Anadolu Kızılbaş Süreklerine Dair Etnolojik Tespitler(Sofyan Sürekleri)

 

Şevki Koca

Bu konuya ilişkin ilk ciddi çalışma, Budunbilim uzmanı, merhum Naci Kum Baba Erenler tarafından gerçekleştirilmiştir. Naci Kum, hicri 1314 (1869) yılında, Seydişehir’de dünyaya gelmiştir. Üsküp’lü Süleyman Tûrabi Baba’dan Yalvaç’lı Topal Tevfik Baba’nın rehberliğinde, Bektâşîyye nasbı almıştır. Daha sonraları, salih Niyâzi Dedebaba’dan babalık icâzeti temin etmiştir. Çalışmalarını, ilk kez Anadolu’nun Nom ve Sürceklerine Dair Notlar başlığı altında, 1939 yılında İstanbul ve Ankara’da gerçekleştirilen 18’inci Beynelminel Antropoloji ve Prehistorik Arkeoloji Kongresinde sunmuştur. (Bakınız. Tebliğler Kitabı, Ankara 1939: 340) Esasen, Fakîrin de bu sütunlarda yapmak istediği, merhum Naci Kum Erenlere didaktik katkıdan başka bir şey değildir.

Öte yandan, Anadolu Kızılbaş süreklerinin süreç ve analizlerine ilişkin birçok araştırmada da mevcut olup, Prof. F. Köprülü, A. Gölpınarlı, V. Lütfü Salcı, Samih Rıfat, Doç. Dr. Bedri Noyan ve Turgut Koca gibi uzman isimlerce, konuya ilişkin oldukça zengin argümanlar, dergi ve gazetelerde yayınlanmıştır. Bugüne değin, değinilen konularda tekrara düşmemek üzere, (retorikel düzlemde) konuya birkaç başlık çevresine indirgemek arzusundayım.

Anadolu inanç ekseninde, sömürü ve inanç istismarı öncelikle, dini motifli düşünce ve görüşlere yönelik sürdürülürken, fakîr bu anlamda bir düşünsel soluklanma ihtiyacı ile bu yazıyı kâleme almış bulunmaktayım. büyük İnsanlık Kült’ünün, bir gün mutlaka o yapay ütopyasının paslı zincirlerinden kurtularak, özgür insana ve özgür düşünceye kucak açacak olduğuna dair sarsılmaz inancımla, büyük Yunus’un dediği gibi; “Söz ola Kese Savaşı” mantalitesiyle konumuza başlamak istiyorum.

Gerçeğe hüüü…

Tevhit nazariyesinin ameli ve şifahi karakterine değinmek istiyorum.

 

Sürekler

Hz. İbrahim’le başlayan tevhit yolculuğu; giderek Horasan ekolü (Maveraünnehir kanalıyla) ve Erdebil ekolü gibi iki temel felsefeye ayrılır. Daha sonraları, tarihin sosyolojik performanslarından da beslenen bu iki ekol, Anadolu siyasetlerinin ve demografik basıncın etkisiyle karşımıza, örgütlü ve örgütsüz, inanç ve disiplin alanlarıyla çıkar.

Tarik-i Bektâşîyye müntesiblerinin, bu teşkilâtsız zümrelere, Sofyan Sürekleri demesinden karine, söz konusu süreklerin bir kısmı kendilerini, doğrudan Ocakzâde kabul ederek İmâm-ı Ali ve soyuna bağladıklarını, bazılarının da Hacı Bektâş Veli’nin varsayılan üç yüz altmış halifesinin bir çoğunu Pir addederek, ocaklar karşısında güç sağlamaya yöneldiklerini görürüz. Bu mesele, o denli içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir ki; fakîr Balıkesir Vilayetinde ikâmet eden, söz gelimi Kavakbaşı Köyünün Çepni (Oğuz boylarından) aşiretlerinin, tarîkat hizmetlerinin, bizzât tanık olmuşumdur. Gaziantep’ten gelen Dedekargınlı dedelere gördürdüklerine, bizzât tanık olmuşumdur. (Ş. K.) Öte yanda, yine Bektâşîyye Tarîkatı mensuplarının, bu zümrenin telef olmalarını arzu etmemelerinden kinaye, Sürek olsun, Çörek olsun-Ehlibeyt-i Seven olsun diye, bir darb-ı meselleri vardır, oldukça ilginçtir.

