluşturduğu savunma birlikleri.

Abdalanı Rum: Tasavvuf tarikatlarının teşkil ettiği alaylardır, ozanlar, bilgeler, hak aşıkları.

Bacıyani Rum: Kadın alaylarıdır. Şapolyo bunların tıpkı amazonlara benzediğini kitabında yazar. Bunlar daha sonra kadın tekkeleri kurup, tasavvufa bağlı kadın tekkeleri halini almışlardır. Bunların Ahiliğe benzer bir örgütlenme kurdukları, kadın iş gücünü örgütledikleri, bekarları evlendirip, boşanmışlara iş bulup ekonomik özgürlük sağlayarak onların kötü yola düşmelerine engel olduklarına dair belgeler vardır. Tüm müritleri ve şeyhleri kadındı.

Anadolu’da Ahi büyüklerinden Şey Edebalı Eskişehir’de, Ahi Evran ise Kırşehir’de zaviyeler açtılar. Bu bölgedeki çalışmaları ile de Osmanlının Anadolu birliğini kurmalarına yardım etmişlerdir. Nitekim Şeyh Edebalı’nin kızı Mal Hatun Osman Gazi ile evlenmiştir. Zira Osman Gazi ve Orhan Gazide Ahi olmuşlardır. Ahi Evran Osman Gazinin 1299′da Osmanlı devletini ilan ettiği törende beline kılıç yerine Ahi peştamalı bağlamıştır. Osmanlı ile Ahilik öyle özdeş olmuştur ki Orhan Gazinin yerine geçen Murat Hüdavendigar Şeyh Edebalı’den sonra ahi reisliğine seçilmiştir.

3. Ahiliğe Benzer Kurumlar:
a . FÜTÜVVET: Kelime anlamı faziletli hayat, gençlik, delikanlılık, ergenliktir. Bu kurumun tüm el kitaplarında ( ki bunlara “fütüvvetname” denir.) fütüvvet in insanlık tarihinin başlangıcından beri var olduğu, peygamberlerle devam edegeldiği yazılıdır. Fütüvvete her mesleğin bir piri ve onun çevresinde o mesleğe ait mensuplar vardır. Bir zaviyede yaşarlar, yemek yerler, sadece o pire karşı sorumludurlar. Akşam yemeğinden sonra zikrederler. İnanç olarak ta Hz. Ali’ye bağlıdırlar. Eski Mısır’da mumyaların, ehramların yapılmasında, Phthagoras ve Orpheus’tan, gizli inançlardan fütüvvetin ilk izlerini bulmak mümkündür. Eski çağlarda her mesleğin bir tanrının, bir tanrıçanın koruyuculuğu altında gelişmesi ile, fütüvvette meslek pirlerinin dini bir nitelik taşıması ve her pirin eski bir peygambere, o peygamberinde halife Ali yolu ile Hz. Muhammed’e bağlanması arasında ilişkiler vardır. Eski Anadolu inançlarına dayanan Bektaşilikle ve Alevilikle Fütüvvet arasında ki sıkı yakınlık bunların kaynaklarının da ortak olduğunu gösterir. ( Meydan Larousse ) Ancak tarihte fütüvvet genellikle halifelerin siyasi güçlerini kullanmak için araç olmuştur. Bunun izini özellikle Selçukluda görürüz. Fütüvvetin iç düzeni ve kurallarını ayrıca anlatmaya gerek yok çünkü bunların hemen tamamı Ahilikle aynı ve ilerde hepsine deyinilecektir.

b . AYYAR, ŞATIR, RİND VE CİVANMERTLİK: Bunlarda büyük İslam şehirlerinde ortaya çıkan kurumlardır. Ortak yanı ekonomik durumu bozuk olan bir zümrenin örgütlenişidir. Ayyar teşkilatı özellikle XI. yy.da Abbasilerin zayıfladığı dönemde Bağdat da ortaya çıkan, kendi adına vergi toplayan bir örgüttür. Reislerine civanmert denmiştir. İyiliği, mertliği, yiğitliği meslek edinmek olan felsefeleri vardır. Burada kişinin 3 sıfatı vardır. Akılcılık, cömertlik ve erlik. Fütüvvetten etkilendikleri kaçınılmazdır. Ancak Ahilikten farkı mensuplarının bir mesleğe mensup olma zorunlulukları yoktur.

