ŞEVKİ KOCA’YLA SÖYLEŞİLER

 

AYHAN AYDIN

ÜÇÜNCÜ SÖYLEŞİ

Biraz yaşamınızdan anlatır mısınız?

Bugüne kadar neler yaptınız, neler yapmaya çalıştınız.

 

Denizde balık olabilmek…

Kıyıya vuran dalgalar muhakkak denize döner.

Eski tasavvufçular buna mevc derler.

Bütün mevcler deryaya dönecektir.

Vahdette de bu böyledir.

Bir söz vardır, başlangıç ondandır nihâyet yine onadır.

Bu sözcük denize benzetilir dalgalara oluşunca şekiller ortaya çıkar, durulunca her şey herine varır şekil ve suret kalmaz.

Zaman zaman bir takım şeyler ifâde etmemiz o vahdetten, o cemden ayrı olduğumuz anlamına gelmemeli, bu bakımdan özel olarak bir Şevki Koca kelime-i değil Ali oldum, Veli oldum bahane güvercin donunda kondum demiş Hacı Bektâş-i Veli.

108 temel element bir gün Şevki olacak, bir gün Ali olacak, bir gün Veli olacak yine aynı malzeme toplanıp gelecek.

Kendimizi bir vücut vermemektir, maksat vücut vermeden yani “L” mevcut olup mevcudu anlamak içindir.

Tasavvufçular buna “Lâ ilâhe illâllahtan” farklı olarak “Lâ” mevcut “illâ” olduğu derler, asıl olan Allah’tır.

Hepimiz onun tecelli sırrı olarak bir yerlerde görünüp tekrar bu denize döneriz.

Bu bakımdan kendim şahsi kariyerim ile ilgili bir şeyler söylemeyi istemiyorum ama aydınlanmak açısından basit bir iki şey nazarlarımı istediğiniz için kırmak istemiyorum kabul buyurursanız.

Kendim makine mühendisiyim.

Çevre kuruluşlarında çalıştım, gençlik yaşlarımda siyasetle uğraştım.

Mesele bir özel şablona sığınmak değil.

Çok iyi yazar olduğumu sanmıyorum.

Yalnız bilgileri bir ayna gibi yansıtmaya çalışıyoruz.

Fakirin bir gönlü Bektâşî ama bir gönlü de Melâmi’dir.

Yani yukarıda görünmek değil mümkün olduğu kadar zemine inmek de fayda var

Çünkü Kubur’la Kabir aynı yazılır, çukur demektir.

Kubir yüksekliktir ama aslında çukura girmekten farkı yoktur. Önemli olan Kabire girmektir, Kabristana girmektir ve paylaşımcı olmaktır.

Horasan evliyâsı Bağdat evliyâsına  soruyor; “ne yapıyorsunuz erenlerim?, Bağdat evliyâsı cevap verir “biz bulduğumuz zaman yiyoruz, bulamadığımız zaman şükrediyoruz” demiş.

Horasan evliyâsı çok güzel bir cevabı var “onu Bağdat’ın köpekleri de yapar, biz bulduğumuz zaman dağıtıyoruz, bulamadığımız zaman peşinde koşuyoruz”.

Yine Cenâb-ı Peygamber bir harabelik yerden geçerken diyor ki; bir adam görüyor, devamlı namâz kılıyor, 24 saat, “yahu kardeşim sen burada namâz kılıyorsun ama senin karnını kim doyuruyor?”, diyor.

“Vallahi ben burada Allah’a ibadet ediyorum benim bir deli kardeşim var o gidip çalışır, benim karnımı doyurur”, diyor.

O zaman Cenâb-ı Peygamber buyuruyor; “Allah katında kardeşinin yeri senden yüksektir.”

Demek ki bu evreni biz bir yerden atıfetle bulmadık bu evren bize bir miras kalmışsa, Kızılderili’lerin bir sözü var; “bu dünya bize miras değil atalarımızdan çocuklarımıza miras kaldı” diyorlar.

Düğmeye basıyoruz, elektrik geliyor, yapacağımız tek şey elektrik idaresine para vermektir.

Birileri bunlar için ömrünü verdi bu dünyayı böyle hazır bulmadık.

Yani üreten insanlardan devir aldık, üreten bir insan olarak da gelecek kuşaklara devir edeceğiz.

Onun için Cenâb-ı Allah Hut suresinde “emâneti dağlara taşlara teklif ettim kabul etmediler, insan cahildi ve aceleciydi o kabul etti” diyor.

Buradaki cahil abdi anlamında, olumlu anlamda, pozitif anlamda cehalettir.