 

Musahiplik, Tariyk (Serdeste) ve Pençe Nedir?

Bektâşîyye müntesiplerinin Şâh Hatayi’nin eseri olarak kabul ettikleri Menakıb-ül Esrar ve Behçet’ül Ahrar (Bu eserin Hatayi’ye değil, Bisati’ye ait olduğu konusunda, Fuat Köprülü ve Abdülbaki Gölpınarlı’nın ittifakı mevcuttur) isimli kitapta ve Yemini’nin Faziletnâme’sinde bu konularda, Cafer-i sistematiğinin ve Galat-ı İmâmiy’yenin teolojik rükünleri olarak, ıstılahi normlar vardır. Özellikle, Menakıb-ü Esrar’da Miraç bahsinde bilgiler verilir. Bu bilgiler, musahiplik (kardeşlik) kurumunun teorik zeminini pekiştirmiştir. Yine, Şeyh Safi buyruğunda ve birçok Ehlibeyt şairinin nutuklarında, bu identification’a (aynı görme) yer verilir. Yine rivâyetler kanalı ile, Hz. Muhammed’in çeşitli savaşları öncesi Ashab ve Ensarı kardeş (musahip) kıldığı gibi ve Hudeybiye’de Biat-ı Rıdvan gibi, ikili akidler kıldığına dair, Hadis-i Nebevi’de, hadisler mevcuddur.

Yine, Hz. Resulün miracı sonrası, Kırklar Cem’ine kabulü ve bu vasıta ile nasib erkânı anlatılırken, Ali, Fatıma, Muhammed ve Hatice’nin Tûbâ Ağacı altında musahip kılındıklarına dair bilgiler mevcuddur. (Bakınız. Mürg-i Dil / Şevki Koca-Nâzenîn Yay. İstanbul 1999: 129) Turgut Koca Baba Erenler bir nefeslerinin son dörtlüğünde şöyle buyurmaktadır.

 

Hû-Dost

 

Çözemezsin bunu, üstad bulmadan

Bir gömleğe, kırk can, mihman olmadan

Doğdun bir anadan, iki baba’dan

Meded, mürvet, pirim Bali diyerek

 

Bir rivâyet ve yorum ile de Fetih Suresinin, 10’uncu ayeti, musahiplik kurumu için hüccet (delil) olarak gösterilir. Öte yandan Anadolu’nun bir çok yerinde, adı verilmiş köy ve bir çok merkaddi bulunan, Karapürçek isimli bir Batıni Dai’sinin, Anadolu Türkmenleri arasına, bu kurumu yerleştirdiği rivâyet edilir. (Kaynak: Ali Cidali (Arıcı Baba) Mustafa Kemâl Paşa İlçesi, Garipçe Tekke köyünde mükin, halen sağ ve 87 yaşındadır. Ş. K.)

Öte yandan, Tasavvuf terminolojisinde dört Can’ın musahip formatından kastedilen Anasır-ı Erbaa ile tanımlanan, Toprak, su, ateş ve yel’dir ki, yaratılışın Ana’sı kabul edilen bu mevhumlar Esfel-i Safilin, yani yaşamın, başladığı ve sona erdiği en alt hikâmet basamağı olarak kabul edilirler. Nitekim, ünlü şair Nazım Hikmet (Kendisi bir Bektâşî ailenin çocuğudur) Güneşi İçenlerin Türküsü adlı nefis şiirinde, Anasır-ı Erbaa’ya şöyle değinmiştir.

 

Bizler;

Topraktan, ateşten, sudan ve yelden doğduk

Güneşi içiriyor, çocuklarımıza karımız

Toprak kokuyor, bakir sakallarımız

 

Kısaca tüm Anadolu Kızılbaş Sürekleri bünyesinde bir musahiplik kurumu bulunmakta olup, musahipler yaşam boyu birbirlerinin denetçisi kabul edilerek, bununla ilgili özel bir ikrar ritüeline tabi tutulmuşlardır.

Çeşitli yörelerde, değişik isimlerde verilse de, genelde Görgü Cem’i denilen, yıllık ibra (aklanma-baş okutma) töreninde, musahip kılınanlar, yine birbirlerinin hata ve sevaplarından dolayı, doğrudan sorumlu addolunmuşlardır.

