Alevilik/Bektaşilik Üzerine Söyleşiler ŞEVKİ KOCA’yla

 

Ayhan Aydın

ŞEVKİ KOCA

 

(ARAŞTIRMACI / YAYINCI / BEKTAŞİ DERVİŞİ)

 

(30 Temmuz 1953 /  5 Mayıs 2003)

 

 

Alevi / Bektaşi toplumu için gerçek bir değer olan Araştırmacı Yazar Şevki Koca’yı gerçek anlamışla en verimli döneminde kaybettik. En güzel üretimlerinin olacağı bir döneminde yitirdik.

 

Dostlarının kalbinde, sevenlerinin gönlünde her daim yaşayacak kendisi.

 

Özellikle Bektaşilikle ilgili  yapmış olduğu araştırmalar, yazdığı kitaplar ise her zaman değerini koruyarak bizleri aydınlatmaya devam edecek.

 

Aynen Baki Öz gibi çok erken Hakk’a yürüyen Şevki Koca’yla ne mutlu ki bir çok söyleşim olmuştu.

 

Daha önceki kitabımda da ikisini yayınladığım bu söyleşiler onun düşünce dünyasına bir yolculuk olduğu için buraya da iki söyleşisini almayı uygun buldum.

 

Söyleşilerde Bektaşilik, Hacı Bektaş, dergahlar, babalar, ozanlar, Mimar Sinan gibi konularda yazarın görüşleri alınmıştır.

 

 

 

 

 

BİRİNCİ SÖYLEŞİ

 

 

Sayın Şevki Koca Kerbelâ ve Şah Hüseyin için siz neler söylersiniz?

Söyleşimizde  daha çok konunun felsefi manası üzerinde duralım, dilerseniz. Sadece tarihi bir mesele değil bu mesele, şu tarihte oruç tutulur, olay bu tarihte oldu, meselesi değil buradaki olay. Yüzyıllar geçmesine rağmen insanlar hala bu olayı anıyorlarsa, bunda derin bir hikmet olsa gerektir.

 

Muharrem hadisesine geçmeden önce Evlâdı Resul’ün içinde bulunduğu şartlara değinmek lâzım.

Hz. Peygamberimizin şehadetinden hemen sonra ortaya beşeri anlamda kavgalar çıktı. Bu anlamda sıkıntının temel kaynağı olan, Allah’a olan ibadetin samimiyeti ve ihlâsı giderek ikinci plana düşmüştü. Hilâfet meselesine şartlanmış olan Arap Yarımadası içindeki zahiri beklenti Hz. Muhammet dininin, tevhid dininin sebebi maksudunu anlayamamıştır.

Giderek eski cahilliye tohumlarının beklentileriyle örtüşen bir siyasallaşma başladı, öte yandan tevhid dini insanı dünyanın merkezine koyuyordu, daha önce bilindiği gibi çocukların gömüldüğü kız çocuklarının miras haklarından yoksun kalındığı, karanlıklar içinde zaten Mekke’de siyah şehir demektir.

Bütün insani değerlerin meta haline geldiği Arap Yarımadası’nda Hz. Muhammet bir tevhid dini koymuştur ve Adem Peygamberden bu yana gelen ve zaman zaman kesintiye uğramış olan Allah’ın birliğine ve ona şirk koşulamayacağına ve onun adaletinin gerçek olduğuna dair beyânını Cenab-ı Hakk’ın Kuran’ı Kerim’de ifadelerini yerinde bulduğu gibi her zaman için topluma indirgemeye gayret etmiştir.

Peygamberin vefatı sonrası ve Hz. Hasan efendimizin de hilâfetten boşalması sonrası çeşitli nedenleri vardı Hz. Hasan efendimizin de boşalmasında.

Kûfeliler Hz. Hüseyin efendimizi bir davranış sembolü haline getirerek siyasallaştırdılar.

Öte yandan Hz. Hüseyin Kûfeliler çağırmasa da, böyle bir zorunluluğa mecburdu, bu hak ile batılın kesişme noktasıydı.