c . İHVANÜ’S – SAFA: Ruhun ölümsüzlüğüne, yardımlaşmaya ve eğitimle ruhun arınılacağına inanırlar. Esas etkilenimleri Yeni Eflatunculardan olmuştur. Eski Yunan öğretisini benimsemişlerdir. Her yaş gurubu için ayrı bir eğitim şemaları vardır.
1. 12-30 yaş arası ilk öğretim: Öğretmenin sözüne uymak ve nefsi terbiye…30-40 yaş arası:
2. öğretim: Yaşamla ilgili felsefe… 40-50 yaş arası:
3. öğretim: İlahi bilgiler… 50 yaş ve üstü: Son öğretim: Tanrıya yakın meleklik mertebesi olarak kabul edilir.

d . MELAMİLİK: Bunlar aslında toplumdan kopuk yaşayan tasavvufçulara karşı gelişen bir akımdır. Zikir değil fikir önemlidir derler. Tanrıyla bütünleşmek, dünya zevklerinden arınmak yaşam tarzlarıdır.

e . CORPORATION: Roma’da “corpora oficium collegia” adındaki mesleki bir teşkilattır. Başlangıçta sivil iken şekil değiştirip Roma idari teşkilatının şubesi haline geldi. Devletin himayesine girişlerinin sonlarını hazırladığı söyleniyor. XII. yy.da tekrar canlanırlar. Fransız ihtilaline kadar esnaf teşkilatı olarak varlıklarını sürdürür. İlginçtir ancak kuralları, ezoterik sayılabilecek örgüt yapıları, her meslek gurubunun piri oluşu, dinsel yemekleri, teşkilata giriş törenleri, yardım sandıkları, hangi mamulün kaça satılacağının belirlenmiş oluşu, çırak, kalfa ve ustalık derecelerinin oluşu ile Ahiliğe çok benzer. Ancak kilisenin kuruma olan hakimiyeti, krallığın müdahalesi bu kurumunda sonunu hazırlamıştır.

İslami olmayan bu kurumların birbirlerini hangi dönemde ve nasıl etkilediği, bu benzerliklerin sadece bir tesadüf mü olduğu net olarak bilinmemektedir. Ancak özellikle haçlı seferleri sırasında Avrupa da ki şövalyelik tarikatlarının etkilendiğini biliyoruz.

4. Ahi Evran :
Bir çok akım ve tarihçi Anadolu da ki Ahi teşkilatının kurucusu olarak Ahi Evran’ı görürler. 1171 Azerbaycan , Hoy doğumludur. Asıl adı Nasırüddin Mahmud el Hoyi’dir. Çok iyi ve çok yönlü bir eğitim almıştır. Hac sırasında tanıştığı halife Nasır Li-dinillah sayesinde fütüvvete girmiştir. Ve kendisi çok iyi bir debbağdır. Yazdığı 4 ciltlik “Letaif-i Gıyasiye” adlı kitabını I. Gıyaseddin Keyhüsrev çok beğenir. Bu kitapta halkın ihtiyaçları, bunların karşılanması, kaliteli ve bol üretim metotları anlatılmaktadır. Kayseri’de debbağları ve zanaatkarları içine alan bir sanayi sitesi kurmasına yardım eder.(Tarih 1205) Her sanat dalının bir araya toplandığı bu siteler tüm Anadolu ya yayılmaya başlar.

Sultan Alaeddin’in oğlu tarafından öldürülüp yerine Gıyaseddin Keyhüsrev’in geçmesinden Ahiler hiç hoşlanmadılar. Zira bu Ahilerin ilkelerine ve yaşam felsefelerine son derece aykırıydı. Ahi Evran’ın sarayla ilişkileri bozulur. Konya’da ders verdiği medreseden ayrılır. Denizli’ye gider. Tekrar saray tarafından Konya’ya çağrılsa da orada uzun süre kalmaz. Ve Kırşehir’e giderek Ahi birliklerinin teşkilatlanması ile uğraşır.

