KIZILBAŞLARIN ULU PADİŞAHI ŞAH İSMAİL SAFEVİ (ŞAH HATAYİ) Mehmet Yaman Dede

KIZILBAŞLARIN ULU PADİŞAHI
ŞAH İSMAİL SAFEVİ (ŞAH HATAYİ)
Mehmet Yaman Dede
Şah Hatayi mahlasıyla şiirler, deyişler söyleyen Şah İsmail (1487-1524) Safevi Devleti’nin kurucusu ve Alevilerin ulu ozanlarından biridir.
Anadolu’daki Alevilerin yardımıyla henüz ondört yaşındayken güçlü bir devlet kuran Şah İsmail, Anadolu insanının duygularına tercüman olan düvazimam ve deyişleriyle gönüllerde taht kurmuş “kalem ve kılıç sahibi” olmuş, HAK- MUHAMMED-ALİ sevgisini terennüm etmiş, deyişleri CEM ibadetlerinin temelini oluşturmuştur.
Alevi inanç ve ilkelerini coşkulu bir şekilde işleyen şiirleri, yüzyıllardır Anadolu’nun ve Balkanlar’ın her köşesine yayılmış, ezberlemiş, aşıklar sazlarıyla çalıp söylemişlerdir. Günümüzde de ŞAH HATAYİ SEVGİSİ Alevilerce değerinden hiçbir şey kaybetmeden yaşatılmaktadır.
ŞAH HATAYİ Sultanımızın yaşamını, savaşlarını ve eserlerini başka bir yazımıza bırakıp, O’nun Alevi inanç ve ilkelerini konu alan şiirlerinden açıklamalı bir gül demeti sunuyoruz.

ŞAH HATAYİ HAZRETLERİNİNİN DİLİNDEN ALEVİLİK İNANÇ VE İLKELERİ
Başta Nasihat-Name olmak üzere tüm şiirlerinde mistik bir yaşam amacı güden ŞAH HATAYİ hazretleri, Alevilere HAK-MUHAMMED-ALİ yolunun inceliklerini öğretmek, ONİKİ İMAM sevgisini aşılamak, gerçek erenlerin kutsal kişiliklerini hatırlatmak, Alevi toplumunun günlük hayatta kullandığı deyimlerle her türlü fenalıktan sakınmalarını öğütlemek, mürşid-i kamillerin bilgisinden yararlanarak insan-ı kamil olmalarını sağlamayı telkin etmektir.
Biz şimdi Hak Aşığımız Şah Hatayi’nin şiirleriyle Alevilik inanç ve ilkelerini nasıl açıklandığını okuyalım, öğrenelim ve bu kutsal öğütlere Aleviler olarak hepimiz uyalım, özellikle gençlerimizi inanç ve kültürümüz konusunda eğitelim.

ALLAH, inancını, büyük bir inançla Şah Hatayi şöyle anlatır:

“Evvel ol Allah’ın adı söylenir
Cümle ibadetin başıdır Tevhid
Pirim Şeyh Safi’den bize kalmıştır
Sofi kardeşlerin kanıdır Tevhid