Bir diğer yandan, Tarîkat-ı Bektâşîyye’nin Meydan yani (Ayn-ül Cem) kültüründe, eşler (Karı ve koca) ayni mürşidden nasib alabilirler. Ancak; ikrar töreni (nasib erkânı) sırasında eşlerden sadece biri meydan kapısı kapatılır, (sırlanır) ve diğer eşe nasib verilir. (Meydan odasında bulunan tüm canların birbirlerinin musahibi (kardeşi) sayılmasına binaen…) Karı, koca nasib aldıktan sonra, başkaları adına yapılacak ikrar (nasip) törenlerine, birlikte katılabilirler. Öte yandan, tüm sofyan süreklerinde karı ve koca ve bunları musahibi sayılan bir diğer evli çift ve bir de rehber olmak üzere, beş kişi meydana girerler ve aynı ikrar töreninde yapılan bir ritüel ile dörtlü musahip olurlar. (Bakınız: Bu konular ile ilgili detaylı bilgiler için, Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba / Bektâşîlik Alevilik Nedir?-Ant-Can Yay. 1975 / İstanbul adlı kitap)

 

Serdeste (Tariyk)

Miraç hadisesi esnasında, İmâm-ı Ali’nin Kırkları Zülfikar adlı çatal kılıcının altından geçirmesine kinaye veyahut Miraç sonu Tûba ağacının dallarını remz eden ve musahipliğe temel teşkil eden bir ritüelin gerçekleşmesine atfen, ilgili dedeler veya Tarıyki tarafından; sitem vurma, tarıyk’ten geçirme, tarıyk çalma gibi vs. isimlerle anılan bir ağaç dalı töreni vardır ki, işte bu söz konusu dal (sopa) kayın ağacından yapılmış ve bir deri kılıf yada yeşil renkli bir örtü içinde, tarıykçi tarafından muhafaza edilen, genellikle bir metre civarında, üç boğumlu bir değnek olup, Sırdeste, Serdeste, Melheb, Tarıyk, Erkân, Alaca, Tûbâ çeliği, Evliya, Dest-çûp gibi, değişik yörelerde yine değişik isimlerle anılmakta olup, Cennet’te olduğu varsayılan, On iki dallı, iki çatallı ve kökü yukarıda, başı aşağıda olan bir ağaçtan kinaye, Tûbâ isimli ağacın dallarından dolayı veya İmâm-ı Ali’nin iki çatallı Zülfikar isimli kılıcından karine ile yad edilir.

Kayın ağacı; Eski Türklerin mitolojik (esatiri) otantiğinde özel bir önem kazanmış ise de, Baha Said Bey, totem ağacın türünün kayın değil, Hûş ağacı olduğu konusunda ısrarlıdır. (Bakınız: Türk Yurdu Dergisi, Cilt: 4, No: 22, 1926) öte yandan, bazı mutasavvıfı görüşlere göre; Kayın sözcüğünün, ikame (yerine) anlamına gelen Kayın’den üretilerek (kayınpeder, kayınvalide, gibi) geldiği ifade olunmaktadır, burada Nur suresi 35’inci ayette geçen Şeceret-ü Mübareke’ye atıf ile misyon telâkkî edilen ve Altın sülale telmihiyle, Hz. Muhammed’den kızı Hz. Fatıma vasıtasıyla torunlarına devir olan, ilâhî hilafetin yerine Kaim anlamında bir epope (destan) vasıtasıyla torun Ağacına ait remiz ve simge taşımaktadır. Yine, söz konusu Tûbâ Ağacının da; İnsan ve onun yüz hatları olduğu konusunda mutasavvıfiyetinin icması bulunmaktadır. (Cennetten kasıt Anne karnıdır ve insan doğum öncesi burada, başı aşağıya, ayakları yukarıya gelecek şekilde yatmakta olup, bacakları iki çatalı ve vücudundaki öğeler Oniki dalı simgelemektedir.) (Bakınız. Mürg-i Dil / Şevki Koca, Nâzenîn Yayınları, İstanbul 2000, Miraç bahsi)

 

1) Tariyk Öncesi Okunan Tercüman

Bismişâh Allah Allah

Cân-u dilden bel bağlayub evliya erkânına

Hamd-ü lillah, yine durduk pirimiz divânına

Çok kusurum var, el-amân zikrederek

Sığınıp geldim Erenler; Lûtfuna, ihsânına

Canım kurban, tenim kıldım bu yola tercümân

Allah, eyvallah candan Hünkârın fermânına

Allah Allah.