Ahi Evran kendi mesleği olan debbağlık dışında 32 mesleğin daha piridir. Kendi yazdığı kitaplardaki teknik eğitim ve ahlak kuralları tüm ahi birliklerinde okutulmuştur.

Cevat Hakkı Tarım Ahi Evran için şu yorumu yapmıştır.

” Doksan üç yıl yaşayan, akla yar, nefse düşman, bu faziletli er kişi, tekkesine kapanmış, dünyadan elini eteğini çekmiş münzevi, sofu, softa değildi. O hayatı kazanmak için diyar diyar dolaşmış, her sanat ve zanaata başvurmuş, öğrendiklerini de insan oğluna öğretmek için uğraşmıştır.

5. Ahiliğin Temel İlke ve Uygulamaları:
Ahilik 2 temel kaideye dayanır. AHİLİK = AHLAK + SANAT

Ahilikte amaç, üretici ile tüketici arasındaki ilişkileri düzenlemek, kaliteli, bol ve ucuz üretim ile ihtiyacın giderilmesini sağlamaktır.

Ahilik teşkilatının temelinde üyelerin seçimi ve eğitim ön plandadır. Bir mesleğe eleman alınırken veya yetiştirilirken önce teste tabi tutulur. Yeteneği ve huyu incelenir. Hangi mesleğe yatkın olduğuna bakılırdı.

Ancak Ahi olamayacağı kesin 10 grup meslek veya insan vardı.

Kafirler, münafıklar, kahinler, içki içenler, tellaklar, tellallar, çulha ( kumaş üretenler ), kasaplar, cerrahlar, avcılar

Eğitimi 3 tip öğretmen verirdi.

1. Kültür Öğretmenleri
2. Zanaat Öğretmenleri
3.Askeri Öğretmenler

Öğrencilere
I. Evrede:
1. Okuma yazma
2. Aritmetik
3. Türkçe
4. Tarih
5.Kuran-ı Kerim
6. Fütüvvetname

II. Evrede:
1. Edebiyat
2. Tercüman-ı Ahval
3. Tasavvuf
4. Arapça ve Farsça
5. Musîkî
6. Raks ( semah )

Bu kültür derslerinin ardından askeri eğitim başlardı. Ata binmek, silah kullanmak ve askeri tabiyeler öğretilirdi. Askeri eğitim alabilmek için kültür derslerine devam etmek ve şeyh tarafından önerilmek şartı vardı. Eğitim alanlar Yiğit alaylarını teşkil ederlerdi.

Ahi bir çırak öğretmenden ders alacağı ilk günde özel bir tören düzenlenirdi. Ahilik baştan sona RİTÜELİK bir kurumdu. ( Nakib bir miktar tuz alıp, bir kabın içindeki suya döker, sonra kapıyı açar, ihtiyar ustalar birer birer içeri girerler. Öğrenciyi “yol atası” ve “yol kardeşleri” takdim ederler. Ustalar zihin açıklığı duası ederler. Genç muallim önüne oturur. Ona ilk dini öğüt verirdi.)

Ahilik terbiyesinin 6 esası vardır.
1. Fütüvvet
2. Uhuvvet
3. İnsanlığı sevmek
4. Eşit haklara sahip olmak
5. İş Ahlakı
6. Ahiliğe bağlanmak.

Ahiliğin ise 6 temel kuralı vardır: (*)

Açık Tutulacaklar
1. Elini açık tut
2. Kapını açık tut
3. Sofranı açık tut

Kapalı tutulacaklar:
1. Dilini kapalı tut
2. Gözünü kapalı tut
3. Belini kapalı tut

Mesleki Eğitim: İş yeri sahibi aynı zamanda usta yani öğretmen sıfatına da sahipti. Çırak olmak isteyen aday, ustalık belgesi sahibinin yanına yardımcı verilir. Kendisine 2 tane “yol kardeş” seçilirdi. Yol kardeşlik ömür boyu sürerdi.