Tevhid ile bitmez işler bitmiştir
Tevhid ile dünya karar bulmuştur
Tevhid ile talib Hakk’a yetmiştir
Dermansız dertlerin dermanı Tevhid
Hatayi, bu dizelerinde “Önce Allah’ın adının söylendiğini, bunun tüm ibadetlerin başı olduğunu Tevhid (Allah’ın Bir’liği) ile evrenin ayakta durduğunu, talibin Tevhid ile Hakk’a eriştiğini, Tevhid’in dermansız dertlere derman olduğu’nu ifade ediyor.
TEVHİD: Tasavuffta, Allah’ın düşünülen her şeyden ayrı olarak BİR’LEMEK’tir. CEM ibadetlerinde ise; Allah-Muhammed-Ali ve Oniki İmamları konu alan düvazların sazla çalınıp okunması sırasında Cem erenlerinin hep birlikte coşarak ve “La ilahe illallah” ya da “İllallah Şah İllallah, Ali mürşid güzel Şahım, eyvallah şah eyvallah” diyerek zikre girmeleridir.
Aleviler inanmışlardır ki “Gerçek bakış noktasından, biz Hakk’ı kendi gönlümüzde mevcut bilirsek, her işimizi (Hakk görüyor…) diye ölçe ölçe, tarta tarta yaparsak hiçbir zaman aldanmış olmayız. Böyle kalb evimizi temizlemiş ve Hakk’ı kendimize konuk etmiş oluruz. Yani canımıza can katmış oluruz. O vakit anlarız ki Hak bizdedir, biz Hak’dayız. Hak bizimle birliktedir, biz Hak’la birlikteyiz. Elimizde tutan, gözümüzde gören, dilimizde söyleyen hep Hak olur, benliğimiz (ego) aradan kalkar, yerine Hak varlığı gelmiş olur.
Elimiz iyi tutarsa, gözümüz iyi görürse, dilimiz iyi söylerse, bilelim ki imanımız sağlanmıştır. Biz Hak’la birliğiz. Eğer Allah’ın iyi huyu ile huylanmazsak, aykırı hareket edersek, Hakk’ı kendimizden uzak bilirsek, Hakk’ı ademden (insandan) başka yerde ararsak hüsrana düşmüş oluruz” (bk Baştaşiliğin İçyüzü, M.T. Oytan, sh.,168)
Kur’an’da Hz. Adem hakkında bildirilen “Bütün melekler, Allah’ın emri üzerine Adem’e secde ettiler; yalnız şeytan etmedi” (Barka Süresi, 34) ve benzeri ayetler, Alevi-Bektaşi yoluna ışık tutmuştur. Alevilikte “Adem ademe, yüz yüze (cemel cemale) Tevhid zikrinin (ibadetinin) anlamı budur; Kur!an ayetlerine dayanmaktadır. İnsanın yüzünde Hakk’ın tecellisini (göründüğünü) görmeleri de Kuran’a dayanır. “Tanrı gökte durduğu ve semada zannedildiği sürece insanların O’nu anlaması da tanıması da olası değildir. Tanrıtanımazlar işte bu “olmaz”ın çocuklarıdır. Oysa, Alevinin Tanrısı akıl ve ruh ile algılanabilen, gönül ile kucaklaşabilen, içe doğan, İNSAN İLE BÜTÜNLEŞEN, KORULAN DEĞİL SEVİLEN, ŞER DÜZEN DEĞİL, İYİLİK VEREN bir TANRI’dır. Böyle bir Tanrı’nın tanrıtanımazı olabilir mi? En önemlisi ENELHAK (en Allah’tanım) diyen bir kişi, hiç kendi kendini inkar eder mi? (Bkn., Abidin Özgünay, Cem Dergisi, sayı: 23, sh., 2, 1993)
HAZRET-İ MUHAMMED’in son peygamber olduğu inancını şöyle anlatıyor:
“gel benim fahrı-i cihanım işte canım Mustafa İki Cihan sultanısın padişahım Mustafa”

Şah Hatayi bu beytinde. “Hz Muhammed’in cihanının övüncü, İki Cihan Sultanı kendisinin de padişahı olduğunu” söylüyor. İman ve ikrar ediyor.

Aşağıdaki üç beyitte ise “Günahlı ve dertli olduğunu, münafıkların onu tanımazlıktan geldiklerini, bağışlamasını” istiyor:

“Asiyim yüzüm karasın sil Muhammed Mustafa
Dertliyim derdim çaresin kıl Muhammed Mustafa
Yerde görmez gökte görmez kör münafıklar seni
Yerde sensin gökte sensin ya Muhammed Mustafa

HATAY’im isyan içinde yüz tutup hazretine
Ayıbımızı gelme yüze ya Muhammed Mustafa”

ŞAH-I VELAYET İMAM-I ALİ’ye candan bağlığını şöyle anlatıyor:

Ben’im bir ten veli canım Ali’dir
Damarımda gezen kanım Ali’dir
Bana bu defter-ü divan gerekmez
Benim defterde divanım Ali’dir.