Yüzüm yerde, özüm dar’da, Hak Muhammed Ali divânında.

Erenler Dar-ı Mansurunda, Canım kurban, tenim tercümân.

Bu fakîr’den, eğrinmiş incinmiş, gücenmiş olan can kardeşler var ise, dile gelsin,

Bile gelsin, hakkını talep eylesin. Allah, eyvallah…

 

2) Tariyk Urunduktan Sonra Okunan Tercüman

Bismişâh Allah, Allah

Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah…

Tevbe-Estağfurullah…

Elimizden, dilimizden, belimizden ve cümle azalarımızdan,

Bilerek, bilmeyerek sadr olan, cümle günahlarımıza;

Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah…

Erenlere karşı kem hallerimize ve ayni cem’deki kal’lerimize,

Muhib kardeşlerle kil-ü kal’lerimize ve gıll-û gîşlarımıza

Tevbe Estağfurullah…

Allah, Allah,

Ya Gaffar-ı zünûb-i Ya gani’sin, Ya Muhammed, ya Ali’sin

Ehlibeyt-i pençe-i Âl’i aşkına, Estağfurullah…

Üç yüz altmış, yedi iklim gözcüleri aşkına, Estağfurullah…

Allah, Allah,

Pir, Nefes, üstad ve kanun-u Evliya…

Şâhım; Allah, Eyvallah…

Ber Cemâl-ı Muhammed, Kemâl-i İmam hüseyn, Ali râ bülende salavat

Allahümme, Sal-li âlâ, Seyyidina muhammedin ve Âlâ-Ali Muhammed…

 

Pençe (Pençe-i Âl-i Abâ)

Burada, daha önce zikr olunan ve Tariyk değneği ile icrâ edilen, tüm meydan ritüellerinin, bu kez dedeler tarafından, muhib ve muhibbelerin sırtlarına sağ ellerinin avuç içleri ile (Aya’sı ile) üç kez sıvazlanarak gerçekleştirildiğini görürüz. Bir takım sürekler arasında, serdeste ile yapılan takdisin (kudsamanın) Pençe-i Ali Aba (kısaca pençe) ile yerine getirildiği gibi, serdeste ve pençe ritüellerinin her ikisine de bir arada rastlanıldığı müşâhade edilmiştir. Pençe’den kastedilen teolojik misyon, Ehlibeyt olup, Merhum Bedri Noyan Dedebaba bu konuda şu bilgileri vermektedir:

Ehlibeyt, Hz. Peygamberin, kendileri hakkında bu sözü kullanmış olduğu kimselere verilmiş bir sıfattır. Ev halkı demektir. Al-i Aba’da derler. Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Ehlibeyt’i oluştururlar. Bir el şekli ile sembolize edilirler. Elin parmak uçları yukarıya doğru tutulunca, Arap harfleriyle (Allah) yazısına benzediği için ve El’de beş parmak dolayısıyla Pençe dendiğinden, pençe-i Al-i Aba ile uluhiyyetin bağlantısı kurulmuştur.

Bu pençe şekli, Yeniçeri Ordusu, orta flamalarında da ayın önüne yıldız yerine konularak kullanılmıştır. Bu elde; Baş parmak; Hz. Fatıma, yüzük parmağı; Hz. Hasan ve serçe parmağı, Hz. Hüseyin’i temsil eder. Ehlibeyt hakkında birçok hadisler ve Kur’an-ı Kerim’de ayetler vardır. (Bakınız: Bektâşîlik, Alevilik Nedir? Doç. Dr. Bedri Noyan, Ant / Can Yayınları. 1995 İstanbul Shf. 63)

Abdülbaki Gölpınarlı’da özellikle Yeniçeri 17’inci ortasında asılı olan bir pençeli âlemden söz eder ki; ifadesine göre; baş parmak; Elif, şâhadet parmağıyla orta ve adsız (yüzük) parmağıyla; iki lâm ve küçük parmakta H işaret ile kabul görmüşlerdir, demektedir ki, bu da Allah demektir. (Bakınız: Tasavvufi Deyimler ve Atasözleri / A. Gölpınarlı, İnkılap-Aka Yay. İstanbul 1976 Shf. 4)