Ustalar sanatın özelliğine göre sınırlı sayıda çırak çalıştırmaya mecburdular. Her meslekte çalışacak insan sayısı, o bölgenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tespit edilirdi. Böylece hem işsizlik hem de aşırı üretim önleniyordu.

Çıraklık süresince, çırağa ücret ödenmezdi. İş en basitten zora doğru öğretilirdi.

Bir ahi çırakken fütüvvete ait 124 madde ve mesleki ilk bilgileri ezberlerdi.

Usta olduğunda ise fütüvvete ait 740 madde ve mesleki sırların tümünü öğrenmiş olurdu.

Ahlak usul ve erkâna ait bilgiler kitap haline getirilmesine rağmen üretim ve sanata dair teknik bilgiler, işin ehli olmayanın eline geçmesin diye yazılı hale geçirilmemiştir.

Çıraklığını tamamlayan aday gene bir özel törenle (ki buna “şed kuşanma” töreni denir) kalfalığa terfi ederdi. Bu törende usta çırağına şu öğüdü verirdi :

” Ey oğul evvelâ harama bakma, yalan söyleme, haram yeme, haram giyme, haram içme, kanaatkâr ol, dünya malına tamah etme. Yanlış ölçme, eksik tartma. Hukuk kespettiğin pirlere çeşm-i hakaretle nazar etme. Uluların önünde gitme. Sabırlı ol. Komadığın yere el uzatma. Emanete hıyanet etme. Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini bil ve kendin muhtaç durumda iken başkalarına verecek kadar cömert ol.”

AHİ BİRLİKLERİNDE YÖNETİM:
Teşkilatın başında seçimle gelen AHİ BABA vardır. Ancak 16.yy.da ahilik resmi hüviyete büründü ve devletçe atanan KETHÜDALIK başladı.

Ahi birlikleri yönetim kurulu ve büyük meclis olmak üzere 2 kurulca yönetilirdi.

Yönetim kurulu: her sanat kolunda kendi üyeleri arasından seçtikleri 5 temsilciden meydana gelirdi. Bu seçilenler kendi aralarında Ahi Baba’yı seçerlerdi. Yönetime seçilebilmek için en az 5 yıl üstatlık yapmış olmak, kanuni ceza almamak, herkesçe dürüst, namuslu ve ahlâklı olarak tanınmak, ve en az 3 üstat yetiştirmek şartı vardı.

Ahi Baba Yönetim kurulunca alınan kararları hükümete bildirir, orta sandığını denetler, aidat ve gelirleri kontrol eder.

Yiğitbaşı Bir üst dereceye terfide mesleki ve ahlaki bilgiyi kontrol eder.Ahi babanın yardımcısıdır. Üyelerin cezalarını infaz eder.

Yönetim Kurulu her ayın ilk 3 günü toplanır. Birlik üyelerinin sorunlarını görüşür. Çözülemeyen sorunları büyük meclise gönderir. Orta sandığını denetler. Birlik binalarının bakımı, yeni bina kiralama, kiraya verme konularını görüşür.Terfi törenlerini düzenler.

Ustabaşı veya İşçi başı: Üretilen mamullerin kalitesini ve fiyatını denetler.

Hakem Heyeti: Ehl-i Sınai veya ehl-i hibre denilirdi. Üyeler arası anlaşmazlıkları çözer. Üretici-Tüketici arasındaki sorunları çözer.
Sonucu yiğitbaşına bildirir.

BÜYÜK MECLİS: 24 üyelidir. Yönetim kurulu üyeleri arasından seçilir. Aralarından en kıdemliyi Başkan yani Ahi Baba Vekili seçerler. Ancak Bu ahi baba vekilliği ömür boyudur.

Bu kurul yönetim kurulunu denetler. Orada çözülmeyen sorunları görüşür. Büyük meclis kararlarını hükümete bildirir. Hükümet kararlarını üyelere bildirir. Halkın aleyhine alınan karaları “Memleket Toplantısına” götürür. (Ombudsmanlık) Her ayın son cuması toplanır.