Şah Hatayi yukarıdaki iki beyitte “Tüm varlığının, güvencinin Ali olduğunu, başkaları olmadığını” söylüyor.
“Bu HATAYİ der ezelden ben İmam’ım kuluyum Ey İmam-ı Hak Aliyy-el-Mürteza senden medet”
bu beyitte, “Ben Hatayi, ta baştan beri Ali’nin kulu olduğumu söylüyorum. Ey gerçek İmam bana yardım et” diyor.
Aşağıdaki beyitte ise “Münafıkların (Emevilerin ya da günümüzde Hz. Ali sayesinde ekmek kazanan yol yezitlerinin) Ali’nin sırrına ermediklerini, şeytana UYDUKLARINI” ANLATIYOR:

“Ali sırrın ne bilsin her münafık
Münafık kıblesi şeytan değil mi?

Alevilerin ALLAH’a, MUHAMMED’e, ALİ’ye bağlı olduklarını, yaşamları boyunca günün her vaktinde bu üç kutsal ismi tazimle andıkları Şah Hatayi şöyle anlatıyor:

“Olmak dilersen işin mülayim
Olgıl Ali’nin işine kaim
Ki Ehl-i Hakk’ın dilinde daim
Allah ü Muhammed ü Ali’dir.”

Burada konu ile ilgili olduğu için Seyyid Nizam-oğlu hazretlerinin Alevi cemlerinde yüzyıllardır inanç ve coşkuyla okunan şu dizelerini yazmadan geçemiyoruz:

“Cihan mülkünü var eden Huda’dır
Onun zikri kamu derde devadır
HAK’I Bir bilmeyen Hak’dan cüdadır
Müzezzeh zatı nur-ı MUSTAFA’dır
Resulullah İmam-ı enbiyadır
ALİ Serdar-ı Şah-ı Evliya’dır.”

ALLAH-MUHAMMED-ALİ’ye candan, gönülden bağlı, inanç-edepli Alevi toplumuna “KAFİR” diye saldıran kimi zındık yobazlar, kendilerini aynada görüyor değiller mi? Diyanet İşleri, bu gibilere iyi terbiye vermemiş (!)
Hazret-i MUHAMMED’in hak peygamber, Hazretler-i ALİ’nin müminlerin önderi, yiğitlerin şahı ve Allah’ın arslanı olduğunu şöyle anlatıyor Şah Hatayi:

“Ali şir-i Huda’dır Şah-ı Merdan
Muhammed Hakk’a peygamber gelübdür.”

Alevilikte Muhammed ve Ali bir tek nur kabul edildiğinden, çoğunlukla Muhammed-Ali diye söylenir. Şah Hatayi onlara ne güzel seslenir:

“Daima fikrimde zikrim Ya Muhammed Ya Ali
Gönlümün evinde şükrüm Ya Muhammed Ya Ali

Kendi özün tanıyamaz seni yakın bilmeyen
Alemin ayinesisin Ya Muhammed Ya Ali

Kalmışım zulmet içinde sen inayet kıl bana
Ben günahkarım günahkar Ya Muhammed Ya Ali

Baş açık yalın ayak yürüşür abdallar
Kerbela’da çağrışırlar Ya Muhammed Ya Ali”

Sünni dört mezhep imamından biri olan Ahmed b. Hanbel, Müsned’inde Hz. Muhammed’in şu hadisini yazıyor:

“Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Hz. Adem yaratılmadan önce tek nur idik; Hz Adem’in alnındaki nur ikiye bölünmüş ve birisi benim birisi de Ali’nin alnında doğmuştur.”