 

Uygulamaya İlişkin Bir Anektod

Cem dergisi, Genel Yayın Yönetmeni, Sn. Murat Küçük beyefendi tarafından yapılan bir röportajda (bakınız, Cem Dergisi 7 Şubat 97 yıl ve sayı 63 Sahife 56, 57, 58) Baba-Mansur Evlâtlarından olduğunu ifade eden, Seyyid Ali Üçlertoprağı isimli zât, Serdeste ve Pençe isimli ritüelik standartlara şu şekilde bir açılım getirmiştir:

Cem’de ikrar verip yola girenin sırtını sıvazlayan dede, duasını okur. Bu ritüel kimi yerde ise Tarıyk adı verilen, çubukla yapılır. Hangisinin asıl olduğuna dair tartışma ise bu iki farklı erkân bölgelerinin ilişkili olduğu yörelerde tartışma konusudur. O yıllarda aynı tartışmanın Hacı Bektâş ilçesinde de gündeme geldiğini anlatan Seyyid Ali Dede, bir gün muhabbette “Hangisi Haktır? Söyleyin, bilelim” diye sorduklarında, orada bulunan Çelebi dedesi Rıza Ulusoy: “gerçek olduktan sonra dede, isterse çarığıyla vursun. Talibin içinde çelişki bırakmayın, hiç bir zaman ağaçtan evliya (tariyk) olmaz” demiştir. Yine Rus harbi yıllarında köylerine gelen Cemâleddin Ulusoy beyefendinin de Tariyk kültü karşısında benzer bir tutum sergilediğini anlatıyor. Sivas ve Erzincan köylerini dolaşan Çelebi, Şâhverdi köyünde, Seyyid-Ali Dedenin dedesine konuk olmuş. Ve dedesi tarıyk yüzünden sürekli tartıştıklarını anlatınca, sopayı getirerek, çubuğu diziyle kırıp, yanmakta olan ocağa atmıştır.

Seyyid Ali Dede de sopanın (Tariykin) kerâmetine inanmıyor ve Musa, Tur Dağına çıktığında Cenab-ı Hakk’ın kendisine;

-Nereye yaslanıyorsun? dediğinde Musa (A.S.)’ın,

-Asama (bastonuma) demesi üzerine;

-Onda bir şey yok, gel bana yaslan! dediğini hatırlatıyor.

 

Bölgelere Göre Anadolu Sürekleri

Trakya Sürekleri

1) Kızıldeli Sürekleri

Edirne yöresi ve Dimetoka-Otuzüç Babalar (Vakıflar) Civarında ikâmet eden topluluklarda görülürler.

Erkânlarında Serdeste (Serdeste) ve Pençe-i Ali Aba kalıplarından her ikisine de, tesadüf edilir. Meydanları: 5 Niyaz ve 12 Post üzerinedir.

2) Otman Baba (Sultângani-Hüsamşâh) Sürekleri

Deliorman, Dobruca, Tuzluk ve Gerlova yöresindeki yerleşimlerde görülürler. Erkânları, serdeste iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzerinedir.

3) Yeşil Abdal Sürekleri

Deliorman ve Dobruca havalisinde bulunurlar. Çarşambalılar diyerek de anılırlar. (Meydanlarını, Çarşambayı, Perşembeye bağlayan gece açarlar.)

Erkânları, serdeste iledir. Meydanları: 3 niyaz ve 5 post üzerinedir.

4) Sarı Saltuk Sürekleri

Babadağı, Alvanlar ve yukarı Arnavutluk kesimlerinde bulunurlar. Erkânları, Pençe-i Al-i Aba üzerinedir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 post üzerinedir.

 

Ege Bölgesi Sürekleri

 

1) Köse Süleyman Sürekleri

Süleyman-ı Kesr-i sürekleri de denilir.

Balıkesir mıntıkasındaki Çepni nüfus arasında, yoğun olarak yaşarlar. Nevruz töreni bilmezler. Erkânları, Serdeste üzerinedir. Meydanları 1 niyaz ve 5 post üzerinedir.

