TEMİZLİK (Gusül ve Abdest)

“Alınmış abdestim aldırırlarsa

Kılınmış namazım kıldırırlarsa”

                             (Pir Sultan Abdal)

 

İslâm Dîni, maddî ve manevî temizliğe büyük önem verir. Vücudumuza bakımsızlık göstermek, bir Tanrı emanetine saygısızlık etmek demektir. İslâm olanın, içi de dışı da temiz gerek. Mâide Sûresi’nin 6. âyetinin son bölümünde, “Allah, sizin temizlenmenizi, böylece üzerinize olan nimetinin tamamlanmasını ister.” buyurulmuştur. Peygamberimiz de, “Temizlik îmandan gelir” buyurmuşlardır.

 

Banyo yapmak, çamaşır değiştirmek, tırnak kesmek, saç tıraşı olmak maddî temizliktir.

 

Gusül (Boy abdesti) etmek, abdest almak, günahlara tevbe etmek, kalbi iyi ahlâklarla süslemek de manevî temizliktir.

 

Her mümin, yıkanmadan, temizlik yapmadan bir işe başlamaz, ibâdet edemez, görgü Cemi’ne giremez.

 

“Alevîler yıkanmaz” diye çıkarılan söylentiler, belki de yıkanmasını dahi bilmeyenlerin bir uydurmasıdır. Yıkanma (Gusül) işini, ancak herkesin kendi ailesi bilir, çünkü yıkanma açıkta yapılmaz! Şu yerküremizde, hele şu çağda elini, yüzünü, bedenini yıkamayan bir fert veya topluluk olur mu? Yine de Alevî-Bektaşîler, kendilerine yapılan bu kuru iftiraya gülüp geçerler ve sorarlar:

“Asıllarıda asıl nedir?

Usullerde usul nedir?

Şeriatte su pak eder?

HAKİKAT’te gusul nedir?”

İşin gülünç ve garip yanı: Alevi olmayan bir adamın, bir Alevi komşusu var. Bu  Alevi’nin evi-barkı, vücudu-elbisesi tertemiz, yıkanmayı, temizliği çok seviyor. Eğer bir gün bir sohbet sırasında, o Alevi “Ben Aleviyim” diyecek olsa, karşısındaki adam “Sen Alevi diğilsin, Aleviler pis olur.” Diye büyük bir cehalet ve maskaralık örneği sergiler. Bu, her çağda, her yerde, Türkiye genelinde böyle olmuştur, olmaktadır. İşin gerçeğini bilmeden, ulu-orta yapılan bu saçmalamalar, ayıp değil midir?

Aleviler, zahiri (dış) temizliğe önem verdikleri gibi, batıni (iç) temizliğe de önem verirler. Bir insan, günde beş vakit suyla yıkansa, evet, vücudu temiz olur. Fakat eğer içi, gönlü temiz değilse, o insan temiz sayılır mı? Böyleleri için Hasan Dede der ki:

“Adem vardır eti semiz

Alır ABDEST olmaz temiz

Alemi ta’netmek nemiz

Bilcümle kusur bizdedir.”

Abdest gusül, namaz ve oruçtan asıl amaç, insanın öz varlığından geçerek, tüm kötülüklerden arınması ve Hakk’a yakın olmasıdır.

 

CAFERİ MEZHEBİNDE GUSÜL VE ABDEST

Gusül şöyle alınır:

Su ile üç kere ağız, üç kere burun temizce yıkandıktan sonra, ilk önce sağ omuza, sonra sol omuza, daha sonra da baştan dökülmek suretiyle bütün vücut güzelce yıkanır.

 

Abdest şöyle alınır:

Besmele ve niyetten sonra, üç defa eller yıkanır. Üç defa sağ el ile ağıza ve buruna su verilip, temizlenir. Üç defa sağ el ile su alınarak yüzün önce sağı, sonra solu, üçüncüde merkezi yıkanır. Sağ el ile sol ele su verilerek sağ kolun dirseğinden aşağı doğru üç defa yıkanır. Sonra da sol kol, sağ el ile böylece üç defa yıkanır. Sağ el ile bir defa başa meshedilir (sıvazlanır). Ayaklara, parmakların aralarından topuk hizasındaki mafsala kadar bir defa meshedilir.

Alevilerin üzerinde durduğu asıl abdest, manevi temizliktir. Bu, insanın hayatında kötü etkiler bırakan kötü hallerden, örneğin: Fitne, fesat, dedi-kodu, kıskançlık, kin, kibir gibi şeytan fiillerinden arınmak gerekir. Bunun için temizliğe, önce “cehalet murdarlığı”ndan temizlenmekle başlayıp, o pislikten kurtulduktan sonra, dili ve vicdanı temizlemek gerekiyor. Allah katında “Kalp temizliği”nden makbul hiç bir ibadet yoktur. Kötülüklerle kirlenmiş bir kalple Tanrı katına çıkmak büyük günahtır. Halk arasında görülmektedir ki; adam aylarca çorap değiştirmeden abdest alarak camiye girer, leş gibi kokan çoraplarından haberi bile olmadan insanları rahatsız eder, bir de abdest aldığını zanneder. Yine aynı adam, kendi pisliğine bakmadan “Aleviler gusül abdesti almaz”. Diye şuna buna çamur atmaya kalkar.

 

“Hepimizin sahibi Ulu Tanrı’nın ibadetin türlü türlü olmasından memnun kalacağını; işleyebileceğimiz en büyük günahın birbirimize eziyet ve birbirimizi mutsuz etmeye uğraşmak olduğunu neden düşünemiyoruz.? Ben kendi hesabıma tamamıyla inanıyorum ki, şu anda bütün insanların aralarını bulmak, yaşayışlarını mutlu kılmak, şimdiye kadar birbirlerine düşman kalmış milletleri birleştirmek, iğrenç savaş alışkısını kökünden sökmek, esaret ve zulüm zincirlerini kırmak gayretiyle yaptığım şeyler, Allah’ın katında makbuldür. Ve bunları, benim yapabildiğim en iyi ibâdet olduğu için sevine sevine yapıyorum.” ( Thomas Paine, Rights of Man, sh. 53, Newyork, 1809)

 

MEDET YÂ ALLAH, YÂ MÜHAMMED – YÂ ALİ

YÂ FÂT1MA -YÂ HASAN – YÂ HÜSEYİN

 

 

MEHMET YAMAN’IN KENDİ İZNİYLE, ALEVİLİK “İnanç- Edeb-Erkan” ADLI KİTABINDAN ALINIP YAYINLANMAKTADIR.