Eğer Hz. Hüseyin Kerbelâ sahrasında şehit olmasaydı biz bugün Emevilikten başka bir şey yapamazdık.

Çünkü Hakk’ı ancak o kurtardı.

Özeleştiri nedir?

Özeleştiri gözyaşıdır bazen bir arkadaşımız, dostumuz vefat eder arkadan gözyaşı dökeriz, gözyaşının sebebi nedir?

Aslında ona değildir bizim döktüğümüz gözyaşı, yapamadıklarımızadır.

Bugün Kûfeliler gözyaşı döküyorlar, özeleştiri yapıyorlar.

Hz. Hüseyin Efendimiz Hakk ile bâtılın Ninova çöllerinde kesişme noktasını yarattı, zaten onun vefatını Hz. Peygamber sağlığında biliyordu, namaz kılardı, orucu mu tuttu.

Hz. Fatıma soruyor, bunları rüyasında gördüğü zaman Hz. Peygamber’e anlatıyor, çocuklarımın şehit olduğunu gördüm bunların matemini kimler tutacak diyor, onların matemi sonsuza kadar insanlık âlemi tarafından tutulacaktı çünkü insanlığı âlem yapan onların şahadetidir.

Hz. Hüseyin’in şahadeti bir İsa Peygamber’e benzer ama kendisinden önce gelmiş bütün peygamberlerin, 124 bin peygamberin zelle mertebesindeki suçluların kefaretini ödemiştir.

O bakımdan sadece Müslüman âlemi için değil, insanlık âlemi için doğru ile yanlışın, zalim ile mazlumun ayırdığı bir noktadır Ninova çöllerindeki bir şehadet.

Hz. Hüseyin efendimiz 72 evlâdını tek tek savaşa sürdü halbuki hepsini birden sürebilirdi.

O, on iki günlük şehadet sürecinde her gün bir evlâdını sürdü ve her biri de künyesini okudu, ben evlâdı resul çocuğuyum, diyerek.

Çünkü onlara dünya âlemine 72 defa şans verdi bundan vazgeçmeleri için, 72 şansı da teptiler ve onun için yeryüzünde kurtulmuş olan 73 fırka vardır sadece bir tanesi kurtulacaktır denen erbabı şirkten onun oğullarından Güruhu Naci’den (Kurtulmuş topluluk) oldular.

Kim ki Hz. Hüseyin için bir damla gözyaşı döker hayatında zahir ve batıni bütün günahları af olur, kim ki Hz. Hüseyin evlâdına kötülük etmeyi düşünse dahi cenabı Hakk’ın eli onların alnında olur .

 

Sayın Şevki Koca Bektaşi erkânlarında durum nedir, Bektaşiler genel olarak bu günler boyunca neleri yapmazlar, neleri yaparlar, neye özen gösterirler?

 

Genel olarak özellikle Ehl-i Beyt dostların ve gençlerin de bir ölüler sistematiğinden bahsedildiğini zannediyor. Yani Hz. Hüseyin’i, Hz. Ali’yi, Hz. Fatıma’yı yaşamımıza indiremezsek ve gençlere de böyle bir perspektif sunamazsak onların bu şaibeleri biraz doğal geliyor bana.

Dede sultan erenlerim (Musa Küçük Dede) anlattı; Kerbelâ Olayı bir saltanat kavgası mıdır, Araplar içinde hilâfet kavgası mıdır, yoksa bir insanlık kurtuluşu mudur?

Oysa bu yapı günümüzde de var.

Pir Sultan’ın bir nefesi var, son iki beytini hatırlıyorum; Yemen’den öte bir yerde, düldül hâlâ savaştadır, diyor.

Düldülün savaşı bitmiyor, düldül zalime, zulme her zaman savaş edecek, o savaş bitmeyecek olan bir savaş, münafık bitmez.