Hz. Peygamber yine buyurmuştur ki:
“Ben ve Ali tek nur’dan yaratıldık.”

İSLAM’ın ve peygamberinin ululuğunu, müminlerin bu nimetin değerini bilmelerini iki ayrı beyitinde şöyle anlatıyor Şah Hatayi:

“Bihamdillah der-i alem zuhur-ı evliya geldi
Çerağı yandı İslam’ın ki din-i Mustafa geldi”

Gel ey Muhammed ümmeti bu devlete saadete
Bu din Muhammed dinidir parmak getir şahadete.”

“Alevilik İslam dışıdır” diyenlerin iddialarının yanlışlığını Hatayi yukarıdaki ve daha nice sözleriyle ispatlıyor. Aleviliğin ne olduğunu, Alevinin özü olan Hatayi mi bilecek yoksa Alevi olmayan ya da ikrarsız Alevi dönekleri mi bilecek? Aleviliğin ne olduğunu, bu yolu yaşayan ve inananlardan öğrensinler!
İSLAM DİNİ: Hz. Muhammed “Kişinin dini, akıldır; aklı olmayanın dini yoktur.” Buyurmuştur. İslam’ın özgün bir yorumu olan Alevilik, İslam’a aşağıdaki kurallar çerçevesinde inanmış, yani “TEVHİD, DOĞRULUK ve İNSAN SEVGİSİ’ni esas alıp, nefislerinde özümsemişlerdir.
İbadette, Tanrı’nın en çok önem verdiği konu “KUL HAKKI”dır. Haram ile baslenmiş vücuttan, gösterişten yapılmış ibadetten, zulmü örtbas etmek için (Yezit v.b.) iddia edilmiş DİYANET’ten insanlığa hayır gelmemiştir. ELİNE-DİLİNE-BELİNE sahip olmayan kişiler ne insan, ne İslam, ne Alevi ne de Sünni olabilir.
Siyasi görüş ayrılığı diye birbirinin gözünü çıkarmaya kalkışanlar, hırs bürümüş gözler, dilencilik maskesiyle çapulculuğu hoş gören çağdışı gericiler, yüzyıllardır ALEVİ – SÜNNİ ayrımı yapanlar, “Ben iyi olayım da başkaları ne olursa olsun” diye kendisinden başkasını düşünmez olanlar dünyanın en aşağılık haşerelerdir. Biliyorsunuz haşereler yer altında gizlenir, fırsatını bulunca insanları sokar, zehirler.
Ticaret hırsızları, vurguncular, adaleti satan vicdansız yargıçlarla satın alan zenginler, kin ve düşmanlıkla dolu pis yürekler, özü sözüne uymayan yalancılar, dini kendi çıkarına alet edenler, fitne ve fesat çıkarıp insanları birbirine kırdıran katiller… Bunlar mı Müslüman? Gerçek İslam: Ahlak güzelliği ve “RAZILIK” demektir. KUL KULDAN RAZI OLMADIKÇA, ALLAH DA RAZI OLMAZ.
Binlerce, milyonlarca kitaplar, dergiler, gazeteler, binlerce radyo ve TV.ler, aynı konuda çeşit çeşit, çelişkili, mantık dışı fetvalar, vaazlar… Kişisel çıkar sağlanmaktan başka amacı olmayan sahte din adamları, kışkırtıcı yayınlar yapan birçok edepsiz yazarlar… İşte bunlar saf, masum halkımızı yanıltmakta sömürmekte, şeytani sözlerle insanları birbirine düşman etmektedir. Bu gidişe Devletimiz niçin dur demiyor? Bu gidişle sonumuz ne olur? Yazık değil mi bu millete? Cennet yurdumuzda huzur bırakmayan bir avuç parazit yaratığın ne Allah’tan korktuğunu, ne kuldan utandığını artık biliyoruz. Biliyoruz da, hala bunlardan bizi kurtaracak bir kurtarıcı bekliyoruz!..
Alevilerin MUHAMMED – ALİ’ye ezelden beri sevgiyle bağlanıp İKRAR verdiklerini, yolun esasının MÜSAHİPLİK olduğunu, İKRAR verdikten sonra dönenlerin YEZİT – MERVAN olduğunu şöyle anlatıyor Şah Hatayı:

“Biz ol zatız ezelden var oluptur
Muhammed’le Ali’ye yar kervandır

“HATAYI’m ikrardan dönen Mervan’dır
Gaziler dergaha giden kervandır

Müsahib dindir mürebbi imandır
Bir er bu dergaha yeder bulmalı.”

Şah Hatayı, EHL-İ BEYT’i sevdiği için (TEVELLA ETTİĞİ için) Haricilerin kendisine düşman olduğunu söylüyor:

“Ben tevella kılalı şol Hanedan’a sıdk ile
Olmuşum her dem Havaric gözlerinin hançeri
Can feda kıl ey HATAYI AL’ine peygamberin
Ta cehennem ateşinden olmak istersen beri.”

Alevi – Bektaşi şiirlerinde Tevella ve Teberra sözcükleri çok geçer, “Hz. Muhammed’in ve Ehl-i Beyt’nin dostuna dost, düşmanına düşman olmak” demektir. Tevellasını, teberrasını bilen canlara aşkolsun!
Hazret-i MUHAMMED’in MİRACI’nı, İmam-ı ALİ’nin KIRKLAR’ın başı ve Tanrı sırlarının sahibi olduğunu, bu haberin gerçeğini ancak arif olanların bileceğini Şah Hatayı şöyle anlatıyor:

“Çıktı Mirac’a Muhammed dedi doksan bin kelam
Sırr-ı Hakk’a mahrem-i esrarsın sen Ya Ali.

“Muhammed Mirac’a vardığı gece
Kapıda gördüğü arslanın Ali’dir

Çü gördü çihil er var sırr-ı kudret
İçinde server-i Merdan Ali’dir.”

“Onlar ki çehl-i ten’dir sırr-ı kudret Onu arif bilir nice haberdir.”

Kendini bilmeyen (Tanrı’sını da bilmeyen) softanın Hakk’a (Ademe) değil, duvara secde ettiğini, yüzünü Hakk’ın yüzüne çevirmediğini, paradan puldan başka amacı olmadığını, bütün yaşamının yalan – dolan olduğunu, Hak aşıklarının amacı ise sevginin (Tanrı’nın) yüzünü (hoşnutluğunu) görmek olduğunu Şah Hatayı şöyle anlatıyor.

“Zahid ol yüzünü duvara tutup el götürür
Aşkın maksudu didar ola duvar değil.”

“Tanımamış o nefsini nice bilsin ki Rabbini
Kalubdur la da illa da görünen ne zikeder sofi

Sevübdür sim ile zer’i koyubdur vasl-ı dildarı
Eğer doğrusunu dersem olur hışım ile her sofi.”

HAK-MUHAMMED ALİ YOLU’nun inceden ince olduğunu, bu yolda özveride bulunan canların gerçek Ehl-i Beyt dostu olduğunu, Hz. Ali’yi inkar edenleri sevmediğini söylüyor:

“Yolumuz incedir inceden ince
Bu yolda baş veren erkanımızdır

HATAYİ’yim mevali sırr-ı Haydar
Şah’ı hak bilmeyen düşmanımızdır.”

Alevi ibadetinin özü, KIRKLAR MECLİSİ’nden beri gelen CEM’dir. Cem’e gelip bir gelip bir divanında görgü-sorgu’dan geçmedikçe Tevhid zikrine girmedikçe, işlenen günahların bağışlanmayacağını, Şah Hatayi şöyle anlatıyor:

“Cemiyet niyazın kıla irfanda
Rahmetindir tenin ol yeter sende
Günahın mahvolur süalin bunda
Yargılanmayınca kabrine konmaz.”