6. Ahilikte Mali Ve Sosyal Kurumlar :
ORTA SANDIĞI:
Her ahi birliğinin bir orta sandığı vardır. Sandık yönetim kuruluna bağlı ayrı bir şube olarak faaliyet gösterirdi.

Gelirler

-Üye aidatları
-Üst dereceye geçişte ödenen terfi harçları
– Mülk gelirleri
– Askere alınanların eş ve çocukları için toplanan paralar
– Bağışlar

Giderler:

• Usta olarak 3 yıl çalışanlara kredi ödenmesi
• Yeni iş yeri açma izni verilen üyeye faizsiz kredi ödenmesi (bir kısmı bağıştır geri alınmaz ve kefil istenmez)
• Üyelerin ani nakit sıkışıklıklarının karşılanması
• Toplu hammadde alımlarıdır.

ALTI KESE :
1. Atlas kese: Yazışmalar saklanır
2. Yeşil Kese: Esnaf senetleri saklanır.
3. Örme Kese: Nakit kasasıdır.
4. Kırmızı Kese: Gelir getiren evraklar saklanır.
5. Ak Kese: Giderler ait belgeler saklanır.
6. Kara Kese: Ödenmeyen senetler saklanır.

YARDIMLAŞMA: Ahilikte 2 grup üye bulunur.
I. Hariciler:
a. Emekliler
b. Düşkünler
c. Sakat ve hastalar : Bunlara orta sandığından ödeme yapılır.
II. Dahililer: Fiili olarak çalışırlar.

7. Cezalar:
Cezalar genellikle bozuk kalitede mal ve yüksek fiyata satanlara verilirdi. Çiğnenecek en önemli kaide kaliteli, ucuz maliyetli mal üretmeye dayalı sistemi bozmaya teşebbüs etmekti. Çünkü bu binlerce yıllık geleneği, fütüvveti, mesleğin pirlerini ve ustalarını hiçe saymaktı. Genellikle böyle bir suçun cezası üyelikten atılmaktı. Bu ceza verilmeden önce birlikten iki üye (Hakem Heyeti) dükkân sahibini ve müşteriyi dinler, malı inceler. Sonuç satıcı aleyhine ise o zaman yiğitbaşına haber verilirdi. Bu cezanın infazı anlamına gelirdi.
Yiğitbaşı dükkana gelir. Diğer esnaf ve halkın gözü önünde dükkanı kilitler, dükkan sahibinin sağ ayağındaki pabucu çıkarır ve iş yerinin damına atar. Buna “Pabucu dama atma geleneği” denir. Müşteriye parası geri ödenir yada yeni bir mamul ile değiştirilir. Pabucu dama atılanın ise birlikle ilişiği kesilir.

8. Yiğit Alayları :
Ahiliğe giren gençlerin kültür ve mesleki dersler dışında askeri eğitimde aldığını daha önce aktarmıştım. Ahi askeri birliğine yiğit alayları denir.10.yy.da ilk askerlerine “Kerp” denmiştir. Bunlar bir nevi akıncılardı. Daha çok eşkıya ile mücadele ederlerdi. Savaş olmadığı zaman köprü ve yol tamiri yaparlardı. “Bunduk” adı verilen silah kullanırlardı. Ahiliğin ilk yıllarında esnafı tehdit eden, yağmalayan, haraç isteyenlerle mücadele ederlerken Selçuklu döneminde Yiğit Alayları halini alıp devletin tüm savaşlarına iştirak ettiler. Ancak Yiğit Alaylarından en fazla Osmanlı zamanında yararlanılmıştır. Ahiler ve Harzemşahlar Osmanlının ilk kuruluşunda başı çekmişlerdir.