 

2) Yanyatır Sürekleri (Dur Hasandede Sürekleri)

Çarşambalılar diyerek de anılırlar. Ayrıca, Telli Baba sürekleri de denilir. Akhisar ve Aydın ili çevresindeki Tahtacı (Ağaç eri) oymakları içinde görülürler. Öte yandan Kemâlpaşa, Naldöken, Ödemiş (Uladı) ve Edremit (Çamcı) yörelerinde de tesadüf edilirler)

Erkânları Serdeste iledir. Meydanları: 3 niyaz ve 5 post üzerinedir. (Cemleri, Çarşambayı, Perşembeye bağlayan akşam yapılır.)

 

3) Pirayi Baba Sürekleri

Çarşambalılardandırlar. Pirini yakanlar sürekleri de denilir. Ege Bölgesi Tahtacılarının bir kısmı içinde görülürler. Erkânları: Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 5 Post üzerinedir. (Cemleri, Çarşambayı, Perşembeye bağlayan akşam yapılır.)

 

4) Garip Baba Sürekleri

Ege Bölgesi içindeki Kipt-Abdallar arasında görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzerinedir.

5) Yağmurlu Dede Sürekleri

Ege Bölgesindeki Kipt Abdallar arasında görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları 1 Niyaz ve 3 Post üzerinedir.

6) Urum Abdal Sürekleri

Ege Bölgesi Kipt Abdal nüfus içinde görülürler. Tesbit edilmiş bir meydan formatları yoktur.

7) Ateş Dede Sürekleri

Ege Bölgesi Kipt-Abdal nüfus içinde görülürler. Tespit edilmiş bir meydan formatları yoktur.

8) Yat Akbaba Sürekleri

Hasan Abdal Sürekleri de derler. Ege Bölgesi Türkmen nüfus içinde görülürler. Aydın ilinde yoğunluk gösterirler. Erkânları Serdeste iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzerinedir.

 

Orta Anadolu Sürekleri

 

Çelebiyan Sürekleri

 

Eskişehir, Tokat, Çorum ve Sivas yöresinde mûkim Türkmen nüfus içinde, sıkça görülürler. Erkânları Serdeste iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzerinedir.

Baba İlyas Sürekleri

Amasya ve Çorum havalisine görülürler. Erkânları, Serdeste iledir, meydanları; 3 niyaz ve 5 post üzeredir.

Baba Seyyid Cemâl Sürekleri

Tokat, Sivas, Pülümür, Dersim ve Erzincan yörelerinde mukim Türkmen ve Kürt kökenli nüfus içinde görülürler.

Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları; 3 niyaz ve 5 Post üzerinedir.

Sultân Şücaeddin Veli Sürekleri

Eskişehir ve Afyon yöresindeki Türkmen ve Trakya göçmeni nüfus içinde görülürler. Erkânları, Pençe-i Ali Aba iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzerinedir.

Şeyh (Şâh) Şazeli Sürekleri

Kayseri ve Bünyan yöresinde yaşarlar. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları 1 Niyaz ve 3 Post üzerinedir.

Kara Donlu Can Baba ( Kara Pirbad, Pirebi, Karapürçek) Sürekleri

Niğde, Aksaray, Kayseri, Konya, Sivas ve Divriği yörelerinde görülürler. Erkânları, Pençe-i Ali-i Aba ve Serdeste üzeredir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzeredir.

Hasan Abdal Sürekleri

Orta Anadolu’daki Kıpt-Abdal nüfus arasında görülürler. Erkânları Serdeste üzeredir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 post üzeredir.

Dede Kargın Sürekleri

Dede Korkud Sürekleri de denilir. Çorum, Alaca, Gaziantep ve Malatya yöresindeki nüfus içindedirler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 3 niyaz ve 5 Post üzeredir.

Ahi Evran Sürekleri

Kırşehir yöresi Türkmen nüfus içinde görülürler. Erkânları, pençe-i Ali Aba iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzeredir.

Gül Cemâl Sürekleri

Erzincan yöresi Kürtçe konuşan Türk aşiretleri içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post iledir.

Al Atlı Dede Sürekleri

Kars ve Kağızman yöresi Türkmen nüfus içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 niyaz ve 3 Post üzeredir.