“HATAYİ’m bu sırra ereyim dersen
Şardaki sultanı göreyim dersen
Süalsiz cennete gireyim dersen
Cemevine diri gelme ölü gel.”

CEM ibadeti, Alevi inancında Hz. Muhammed’in “MUTU KABLA EN TE MUTU…” hadisine dayanır ki, anlamı şudur:

“Ölmeden önce ölün, hesaba çekilmeden önce hesabınızı görün, mahşer günü gelmeden hesabınızı verin. Ahirete kul hakkı ile gitmeyin. Hiç kimseyle alıp vereceğiniz kalmasın. Alnınız açık, yüzünüz ak olsun. Dürüst, mert, iyi huylu gerçek erenler safına katılmış insan-ı kamillerden olun. İnsanlar sizden razı ve hoşnut olsun ki, Hak (Tanrı) da sizden razı ve hoşnut ola.”

İşte Alevilik, işte İslam’ın amacı, işte insanlık!

DEDE’nin görevinin halkı eğitmesi, aydınlatması, örnek bir lider olması, DÖRT KAPI’yı bilmesi ve öğretmesi olduğunu, Şah Hatayi şöyle anlatıyor.

“Pir odur ki yurdunda otura
Talibin noksan yerini yetire
Teselli veriben yola getire
Eriştire DÖRT KAPI’nın hepsine

DEDE ve TALİB: Dede ve talibin nasıllığı, görevleri ve özellikleri İMAM CAFER BUYRUĞU’nda ayrıntılı olarak anlatılır. Biz buraya özetini alıyoruz:

“Dedelik (mürşidlik) ve Muhammed Ali’den kalmıştır. Bu nedenle Evlad-ı Resul’den başkasına dedelik etmek ve talib olmak caiz değildir. Yediği, içtiği haramdır. Tarikat ve Hakikat’ten koğulmuştur.

Bir dede, talibi irşad etmese (eğitmese) ve talib de irşad olmasa, o nasıl dede olur? Ve o nasıl talib olur? Dede olan, talib olan kimseler kamil vücud ola iki, ikrarı caiz ola, emeği ve kurbanı ve niyazı kabul ola, boşa gitmeye.
Dede’nin bilgili, dürüst, örnek insan olması gerekir… Talibin köşesine kurulup, “Ben seyidim” deyip, yeyip, içip nefsini eğlendiren boşuna emek çeker.”
Eğitim görmüş gerçek bir dede, talibinden (Alevi toplumundan) sorumludur. Zira, o bir mürşid-i kamildir (uzman bir eğitimcidir) ve Hakk’ın vekilidir. Ocakoğlu bir dede müminin davasını öbür dünyaya (mahşere) bırakmayıp, Cem’de, pir divanında görmelidir. Talibin sitemi (cezası) ne ise ödetmelidir.
Talib de, hak sahibi kim ise, onunla helalleşmelidir. Çünkü, HAK- MUHAMMED-ALİ yolunda “Döktüğün var ise doldur, ağlattığın var ise güldür, yıktığın var ise kaldır, aldığın var ise ver…” kuralı geçerlidir ki, günümüzde tüm dünya insanlığının da muhtaç olduğu insanlık budur.
Günümüz piyasayı kaplayan bazı Alevi dönekleri, yanlarına birkaç Sünni dinsizleri de alarak, inanmadıkları halde, olur-olmaz yerlerde katta cemlerde sazlarıyla DEYİŞ-DÜVAZ söyleyip Alevinin sırtında para kazanan, arkasını dönünce de yolu-erkanı inkar, “Muhammed arabın Muhammedi’dir.” “Ali katildir” “Alevilik İslam dışıdır, olsa olsa bir yaşam biçimidir” “Ali’siz Alevilik” gibi nice hezeyanlarda bulunan (ki Emevi-Mervaniler kutsal Alevilik ağacının dallarını asırlarca kesmişler ağaç durmadan gürleşmişti; bizim bir avuç ikrarsız nevzuhurlar ise, kutsal ağacımızı (İnancımızı) kökünden kesip Alevililiği yok etmeye çabalıyorlar), kitaplar yazıp yurt içinde-yurtdışında Alevi Kültür Merkezlerince konferanslara davet edilen kısacası, HAK-MUHAMMED-ALİ, PİR BEKTAŞ VELİ ve GERÇEK ERENLERİN YOLU’nu ve ALEVİ TOPLUMUNU utanmadan sömüren insancıklar için (ki Alevilik bunlarla ne hale gelir?) hatırlatma yapıyor, bunların Harici olduklarını söylüyor ve masum Alevi toplumunu şöyle uyarıyor Şah Hatayi hazretleri:

“İşin benlik öğünerek söylemek
Nefsine uyar da çekersin emek
Bu mudur Hak İçin Hizmet eylemek
Birlik olmayınca iki baş olmaz”

“Karadır kalbin de çürüktür özün
Ahdine vefa yok yalandır sözün
Er-Hak divanında karadır yüzün
Yalan Hak Katında muteber olmaz”

“Malı başı yola koymayanlar
Sofu deme sen onu serseridir
Onlarki bu tariki oldu inkar
Havaricdir gaza kılın yeridir.”
“evliya erkanına her kim ki doğru gelmeye
ZÜLFİKAR boynuna uğrar her kim erkandan çıkar.”

İslam alemini ahtapot gibi sarıp, insanlara saçma sapan masallar anlatan, biçare Müslümanların geriliğine neden olan, yerin altında ÖKÜZ olduğunu, başını sallayınca deprem meydana geldiğini bile söyleyip halka yutturan, Yezit, Mervan gibi Emevi çapulcularını öve öve bitiremeyen, Muhammed-Ali’nin İslamından habersiz olduğu halde kendini İslam sanan VAİZ’in saçmalarının efsaneden ibaret olduğunu, dersini ve Hak sevgisini VAİZ’den değil Gerçek Erenler’den aldığını şöyle anlatıyor Şah Hatayi:

“Gah ü bigah tevbe verir bana şehrin vaizi
Vaizi tevbesi şeha bana efsane gelir.”
“Evliya’dan hasıl ettik aşk ile sevdayı biz
Zahide verdik onun’çün zühd ile takva’yı biz.”

Camilerde halka dinsel bilgiler(!) veren VAİZ’in kimliği büyük veli, tasavvufçu Abdurrahman CAMİ “Nefehat-ül Üns” adlı yapıtında açıkça şöyle özetliyor:

“Vaizler iki türlüdür:

Bunlardan bir grup, bir sürü anlamsız ve uydurma sözler ezberlemişlerdir ki, onlarda din bilgisinden eser bile yoktur. Bu gibiler, başlarına adam toplamak için alemde dolaşır dururlar: Padişahların, devlet ve hükümet adamlarının, nüfuzlu kişilerin yağcılığını yaparlar. Kimi kez halkın hoşuna gidecek vaazlar verirler. Kimi kez sapıklığa düşürürler, doğru yoldan saptırırlar. Kimi kez dünyayı halka zindan ederler. Ta ki onlar (malı-mülkü) terk edip, kendileri alsınlar. Kimi kez her işte, her sözde dine aykırılık bularak, ahirette azap görüleceğini aşırı biçimde anlatırlar. Ta ki halkı korkuya, umutsuzluğa, şaşkınlığa düşürsünler. Bazen da, her harekete izin verirler, her şeyi helal gösterirler; ruhsat kapılarını ardına kadar açarlar; böylelikle insanların yüreğinden Allah korkusunu kaldırırlar. Uydurma hadisler naklederek, fitneler ve yobazlıklar gösterirler: Müslümanları gericiliğe teşvik eder kışkırtır, azdırmaya çalışırlar. Cehennemin ateşini alevlendiren bunlardır.”