Dervişlik

Şevki Koca

(El-Fakîr Derviş Fecri)

Bektâşî Kültür Teşkilatlanmasında, kategorik olarak en üst makam, dedebabalık kurumudur. Kutup karşılığında olup, yeryüzünde bir kişi olarak tersim kılınır. Ancak, bu aşamanın başlangıç basamağı muhiblik daha sonra dervişlik olup, son mertebe olan dedebabalık makamı da, dervişlikten ayrı düşünülemez. Menakıblarda, bir hadiseden söz edilir. Mevlâna Celâleddin rûmî Hazretleri, Hacı Bektâş Dergâhı’na haber göndererek, kendisine bir dede göndermelerini ister. Bunun üzerine Hünkâr Hacı Bektâş kendisine, Şems-i Tebriz’i Hazretlerini gönderir. Bu duruma şaşıraran çevresine Hz. Pir cevab verir.

Molla bizden bir dede istemiş, eğer derviş matlûb ideydî biz kendimiz gitmek lâzım gelû idî. 

buyururlar. Hacı Bektâş Hazretlerinin burada ifade etmek istedikleri, ıtlak tasavvufuna göre; kayıtlardan boşanmış olma keyfiyetidir ki, mutasavvıflar buna; “Fenâ ender Fenâ” yani, fani olmaktan da fani olmak gerekir şeklinde yanıt verirler. Yine tasavvuf aşamaları bakımındandır ki, buna Seyr-ü Sülûk derler, Bektâşî hizmet mertebeleri yakınlık duraklarına denk düşer. Bir Bektâşî muhibbi, tecelli-yi Asar-ı Cemâl’i; bir Bektâşî dervişi tecelli-yi Sıfat-ı Celâl’i bir Bektâşî Babası da, Tecelli-yi zât-ı Kemâl’i ifade eden karşılıklardır. Buna, hüsün-Cemâl ve vücud birliği denilir ki, kısaca karşılığı Aşkullah Sırrı demek olur.

 

Babagân-Nâzenîn Bektâşîlikte kısaca dervişlik aşaması, Cem-ül Cem sırrının müteradifi olarak nitelenir ve her şeyin başlangıcı ve sonu olarak telâkkî edilir. Esasen derviş feyz-i Akdesi, baba ise, feyz-i mukaddesi temsil ederler. Yine mutasavvıflar bunu şöyle açıklar; zahirinde her ne kadar Muhammed Adem’in evlâdı gibi görünse de, hakikatde Adem, Muhammedin evlâdıdır denilir. Esasen Cenab-ı Hak’da araçlar ve amaçlar arasında uygunluk ile meşiyyet’te bulunur. Yani, Cebrail’in işini Azrail’e, Azrail’in işini Cebrail’e havale etmez!..

Babagân Bektâşîlik’te dervişlerin mücerred olanları olduğu gibi, müteehhil olanları da mevcuttur. Esasen, zahirdeki bu ayrılık, batında mevcut olmayıp cümlesi Cenab-ı Hakk’ın nur esmasını yani vücudsuzluğu istimdat içindir.

 

Mürşidin talebi ile, muhiblerin içinden bir can, Vakf-ı Vücud töreniyle derviş yapılır ve kendisine, hırka, kemer ve tac teslim edilir. Dervişlik, kelimenin tam manası ile hizmet basamağıdır.

 

Dervişlik, sırası ile aşağıdaki onbir görevi tamamlamak zorundadır;

 

Kilerci

Kahveci

Türbedar

Mihmandar

Kurbancı

Ayakçı

Çerağcı

Gözcü

Nakip

Ekmekçi

Ahçı (Aşçı)

 

İşte bu hizmet konaklarını sabır ve tehammül ile idrak eyleyen her derviş, mürşit ve muhibler tarafından ihtiyaç mukabil uygun görülürse, Bektâşî babalığına aday sayılır.

 

Babalık

Daha önce tevhidi karşılığını ifade ettiğimiz bu mertebeye gelebilmek için üç önemli zorunlu unsur bulunmaktadır:

Zamânı olacaktır

İhvânı olacaktır

Mekânı olacaktır

Bu üç konak, olmalıdır anlamında alınmalıdır. Öte yandan, babalık karşılığı olan Hak’kel-yakıyn sırrıdır ki, bunun görev olarak tam karşılığı da, irşâd demek olur.