Hacı Kureyş Sürekleri

Kureyşan veya Seyyid Mahmud-u Hayrani sürekleri de denilir. Erzincan, Pülümür, Adıyaman, Mazgirt, Malatya yörelerinde mukim Kürt kökenli nüfus ve Zazalar arasında görülürler. Erkânları Serdeste ve Pençe-i Ali Aba iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Ağu İçen Sürekleri

Ağuçan Sürekleri de denilir. Harput, Erzincan, Elazığ yörelerindeki Kürt ve Zaza kökenli nüfus içinde görülürler. Bu süreklere, Düşkün Ocakları da denilir. Üç kısma ayrılırlar

Hıdır Abdal Sürekleri

Üryan Hızır Sürekleri

Garip Musalılar

Az miktarda Kars, Sivas ve Divriği yörelerinde de bulunurlar, Erkânları Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Hubyar Abdal Sürekleri

Erbaa, Zile, Hasankale, Tokat, Sivas yöresi Türk ve Kürt kökenli nüfus içinde görülürler. Erkân dilleri, Türkçe’dir. Bunlara, Pir Sultân sürekleri de denilir. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Gözü Kızıl Sürekleri (Kızıl Deli’liler)

Sivas, Gaziantep, Şiran, Şebinkârahisar’da mukim Kürt ve Türk kökenli nüfus içinde görülürler. Konuşma dilleri Türkçe’dir. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Abdal Musa Sürekleri (Garip Musa’lılar)

Malatya havalisi Türkmen nüfus ve aynı bir miktar da, Antalya-Elmalı’sı havzasında görülürler. Erkânları, Serdeste ve Pençe-i Ali Aba iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzeredir. Garip Musa Sürekleri; Kars, Sivas, Divriği, Kangal, Şarkışla, Eskişehir, Mahmudiye, Çorum, Maraş, Elbistan yörelerindedirler.

Kara Dut Sürekleri

Kahramanmaraş, Elbistan, Gaziantep ve Kars yörelerindeki Türkmen nüfus arasında görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Baba Mansur Sürekleri

Ba-Mansur sürekleri de denilir. Erzincan, Bayburt, Dersim ve Pülümür yörelerindeki Kürt ve Zaza kökenli nüfus içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Sarı Saltık Sürekleri

Ağuçanlılar’da denilir. Dersim ve Hozât yörelerindeki Zaza kökenli nüfus içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir. Bunlardan kopma Sarıbal Ocakları, Gümüşhane, Şiran Şebinkârahisar civarındadırlar.

Kızıldeli Sürekleri

Malatya havalisindeki Kürt kökenli Kıpt-Abdal topluluklar arasında görülürler. Erkânları, Pençe-i Ali Aba iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Seyyid Savur Sürekleri

Dersim yöresi Zaza kökenli nüfus içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 niyaz ve 3 post üzeredir.

Derviş Cemâl (Abdal) Sürekleri

Elazığ, Mazgirt, Erzincan ve Erzurum ve Dersim yörelerinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Ali Abbas Sürekleri

(Celâl Abbas Sürekleri de denilir.) (İmâm-ı Ali’nin oğlu kabul edilen Abû-Fazl Abbas) Elazığ havalisi, Kürt kökenli nüfus içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Ahmed Yesevi Sürekleri

Van, Bitlis ve Kars yörelerindeki Kürt kökenli nüfus içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Hasan Basri Sürekleri

Malatya havalisinde yaşarlar. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Karaca Ahmed Sürekleri

Erzincan havalisi ve bir miktar da Ege, Afyon yöresinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

İmam Cafer Sürekleri

Çarşambalılardandırlar. Sivas, Kangal, Malatya ve Arapgir havalisinde görülürler. Bugün bir miktarı Şiran ve Şebinkârahisar civarındadırlar. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

İmâm Bakır Sürekleri

Arapgir havalisindeki yerleşik Kürt kökenli nüfus içinde görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 1 Niyaz ve 3 Post üzeredir.

Teslim Abdal Sürekleri

Maraş, havalisi ve az miktarda Ege-Muğla civarında görülürler. Erkânları, Serdeste iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzeredir.

Hasan Dede Sürekleri

Ankara, Keskin, Çubuk, Gaziantep havalisinde görülürler. Erkânları, Serdeste ve Pençe-i Al-i Aba iledir. Meydanları: 3 Niyaz ve 5 Post üzeredir.

 

 

Kaynak: Şevki Koca, Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları, CEM Vakfı Yayınları, Aralık 2005, İstanbul; Sayfa: 29-37