Çocuğumuzu cahil olduğu için okula yollarız. Aceleciydi ancak kendisinin nefsine zulmeden insanoğludur, gerektiği zaman yemez, gerektiği zaman içmez disiplinler uygulayabilen insanoğludur.

Dolayısıyla insan idrak durağıdır, bu bakımdan gizli güzellikler, her şeyde bir şeyin olduğu Hacı Bektâşî Veli’nin dediği gibi her şeyin güzel olduğu mantığıyla güzellenmiştir insanoğlu.

Hz. Peygamber Efendimiz bir gün bir çadırın etrafından geçerken bir hayvan leşi görüyor, herkes burnunu tıkıyor Cenâb-ı Peygamber “ne güzel dişleri var” diyor.

Onda da ilk cemâli görebilmektir hüner.

İşte bizlerin yaptığı da fakir görebildiğim kadarıyla her şeyin hayır olduğuna, hayra tekabül ettiğine inancım var.

Biz filmin sonunu bilmediğimiz için başında seyrettiğimiz adamı kötü adam biliyoruz, bir de bakıyoruz ki filmin sonunda iyi adam olarak karşımıza çıkıyor.

Eskiden kaza derlerdi, kaza iyi olamamış, gecikmiş anlamına gelir, buradan diyelim ki Bostancı’dan Kadıköy’e giderken arabamız kaza geçirse gecikiyoruz, kızıyoruz.

Halbuki kaza olmazsa belki de başka bir şey olup da öleceğiz, o kazada da bir hayır vardır. İşte Tarikat-i Bektâşî kültürü ve Hacı Bektâş’la gelişen tevhid akidesi bütün escamda vücutlanmış bulunan her şeyin hayır üzerine tekabül etmesi gerçeğini oturtmuştur, ve her şey dışarıyı hiç görmez Bektâşîlik, efendim sana göredir o hayvanın leş olması, akbabaya sorarsan çok güzel bir ziyafettir.

Mevlâna Celâlleddin Rûmi Hazretleri talibi ile yürürken mürebbi ile, yolda bir gübre görüyor hemen burnunu tıkıyor talibi ağzını açmıyor akşam lokma yaptıklarında yemeğe otururken meydanda marul çıkartıyor talip yemeye başlıyor marulu, beğendin mi derviş diyor marulu, çok güzel diyor, işte o gübrenin içinde yetişiyor.

Dolayısıyla bal böceğini balda, gübre böceğini gübrede yaşatmak lâzım. Her ikisinin de cenneti odur.

Hacı Bektâşî Veli Hazretleri, Ahmet Yesevi ekolünden gelmiş, 4 kapı, 40 makamı idare ederek ilk doktorini kurmuştur.

4 okul vardı Yesevi Ocaklarında, ikiye ayrılıyor bir Erdebil okulu var, bir de Horasan ekolü var.

Horasan ekolü 4 kapıyı bulmuş, şeriât, tarikat, marifet, hakikat.

Bakara suresi elif, lâm, mim diyor, kitaptan şüphe etme diyor, öyle başlar.

Neden öyle başlıyor?, insan anne karnına bir mim olarak düşer rükûya bakar lâm olur, sonra elif olur dünyaya gelir.

Yine âyet-i kerimede Kur’an ve insan ikizdir diyor, insana gelen bir Kur’anı Kerim’in mantığını koymaya çalışmıştır, rafta duran Kur’anı Kerim’den bahsetmemiştir.

Hayatımızda günlük işleyişimizde, üretimimizde ben size şâh damarınızdan daha yakınım diyor, arada aya mı var ki aracı olsun, ben kulumun gören gözü, konuşan ağzı, duyan kulağıyım diyor.

Senden gayrılık mı var ki ayrılık olsun.

Demek ki şeriât, tarikat, marifet, hakikat basamaklarında idrak eden bir insan sembolize açı yorumunu Hacı Bektâş ön görmüş, onu da üçe ayırmış.

Benim sistemim taassuptan kurtulmaktır, cehaletten kurtulmaktır, fakirlikten kurtulmaktır.

Taassuptan kurtulmaktır fikri sabitten kurtulmaktır.

Cehaletten kurtulmaktır ilim sahibi olmayı hedeflemiştir.

Sefâletten kurtulmaktır diri, çalışkan olmayı, emek sahibi olmayı emretmiştir.

Yani Kur’anı Kerim’in Arapça manzumelerin içine sıkışmış olan ruhunu Hacı Bektâşî Veli Hazretleri yaşamımıza indirmiştir.

