Dimetoka’da Bir Erenler Ocağı Seyyid Ali Sultân-Kızıldeli (Microdorian) Bektâşî Dergâhı

Şevki Koca

 

Değerli okurlarım bu araştırmamızda Bektâşî gelenek ve kültürü üzerinde derin yapısal izler bırakmış olan ve bugünün Yunanistan-Dimetoka bölgesi sınırları içinde kalmış bulunan Microdorian (Demirviran) köyünde ve Kızıldeli çayının hemen kıyısında bulunan “Seyyid Ali Sultân” Dergâhına ilişkin didaktik açıklamalar yapmak ve münhasıran beyan edeceğim Postnişinlik profili ve biyografiler eşliğinde bu gizemli Tekyenin otantik tarihinden özgün açınımlar arz etmek arzusundayım.

Bilindiği gibi Bektâşîliğin bir tarîkat kültürü olarak Balkanlar ve Doğu Avrupa coğrafyasına difüzyonu ve bu yörelerdeki mutlak (absulute) etkinliğine ulaştığı yıllar incelendiğinde karışımıza Sarı Saltuk mahlaslı esatirik evliya çıkmaktadır. Hünkâr Hace Bektâş Veli’ye ilişkin velâyetnâme varyantlarında bu zât Hace Bektâş Veli’den bizzât el almış bir derviş olarak görünmektedir. Diğer yandan çeşitli tarihi kaynaklarda bu şâhsın Aya Naume, Aya Sprıdone, aya Nicolas, Saint Clause vb. gibi meşhur Ortodoks tandaslı İsevi Azizlerine tahvil edildiği görülmektedir. Merhum Turgut Koca Baba; 1991 yılında neşrettiği W. Hasluck’un “Bektâşîliğin Coğrafi Dağılımı” isimli eserinin çevirisinin önsözünde; Sarı Saltuk’un İseviler’ce kutsallık atfedilen ünlü Azizleri Santa Klause’nin Noel Baba adıyla bir exajerasyon geçirerek söylencelerde yer bulduğunu savlamış ve bu mana da oldukça naif bir muhakeme ve mantık içeren deliller arz etmiştir. Yine Evliya Çelebi’nin gezi notlarında ve Cem Sultân’ın vakıanüvisti Ebul Hayr Rumi’nin (1473-1480) “Saltuknâme” isimli eserinde kendisinden çok geniş bir mübahese söz konusudur. Ebu’ul Hayr Rumi, Saru Saltuk’tan söz ederken kendisini Horasan’dan Diyar-ı Rum’a (Anadolu’ya) yerleşmiş “Şerif Hızır” (Hızır Gazi) isimli ehl-i Sünnet bir evliya olarak yad etmektedir. (Fakîr’e göre bu tespit oldukça makûl olup bilinenlerin aksine Kadim Bektâşîlik temelinde bir Yesevi postulatı olarak “Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaât” bir konsept’tir) Diğer bir başka belge de aslen Fas-Marakeşli olan ve ünlü bir seyyah olarak bilinen “İbn-i Batuta’nın” gezi notlarıdır. Bu belgede İbn-i Batuta Sarı Saltık’tan “Baba Saltuk” olarak bahsetmektedir. Evliya Çelebi ise bu azizi Horasan doğumlu olarak tespit edib gerçek adının Muhammed Buhuri olduğunu savlamaktadır. (Bazı müverrihler Buhuri’yi, Buhari olarak okuyup farklı senaryolar üretmişlerdir) Evliya Çelebi, Saru Saltuk’un 1263 yılında Romanya, Babadağı’nda bir büyük dergâh uyandırdığını belirtmiştir. Çelebi verdiği bilgileri Özi Valisi “Koca Kenan Paşa” tarafından yaklaşık 1611 yıllarında yazılmış “Fütûhat-ı Toktamış” adlı eserden ve Gelibolu’lu tarihçi Mehmet Yazıcıoğlu’nun (vefât. 1451) “Muhammediyye” isimli çalışmasından istinsah ettiğini zikretmektedir. Saru Saltuk özellikle “Türkapol” adıyla maruf ve Güney Rusya’dan göç ederek Romanya-Dobruca’ya yerleşmiş Hıristiyan Türk Tatar’ların Bektâşîleşmesinde önemli roller oynamıştır. Hacı Bektâş Velâyetnâmelerine göre, Hz. Pir kendisine görev vererek yanına kattığı “Ulu Abdal” ve “Kiçi Abdal” isimli dervişler ile birlikte Balkanların irşâdına memur eder. Saru Saltuk Hazretleri tahta (batın) kılıcıyla Kırım başta olmak üzere Azerbaycan, Sinop, Moldavia, Kaligra, Dobruca, Varna, Gerlova, Niş, Lej vs. gibi yöre ve merkezlerde birçok kerâmet izhâr ederek ön Bektâşîlik diye adlandırabileceğimiz döneme damgasını vurmuş ve tüm Doğu Avrupa’da irşat merkezleri uyandırmış Abdalan-ı Rum mahlaslı Alperenlerdendir. Saru Saltuk bilinen kayıtlara göre 14’ncü yüzyıl başlarında Hakk’a yürümüş olup, dünya üzerinde tam on yedi ayrı yerde kabir merkaddi (nazarlaması) bulunmaktadır. (Şimdilik mevzuumuzla doğrudan ilişkisi olmaması nedeniyle bu özet bilgilerle iktifa eylemek arzusundayız.)

Ön-Osmanlı Fatihlerinin fetih ve fütüvvet (feta) amaçlı kıt’a Avrupa’sına geçiş teşebbüsleri 1221-1360 yılları arasında (tam anlamıyla yerleşik bir konuma ulaşılıncaya kadar) tam on sekiz kez yenilenmiştir. Diğer yandan, Seyfiyan-ı Rum, Gaziyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum ortak paydasıyla bilinen Alp-eren dervişlerin gerçek manâda Avrupa’da iskânları ancak dokuzuncu sefer ile gerçekleşmiş olup Orhan Gazi döneminin 1337 yılına tekabül etmektedir.

1337 yılında gerçekleşen bu geçiş esnasında konumuza mehas teşkil eden ünlü Bektâşî azizi Seyyid Ali Sultânda yer almışlardır. Bu sefere daha önce Saru Saltuk’un geçişi karine alınarak Alperenlerin ikinci Rumeli geçişi veya Kırkların birinci geçişi denilmekte olup Bektâşî sözlü geleneğinde önemli bir yer tutmaktadır. Ancak gerçek anlamda iskân ihtiva eden Rumeli Fütûhatı ise on sekizinci geçiş ile sağlanabilmiş olup buna da Kırklar’ın ikinci geçişi denilmektedir. (Kırklareli vilayetinin adı buradan karinedir.) Bu tarihte Doğu Roma (Bizans) İmparatoru “Yuanis Kantakuzinos”tur. 1354 yılında Orhangazi’nin kumandanlarından Süleyman Paşa komutasında bir ordu ile Gelibolu tarikiyle Rumeli’ne (Trakya’ya) ayak basılmıştır. Güzergah takip edilerek; Bolayır (Purgaz), Koşukavak, Edrene, Eceabad, Konurhisar, Tekfurdağı, Rusçuk, Slistire, Şumnu, Niğbolu, İpsala, Malkara, Hayrabolu, Keşan, çorlu, Dimetoka gibi mekânlar tamamıyla Osmanlıların mutlak denetimi altına girmişlerdir. Bu sefer esnasında bölgenin önemli müstahkemlerinden sayılan Çimpe, Haçie, Mürsed (Mürsad), Baç’in gibi kaleler ele geçirilmiştir. Bu fetihlere ilişkin olay örgüsü (1644-1701) yılları arasında burada postnişinlik yapmış “Cezbi Abdal” tarafından yazılan “Seyyid Ali Sultân” Velâyetnâmesinin içeriğinde oldukça allegorik bir uslüp ve esatirik mahiyette tespit olunmuştur. Söz konusu Velâyetnâme’de Emir Sultân (1), Seyyid Rüstem Gazi, Abdüssamed Fakih, Seyyid Ahmed gibi Abdalan-ı Rum mensuplarının isimleri tek, tek zikredilerek bu geçişin Yıldırım Han’ın (1’nci Bayazıd) emir ve önderliğinde yapıldığı tespit olunmuştur. Velâyetnâme burada bir çelişki arz etmektedir; zira söz konusu Rumeli Fethinin 1357 yılında olduğuna dair müverrihlerin ittifakı esas alındığında, bu tarihlerde Osmanlı iktidarında Yıldırım Han yani 1’nci Bayazıd değil Orhan Gazi Han bulunmaktadır. Diğer yandan 1’nci Bayazıd’ın 1387’de Karaman Savaşına bizzât katıldığı ve gösterdiği üstün kahramanlıklardan dolayı “Yıldırım” mahlasını aldığı kayıtlarda belirtilmiştir. Asasen Orhan Gazi’nin vefâtı 1389 ve 1’nci Bayazıd’ın cülusu ise 1389 tarihlerindedir. Diğer yandan Velâyetnâme’de yer alan Alperenler’in (2) çoğunun Orhan Gazi dönemi yaşadıkları bilinmektedir. Bu zâtlar şunlardır; Süleyman Paşa, Akçakoca, Konuralp, Abdurrahman Gazi, Kara Mürsel, Aykut Alp, Tez Ali, Akbaş Mahmud, Kara Tekin, Gündüz Bey, Hacı İlbey, Lala Şâhin, gazi Fazıl, Evrenos Bey, Turgut Alp, Ece Bey, Hızır Bey, Eflegan Bey, Rüstem Gazi, Seyyid Ali Sultân, Abdüssamed Fakih, Seyyid Ahmet, vb. (3) Toplam kırk yiğide exajere edilerek mitolojik hüviyet kazanmış olan bu geçiş esnasında şehit düşmüş zâtlardan birinin kabri Gelibolu’da medfûn olup kumsalda bulunan kabri dolayısıyla bugünün halkı tarafından Kum Baba ismiyle anılarak ziyâret edilmektedir. Bazı kaynaklarda bu sefere Orhan Gazi’nin bizzât katıldığı, ordunun sol tarafında yer aldığı ve ortada Sarıca Paşa ve sağ kanaatta Süleyman Paşa’nın olduğuna dair bilgilerde mahfuzdur.

