MÜSAHİBLİK (KARDEŞLİK)

MÜSAHİBLİK (KARDEŞLİK)
Mehmet Yaman Dede
Hazret-i Muhammed, Hicret’in birinci yılında (Müslümanların sayısı çoğalınca) Ensar ve Muhacirleri birbirleriyle kardeş (Musahib) yapmıştı. Musahiblik, Kur’ân-ı Kerim’in şu âyetleriyle kurulmuştu:
“Onlar ki inanıp hicret ettiler ve mallarıyla canlarıyla Allah
yolunda savaştılar ve onlar ki (Hicret edenleri) barındırıp yar¬dımda bulundular; işte bunlar, birbirlerinin dostu ve yârıdır¬lar….
İnkâr edip küfre sapanlar ise birbirlerinin dost ve yârıdırlar. Eğer böyle yapmaz (birbirinize dost ve yakın olmaz)sanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesâd meydana gelir.”
Bu âyetlerle Kur’ân, birlik-beraberlik ve “DİN KARDEŞLİĞİ”nin önemini belirtiyor. Böyle yapmazlarsa kendilerine çok pahalıya mal olacağını bildiriyor. Müslümanların birbirleriyle kardeş olmaları Kur’an ilkelerinin en önemlisi idi. Fakat bu yüce ilke Emevî ve Abbasîler döneminde halktan saklanmış, Müslümanlar gruplara bölünmüş, İslâmiyet’in özünden ve ru¬hundan uzaklaşıldığı için kaynaşamamışlardı. Çünkü Emevi ve Abbasilerin arzulan sadece kendi saltanatları idi. İslâm’ın gerçekleri ise onlara bu saltanatı vermiyordu. İslâm’ın, gerçek kardeşler gibi kaynaşması, onların sakat bir zemin üzerinde kurulmuş saltanatlarının yasa-dışılığını ortaya çıkaracağın¬dan endişe etmekteydiler.
İşte HACI BEKTAŞ VELÎ, Hazret-i Peygamberin Mekke’den Medine’ye göçtükten sonra yanında giden ve sonradan gö¬çenlerle (Muhacirlerle) Medinelileri (Ensarı) birbirleriyle kardeş yaptığı gibi, İslâmiyet’teki bu kardeşlik kurumunu düzen¬lemeye koyulmuştu. Alevîlikteki düsturları açıklarken, “Birin¬ci kapı, Musahiblik kapısıdır” derken, bunun, tâlib için en üs¬tün kapı sayılacağı anlatılmak istenir. Alevîler bu hususu bir peygamber ve Kur’an emri olarak kabul ederler. Anne ve ba¬balar çocuklarının seçtiği musahibe karşı saygılı ve şefkatli davranırlar.

MUSAHİBLİK TÖRENİ

Birbirleriyle MÜSAHİB olmak isteyenler, anne ve babaları¬nın da razılığını aldıktan sonra, REHBER’e başvururlar. Reh¬ber, bunları bütün köylünün ayrı ayrı rızâlarını almaya yollar. CEM kurulurken, DÖRT KAPI MAKAMI’nı simgeleyen şahıs¬lar, bu cem’in başkanlık makamını oluştururlar:
Başta MÜRŞİD, onun alt yanına MÜREBBÎ ve onun da alt yanına sıra ile REHBER oturur. Rehbere bitişik, daire biçimin¬de olgun ve bilgili kişiler sıralanır. Onlardan yarım metre arayla diğer canlar yaş sırasına göre otururlar. Cem’in yürü¬tülmesi için görevli ONİKİ HİZMET sahipleri de hazır bulunur¬lar.
Cem bu şekilde kurulduktan sonra, Rehber ayağa kalkar, düğmelerini ilikler, belini bağlar, Mürşit’e niyaz olur. Cem ya¬pılan yere olan saygı, sevgi ve bağlılığı, topluluğun, birliğin kutsallığını belirten bir davranış olarak, secde’ye kapanır, avuç içleri yukarı gelecek şekilde kendi elini öper. Sonra Mür¬şid’e gider, onun elini öper, Mürebbi’nin elini öper, halka ile “cümlenizin niyazı” der, niyaz olur, halka’daki yerini alır.