Osmanlı Devleti bu yaşamı, bu felsefeyi bütün kurumlara indirgediği için Balkanlar’da, Rusya’da, Yemen’de akla gelebilecek birçok yerde hudut kurabilmiştir.

Devletler, sistemler, sadece kılıçla kurulmuş olsaydı 70 yıllık Sovyet rejimi çökmezdi.

690 sene süren bir devlet sadece kılıçla ayakta kalamaz, onu besleyen kaynaklar muhakkak vardır.

O Ortodoks düşünceye karşı, Batı Katolik düşüncesine karşı, insanı öne getirdiler ve sürekli olarak Yunus Emre olsun, Hacı Bektâş Veli olsun, Hacı Bayram Veli olsun akla gelen hangi aziz vardır ki insanı amaçlamaz.

Bütün mesele insana gelen bir dokuyu analiz etmek ve ortaya koymak.

Neyi kast etmiş Cenâb-ı Hak; o kuru kelimeleri, lem yelid velem yüled velem yeküllehu küfüven ehad.

Ne diyor; doğurmamış ve doğmamış, demek ki bizim bildiğimiz anlamda değil, dişilik erkeklikten zatını ifade etmeye, şimdi tabiri caiz ise Allah dişi midir, erkek midir, böyle soru olur mu?

Onun tecelli sırrı nereye düşüyorsa o istikamete göre feyiz alır, yani arpa  ekiince buğday çıkmaz.

Bileşim çevresinde 21 saatte dünya bir tur atıyor, bu kader bu kanun demek, güneşe yaklaştığı zaman kış ayı geliyor, güneşten uzaklaşınca yaz ayı geliyor, biz bunun tersini biliriz. Bütün mesele Cenâb-ı Hakk’ın zâtını anlayabilmektir.

Mesela Necm suresinde diyor ki; “ben kulumla o kadar yaklaştım ki arada hiç mesafe kalmadı, bir yay boyu, bir kaş boyu, iki kaş arası, Pir Sultan’da diyor ki; “mihrabımdır kaşlarının arası” bu âyeti anlatmaya çalışıyor.

Hacı Bektâşî Veli, Allah ile kulun yakınlaşmasını istemiş, öbür dünyanın karanlıklarına götürmek değil insanı, öbür dünyayı bu dünyaya getirmeye çalışmıştır.

Ölmeden önce ölmektir marifet.

 

O karanlıkları aydınlıklara çevirebilecek, Hacı Bektâşî Veli hangi düşünce akımındaydı?

 

Hacı Bektâşî Veli’nin Türkçe’si tarikat Türklüğüdür, tarikat kültürü Türklüğüdür.

Kur’anı Kerim’in manzum yapısını değiştirmek değil ama sana anlatırken onu Türkçe anlatmak zorundadır.

Yolunu Türklük üzerine kurmuştur.

Kitaplarının hepsi Arapça, hepsini de Sait Emre çevirmiştir. Kur’an’ı Kerim’de Ayân-ı Sabite yazıyor bunun Türkçe’sini bulamazsınız.

Çünkü Türkçe’si yok, Ayân-ı Sabite çekirdeğin içindeki sır demektir.

Onun içinde yaprağı var, dalı var, dokusu da var bunu nasıl Türkçe’ye çevireceksin.

O bakımdan onu yol yani Bektâşîlik tercüme etmiştir, Bektâşîliğin bütün erkânları Türkçe’dir.

 

Babailer içerisinde, Kalenderiler içerisinde Türkçe bilen tasavvufun derinliklerine girmemiş bir Türk öncüsü olarak öne çıkan Hacı Bektâşî Veli kimliğinin dışında; siz bilakis İslâm tasavvufu içerisinde derinliklere inmiş bir Hacı Bektâşî Veli portresi çiziyorsunuz.

 

Birisi yabancı âyet okusun hemen anlıyorum. Çünkü içinde Alevîlik olacak, Mevlevilik olacak, Alperenlik olacak hepsinin tutması lâzım.

Hacı Bektâşî Veli tevhidten şaşmamış, Allah’tan başkası yok ama bu Türklük kültür Türklüğüdür.

Onun içinde Laz’ı, Arnavut’u, Kürt’ü, Boşnağı, Çerkez’i kim varsa fark etmiyor bir üst kimliktir ama orijinal çevirilerini Arapça yapmıştır ama Arap’ın anladığı Arapça değil, Rab’ça yapmıştır. Kur’anı Kerime “kulhuvallahü ehad” denmiş “ehad” bir demektir, zâtı ifade etmektir.

İnsanoğlu bu evrende halden hale geçiyor, evrende yaptığımız bir şey yok ne çoğalma var nede eksilme var.