Seyyid Ali Sultân 1385 yılında Dimetoka’nın Microdorian (Demirviran) adı verilen köyünde Kızıldeli Çayının bitişiğinde bir Bektâşî Dergâhı kurarak ilk postnişini olmuştur. Yine bu dergâhın kuzeyine kalan “Kırca Ali” köyünde bir makam (nazarlaması) mevcud olup, A.B.D. / Detroit Dergâhı Postnişini Merhum Recep Ferdi Baba’nın “Bektâşî Mistisizmi” isimli Arnavutça eserinde bir tesbit açısından burasını zikreden Rusçuk’lu Şair Zarifi’nin aşağıda belirttiğimiz dörtlüğüne yer verilmiştir.

 

Hü Dost

Aşıklar der sana beli

Eyasadık gerçek veli

Kırcali’de Kızıldeli

Maksuduma ir’gör beni

 

Dimetoka Dergâhı dünya üzerinde mücerret hilafet erkânı yapılabilen beş büyük tekyesinden biridir. Bu nedenle Arnavut muhiblerce “Tegejah Madh” yani Büyük Tekye ismiyle anılır. Dergâh 1’nci Bayazıd dönemi vakfıyyeye sayılmıştır. Tekyenin Kızıltepe mezrasında türbesi bulunan Seyyid Ali Sultân’ın anısına binaen buraya bir meydanevi inşa edilmiş olup Yukarı Dergâh ismiyle anılmaktadır. Daha çukurda bulunan bir meydan evi de bulunmakta olup aşağı Dergâh denilmektedir. Değerli araştırmacı dostum Ahmet Hezarfen tarafından Başbakanlık Osmanlı Arşivleri titizlikle incelenerek söz konusu Dergâh’ın 1829 tarihi itibarı ile devletçe gasp edilen vakıf ve mamelek envanteri “Tarih ve Toplum” Dergisinin 1999 yılı 189’ncu sayısında deklare edilmiştir. Dimetoka Sancağının, Çirmen (Ormenion) Liva’sında Mürsel Gazi veya Mürsel Baba (Balım Sultân’ın Babası) adına kayıtlı bir Tekye daha bulunmaktadır.

Dimetoka Dergâhı 1826 yılında 2’nci Mahmud tarafından başlatılan Yeniçeri-Bektâşî Kıtal’inden nasibini almış ve tahrip edilerek kapatılmış, son postnişini olan İbrahim Cefâi Baba ise şehit edilmiştir. Diğer yandan 1807 yılında Hakk’a yürümüş bulunan ve Kruja (Görice) Kentindeki Nepravişta kasabasında kurulu “Abdullah Melcan” Dergâhının ilk postnişini olan Kemâlettin İbrahim Şemimi Baba tarafından Elbasan’da bir meşhuta inşa edilmiş ve yıllar sonra Dimetoka Dergâhının şehit edilen son postnişini İbrahim Baba’nın ismi bu meşhutaya izâfe edilerek “Elbasan İbrahim Cefâi Baba” Tekyesi olarak yad edilmiştir. Cefâi Baba Tekyesinin son postnişini ise önceleri Bağdat Kâzımiye Dergâhının postnişinliğini derûhte eden ve şehitlik dergâhı postnişini Halife Nâfi Baba’dan nasipli, mücerret Halife Selman Cemâli Baba olup bu zât 1943 yılında Hakk’a yürümüştür. Tekirdağlı Belediye Başkanı Hasan Cemâli Baba ile genellikle karıştırılır.

 

Dimetoka Seyyid Ali Sultân Dergâhının Postnişinlik Profili Aşağıdaki Gibidir:

 

Seyyid Ali Sultân Dergâhı Postnişinleri (-

                                                                       Görev Yılları                             Vefâtı

 

1)      Seyyid Ali Sultân (Kızıldeli).. ………………….1385-1387 ………………….1402 (1420)

2)      Yağbali Sultân (Yabalı Baba) …………………1402-1420 ………………….1484

3)      Yaren Baba ………………………………………….1420-1445 …………………1445

4)      Balım Sultân …………………………………………1445-1484 (1487-1499…1520

5)      Sersem Ali Baba ……………………………………1499-1520 ………………….1569

6)      Ak Abdullah Baba ………………………………….1520-1559 ………………….1596

7)      Kara Halil Baba ……………………………………..1559-1596 ………………….1628

8)      Vahdeti Baba ………………………………………..1596-1628 ………………….1649

9)      Pakize Sultân (Pak Baba)………………………..1628-1644 …………………..1644

10)   Cezbi Abdal …………………………………………..1644-1701 …………………..1701

11)   Mehmet Haceti Baba (Hace Baba) ……………1701-1740 …………………..1740

12)   Mehmed Musli Rahmi Baba (Rehmet Abdal) 1740-1765 ………………….1765

13)   Mustafa Gurbi Baba ………………………………..1765-1797 ……………………1797

14)   Kara Ali Baba …………………………………………1797-1813 ……………………1813

15)   İbrahim Cefâi Baba ………………………………….1813-1826. …………………..1836

 

(-) Bu profilik lâhika Djocovıca (Yakova) Dergâhında Postnişinlik yapmış olan, aslen eski Yogoslavya Kosmet iline kayıtlı Kâzım Bakali Sipaho Baba (vefât 1983) tarafından kayıt altına alınmıştır. (Ş. K.)

 

  1. 1.  Seyyid Ali Sultân:

 