Mürşid, 12 kişilik üst makama, daha sonra tüm cemaate bu canların bu yola girmeye engel olan bir halleri olup olma¬dığını “Bir istekli var mıdır?” diye sorar şöyle devam eder:

“Ey mü’minler! Filan oğlu filan, falan oğlu falan ile MUHAMMED-ALİ kavlince musahib kavline girmek istiyorlar. ALİ ve MUHAMMED’e ümmet ve kul ve onların sülûküne (yo¬luna) girmek üzere arzu ediyorlar. Siz bu adamları biliyor mu¬sunuz? Bunların ceddi ve silsilesi, Evlâd-ı Resûl’e bîat eden¬lerden ve ikrar verenlerden midir? Allah için Şehâdet edi¬niz…”

Cemâat şehâdet ettikten sonra mürşid:

“Bu canlardan hoşnud ve razı mısınız?” diye sorar.

Cemâat de şahâdetliklerini icra ve rızâlık verdikten sonra, Rehber olan kimse, musâhib olacak kimselerin boyunlarına tülbent takıp, önüne diz üzeri çökürde ve diye ki:
“Bakınız evlâdlarım! Sizin sülük ve arzu ettiğiniz musâhib¬lik kavli, büyük kapıdır. Bu musâhiblik kavli iptida Ali ile Muhammed’den kalmıştır. Bunun kadrini bilmeli. Şimdi, biribirinize candan bağlı mısınız? Birbirinizi seviyor musunuz? Bu ik¬rar’dan, bu îman’dan dönmeyesiniz. Lahmike lahmî, demmike demmî, cismike cismî (Senin kanın, benim kanım. Senin cismin, benim cismim… hadisi) kavline giriyorsunuz. Canı candan, kanı kandan, teni tenden, malı maldan ayırmaya¬caksınız. Ayıracak olursanız, lanet olsun mu? (Üç kez söyle¬tecek). Hazret-i Alî’nin Zülfikarı’na uğraya mısınız? Yüzünüz kara olsun mu? (Bunu da üç kez söyletecek).”

Musâhibler, “Eyvallah!” diye cevap verirler.

Ondan sonra, Oniki İmam’ların adlarını anıp:

“İkrarınız kadîm ola, yüzünüz ağ ola. İşiniz sağ ola. Mu¬hammed Ali yardımcınız, gözcünüz, bekçiniz ola. Bu ahid’den bu peymandan (sözden) dönmeyesiniz. Biribirinize muhabbetiniz dâim ola. Muhammed-Ali yoluna inancınız zi¬yâde ola. Pirinizin, rehberinizin yoluna canınız feda ola. Mü’min kardeşlerinize riâyetiniz çok ola. Başınız devletli ola. Ağzınız tatlı kala. Haramdan, zinadan, yalandan, kinden, ki¬birden, kahkahadan beri olasınız. Sağlıklı, mutlu olasınız. Ma¬lınız arta, Hakk’a yaraya, üçler, Beşler, Kırklar, Yediler, erenler, evliyalar, âşıklar, sâdıklar, ayıklar uyanıklar, Hıdır Abdal Sultan, Nesîmi, Hatâyî Sultan, Kızıl Deli, pîrim Hünkâr Hacı Bektaş Velî bu ahidde, bu demanda ber-karâr eyleye. Gerçe¬ğin demine hü mü’mine yâ Ali…”

İki can, böylece musahip kardeşi olmuş olur.

İlk musahiblere bütün vazife ve yükümlülükleri telkin edil¬dikten sonra, ELİNE-DİLİNE-BELİNE sahip olmaları ihtar edilir. Aksi halde o toplulukta yaşayamayacağı, içlerinden çıkarılacağı anlatılır. Bu kurallara uymanın bir sonucu olarak: Bir Alevî köyünde hırsızlık, zina, işsizlik, haksızlık, saygısızlık ve benzeri toplumun suç saydığı kötü davranışlar olamaz. Eğer olursa, çağrılıp, kendisinin cemâat huzurunda and içtiği hatırlatılır ve kendisinden “Fahr-i Âlem’in, Şâh-ı Velâyet’in, Ehl-i Beyt’in bu yolun piri Hacı Bektaş Velî’nin razı ve hoşnut olmayacağı…” ona güzelce anlatılır, ıslâha sevkedilir.

Musâhiblik Töreni’nde 12 hizmet yerini alır, sazlar, semah¬lar, irşadlar yapılır, lokmalar dağıtılır.

“Murtazâ Alî’yi candan seversen
Aç gözün, canın gafletten uyandır
Musâhipsiz ile durma oturma
Bir içim su’çersen külli ziyandır
****
Gittiği yolun edeb’in sakınan
Varlığın aldırır değip dokunan
Her cemiyette teberrâ okunan
Alî sırrın amma nâsa diyendir
******
ŞAH HATÂYÎ’m yeri göğü yaradan
Ben aktan okudum bilmem karadan
Sürün çıksın hal bilmezi aradan
Mü’min müslim al rengine boyandır.”