Fatıma Ana’nın ağlaması, döktüğü gözyaşı sadece Hz. Hüseyin için değil, Nesimi için de gözyaşı döktü, derisini yüzdüler, Mansur’u taşladılar, ne yaptı “Ene’l-Hakk” dedi, yani Allah’tan başka hiçbir şey yok, dedi. Ene’l batıl mıydı diyecekti, demek ki yaşamımızda, güncel yaşamımızda, bizim yaşamımızda var bu problem.

21. yüzyılın şu çeyreğine geldik hâlâ her şeyin düzgün gittiğini söyleyebilir miyiz?

Hala Muaviyeler var, hala Yezitler var. İşte buradan karine çıkartıp gençlerimize bugünün mesajını orada alarak iletebilirsek, masumu anlatabilirsek iyi bir iş yapmış oluruz.

Yoksa Hz. Peygamber’in 12 tane evlâdı resulünü kestiler, 14 tane masumunu kestiler, İbrahim Maşûki Hazretleri padişah önünde katledildi, Pir Sultan asıldı.

Hangisi gitmemiş ki?

Bu devam eden bir süreç, Düldül’ün savaşı bitmiyor.

Aklıma geldi Turgut Baba’nın bir nefesi var, izin verirseniz konuyu özetlemesi bakımından;

 

Hilali Muharrem giydi karalar

Onun için ağlar Fatıma Ana,

Sinemde göz göz oldu yareler

Onun için ağlar Fatıma Ana,

 

Kerbelâ’ya düştü Hûn-i şehâdet

Ehlibeytim diye ağlar Muhammet

Matemlere girdi şâh-ı velâyet,

Onun ağlar Fatıma Ana,

 

Mazlum İmam Hasan zehir nûş oldu,

Şah Hüseyin şehidana baş oldu,

Her birisi bir belâya düş oldu,

Onun için ağlar Fatıma Ana

 

Bindirdiler üryan edip deveye

Hz. Resul’ün kızları diye

 

(Samimiyetimle söylüyorum size Kerbelâ’nın son günü yapılanları anlatsam dünya üzerinde insanlık adında kaçacak yer bulamazsınız, o kadar büyük rezillikler yapmışlar Aczimendiler yapmamıştır.)

 

Zeynep’i böldüler yetmiş pareye

Onun için ağlar Fatıma Ana

 

Muhammet Bakır’a kiriş taktılar

Duvarlara çivi ile çaktılar

İmamı Cafer’i bile yaktılar

Onun için ağlar Fatıma ana

 

Bütün Hanefi mezheplerin maliki, anasırı İmam Caferi Sadık hazretleridir, onların fıkhının kurucusudur. Yani başını secdeye koymaması lâzım çünkü; yalancı bir secdede Pirlerini yakmışlar kesmişler.

 

Mervan viran etti Hakkın arşını

Yezide atalım lânet taşını

Kâzıma verdiler kaynar kurşunu

Onun için ağlar Fatıma Ana

 

İmam Rıza işte zehri baldıran

Şah Taki’ye ağu verdi münkiran

Ba Naki şehit etti kafiran

Onun için ağlar Fatıma Ana

 

Kazım oğlu Turgut feryat içinde

Nesimi yüzüldü bid’at içinde

Mansur’u astılar Bağdat içinde

Onun için ağlar Fatıma Ana

 

Esasen Hallac-ı Mansur’u asan da haklı.

Çünkü o da bir kafiri öldüreyim, diye taş atıyor, çünkü zahiri bir secde de Allah diye zannına tapınıyor, zannını Allah sanıyor.

Çünkü biliyorsunuz Beyazıd-i Bestâmi Hazretleri diyor ki; “Eskiden insanların görünen putları vardı, şimdi görünmeyen putları var”, kimisi şehvete tapar, kimisi paraya tapar Allah’a taptığını zanneder, kimi güce tapar.

Muhiddin Arabi Hazretleri diyor ki; sizlerin taptığı Allah benim ayaklarımın altındadır, diyor.

Böyle söz söyledi diye öldürüyorlar, ayaklarının altını kazıyorlar altında para çıkıyor.

Demek ki öyle bir Hüseyin olmalı ki günümüzde yaşayan bir Hüseyin, bu Hüseyin hâlâ yaşıyor.