Mısır’da 1879 yıllarında valilik yapan “Ahmed Hamdi Zaza Paşa” CAIRO / 1939’da yayınlanan “Musavver-El E’immet’il İsna-i Aşere” isimli eserinde Seyyid Ali Sultân’ın doğum ve vefât tarihlerini 1307 ile 1402 olarak tesbit etmişse de vefâtını 1420 yılına taşıyan kayıtlarda söz konusudur. Aslen Esterabad’lı Fazlullah Hurûfi (Fazl-ı Yezdân) Hazretlerinin şakirdlerindendir. Fazlullah Hurûfi tarafından 1398 yılında intişar ettirilen exotoriquie (enfüsi) aritmetik tevil sistem ve metodolojisine kısaca “Hurûfilik” adı verilmiştir. Bu görüşün savunucuları daima takibat içinde olmuşlardır. Fazlullah Hurûfi Hazretleri Timur-u Gürkan tarafından Azerbaycan’da öldürülmüştür. Yine halifelerinden ünlü Nesimi Hazretleri ise Halep’te derisi yüzülerek katledilmiştir. Seyyid Aliy’yül a’lâ olarak bilinen Seyyid Ali Sultân ve yine ünlü Hurûfilerden Feriştehzede Hazretleri, Fazlullah Hurûfi’nin katli üzerine Kırşehir’e gelerek Hünkâr Hace Bektâş-ı Veli’ye intisab etmişlerdir. Bazı müverrihler bu teze takılmayarak Bektâşîlik içinde Hurûfiliğe yönelik müstakil bir teknik meylin olmadığı iddiası ile Seyyid Aliyyüy a’lâ ile Seyyid Ali Sultân’ın ayrı, ayrı şâhıslar olduklarını beyan etmişlerdir. Ancak bu görüş nesnel realite ihtiva etmez; zira özellikle 14’ncü Yüzyıldan itibaren Bektâşî Tarîkat metaforuna dahil kesif miktarda eser üreten (nesir yada manzum) şair ve yazar görülmüştür. Hatta zaman zaman “Işıklar” adıyla nitelenen bu zümre hukuken, siyaseten ve hatta şeriaten takibata maruz kalmışlardır. Diğer yandan Bursa ilinin Işıklar semtinde bulunan “Ramazan Baba” Dergâhının müntesiplerinin Hurûfilik yaptığına dair Osmanlı kovuşturmalarına haiz fetva ve fermanlar arşivlerde mebzul miktarda mevcuttur. Öte yandan adı geçen Ramazan Baba Dergâhı 1826 yılından sonra Nakşibendi Dergâhına çevrilmişse de 1911 yılında İttihat ve Terakki idaresince el konularak uzun yıllar “Işıklar Askeri Mektebi” olarak hizmet vermiştir. Yine Od’man Baba Velâyetnâmesinde Hurûfi enstrümanlara rastlanıldığı gibi, Faziletnâme adlı eserinde yazarı “Yemini” ve Virâni Abdal’ın Divânında oldukça mufassal ve geniş olarak yer almaktadır. Tescilli bir Bektâşî düşmanı olarak tanınan “Harput’lu İshak Efendi” tarafından 1873 yılında yazılan “Kaşif’ül Esrar ve Da’fiül Eşrar” isimli eserde, Seyyid Ali Sultân’ın, Seyyid Aliy’yül A’la olduğuna dair somut beyyine bulunmaktadır. Yine bir yöntem olarak Hurûfi tandanslı nefesler üreten Bektâşîler gizemil bir takiyye şablonu altına girerek özellikle Mehmed Ali Perişan Dedebaba’nın kadim Bektâşîlik anlayışını benimsemişler ve bunlara “Harâbâtîler” denilmiştir. Diğer yandan 1907 yılında Hakk’a yürüyen Mehmed Ali Hilmi Dedebaba’nın izleyicilerinin çizgisinde ise Hurûfilik müstakilen pek yer bulmamış, ancak edebi ve sanatsal bir telâkkî olarak algılanmıştır. Bunlara da “Müteşerri” denilmiştir. Bu ciddi ve teknik ayrılım günümüzde dahi Bektâşîlik yortusunda daha değişik bir formata bürünerek zımnen devam etmektedir. Seyyid Ali Sultân’ın Babası Horasın’lı Hasan Hüseyin Atabay’dır. Seyyid Ali Sultân ise kendi adına izâfe edilen Dimetoka Tekyesinin ilk postnişinidir. 1385 yılında meşihate geçmiştir. Mahlası “Kızıldeli”dir. Diğer yandan 1483 yıllarından sonra Haskova (Hasköy) Od’man Baba Tekyesine postnişin olan zâtın ismi İbrahim Sâni olup mahlası “Akyazılı”dır. Bektâşîlerin Rakıya “Akyazılı” ve şaraba “Kızıldeli” ismi mutahharını izâfe ettikleri rivâyet edilse de bu kavramlar tev ile muhtaçtır. Bu etimolojik terimler Tasavvuf-u Itlak’da ve kısaca “Vahdet-i Mevcud” konvensiyonuyla ifade edilen Vücud ve İrade’nin tekliği ve Allah’tan gayri her şeyin sanal (halogramic) ve na-vücud olduğunu ön gören düşünsel mantığın ikili karakterini ifade için remzedilmiş epistomolojik konsepttir. Akyazılı’dan murad kısaca “kaf” ve Kızıldeli’den murad kısaca “Nun” harflerileri olup, Tanrı’nın tekvin determinizmini ihata eden (emrin kaynağı olan) Kaf-u Nun (ol) emrinin gerekleridir. Yani tek bir oluşu değil sürekli oluş halini (irtihal) bir başka deyimle an-ı daim’i ifade içindir. Mesleki dille yazar isek, Cevher’in bir araz ve tesadüfe ihtiyaç duymaksızın bir nevi geometrik astralite’den (Batından, yani vacib-ül vücud’dan) yine bir nevi aritmetik astraliteye (zahir’e-zuhura yani mümkün-ül vücud’a) deplasmanının hikmet karşılıklarıdır. Hükema’nın sofistik izanına göre aktif ve pasif güçlerin yani kısaca zıtların birliği olarak tanınan dialektik (eytişimsel) gnostik davranışının zorumlu yaşama geçiş postulatıdır. Tekvinin (yaradış ve yaradılış manzumesi) vahye dayanan şer’i izahatı ancak bu mantıkla yapılabilir ve bu sürekli olan Gayb’dır. (İmam-ı Ali’den ravi bir hadiste şu karşılık bulunmaktadır. “Ervahüküm eşbahüküm, Eşbahüküm ervahüküm; yani vücud aynı rûh ve rûh aynı vücud’dur.) Bektâşîler bu düşünce dışındaki her yorumu mücerreten tenzih ve müstakilen teşbih’e izâfe ederek inkar veya şirk olarak nitelerler. (5)

Ahmed Hamdi Zaza Paşa, metinde daha önce ismi geçen Arapça eserinde ve Cezbi Abdal tarafından 17’nci yüzyılda yazılan Velâyetnâmede, Seyyid Ali Sultân’ın asıl isminin Seyyid Hızır Lala (lale) olduğu beyan edilmiştir. Diğer yandan Cemâleddin Çelebi’nin “Müdafaâ” isimli kitabında Seyyid Ali Sultân Kadıncık Ana’nın oğlu gösterilerek “Timurtaş” ile ilişkilendirilmektedir. Yine “Veli Baba Menâkıbnâmesinde” benzer iddialara başvurulmaktadır. Ancak her iki çalışmada Bektâşîyyeye mensubiyet içeren akademisyenlerce ciddi veriler olarak onay görmezler. Fakîr’de manzum “Hac-ı Bektâş Veli Velâyetnâmesinde” Seyyid Ali Sultân’dan “Hızır Lâle” olarak söz edilmekte olup, yine kısa bir dönem Pirevi postnişinliği yapmış olan Habib Emirci Sultân ile buluşmalarından bahisler mevcuttur. Ayrıca burada Kadıncık Ana’nın Mahmud ve yurdumoğlu isimli iki çocuğu olduğundan bahisle Mahmud isimli çocuğunun çok genç yaşta Hakk’a yürüdüğünü ve Yurdumoğlu isimli çocuğunu ve dergâha dışarıdan gelerek intisab eden Seyyid Ali Sultân’a teslim ettiğini belirtir manzum bir bölüm bulunmakta olup aşağıda bu bölümü arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

“Kardeşim Hızır dahi bunda idi

Bu haberi ol dahi öyle dedi

Hace Bektâş Veli nik-ü nâm

Kendü kendüye didi böyle kelâm

Didi kim Hızır Lale’m gelmişdürür

Yurdumoğlu hem didi olmuşdurur

Didi İsmail Fatıma’ya bunu

İşidûb şâd oldu Fatıma anı

 

Doğdu üçüncü çün gördüler

Emrider adını Mahmud virdiler

Nefesi geçkün er oldı ol aziz

Çok yaşamadı geçti girü tiz

Kaldı Hızır Lâle ile ol Habib

Yurdumoğlu bunlara oldu nasib”

 

Seyyid Ali Sultân mücerred Babalardan olup 1385-1387 yıllarında Kızıldeli Dergâhı postnişinliğinde bulunmuş ve 1387 yılı sonunda Pirevi Postnişinliğine getirilmiştir. 1389 yılında 1’nci Murad dönemi Kosova Savaşına katılmıştır. 1402 yılına kadar Pirevi postnişinliğine Habib Emirci Sultân vekâlet etmiştir. Seyyid Ali Sultân 1402 yılında Hakk’a yürümüş olup, türbesi Kızıldeli Tekyesindedir. 28 Haziran 1363 tarihinde Vezir Çandarlı Kara Halil Paşa, Rüstem Gazi (Rüstem Paşa) ve Seyyid Ali Sultân’ın imzaladığı bir mutabakatnâme ile Osmanlı Kara Ordusunun profesyonel anlamda örgütlenmesini sağlayan “Pençik” (beşte bir) yasasının metni hükümleri ilk kez ortaya çıkmıştır. Ayrıcı Enfal suresindeki amir ayet gereğince asr-ı saâdetten beri İslâm ordularınca uygulanmakta olan ve pirevine vakfedilmiş bulunan Hams Hakkını (beşte birlik savaşlardan edinilen ganimet hakkı), Pirevinden alarak orduya devretmiştir. Öte yandan yağlı güreş adı ile icrâ edilen ulusal spor dalımızda yenme ve yenilmeye ilişkin kaideler sistemi ihdas etmiştir. Seyyid Ali Sultân pek nefes yazmamış ise de adına izâfe birçok şiir bulunmaktadır. Bunlardan Bektâşî çevrelerinde pek meşhur olanlarından birini aşağıda arz ediyorum. Rûh-u revân-ı Şâd-ü handan olsun. Safa himmet nazarları daima üzerimizde olsun…

 

Hü Dost

 

Can Ali, canan Ali canda cananım Ali

Âlemin ümidi sensin Hac-ı Bektâş-ı Veli

 

Biz bir ayet okuruz hiç Kur’ana benzemez

Bu bizim imanımız kör imana benzemez

 

Namâzımız sıdk ile niyazımız Hak ile

Biz bir oruç tutarız Ramazan’a benzemez

 

Kamu cihan okuyor dillerde medhin senin

Seyyid Ali kuluna daim olsun himmetin

 

  1. 2.      Yağbali Sultân:

 

Dimetoka doğumlu mücerred babalardandır. Halk arasında Yabalı Baba olarak bilinir. 1402 yılında postnişinliğe getirilmiştir. 1420 yılında Pirevi postnişinliğe seçilmiştir. 1402-1420 yılları arasında Pirevi Postnişinliğine Dimetoka’dan vekâlet etmiştir. uzun bir yaşam seyranı olmuştur. Kabri Kızıldeli Sultân Dergâhında olup 1484 yılında Hak’ka yürümüştür. 1420-1484 yılları arasında asaleten Pirevi Postnişinliği yapmıştır.