Her Ahi genci asker olmaz. İçlerinden yaşı müsait, yiğit ve cesur olanlar seçilirdi. Yiğit Alaylarının en canlı ve yakın örneği “Seymen Alayı”dır. Ankara ahilerine mahsustur.
Seymen Alayı ahilik deyimiyle kızılca günlerde kurulur.
Bilinen en ihtişamlı 3 tanesi
1.Selçuk Han seçilirken
2. Osman Gazi Han seçilirken
3. Atatürk Ankara’ya gelişinde(27.Aralık.1919) Atatürk’ü 700 yaya, 3000 atlı seymen karşılamıştır.

9.Tüketicinin Korunması :
Ahilik sisteminde para amaç değil araçtı. Ahiler kazandıkları para ile kendilerinin ve ailelerinin ihtiyaçlarını görürler, arta kalan para ile muhtaç ve yoksullara yardım ederlerdi. Bu nedenle mamul fiyatı belirlerken hammadde ile işçilik hesaplanır ciddi bir kar düşünülmez, mamulün tüketiciye aracısız direk satışı sağlanırdı.

Aynı sanatla uğraşanların dükkanlarının bir arada bulunduğu “Arasta” denilen çarşılar vardı. Müşteri aynı malı aynı fiyata bulduğundan emin olurdu. Dayanıklı tüketim mallarının üzerine üreticinin işareti konurdu. Bu amblem imal eden ustanın “alamet-i farikası” idi. Ve aynı zamanda kalite belgesi niteliğindeydi. Usta ve iş yeri için övünç kaynağı idi.

Üretim sırasındaki hatalardan çalışan herkes aynı oranda sorumlu idi. Hatayı yapan bir kalfa ise kolay kolay ustalığa terfi ettirilmezdi.

10. Ahilik Demokrasisi :
ABD’li araştırmacı Arnakis, yayınladığı makalede “Batı Anadolu Türk toplumunun kuruluş yıllarında, ahilerin tahtın arkasında demokratik bir güç şeklinde durarak hem iç çatışmaları önlediğini, hem de sultanları kontrol ederek, onlara popüler bir temel kazandırdığı sonucuna ulaştığını” söyler. Aynı araştırmacı Ahilerin 700 yıl önce, bugünkü sivil toplum kuruluşlarından çok daha etkili ve yapıcı siyasal bilince sahip halk kuruluşları olduklarını söylüyor.

Düşününüz ki o yıllarda ahililerde tüm seçimler demokratik usullerde yapılıyordu. Seçilenlerin ortak vasfı ahlâki üstünlük ve meslekte başarı idi. Ahilerde herkes eşit kabul edilirdi. Buradaki eşitlik emek, çalışma, hak ölçüsünde eşitlikti.

Topluma zarar vermeyen, başkalarına saygılı, kurallara uyan herkes eşitti. Zengin, fakir, eğitimci, idareci ayırımı, sınıf farkı yoktu. Aşırı lüks, gösteriş ayıptı. Bir insan komşusu açken kendisi tok yatamazdı. Eğer dükkanında siftah yapmışsa, meslektaşı da kazansın diye müşteriyi komşusuna gönderirdi.

11. Çöküş :
Ahiliğin yazıldığı kaynaklarda fütüvvet-ahilik çizgisi nasıl net değil ise Ahiliğin sonlanışı-da net değil. Ancak eldeki belgelerden ahi zaviyelerinin ve buralarda ki eğitimin 1839 Tanzimat dönemine kadar devam ettiğini, bu tarihte Mithat Paşa’nın emriyle bunların kapatılıp yerine “ıslahhane” lerin açıldığını, bunlarında zamanla “sanat mektebi” , Cumhuriyet ile de “teknik okullar” adını aldığını biliyoruz.

Ahiliğin çöküşü ile ilgili çok sayıda varsayımdan bahsedilir. Çöküşün başlaması Fatih’ten sonra Kanuni ile başlar.

– Özellikle dönemin emekli paşa ve askerleri karlı olması nedeniyle ticaret yapmak isterler ve bunun için saraydaki nüfuzlarını kullanırlar. Çünkü dönemin en iyi işi üretimdir.