 

Hangi geleneklere önem veririz. Muharrem ayında neler yaparız, neler yapmayız?

 

Muharrem ayı iki biçimde telâkki edilir Tarikat-ı Bektaşiye’de; bir Fatıma Anamızın susuzluk orucudur, ve de matemdir. İki telâkkide kullanılır bir tanesi pratik faaliyetlere bir tanesi de teorik faaliyetlere yol açan.

Oruç olması nedeniyle bazı ameli zorunlulukları vardır; mesela soğan yenmez, Ebu Süfyan sülâlesinden ve onun soyundan gelen kadınlar, Hz. Hüseyin’in şehâdetini duydukları zaman yalancı ağlama yapmak için gözlerine soğan sürdüler, çünkü Hz. Hüseyin öyle bir kimlik ki, zahiri de etkiliyor, bir ağlama göstermesi lâzım ve soğan sürdüler gözlerine, bir akide olarak pratikte soğan girmez.

Tarikatı Bektaşiye kültüründe zulüm yoktur, insanın kendine olan zulmü de yoktur. Dolayısıyla bazı Acemlerde sırtına zincirler vururlar bunu kabul etmez, mateme iştiraktir, mateme sembolik olarak kalben iştirak etmedikten sonra kendinizi fırına atsanız bir şey fark etmez.

O bakımdan bir oruca başlanır, niyet edilir Fatıma Anamızın susuzluk orucuna 12 günlük oruçtur, bir Cuma atlanır öbür Cuma namazından önce açılır.

Kadınlar da aş erme deriz, bu on demektir, onuncu gün başlar, hayatın başlaması demek ki, Hz. Hüseyin’in şahadeti hayatı başlattı, kan gerekiyor onun için Kurban Bayramına da biz Kurbiyet Bayramı deriz, Kurb yakınlık, akrabalık kökünden gelir, Tanrı ile akrabalık kurmak için kan bağı kurmak için yani biz kendimizi de kurban gibi kesebiliriz demektir.

Hakiki kurban insanoğlunun bizzati kendisidir.

Mateme iştirak bakımından çeşitli cemaatlerde çeşitli şekillerde olduğu gibi Tarikati Bektaşiye’nin kabulleri var.

Bir ritüeli vardır bunun, biz erkanname de Balım Sultan oruca nasıl başlanacağına dair mürşit olacak üç kişiden az oruç ritüeli yürütülemiyor.

“Selâmullah ve selaâvatullah ale’l Hüseyin, lânetullah ale!l katilü’l Hüseyin”, denerek oruca başlanır, beşinde pilav yapılır, her Bektaşi mürşidi Kurban Bayramında kurban tığlar gerdanını dolapta bekletir, onu Muharremin beşinde yaptığı pilava katar çünkü Hz. Hüseyin Kerbelâ’da yediği yanındakilerle yediği son ettir.

Yedisinde helva yapılır, çünkü onlar bu Kerbelâ sahrasından kurtulmaları mümkün olmadığını bildikleri için, bari hayatta iken kendi helvamızı kendimiz yapalım derler ve helva pişirirler.

Muharremin ikinci Cuma günü Cuma namazdan sonra yani oruç açıldıktan sonra bir aşure yapılır.

Aşure de Hz. Hüseyin şehit edildikten sonra mübarek başı tepsi içinde Yezid’e götürülür tekrar bedenlerle birleştirilmek üzere Kerbelâ’ya getirilir.

Burada bedenler birleştirilip toprağa verildikten sonra çadırlarda kalan son yiyecekler toplanır bugün bildiğimiz aşure çorbası kaynatılır.

Aşureye en az 12 tane meyve konur.

Prensip olarak bazı yerlerde ceviz ve karanfil atarlar içine, bu ayda aşırı sevinç ve gülmeler olmaz, mektup yazılmaz.

Çünkü Hz. Hüseyin’in şehadeti sırasında bizim halimiz, hatırımız ne olacak ki diye bir karine olur, telefonla az konuşulur, konsere gidilmez.