 

  1. 3.      Yaren Baba:

 

Dimetoka’lı mücerred Babalardandır. 1420-1445 yılları arasında postnişinlik yapmıştır. Kısa bir süre Pirevi postuna bakmıştır. 1445 yılında Hak’ka yürümüş olup türbesi Kızıldeli Dergâhı Dolu Babalar Hazeresindedir. Adına izâfe nefesler bulunmaktadır.

 

 

  1. 4.      Balım Sultân:

 

Bektâşîlik tarihinde Hace Bektâş Veli’den sonra akla hemen Balım Sultân gelir. Bektâşîliğin kurumsallaşmasında mühim sofistike roller üstlenmiş olup bu nedenle “Pir-i Sâni” yani İkinci Pir olarak anılmaktadır. Tarîkat ritüelini tanzim ederek, “Kanun-u Evliya” ismiyle bilinen bir erkânnâme ve tüzük hazırlamıştır. Bektâşî Kültür kurumu bugün dahi bu erkânnâme formatının ön gördüğü ilke, disiplin ve muhakemat ile idare olunmaktadır. Babası Kadıncık Ana’nın (Bacıyan-ı Rum’dan İdris Hoca’nın eşleri olup, Bektâşîler arasında çok büyük kutsallık atfedilen Kutlu Melek isimli Azize’dir. Kabri Kırşehir Ahi Evran mezrasındadır. Öte yandan Bacıyan-ı Rum adı verilen konsept ise bilindiği gibi Anadolu Bacılarını kapsayan bir teşkilat olmayıp, Roma Tekfurlarına Bac yani vergi ödemek suretiyle toprak işleyebilme özgürlüğü ve özerkliği kazanmış ve ilerleyen dönemlerde Türkler adına istihbarat görevi yapmış olan bir Ahi disiplinidir.) torunlarından Mürsel Gazi (Mürsel Baba) dir. Annesi dönemin Dimetoka Tekfurunun kızı Maria’dır. Mürsel Gazi ile olan evliliklerinin öyküsü oldukça esatirik boyuttadır. Bu kadın evliya “Kızana” mahlasıyla bilinir. Diğer yandan Mürsel Baba adına Ormenion (Çirmen) veyahut bilinen adıyla Harmancık kasabasında bir Bektâşî Dergâhı olup, Mürsel Gazi bu Türbede medfûndur. Azize Maria ise Bulgaristan’ın Eski Cuma yöresinde medfûn olup burada kurulu dergâha Kızane Tekyesi denilmektedir. (6)

1428 yılında doğan Balım Sultân Hazretlerinin asıl ismi Hızır’dır. Annesi doğumundan hemen sonra Hakka yürümüştür. Bu nedenle süt yerine Ballı su ile büyütülmüş ve buradan karine olarak Balım Sultân mahlasıyla anılmıştır. Mürşidi Yağbali Sultân’dır. Balım Sultân Kızıldeli Dergâhında 1445-1484 yılları arasında postnişinlik yapmıştır. 1484 yılında Kırşehir pirevi postnişinliğine getirilmişse de 1487 yılında 2’nci Bayazıd’ın kardeşi Cem Sultân ile girdiği iktidar kavgasında Bektâşî-yeniçeri organik bağından ürken padişâhın bir tedbir olarak Pirevi faâliyetlerine on iki yıl sürecek bir dönem kapatması üzerine yeniden Dimetoka’ya dönmüş ve 1487 ile 1499 yılları arasında Kızıldeli Dergâhında ikâmet eylemiştir. 1499 yılında muhtemel bir Safevi saldırısından ürken 2’nci Bayazıd tarafından Pirevi hizmete açılmış ve Balım Sultân İstanbul’a davet edilerek sarayda karşılanmıştır. Aynı yıl Çinili Köşkte Balım Sultân’dan Bektâşî intisabı alan padişâh tarafından izzet-i ikrâm görerek, Pirevi postunda yeniden ikâmete başlamıştır. Balım Sultân 1520 yılında Hakka yürümüş olup, 1516 yılında daha sağlığında ve kendisinin gözetiminde Şâhsuvaoğlu Ali Bey’e bir türbe inşâ ettirmiştir. 1520 yılında bu türbeye defnedilmiştir. Türbe kapısının revaklarında “inna fetehna leke fethan mubiyna” ayet-i kerimesi işlenmiş olup yan yana üç adet teslim taşı da hâk edilmiştir. Bu teslim taşlarından büyük olanı Hace Bektâş Veli’ye, küçük olanlar ise Abdal Musa Sultân ve Balım Sultân’a izâfe edilmişlerdir. Taç kapıda daha sonraki yıllarda yazılmış olan Arapça bir kitâbe olup, aşağıdaki gibidir:

“Bina-i haza el-kubbet’üs şerife el-emr Ali bey bin şâhsuvar bey al-i kutb’al evliya ve hülasat’ül budala Hızır bali bin resul bali bin Hac-ı Bektâş Veliy’yül Horasâni Nevverallahü merkadihi fi sene hamse işriyn ve tis’emmie”

 

Enel Noktatül Hü

“Bir nokta-i taht’etdi verüb rûhunu bad’e

Hak oldu ayaklarda çok şâh-ı felek rıf’at”

 

Balım Sultân adına kayıtlı bir nefese tesadüf edilmese de halen Bulgaristan’ın Filibe ili Tatarpazarcığı yöresinde türbesi ve dergâhı olan Ballı Baba’ya ait nefesler Balım Sultân adına izâfe edilmektedir. (7)

 

  1. 5.      Sersem Ali Baba:

 

Sersem Ali Baba Kanuni Sultân Süleyman Han’ın zevcelerinden Mâh-ı Devrân Sultân’ın ağabeyidir. Asıl ismi Server Ali Paşa olup Kanuninin vezir-i azâmlarındandır. Enderun’da yetişmiş bir devşirmedir. Acemi oğlanlığı esnasında Bektâşîliğe intisab etmiştir. Mürşidi Balım Sultândır. Muhtemel bir kalender Çelebi isyanında tarafsız kalabilmek amacıyla vezir-i azâmlık görevinden sarf-ı nazar ederek Pirevine yerleşmiştir. Bunun üzerine Kanuni kendisine; bundan sonra senin adın Server değil Sersem olsun buyururlar. Bu tarihten itibaren Sersem Ali baba ismi mutahharı ile anılır olur. Hicri 927 (M. 1520) Hacı Bektâş ilçesi Pirevi Postnişinliğine atanır. Bektâşî kültür tarihi boyunca Dedebaba mahlas-ı şerifini ilk kullanan tarîkat şeyhi Sersem Ali Dedebabadır. Bugünden itibaren tüm Bektâşî kutupları dedebaba mahlası ile anılır olur.

Kalender Çelebinin Huruc-u Alel Sultân etmesinden ürken padişâh, dedebaba ile organik bağı olan Yeniçeri ordusu üzerinde mutlak etkisini sürdürebilmek amacıyla, ikinci eşleri Hürrem Sultân’ın önerisi ile (Hürrem Sultân aslen Ukrayna’lı olup asıl adı Raksolandır. Kanuni üzerinde etkinlik sağlayıp, Mâh-ı Devrân Sultân’ı gözden düşürmüştür.) Pirevini kapatır ve Sersem Ali Dedebabayı dönemin Yunanistan sınırları içinde bulunan Vardar Yenicesine zorunlu ikâmete icbar eyler. Burada Hayreti Baba Dergâhında (Hayreti Babanın kardeşleri olan ünlü Melâmî şeyhi Yusuf Sineçak Hazretlerinin kabr-i şerifleri Eyüp Kabristanında olup, oldukça bakımlıdır.) Bir süre kalan Sersem Ali Baba daha sonra Tetova Vales’e (Köprülü) geçerek burada bir dergâh uyandırır. (H. 933-M. 1526) Bu arada 1527 yılında Kalender Çelebi İsyanı oldukça kanlı olarak bastırılır. Kalender Çelebi’nin kesik başı Pirevine getirilerek defnedilir. Bugün Balım Sultân’ın hemen yanındaki türbe Kalender Çelebiye aittir. Bu tarihten sonra İstanbul’da veba (taun) salgının baş göstermesi üzerine bir şefaât arzusu duyan Kanuni bu defa Sersem Ali Babayı yeniden Pirevinin başına getirir. Hicri 957 (M. 1550) yılında yeniden Pirevi postnişinliğine getirilen Dedebaba hicri 977 (M. 1569) yılında Hakk’a yürür. Sürgünde bulunduğu yıllarda bir dönem kaldığı Tetova-Harâbâtî Baba Dergâhında da bir nazarlaması bulunmaktadır. Sersem Ali Dedebabanın asıl kabri Pirevinde olup kabir taşındaki kitâbe aşağıdaki gibidir.