Bektâşî baba adayı olan derviş, ancak bir halife baba tarafından babalığa nasbedilir. Ve kendisine yapılan özel bir tören ile, sofra, çerağ gibi kutsal emanetler teslim edilerek bir post’a veya seccadeye atandığına dair icâzetnâme (hüccet) verilir. Bektâşî babası, fütüvvetin tüm kural manzumelerine harfiyen uymak zorundadır. Ve yılda bir kez muhakkak, bağlı bulunduğu halife babaya başını okutarak, ibra olunur. Kendisinin giysilerine, Libas-ı Fahire denir ki, bir dervişe göre en önemli fark, tacına yeşil destar sarmasıdır.

 

Halife Babalık

Bu aşamalar dervişlikten başlayarak artık nefis basamaklarında değil, rûh mertebelerindeki tekamül olarak değerlendirilir. Şayet, dedebaba uygun görürse, mevcut babalar arasında bir babayı, halife baba olarak tayin eder. Dedebaba’ca yapılan özel bir tören ile kutsal emanetler ve sancak(alem) kendisine teslim edilerek, bir tutanak ile halife babalığı raptedilir ve mühürlü ve imzalı bir icâzetnâme ile göreve başlar. Dünya üzerindeki halife baba sayısı, toplam Onikiyi geçemez. Halife babalar, kendilerine bağlı kılınan babaların yıllık hizmetlerini görürler ve talep halinde, Baba nasbederler. Giysileri babalara göre aynilik taşısa da, taclarındaki destar (emmame) sağ omuzlarına düşürürler. Buna, taylasan adı verilir. Sancak yalnızca halife baba ve dedebabalarda bulunur.

 

Dedebabalık

Tariki Bektâşî kültüründe, tüm mertebeler bir atama ile olmasına karşılık, bu makam seçimle belirlenir. Dedebabanın Hakk’a yürümesi üzerine, mevcut halife babalar, mümkünse pirevinde bir araya gelerek, ittifak ile bir halife babayı, bu göreve seçerler. Burada maksat ittifak arayışı olduğundan, eğer bir aday üzerinde ittifak sağlanamıyorsa, en az on bir kez seçim yaparlar ve hâlâ ittifak edilememiş ise seçim otuz gün ertelenir ve yeniden icrâ edilir. Burada, artık ittifak aranmaz, oy çokluğuna bakılır. Şayet oylar eşit çıkarsa, Hakk’a yürümüş olan eski dedebabanın pazubendi açılır ve orada yazılı olan bir isim iki oy sayılarak, seçim tamamlanır. Bu seçim esnasında, içeriye halife babalar dışında kimse alınmaz ve seçim sonucu, Nefir üflenmek ve meydan evi bacasından duman salınmak sureti ile cümle ihvana duyurulur.

Dedebabalık makamı, aynı zamanda Hacı Bektâş Dergâhı Postnişinliğini de ihata etmesi nedeniyle, Dedebabanın daha önce üzerinde bulunan Dergâhâ ait postnişinlik boşa çıkar ve istenirse o posta bir baba postnişin olarak atanabilir.

Yeryüzünde bir tane olan dedebaba, Bektâşî kurumunun yegâne hukuki temsilcisi olup, kendisine bağlı halife babaların yıllık ibra (baş okuma) törenini icrâ eder. Gerekli gördüğünde, halife baba atamasında bulunur. Bugün inancımız çerçevesindeki dedebaba; İzmir’li Mustafa Eke Baba erenler olup, Hacı Bektâş kazasında ikâmet eylemektedir.

Sözlerime, merhum pederim halife Turgut Koca Baba erenlerin bir nefesleriyle son verirken, cümlenize aşk-ı cemâllerimi niyaz eylerim.

 

Hû-Dost

 

Mehmet Ali Hilmi, Hacı Feyzullah

Salih Niyâzi’dir, Şehid-i Lillah

Ali Naci Dede-Baba Ehlullah

Bedr-i Noyan Tac-ı Ser’imiz bizim

 

Turgut Baba Hâk’ka gidiyor katar

Ol Pir-i aziz’dir Kıble-i didâr

Cümle nâzenînler destini tutar

Sultân Hacı Bektâş Pirimiz bizim.

 

Kaynak: Şevki Koca, Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları, CEM Vakfı Yayınları, Aralık 2005, İstanbul; Sayfa: 38-41