 

Orada da bir şey yok. Her şey dünya düşüncesinin içerisinde.

 

İskoçların bir atasözü var; “Bu yeryüzü çatısı altın söylenmiş yeni bir söz yoktur.”

 

Amerika’yı keşfettim diyor, yahu Amerika yok muydu?

 

Hadi diyelim ki keşfettin kim keşfetti?, Kızılderili için keşif olur mu, adam orada yaşıyor zâten.

Pastör kuduz aşısını buldu, diyorlar. Yahu o aşı bir çiçeğin içinde duruyor sen gidip onu bulmuşsun.

İnsanlar dünyaya Türkçe gelmişlerdir.

Manâyı anlamak lâzım, Alevî, Bektâşî kökenliyiz diye gidip camilerde milleti mi keselim, Yezit’ten ne farkımız kalır.

 

Demek ki manâ olan Ali’ye, manâ olan Hüseyin’e gelmedikten sonra adamın ne kabahati var.

Adam Allah diyerek gidiyor iyi bir şeyler yapmaya çalışıyor. Mesele kendi içinde olgun insan olabilmek.

 

Hacı Bektâşî Veli’ler ve diğer ulular hangi inanç damarından beslendiler?

 

Kimisi Hikmet nazariyesi derler. Eshâb-ı suffa vardır, Hz. Peygamber’in yanında. Bunlar 40 kişidir.

Cenâb-ı Peygamber halka işle ilmini anlatıyor ama buraya tevhid ilmini anlatıyor.

Suffa boşalma demek, tasavvuf boşalmış demek, ayıplardan boşalmış seccadeyi ve tespihin her şey olmadığını tefekkür eden manâyı anlayan insanlar, Romen Diyojen’de tasavvufçudur.

İlk insan ne zaman başlamışsa iki kişi bir araya gelince tasavvuf başlar biri zâhir diğeri batındır, biri içe bakmış diğeri dışa bakmıştır, ama tasavvufun bir de talâk tasavvufu vardır o da boşalma demektir yani üç kere boş ol deyince boşanırsın işte öyle ama fenafillah.

Hacı Bektâşî Veli; ikiye ayrılıyor semavi dinleri.

Birisi Hakk’a giden yoldur; diğeri menzildir, biri Hakka salavat diğeri Hakta olan salavattır, diyor.

Hakta olan salavat vücutta ikilik vardır, iradelerle ikidir. Hakk’a olan salavat tektir. Zâten evrende irade tek olduğu için güneş sisteminin manzumesi şaşmıyor.

 

Sonuçta baki olan Allah’tır.

 

Meselâ fâni deriz; şeker nereye kadar şekerdir örneğin çayın yanına kadar ama çayın içine girdikten sonra şeker denmez çay olmuştur o yani fâni olmuştur ama kaybolmamıştır.

İki zamanda bir zuhur, iki zuhurda bir zamanda olmaz, kalp her atışında bir zaman için atar işte bu talâka geçebilmek Bektâşî’ye buna vahdet-i mevcut demiş.

Diğer tarikatlar vahdet-i vücut demiş, vücut varsa vahdet birlik demek vücut iki iki birlemeye çalışıyorsun.

Vahdet-i mevcut senin benim, vücudu yok, Allah’tan başka bir vücut yok demektir.

Bunları anlatmak zor bir hadisedir.

Bunlar katlı anlatımdır sadece bu sözlerle sınırlamakta yanlış olur.

İşte Hacı Bektâşî Veli o büyük tevhid düşüncesini Ahmet Yesevi ile gelen sistematize etmiş meydanına koymuş onun için Bektâşîlik 12 post, 17 niyaz.

Nutfe anne karnına düştükten sonra 17 ili gezerek dünyaya gelir.

Kur’anı Kerim’de Adem erkek midir, dişi midir, diye yazmaz. Havva için ise Adem ve eşi diye geçer.

Adem kız anlamına da gelir, erkek anlamına da gelir.

Hz. Adem başka, Adem başkadır, karıştırmayalım.

Nutfeden bahsetmesi İbrahim Peygamber nefsi ile İsmail, nefsini kesmeye çalıştı.

Kışın canın dondurma ister yersin, yesen de zulmedersin yemesen de.

Yesen canına zulmetmiş olursun, yemesen nefsine zulmetmiş olursun.

O bakımdan İbrahim Peygambere diyor ki; nefsini tut.

 

CEM RADYO, 13 TEMMUZ 2001

 

 

Kaynak: Şevki Koca, Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları, CEM Vakfı Yayınları, Aralık 2005, İstanbul; Sayfa: 125-133