 

 

Hü Dost

 

“Ehl-i diller zümresinden olmaz illa ehl-i dil

Hicret-i Sersem Ali Baba akupdur Rud-i Nil”

 

Yine Pirevinde bulunan (halen) Karakazan’ın üst iç kısmında şu aşağıdaki kayıt bulunmaktadır.

“Hac-ı Bektâş Veli, Yadigâr-ı Sersem Ali”

Sersem Ali Baba birçok nefes yazmıştır. Sizlere bir nefeslerinden taç beytini içeren kıt’asını arz ediyorum. Gerçeğe Hüüü…

 

Hü Dost

 

“Sersem Ali vardı Pir’e dayandı

Çerağımız kırk budaktan uyandı

Mürşid olan her boyaya boyandı

Hünkâr Hac-ı Bektâş Pirim Hü deyû”

 

  1. 6.   Ak Abdullah Baba:

 

Aslen Dimetoka’lı mücerred Babadır. 1559-1596 yılları arasında postnişinlik hizmetinde bulunmuştur. Bu zâtı Tekirdağ’ın Dallık Beldesi, Omurca köyünde medfûn olan Karababa ile karıştırırlar. Hatta bazı Rumeli Kızılbaş süreklerinin meydanlarında bulunan çerağa Karababa dediklerine dahi şâhit oldum. Öte yandan Kara Halil Baba 1596-1628 yılları arasında dedebabalığa seçilmiştir. 1628 yılında Hakka yürümüş olup Pirevi hazeresinde medfûndur. Kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir:

 

Hü Dost

“Her kula olmaz müyesser sen nasibe bak Baba

Rûh-u şad olsun yer etmiş Ak kapıda Ak Baba

Canını canana tapşurdu niyaz oldu Şeha

Pir eşiğine koyup başın şehid oldu Ak Baba”

 

  1. 7.      Kara Halil Baba:

 

Aslen Dimetokalı mücerred Babadır. 1559-1596 yılları arasında postnişinlik hizmetinde bulunmuştur. Bu zâtı tekirdağ’ın Dallık Beldesi, Omurca köyünde medfûn olan Karababa ile karıştırırlar. Hatta bazı Rumeli Kızılbaş süreklerinin meydanlarında bulunan çerağa Karababa dediklerine dahi şâhit oldum. Öte yandan Kara Halil Baba 1596-1628 yılları arasında Dedebabalığa seçilmiştir. 1628 yılında Hakka yürümüş olup Pirevi hazeresinde medfûndur. Kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir:

 

Hü Dost

“Kabe-i vaslında ermiş mahrem oldu la-ü ba

Pir eşiğin eylemiştir meskenin Kara Baba”

 

  1. 8.                                 Hacı Vahdeti Baba:

 

Dimetoka’lı mücerred babadır. 1596-1628 yılları arasında Kızıldeli Tekyesinde postnişinlik yapmıştır. 1596 yılında dedebabalığa seçilmiştir. Nefesleri 1598 yılında Hakka yürümüş bulunan Bosnalı şair Vahdeti Baba ile karıştırılmıştır. 1649 yılında göçmüş olup kabri Pirevinde Kırklar avlusu yanındadır. Kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir:

 

Hü Dost

“Geç, göçenden sorma ey dil mazi-i müstakbeli

Himmetin hazır-ı nazır ola her dem Baba Vahdeti”

 

  1. 9.      Hacı Paki Baba:

 

Aslen İskeçelidir. (Koutche) 1628-1644 yılları arasında Kızıldeli Tekyesi postnişinliğinde bulunmuştur. Yakın zamanlara kadar ayakta olan Batı Trakya Kuş (Koutche) Tekyesinde de adına izâfe edilmiş bir merkaddi mevcuttu. 1644 yılında Hakka yürümüş olup kabri, Kızıldeli Tekyesinin Dolu Babalar Hazeresindedir. Kuruluşundan bugüne kadar tüm dedebabalar bu dergâhtan seçilmiş olup, Hacı Paki Babadan sonra Seyyid Ali Sultân Dergâhından Dedebaba çıkmamıştır. Ayni zamanda bir şair de olan Hacı Paki Baba’ya ait bir nefes örneğini aşağıda teberrüken arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Çok şükürler olsun sürdüm yüzümü

Eşiğine Seyyid Ali Sultân’ın

Sıdk ile, bağladım ben de özümü

Eşiğine Seyyid Ali Sultân’ın

 

Ğelbolu’dan geçti Hakk’a dayandı

Tahta kılıç al kanlara boyandı

Bürhan’ın görenler geldi inandı

Eşiğine Seyyid Ali Sultân’ın

 

Koru yaylasından attı okunu

Baba pınarının deldi taşını

Kırklar beli dedi koydu başını

Eşiğine Seyyid Ali Sultân’ın

 

Paki’nin ezelden vardır imânı

Seyyid Ali dert ehlinin dermânı

Râhında fedadır baş ile cânı

Eşiğine Seyyid Ali Sultân’ın

 

  1. 10.                                                Cezbi Abdal:

 

Pınarhisar’lıdır. 1644-1701 tarihleri arasında postnişinlik yapmıştır. Seyyid Ali sultân adına bir Velâyetnâme yazış olsa da içindeki menakıpların çoğu Rüstem Gazi’ye aittir. Velâyetnâmenin bir nüshâsı Cebeci İl Halk Kütüphanesinde 1189 no ile kayıtlıdır, kendisini medreseden yetişme Tırhala’lı Paşmakçızade İbrahim Cezbi Efendi ile karıştırırlar. 1701 yılında Hak’ka yürümüş olup kabri, S. Ali Sultân Dergâhı Dolu Babalar hazeresindedir. Nefeslerinden bir örneği aşağıda arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Gel gönül sen yanlış yollara gitme

Yol Ali yoludur inan vallahi

Bu yoldan ayrılıp gayrıya gitme

Yol Ali yoludur inan vallahi

 

Cihana bir er geldi ol yüzü Hurşid

Kulak dut can ile sözlerim işid

Durma gafil bul kendine bir mürşid

Yol Ali yoludur inan vallahi

 

Bulunca kendine mürşid-i salik

Olur zahir batın mülkine malik

Açulur gönülde ol gül-ü nazik

Yol Ali yoludur inan vallahi

 

Özün bildi Mecnun buldu Mevlâ’yı

Çıkardı gönülden sildi Leylayı

Görmek ister isen Fatma Anayı

Yol Ali yoludur inan vallahi

 

Cezbi Abdal aşk’la söyledi ya Hû

Garibler haline la demez şu, bu

Gider Hak’ka doğru söylenir Hû, Hû

Yol Ali yoludur inan vallahi

 

  1. 11.    Mehmet Haceti Baba:

 

Dimetoka’lı mücerred Babadır. Köprülü (Tetova Vales) şehrinde adına izâfe edilmiş bir Tekye vardır. Haceti Baba diye anılan bu dergâhta dervişlik yapmıştır. 1701-1740 yılları arasında Seyyid Ali Sultân (Kızıldeli) Dergâhında postnişinlik hizmetinde bulunmuştur. 1740 yılında Hak’ka yürümüş olup, kabri dergâhın “Dolu Babalar” ismiyle maruf hazeresindedir.