– Sarayla ahi derneklerinin iyi olan ilişkileri ahi ahlak ve geleneklerine ters düşen saray kararları yüzünden son derece bozulmuştur.

– Kendi içinde demokratik olan ve son derece iyi örgütlenmiş olan bu kurum saraya karşı da bir güç teşkil ediyordu. Öyle ki esnafın aleyhine alınan kararlarda Ahiler buna son derece sert tepki veriyorlar, halka olumsuzluğunu anlatıyorlar ve çoğu zaman da bu kararlar tepkiler nedeniyle uygulanamıyordu. Daha çarpıcı bir örneği Abdülbaki Gölpınarlı’nın kitaplarında bulmak mümkün. Yazar Yıldırım Beyazıt ve IV. Mehmet zamanındaki büyük esnaf grevinden bahseder. Ancak tarihe damgasını vuran eylem IV. Mehmet zamanındaki grevdir. Çünkü eylem hem başarıya ulaşmış Melek Ahmet Paşa azledilmiştir. Bu sebeptendir ki 17. asırdan itibaren saray yönetimi Ahi yönetim kuruluna Kethüda atamaya başlamış ve bu derneği içerden de kontrol etmek istemiştir. En büyük huzursuzluk bu olayla başlamıştır. Zira Kethüda tepeden inme biridir. Meslekten değildir. Ortada bir çift başlılık vardır. Çünkü devlet ahi birlikleri ile diyalogda, seçimle gelen ahi babayı değil kendi atadığı kethüdayı muhatap almıştır.

– 15. asırdan itibaren ahi birliklerince konulmuş kurallar, devlet tarafından belirlenmiş nizamnamelere dönüştürülmüştür. Ve ortaya içinden çıkılması zor sayısız nizamname çıkmıştır.

– Ahilik sarayın ve diğer güçlerinde zorlaması ile esnaf loncası haline dönüştürülmüş ve pasifize edilmiştir.

– Ancak sıklıkla savunulan bir diğer görüşte Sarayın halkı kontrol etmek için dini zorlayıcı bir faktör olarak kullanması gösterilir. Her şeyden önce padişahların halife olması ile dini kurumalara ihtiyaçları kalmamıştır. Emirler hem bir sultan emri hem de halife fetvasıdır. Böyle bir ortamda akılcılığı savunan bir örgütü şüphesiz kabullenmeyeceklerdir. Bir diğer tez ise ahiliğin diğer tasavvuf akımları gibi hurafeci olmayıp akılcı olması nedeniyle çok fazla eleştirilmesi ve bu baskının bir süre sonra sonuç verip ahiliğin güncelliğini yitirmesidir.

– Avrupa’da sanayinin ilerlemesi, otomasyonun başlaması Anadolu esnafının üretim maliyetinin yüksek kalmasına sebep oldu. Esnaflık iznini almayı başaran askerlerin vergiden muaf tutulması ise tuzu biberi oldu. Ahiler hem devlete çok yüksek olan vergiler ödüyorlar hem de derneğe ciddi aidat yatırıyorlardı. Bu ise zamanla dernekten kopuşa bireysel çalışmaya sebebiyet verdi.

Sonlanma için kesin bir tarih verilemese de çöküşün 15. yy.da başladığı ve Fatih’ten sonra ivme kazandığı kesindir. Zira biliyoruz ki Fatih Mehmet sonrası devletin sınırlarının çok genişlemesi sarayı daha otokratik (merkeziyetçi) olmaya zorlamıştır. Bu merkezi kararlar ise ahilerin devre dışı kalmasına neden olmuştur.

