Din ve Inanç Boyutunda Alevilik – Bektasilik

Din ve Inanç Boyutunda Alevilik – Bektasilik

18.Agustos.2005

Çaglar degisip bilim gelistikçe ve insanlar bilim ile yasamlarinda daha
fazla bütünlestikçe, Inançlar ve Din tanimlari da çagin getirdigi
olanaklarla sürekli olarak yeniden yorumlanagelmistir.

Bir dönemde tanrinin yada dogaüstü güçlerin yarattigi sanilan olaylar,
biraz daha ileri bir dönemde bilimsel olarak, tüm nedenleri ve nasillari
ile açiklanabilmekte, böylece inançlar giderek hurafelerden ve dogmatik –
metafizik yaklasimlardan arinmakta ya da bir zamanlarin inanç örgüsü içinde
olan konular bir zaman sonra daha çok halk bilimsel metaforlar,
söylenceler ve menkibelere dönüsmektedir.

Kisaca bilim ilerledikçe, inanç sistemleri kitlelere, kendileri ile
ilgili daha çok bilgi vermeye zorlanmakta, o inançtaki ruhsal ve biçimsel ,
sekle ve öze dönük uygulamalarin / rituellerin / ayinlerin neden ve
niçinlerini de açiklamak zorunda kalmakta, gelenek halini almis
uygulamalari sorguilamakta ve atilan her adimin açiklama ve yorumlarini da
belirlemek zorunda kalmaktadirlar.

Aydinlanma çaginin belki de inançlara getirdigi en önemli boyut da bu
boyuttur.

Daha dogrusu insanlik tarihindeki gelismeler artik inançlar, felsefelerini
açik, net ve berrak bir biçimde ortaya koymaya zorlamaktadir.

Bu gelismeye direnen inanç gruplarini ise artik Köktendinci sifati ile
tanimlamaya baslamis bulunuyoruz. Gerçekte tüm inançlarin tarihi
gelisiminde, her zaman köktendinci egilimler olmus ama bilim gelistikçe
köktendinci akimlar dahi istemeye istemeye kendilerini çagin gereklerine
gore yenilemek zorunda kalmislardir. Örnegin artik Hristiyan dünyasinda
kimse CADI diye yakilmamakta , Müslüman dünyasinda da kimse inançlari
yüzünden dara cekilerek, taslanarak ya da derisi yüzülerek ölüme mahkuim
edilmemektedir.

Inançlarina körlemesine bagli kalanlar ya da kalmaya çalisanlar ne kadar
kuvvetli ya da ne kadar köktenci olurlarsa olsunlar tarih ve bilim onlari
degismeye zorlamistir.

Özetle inançlar bilim ilerledikçe görsel ve biçimsel bir ayinler /
eylemler / yakarislar toplami olmaktan çikarak, inancin felsefi
temellerini ortaya koymaya ve bu temelleri açiklamaya, anlatmaya
yönlenmektedirler. Modern çagin insaninin inanabilmek için ihtiyaçlari
antik yada orta çag insanindan farklidir ve bu farkliliklar tüm inançlari
kendilerini bu eksende, yani biçimsel ve töresel olmak yerine, bilimsel ve
felsefi olmaya yönelik açilimlar ile tanimlamaya zorlamaktadir.

Kuskusuz tüm inançlar gününde saglam felsefi temeller üzerinde kurulmus,
ancak zaman içinde o felsefi temeller ya unutulmus, ya da o inancin
takipçilerinin arasindaki güç ve siyaset oyunlarinin etkisi ile inanç
sahipleri inancin felsefi temellerinden uzaklasmis, inanç sadece bir dizi
etkinlikler toplami niteliginde uygulanma ve algilanmaya indirgenmistir. Bu
gün eldeki bilgilerimizle insanlik tarihine baktigimiz zaman, inançlarin
bu tür dönemeçlerde kitleler üzerindeki gücünü kaybettigini, yaptirim gücü
ve korkular yüzünden, inanilmaktan çok uygulanan kavramlara dönüstügünü,
kendini çagin gereklerine gore yeniden tarif edemeyen inançlarin alternatif
inançlarin gerisinde kaldigini, kurulusta kendilerini yücelten ilerici ve
felsefi temellerini zaman içinde kaybeden inançlarin, bu temelleri
kaybettikçe hirçinlastiklarini izliyoruz.

Bugün dünya üzerindeki inançlarin hemen hepsinden beklenen sey, felsefi
ve bilimsel açilimlarini kitlelere çagin gerekleri ve beklentileri içinde
sunulabilmesidir. Kisaca inançlar kendilerini yasama geçiren nedenleri ve
kendilerinin insan üzerindeki egitici, aydinlatici , yönlendirici yani
felsefi temellerini anlayip, anlatmak zorunda yani bilim ve felsefe ile her
zamankinden daha bagdasik olmak zorundadirlar.