 

  1. 12.       Hacı Rahmi Baba:

 

 Edirne doğumlu mücerred babadır. Asıl adı Mehmet Müslihiddin’dir. Halk arasında Rahmet Baba mahlası ile anılır. Nefeslerini Rahmi mahlası ile yazmıştır. 1740-1765 yılları arasında postnişinlik yapmıştır. Kabri “Dolu Babalar” hazeresindedir. Nefeslerinden bir örneği aşağıda arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Yaz bahar eyyamı cennetin kanı

Bahçesi bağları Seyyid Ali’nin

Öter bülbülleri ab-ı revanı

Özgedir dağları Kızıldeli’nin

 

Arafat yaylası bayram günleri

Seyrangah’tır Şâhım Sultân evleri

Seyran ile gelip yüz sürenleri

Mekke’dir yerleri Kızıldeli’nin

 

Sema’a kalkdık da abdal üryân’lar

Çekülür gülbank’ler döner peymânlar

Nice muhabbetler dem-ü devrânlar

Sürer dervişleri Seyyid Ali’nin

 

Rahmi dilim senden çağlayu geldi

Pir’ine özünü bağluyu geldi

Yüz sürüp yerlere ağlayu geldi

Nice muhibleri Kızıldeli’nin

 

  1. 13.    Mustafa Gurbi Baba:

 

Aslen Bosna Yenipazar’lıdır. (Nove Pazar) Mücerred Baba’dır. Asıl adı Mustafa Ahmed’dir. Mürşidi Hacı Rahmi Baba’dır. 1765-1797 yılları arasında postnişinlik yapmıştır. Divân sahibi olup el yazma Divânı Djocovica (Yakova) Dergâhında mahfuzdur. 1797 Hak’ka yürümüş olup kabri “Dolu Babalar” hazeresindedir. 1774’te tamamladığı Divânın’da Derviş Ahmed mahlas’lı şiirlerde bulunmaktadır. Nutuk’larından bir tanesini aşağıda arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Bezm-i maşuk’una bir dem eremez

Gözün yaşın serap eylemeyen

Kâbe-i vuslatı bil kim göremez

Secdesini türâb eyleyemeyen

 

Şevk’a pervane sıfata erdi yanan

Meclis-i yar’a erişmez bil ayân

Pişürûb ateş-i aşk ile nihân

Bağrın özün kebap eyleyemeyen

 

Dövünme, yeri değil ol Dar-üs selâm

Olamaz şehir-i vücud’da İmâm

Cümle halka sehavet ile tamâm

Kend’özün Al’cenab eyleyemeyen

 

Sözü inci gibi hergiz dizemez

Doğru dir her kişi Gurbi diyemez

Kalb-i viranını ma’mur edemez

Mülk cismini viran eyleyemeyen

 

  1. 14.                                  Kara Ali Baba:

 

Aslen Yakova’lı mücerred Baba’dır. 1797-1813 yılları arasında postnişinlik yapmıştır. Misafirlik maksadı ile gittiği Djocovıca (Yakova) Dergâhında 1813 tarihinde Hakk’a yürümüştür. Kabri bu dergâhta medfûn olup, El-Hacc Mürteza Baba (vefât. 1794) ile yanyanadır. Yakova’lı Bektâşîlerce Ali Dede Sultân olarak yad edilir.

 

  1. 15.     1813 yılında Kızıldeli dergâhına postnişin olmuş mücerred Baba’dır. 1826 yılında Kızıldeli Dergâhının kapatılmasına direndiği için şehid edilmiştir. Bu dergâhın aktif görev yapan son postnişini olarak tarihe geçmiştir. Kemikleri buradan alınarak Elbasan Dergâhına nakl-i kubur yapılmıştır. 1826 yılından sonra Kızıldeli Dergâhının kapatılması üzerine mücerred erkân yapabilme yetkisi Jirokastro (Asım Baba) Dergâhına devredilmiştir. Kızıldeli (Seyyid Ali Sultân) Dergâhı halen Yunanistan Askeri bölge sınırları içinde olup, Dergâhın “Dolu Babalar” adıyla bilinen kabristanı oldukça korunaklıdır.

 

Seyyid Ali Sultân Dergâhının ünlü Şairleri

 

Bu dergâhtan çok miktarda değerli Bektâşî şairi yetişmiş olup bazılarının isimlerini şu şekilde zikretmek istiyoruz. Sadık Abdal, Mahremoğlu Telemsâni, Rahmi, Gurbi-Nesli Abdal, Paki, Kıbrıslı Kenzi. Daha önce metin içinde yukarıdaki şairlerin bazılarından örnekler vermiştik bu nedenle örneklemediğimiz şairlerden söz etmek istiyoruz.

 

  1. 1.      Sadık Abdal:

 

On beşinci yüzyılda Balım Sultân öncesi devirde yaşamış Dimetko’lı bir Bektâşî şairidir. Seyyid Ali Sultân’dan el almıştır. Divânın bir nüshâsı Ankara / Genel Kütüphanesinde A1-5 / 35 No ile kayıtlıdır. Bu divân Rüstem Abdal tarafından 1742 yılında istinsah edilmiştir. Nefesleri genellikle Balkan’lar da da çok gezmiş bulunan Malatya’lı Sefil Sadık ile karıştırılır. Şiirlerinde Kaygusuz Abdal’dan ve Od’man Baba’dan sıkça söz edilmektedir. Turgut Koca Babanın tesbitine göre H. 862 yılında Hakk’a yürümüş olup bir nefesi aşağıda verilmiştir.

 

Hü Dost

 

Dediler ism-i bülendine anın Seyyid Ali

Dahi mahlasına Kızıldeli denildi güzin

Akrabadır ana Sultân Hacı Bektâş-ı Veli

Ya’ni evlâd-ı Ali aslı şerifi ile said

Çaker-i Sadık’a ol Şâh-ı Veli kıldı nazar

Bermurad etdi beni kılmadı mahrum-u ümid”

 

Sadık Abdal bu nefeslerinde Seyyid Ali Sultân’dan nasib aldığını belirterek mücerred (yani hiç evlenmemiş ve kutsal bekar manasına) Hünkâr Hace Bektâş Veli ile Seyyid Ali Sultân’ın akrabalıklarını her ikisinin de İmâm-ı Ali sülalesine çıkmasına bağlayarak günümüzde dahi defalarca yenilenen bir yanlışlığı kendi sesiyle bertaraf etmektedir. Bilindiği üzere Hünkâr Hace Bektâş-ı Veli Hazretleri 7’nci İmâmın 12’nci göbekten evlâdıdır.

 

  1. 2.      Telemsâni:

 

On sekizinci yüzyılda bu dergâhta yetişmiş bir Bektâşî şairidir. Bir nefesini arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Yayla dağlarının sahillerinde

Şâhım Kızıldeli Sultân evleri

Barigahlar kurmuş bağ evlerinde

Şâhım Kızıldeli Sultân erleri

 

Nevbahar vaktinde gonca gülleri

Müferrah seyrangah olur elleri

Aşk-ı sadık’ların tatlı dilleri

Şâhım Kızıldeli Sultân erleri

 

Gelip Beytullah’a yüzler sürenler

Hakk’ı bildi şâhım seni bilenler

Arz ederler günah sana gelenler

Şâhım Kızıldeli Sultân erleri

 

Hakk’ın kitâbını söyler dilleri

Öter çevresinde can bülbülleri

Zümre-i Dervişân dilâverleri

Şâhım Kızıldeli Sultân erleri

 

Seyyid Ali Sultân Şâh-ı Velâyet

Erenler serveri mert’tir begâyet

Telemsâni kulun bekler şefaât

Şâhım Kızıldeli Sultân erleri

 

  1. 3.      Nesli Abdal:

 

On dokuzuncu yüzyılda yaşamıştır. Dergâhın son postnişini İbrahim Cefâi Baba’dan el almıştır. Aslen Ferecik’li olup asıl ismi Ali’dir. Bu zât’ın Divânı matbu olup, gelecekde basılmak üzere bir yazma nüshâ-i istinsah ata’dan veraseten fakîr’de mahfuzdur. Eserlerinden bir örneği aşağıda arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Gelin ey erenler dirlik edelim

Kapuları açık Seyyid Ali’nin

Eksiklikte kalup dar’da durana

Himmeti de çokdur Seyyid Ali’nin

 

Ne güzel baharlar çimlenmiş şimdi

Lalesi sümbülü açılmış şimdi

Abdalan semah’a vurulmuş şimdi

Sekran’dır meydanı Seyyid Ali’nin

 

Baba’mız İbrahim şehiddir, erdir

Kırklar cemiyyeti kabir yeridir

Cansuz duvarlara binüp yürüdür

Muhib’dir Pir’leri Seyyid Ali’nin

 

Nesli Abdal muhabbetle söyledi

Gerçek erenlerin medhin eyledi

Medet mürüvvetle kerem diledi

İhsanı kim çokdur Seyyid Ali’nin

 

  1. 4.      Kul Kenzi:

 

Aslen Kıbrıslıdır. Uzun yıllar Seyyid Ali Sultân Tekyesinde bulunmuştur. Divânı 1838 yılında neşr’olunmuştur. Kıbrıs Can Baba Dergâhında (bu dergâh Kıbrıs’ın Bafa kentinde olup, Kırklar Dergâhı ismiyle vakıflara kayıtlıdır. Hacı Feyzullah Baba Dergâhı da denilmektedir.) Bir süre hizmet görmüştür. Bir nefeslerini tesbit olunması açısından arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Dimetoka şehrini seyrân eyledim

Açıkdır dergâhı Mürsel Baba’nın

Manend-i cennet’tir anın her yeri

Daim’dir çerağı Mürsel Baba’nın

 

Hamdolsun Dergâh’a yüzümüz sürdük

Anda ayan beyan bürhanın gördük

Bin iki yüz elli dördüne erdik

Meydan’da semah-ı Mürsel Baba’nın

 

Erenler yoluna canımız fedâ

Hep canların sırrı bağlıdır ânâ

İsteklerin verir hep mihmânlara

Gani’dir ihvanı Mürsel Baba’nın

 

Mürsel Baba Sultân Kırkların başı

Baba Sadullah’dır yoldaş, yardaşı

Horasan’dan getirdi mermeri, taşı

Dimetoka Kırk’ları Mürsel Baba’nın

 

Meydanında yatur Şâh’ımın Pir’ler

Mürşidimiz Ahmed Baba gerçek er

Kul Kenzi kemter’dir gayrıyı neyler

İhsanı büyüktür Mürsel Baba’nın

 

  1. 5.      Mahremoğlu:

 

Mustafa Gurbi Baba’dan el almıştır. Asıl adı Haydar’dır. Deliorman ve Makedonya’da tüm dergâhları gezmişdir. Nefesleri bugün dahi Balkan’larda popülerdir. Aşağıda bir nefesini arz ediyoruz.