12. SONUÇ:
Ahilik her ne kadar ahlâk kitabı ve ritüeli fütüvvete dayansa da kişisel kanaatimce Horasan Türklerinin İslam’ı kabulü ile tanıştıkları fütüvveti Türk, İran, Hint, Bizans, Şaman, Arap kültürleri ile harmanlayıp Anadolu’ya has o dönem için inanılması çok zor bir mükemmellik ile sentezlenmiş bir ekonomik birliktir. Bin yıl önce Anadolu’ya yerleşen Selçuklularla birlikte toplumun bel kemiğini oluşturan, üretici-tüketici ilişkilerini “Tüketici Kraldır, Müşteri Velinimetimiz” anlayışı ile düzenleyen ve o çağda katılımcı, paylaşımcı bir anlayışla sosyal barışı sağlayan olağan üstü bir kurum ahilik…

21.yy.da baş tacı edilen “birey-tüketim-kalite-şeffaflık” gibi değerleri Ahiler Anadolu’da 1000 yıl önce uygulamışlar yani Amerika keşfedilmeden 400 yıl önce… Şimdi Amerikalıların binlerce dolar karşılığı ” kalite – verimlilik – tüketiciye önem ” konulu

konferanslar verdikleri düşünülürse kendi tarihimizden yeterince faydalanmamızın önemi daha çok ortaya çıkıyor sanırım.

Ahiliğin gene 1000 yıl önce kâr payı toplayarak orta sandığında biriken paralarla tüm çalışanlarının sağlık ve eğitim sorunlarını çözdükleri, hastaneler, okullar, aş evleri yaptıkları, yaşlı ve düşkünlere emekli maaşı ödedikleri hele hele sadece kendi üyelerine değil bulundukları kentte tüm halkın sağlık, beslenme, yoksulların barınma sorunlarını çözdükleri düşünülürse bugün bırakın gerçek anlamda sosyal güvenliği bizim dönemin ahilikten bile çok uzak olduğunu söylemek çok yanlış olmasa gerek.

Gerek üründe gerekse üretim ve dükkan şartlarında tıpkı bugünün ISO 9000′i gibi evrensel standartlar vardı ahilikte. Kalite kontrolü kurumun en önemli görevleri arasındaydı. Üründe aldatılan müşterinin en üst ahilik kurumuna kadar başvuru hakkı vardı.
Bu günün evrensel değeri, vazgeçilmez oluşumu kabul edilen işçi- işveren sendikaları, sosyal güvenlik ve sivil toplum örgütlenmesinin güzel bir örneğidir ahilik… Sanayiinin o günkü hali ve nüfusun azlığı göz önüne alınsa bile bugün için ahiliğin dinsel yanını göz ardı etmek şartı ile nasıl bir model teşkil edebileceğini sanırım tekrar düşünmek gerekir. Zira ahilik o günün şartlarında işçi sendikası, işveren sendikası, ombudsmanlık, tüketici mahkemesi görevlerinin tamamını üstlenmiştir. Üstelik bu kavramlar Avrupa’da henüz yokken.

Özellikle, günümüz de yeniden büyük darboğaza ( krize ) giren dünya ekonomisine yeni çözümler ararken Bir yanda bütün yasal denetim ve yaptırımlara rağmen alıcıyı kazıklanacak bir kitle olarak algılayan ve gören bir anlayış ve uygulama, öte yanda yüzyıllar önce üretimde, ticarette, ahlakı, erdemi, yüksek kaliteyi ve dürüstlüğü ön planda tutan AHİLİK ile tam da karşılaştırmanın zamanı değil mi?

Ahilik tarihçesi ve geleneklerini anlatırken ahiliğin sahip olduğu inançsal dogmaların içine düştüğüm sanılmasın. Zira ahiliğin tasavvufi çizgisini ile değil, ne adına olursa olsun kabul ettikleri ahlaki çizgiyi savundum. Vurgulamak istediğim şey ise kendi Anadolu kültürümüzü hiç tanımadığımızdı.

KAYNAKÇA :
1. Galip Demir : Osmanlı Devletinin Kuruluşu Ve Ahilik (Ahi kültürünü araştırma ve eğitim vakfı yayınları… 2000)
2. Enver Behnan Şapolyo : Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi(Türkiye yayınevi / 1964)
3. Murat Özgen Ayfer: Ansiklopedik Sözlüğü
4. Abdülbaki Gölpınarlı: İslam ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı (İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası 11.cilt Ekim1949-Temmuz1950)
5. Meydan Larousse
6. Hakan Gürsaç Sunusu 2007