Ama abartılmaz da, o matemi ruhen anlayabilmektir bu matemin uluhiyyet havasında da başkasına yansıtmaktır.

Bundan sonra da sefer ayları başlar Muharremden sonra hizmet görülmez her cemaatte de öyledir.

 

Nasıldır. Onu da biraz açıklar mısınız?

 

Hz. Zeynep’in şahadeti olduğu için dört günlük bir oruç olduğunu söylerler, dolayısıyla o dört günlük oruç içinde de meydan görülmediği çünkü onun hangi gün olduğu bilinmiyor 2 ay içinde, sefer ayı kabul edilerek o iki ay içinde, Bektaşiler meydan görmezler.

Hadisi şerif var onu belirtmeden geçemeyeceğim, üç şeyi affetmem diyor; Faizi, şirki ve Ehl-i Beyte küfür edenleri.

Faizi affederim, riba der Peygamber, şirki affederim, cahillikle yapmıştır ama Ehlibeyt’e küfür edenleri ben affetsem de Allah affetmez der.

 

Şah Hüseyin dedik, Kerbelâ dedik, büyük bir dram var dedik.

Ama olaya bir de farklı açılardan bakıp, farklı çerçeve çizmek gerekiyor sanırım. Yani o dramdan bize hangi mesajlar kaldı, biz nasıl algılayacağız günümüz koşullarında Kerbelâ’yı, Ehlibeyti?

Bu konularda sonuç olarak sizler neler söyleyeceksiniz?

 

Müfessirlerin üzerinde mutabık kaldıkları bir olay vardır.

Kerbelâ’nın beşinci günü bir şehit vardır; ismi Hür.

Onun tam ismi Hadikatü’s-Suheda’da yazar.

Hür Bin Yezit İnriyahi’dır. Yani Yezit’in ücretli kölesi. Ve biliyorsunuz ordu komutanıydı bu, ve Ömer Bin Vakkas, Saadini Bin Vakkas’ın oğlunun altında çalışıyordu.

Biliyorsunuz Saad Bin Vakkas Pir Sultan’ın nefesinde geçer Sıffın’da çarpışmış bir zat olmasına rağmen, oğlu menfaat icabı Yezit’in ordusunda bir valilik beklentisi ile görev yaptı.

Ebu Vakkas’ta Hür’ü sürer, şehit etmek için 5.000 kişilik bir ordusu vardır, Hz. Hüseyin’in karşısına gelir orada bir görüşme yaparlar.

15 dakikalık süren görüşmenin içeriğini tarih bilmez.

Fakat bu görüşmeden sonra Hür ordusunu bırakarak Yezit’in üzerine atlar.

Yani Ömer Bin Vakkas’ın ordusuna doğru askerini sürer.

O zaman Ebu Vakkas sorar: Ya Hür! Sen Yezit’in fidyeyi necatını ödediği köle değil misin ki bize karşı saffet edersin, bir tek şey anladım, der eğer iman için kavga ediyorsanız niçin bu para için toprak istiyorsunuz, toprak için kavga ediyorsunuz ya da menfaat için kavga ediyorsanız niçin iman diyorsunuz, size karşı şehit olarak Yezidi olan fidyeyi necatıma, imamın yanında şehit olarak da Allah’ın karşı olarak necatımı ödeyeceğim, diyor.

Nihayetinde Hür tarihler durdukça anılacak bir yiğit olarak ölümsüzler arasına katılır: kendisi Hz. Hüseyin’in yanında yer alarak ilk şehit olan bir büyük kişi olur.

Kerbelâ’nın destanını, dramını anlatmaya kelimeler yetmez.

Kerbelâ’da yazılan insanlık destanını, Hz. Hüseyin’in kahramanlıklarını anlatmaya sayfalar yetmez.

Kerbelâ’dan çıkarılacak çok dersler vardır.

 

 

10. 04. 2000,  Musa Küçük ve Hacı Kıral’ın da katıldıkları Muharrem Sohbetleri Programından.