 

Hü Dost

 

Ey benim sevdiğim hey iki gözlüm

Salın bizi İmâmlara gidelim

Cümlenizden budur naz-ü niyâzım

Salın bizi İmâmlara gidelim

 

 

Üstad eşiğinden rıza alalım

Gönülden ayırman yola gidelim

Ol dergâha varup yüzler sürelim

Salın bizi İmâmlara gidelim

 

Evvel muradım Muhammed Ali’ye

Erenler ulusu gerçek Veli’ye

Od’man Baba ile Kızıldeli’ye

Salın bizi İmâmlara gidelim

 

Kızıldeli İmâmların yolu ya

Oradan geçilür Gelibolu’ya

Pirim Hünkâr Bektâş Veli’ye

Salın bizi İmâmlara gidelim

 

Destur aldım Mustafa Gurbi Baba’dan

Emir geldi bana sırr-ı Hüdâ’dan

Aşk göründü Mahremoğlu Gedâ’dan

Salın bizi İmâmlara gidelim

 

Değerli okurlarım Seyyid Ali Sultân Dergâhının Bektâşî Kültürü içindeki önemini yansıtabilmek için, metin içinde numaraladığım konulara açıklık getirmek zorunluluğu hasıl olduğundan aşağıda bu mevzuatla ilgili spesifik bilgiler aktarmak arzusundayım.

 

Metin İçindeki Numaralı konulardaki Açıklamalar

 

  1. Metinde adı geçen Emir Sultân hazretleri maâlesef genellikle Bursa’da Medfûn Emir Sultân hazretleri yada bir ara Pirevi postnişinliğinde bulunmuş olan Habib Emirci Sultân ile karıştırılmaktadır. Söz konusu Emir Sultân, keşan / Koşukavak Bektâşî Dergâhında medfûn olan Emir Âlem Evhâd Baba’dır, ki türbesi günümüzde dahi gidilen bir ziyâretgâhtır.
  2. Bugün Alp Dağları adıyla bilinen sıradağların Batıdaki bilinen ismi Apenin’dir. Kosova’nın Alperenler’ce fethinden sonra Alp ismi karine alınarak madifike edilmiş ve Alp Dağları adıyla anılır olmuştur. Arnavutlar kendilerine Alpan dedirtirler. Lâtinler bu yörelere “Patriyâ Alpanya” (Babalar diyarındaki Alp’liler anlamında) ve Yunanlılar “Patrite Arnavite” (yani Arnavut Babaları) demektedirler. Türkler daha çok Yunanca’dan exajere ederek “Arnavutluk” demişlerdir. Amerikan devletinin kuruluşu esnasında A.B.D.’nin kuzeyinde (kısmen dağlık bölgelerdir) yerleşen İtalyan ve Arnavut kökenli popülasyon bu bölgeye Albany adını vermişlerdir. Yörede ünlü bir Bektâşî Dergâhı olan Michigan / Taylor Recep Baba Bektâşî Tekyesi mevcut olup oldukça mühim bir sayıda Bektâşî ihvan barındırmaktadır.
  3. Orhangazi döneminin Rumeli fütûhatına iştirak etmiş olan komutan ve evliyalarına ait mufassal sayılabilecek isim ve lâkap dökümü tarihçi merhum Zuhuri Danışman Beyin “Osmanlı İmparatorluk Tarihi” isimli eserinde mevcuttur. (Bkz. 2. cilt. 1956. shf. 135) Diğer yandan Cezbi Abdal vefât etmiş olan Yıldırım Han (1. Bayazıd) devrinde olmuş gibi göstererek kendi olay örgüsüne tarihi açıdan mantıklı bir senaryo bütünlüğü sağlamıştır.
  4. Metinde adı geçen Kızıldeli Çayı ile ilgili olarak Şemseddin Sami Bey Kamus isimli ünlü lügatında şu coğrafi bilgiyi tesbit etmiştir. “Edrene Vilayetinden bir nehirdir ki, Rodop şuabatından, Koca Yayla dağından nebe’an ile şimal-i şarkiyye ve sonra şarka doğru cereyan ederek Dimetoka’nın alt tarafından Meriç ırmağına dökülür.” Yukarıdaki metinde adı geçen Koca Yaylaya yöre köylüleri Arafat Yaylası ismi verirler.
  5. Mısır Kaygusuz Abdal Dergâhının son resmi Postnişini olan Ahmed Sırrı Dedebaba (Vefât 1965) “Risalet-ül Ahmeddiyye isimli cönkünde Kâf-u Nûn bahsiyle ilgili olarak aşağıdaki betimlemeyi izhâr eylemiştir. Daha önce metinde geçen konumuzu pekiştirmek maksadıyla arz ediyorum: “Cenab-ı Hak’kı ne muayyen bir şeye tahsis veya teşbih veyahut ne de muayyen bir şeyden tenzih edebilirsiniz. Tahsis veya teşbih ederseniz “müşrik” veyahut tenzih ederseniz “münkir” olursunuz. Yani o her zaman ve her mekân ve her şeyle muttasıf olması hasebinden onu herhangi bir zaman veya herhangi bir mekân veya herhangi bir şeyle tarif edemezsiniz. Hulasat’ül Hulasa, o her şey ile beraber ve her şeyden gayrıdır. Yani onun noksan sıfatlardan münezzeh olması demek tüm sıfatlarla muttasıf olması demektir. Yani uykunun tarifi olmaz amma uykusuz da kalınmaz. Anladınız mı ey Evlâd-ı Hüdâ. Yine Merhum Turgut Koca Baba aynı konuya şu şekilde yaklaşmaktadır. “Onun vacip durumuna Feyz-i Akdes, onun mümkün durumuna Feyz-i Mukaddes denilir. Kısaca Feyz-i mukaddes olan buğdaycı Adem değil Adem Safiullah’dır.” Kaygusuz Abdal Turgut Baba’nın nesren ifâde ettiği mantığı manzumen şu şekilde dile getirmiştir.

 

“Şu Adem dedikleri el ayakla baş değil

Adem mana’ya derler suret ile kaş değil”

 

Bu meyanda fakîr’de naçizane bir ariza sunar isem: O insanın tıpkısı değil, belki de aynısıdır, ve zâten Ayn’ül cem’de bu değil mi dost’lar…

 

  1. Metinde geçen Kızane Dergâhı ve türbesi: Bulgaristan-Yunanistan sınır ekseninde Tirgovişta adıyla bilinen “Eski Cuma” kentindedir. Balım Sultân’ın annesi olan “Azize Maria” burada medfûndur. Yöre Bektâşîleri kendisine “Meryem Ana” derler. Ortodoks İsevilerce de ziyâret edilen bir mekân olup “Aya Maria” demektedir. Tekye bugün dahi korunaklıdır. Bu tekyenin bilinen son postnişini esasen Kürt kökenli İdris-i Bitlis-i soyundan gelen Adana eşrafından Hacı Hafız Babadır. (V. H. 1276-M. 1859) Kızane’nin türbesinin bu zât’ın döneminde onarım gördüğü bilinmektedir.
  2. Metin’de adı geçen Ballı Baba: Sarsem Ali Dedebaba’nın sürgünde bulunduğu Tetova’da M. 1527 yılında Halifelik verdiği önemli bir şâhsiyettir. Türbesi ve Tekyesi Filibe ili Tatar-Pazarcığı mevkiindedir. Bal ile ilgili kerâmetleriyle ünlüdür. Mühim bir Bektâşî şairidir. Nefeslerinden bir kıt’ayı aşağıda arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Hiç bina gördünmü duvarı üçlü

Nice sırlar vardır sırlardan özlü

Cihân’da varmıdır Ballı’dan suçlu

Mümin vicdanında Hakk’ı bulmalı

 

  1. Haceti Baba Dergâhı: Bugünün Makedonya sınırları içinde kalan Köprülü (Tetova Vales) kentindedir. Üsküp’ün güneyine düşen bir tepedeki önemli bir Bektâşî Tekyesidir. Bu dergâh bazı kayıtlarda Hace Baba Tekyesi olarak da geçmektedir. Bilinen son postnişinlerinden birisi de Hacı Hasan Baba’dır. Kalkandelen’li (Tetova) olarak bilinse de aslen “Servi”li olan (Niğde “Nâzenîn” Dergâhının son postnişinlerinden) Halife Mecdi Baba’nın (Bu zât bir süre Mora’da hizmet vermesi nedeniyle Mora’lı Mecdi Baba olarak da bilinir) Baba’lık icâzeti verdiği ve ünlü Bektâşî Şairi Edib Harâbî Baba’nın 1950 yılında Divânını yayınlayan İzmir’li Hüseyin Hüsnü Erdekut Babanın kısa bir dönem Haceti Baba Dergâhı postnişinliğini de derûhte ettiği bilinmektedir. Dergâhın kurucusu Haceti Baba için yazılmış birçok nefes bulunmaktadır. Bunlardan Kul Gedâ Müsli’ye ait olanlardan tespit olunması açısından bir kıt’a arz ediyorum.

 

Hü Dost

 

Gedâ Kul’un sana geldi ey Şâh’ım

Gönlümün sahibi Şems ile mâh’ım

Her dem uğradığım gönül penâhım

Dâim kurbanıyım Hâcet Baba’nın

 

Metin’de adı geçen bazı spesifik konulara ilişkin açıklamalara ise aşağıda özel notlar adı altında yer vermekteyiz.

 

Özel Notlar

 

  1. Ebusuud Efendi’nin Saru Saltuk ile ilgili Fetvası şu şekildedir.

“El cevap; Riyâzaât ile kadid olmuş bir keşişdir” Meâlen (İbadet ile vücudi zevkleri terk etmiş ve dinin şer’i kayıtlarından kurtulmuş bir manastır rahibi gibidir.) Ebusuud Efendinin bu tesbiti son derece yerinde olup, bu fetva’dan sonra Saru Saltuk muhtemel bir takibattan kurtulmuştur. Ebusuud Efendinin fetvasında Bektâşîliğe yergi değil tam tersine bir övgü söz konusudur. Hakikaten Bektâşî evliyaları kendilerini Allah ibadetlerine adamış ve din gibi aidiyetlerin dışına çıkabilmiş ve gerçek anlamda ıtlak mertebesi olan; “Enel Hak” namâzını Macaristan’da bizzât kaldırmıştır.

 

  1. Merhum Bedri Noyan Dedebaba “Bektâşîlik Alevilik Nedir” isimli eserinde Hacı Bektâş Veli Hazretlerinin vefâtı sonrası Pirevi postnişinlik makamına sırası ile ilk olarak İdris Hoca’nın oğlu Yusuf Bali daha sonra onun oğlu Resul Bali daha sonra onun oğlu Yusuf Bali daha sonra Yusuf Bali’nin kardeşi Mürsel Bali ve daha sonra onun oğlu Balım Sultân’ın geçtiğini tesbit eylemiştir. Bu seneratif beyan tamamen spekülatif hayal mahsulü ve gerçek dışıdır. Tamamen hilâf-ı Hakikatdir. Bektâşîlik mücerred bir sistem vaz eder. Kutbiyyet yasası gereği bel evlâdını değil yol evlâdını esas alır. Pirevi postnişinliğinin Hacı Bektâş Veli’den sonraki profili metin dede arz ettiğim vechiyle şu şekildedir.

a)      Hacı Bektâş-ı Veli

b)      Seyyid Ali Sultân (mürşidi Hacı Bektâş Veli)

c)       Yağbali Sultân (Mürşidi Seyyid Ali Sultân)

d)      Balım Sultân (Mürşidi Yağbali Sultân / Rumeli Bölgelerinde Balım Sultân’a yöresel dilde (retorikte) Hızır Bali denmesi nedeniyle çok karışıklıklar olmuştur.)

e)      Sersem Ali Dedebaba (Balım Sultân’dan icâzetli olup Dedebaba sıfatını kullanan ilk Bektâşî Kutbu’dur.)

 

Söz konusu bu zât’ların tümü de mücerred olup, başlarından herhangi bir evlilik geçmemiştir. Merhum Bedri Noyan Dedebaba’nın hiçbir vesaik ibraz etmeksizin öngördüğü bu gayr-i analitik, eklektik, pragmatik, opotunitik  ve senaritif tez’e, Tasavvuf-u Itlak’a vakıf ve gelenekten gelen hiçbir Bektâşî Fukarasının katılması olası değildir. Diğer yandan dizayn ettiğimiz Pirevi Postnişinlik profili son derece somut belgelerle Djovica (Yakova) Dergâhının son postnişini Kâzım Bakali Sipaho Baba (V. 1983) tarafından tesbit edilmiş olup, Yakova Dergâhının arşivlerinde aynen mevcuttur.

 

Bibliyografya

 

1)      İstinsah Sahifeleri……………………….Bektâşîlik Zaviye Defterleri Başbakanlık Arşiv Gen. Müd. No: 771-H. 1243 (1827)

2)      Ahmed Hezarfen………………………..Tarih ve Toplum Dergisi, Yıl. 1999 Sayı. 189

3)      Bedri Noyan Dedebaba……………….Seyyid Ali Sultân Velâyetnâmesi, Cezbi Abdal / 17. Yüzyıl İstinsah: Ali Rıza Kadimi Baba

4)      Bedri Noyan Dedebaba………………..Bektâşîlik Alevilik Nedir. Ant / Can Yay. 1995 İst.

5)      Turgut Koca Baba………………….. Bektâşî Şairleri ve Nefesleri, İstanbul Maarif Kitaphanesi İst. 1990

6)      Won Hasluck………………………………Bektâşîliğin Coğrafi Dağılımı, Turgut Koca / Nezihi Erginsoy

7)      Velâyetnâme-i Seyyid Ali Sultân…..Cezbi Abdal, Cebeci İl Halk Kütüphanesi No: 1189

8)      Velâyetnâme-i Seyyid Ali……………  Ahmet Sırrı Dedebaba, Cairo 1932-İstinsah Sahifeler

9)      Yemini……………………………………….Faziletnâme, Hzl. Fevzi Gürgen İst. 1960

10)   Şemsettin Sami……………………………Kamus-ul A’lam, İst. 1314

11)   Harput’lu İshak Efendi……………..  .Kaşif-ül Esrar ve Daf’i-ül Eşrar 1873-İstinsah Sahifeler / Mahfuz

12)   Edirne’li Seyyid Emin Baba………….Bektâşîlik ve Tasavvuf Kılavuzlu köyünde mukim Halife Tevfik Çetin Baba’da mahfuz cüz.

13)   Ahmed Sırrı Baba………………………..Kaygusuz Dergâhı envanteri Leiden Üniversitesi Fakîr’de mahfuz. Temin eden: Dr. Hülya Küçük

14)   Ahmed Hamdi Zaza Paşa………………Musavver-el Eimmet’il İsna-i Aşere Turgut Koca’dan Veraseten mahfuz Caıro-1930

15)   Mehmet Tevfik…………………………….Menkıbe-i Tevfik Baba, İst.1287 / İstinsah

16)   Zuhuri Danışman………………………….Osmanlı İmparatorluk Tarihi, İst. 1956, S. Güniz / S. Özaygen Matbaası

17)   Eb’ul Hayr Rumi………………………….Saltuknâme, Topkapı Sarayı Hazine Dai. No: 1612

18)   Evliya çelebi………………………………..Seyahatnâme, Turgut Koca’dan intikal mahfuz cüz.

19)   Latifi………………………………………….Tezkire-i Latifi, İst. 1314

20)   Refik Soykut………………………………Orta Yol Ahilik, Ankara 1971

21)   John. K. Bırge……………………………Bektâşîlik Tarihi, Çev. R. Çamuroğlu, Ant. Yay. 1991. İst

22)   Gelibolu’lu Ali……………………………….Muhammediye, Kaynak: Nihal Kitapevinden Sn. İsmail Kalkan / Sahaflar Çarşısı

23)   Koca Kenan Paşa………………………Fütûhat-ı Toktamış, Kaynak: Merhum Çorlu’lu Mehmet Ali Çarıkçı Baba’dan istinsahi bazı sahifeler / Mahfuz

24)   Turgut Koca Baba’dan devren: Evrak-ı metruke, Dergâh kayıtları, Yazma Velâyetnâme ve menakıpnâmeler. Yazma Balım Sultân Erkânnâme cüzleri. Cönkler. Yakova / Kaygusuz ve Detroit Dergâhları ile yaptığı yazışmalar.

25)   Djovica (Yakova) Bektâşî Dergâhı Postnişini-Kosmet’li Kâzım Bakali Sipaho Baba ile merhum Turgut Koca Baba’nın yaptıkları yazışma metinleri / mahfuz

 

 

Cem Dergisi, Ocak, Şubat, Mart 2003

 

Kaynak: Şevki Koca, Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları, CEM Vakfı Yayınları, Aralık 2005, İstanbul; Sayfa: 276-310