Bu tarihi ve yapisal inanç dokusu içerisinde ALEVI ISLAM anlayisi tüm inanç
sistemleri içerisinde oldukça özgün bir konuma sahiptir. Bu özgünlügü
saglayan unsurlarin bir kismini asagidaki gibi siralayabiliriz.

Alevilik peygamberinin sagliginda felsefi temellerini oturtmus bir inaçtir.
Dinler tarihinde peygamberi ile beraber iken, felsefi açidan bu ölçüde
tekamül etmis bir baska inanç sistemi yoktur.. Hz. Muhammed’in
peygamberligini ilan ettigi günden itibaren yaninda Hz. Ali, Islam’in
felsefi temellerini bilimin ve günlük yasamin gerçekleri içinde açiklamaya
baslamis ve Alevi Islam dedigimiz Batini Islam inancinin kurucusu olmustur.
Dinler tarihi içinde, daha peygamberinin sagliginda felsefi yorumlari
yapilan ve inancin gereklerini felsefi temeller üzerine oturtmayi basaran
bir baska inanç veya yorum yoktur. Yorumlar hep peygamberlerin ardindan
gelismistir. Bu anlamda Alevilik bir istisna olusturmaktadir. Bildigimiz
tüm SEMAVI inançlarda peygamber’in ardindan, bir süre geçtikten sonra,
yorumlar gelismis ve mezhepler olusmustur. ALEVI ISLAM ise tüm yorumlarini
peygamberinin sagliginda, denetiminde ve yaninda gelistiren ilk ve tek
yorumdur. “ALEVILIK ISLAMIN ÖZÜDÜR” diyenlerimiz bu gerçegi gündeme
getirmektedir. Hz. Ali’nin bilgisinin ve yorumlarinin, Hz. Muhammet
tarafindan defalarca yüceltilmesinin ve övülmesinin, peygambere musahip
kabul edilmesinin, “Ben ilmin sehriyim, Ali kapisidir ” hadisi ile
tanimlanmasinin, inancin felsefi temellerinin ve yorumlarinin Hz. Ali
tarafindan kitlelerin kolayca anlayabilecegi bir hale getirildigini
kanitlar ve açiklar. Hz. Ali, Peygamberin sagliginda inancin felsefi
yorumlarini yapmis, aklin ve bilimin inancin temeli oldugunu ana kural
olarak savunmus, ispat etmis ve hutbeleri, yazilari ile daha peygamberin
sagliginda bu felsefi temelleri belgelemistir. Bu anlamda Alevi Islam inanci
özgündür.

Hz. Ali ve Ehl-i Beyt mensuplari bir çok dinde gördügümüz gibi, din
büyüklerinin halk üzerinde kurumsal bir hakimiyet kurma gayreti içine hiç
girmemisler, siyaset ve güç oyunlarindan ellerinden geldigi kadar uzak
kalmislar, inancin dogru yorumu ve inancin amaçlarinin yani inancin
özünün, bireyi yüce ahlaka götürme amacinin, dogru anlasilmasi ve
anlatilabilmesi için gayret göstermislerdir. Herhangi bir siyasi ya da
ekonomik çikar beklemeden, sadece inançlari için böylesine fedakarca gayret
etmis, insanlik tarihinin en büyük izdiraplarina maruz kalmis olan Ehl-i
Beyt kadar, inanci için fedakarlik göstermis bir soy süreginin insanlik
tarihinde bir baska örnegini görmuyoruz. Ehl-i Beyt peygamberin sagliginda
ve ölümünden sonra para veya güç kazanmak için hiç bir entrikaya girmemis,
hiç kimsenin kulu olmamis, kimseyi de kendilerine kul etmeden, Islam’in
özüne uyarak, yani çevrelerindeki insanlara azami saygiyi ve sevgiyi
göstererek yasamislardir. Alevi Islam inacinin bu seçkin ve siyasi
hirslardan tamami ile uzak önderleri hakkinda, bu guruba en çok düsman
olan, en hain kisiler bile en ufak bir ahlaki isnatta bulunamamislardir.
Bütün önderlerinin bu ölçüde tartismadan uzak kimlikleri ile Alevilik özgün
bir inançtir.

Felsefesini kitlelere müzik, siir ve bedensel devinim (semah ) araciligi
ile anlatmayi seçen Anadolu Aleviligi bu boyutlari ile tüm inanç
sistemleri arasinda çok özgün bir konumdadir. Tasavvuf felsefesinin
kisileri gelistirmek ya da olgunlastirmak için aktarmaya çalistigi temel
ahlak kurallari, insana saygi ve yaradilmisa sevginin esaslari, nedenleri,
günlük yasama yansimalari, olusturduklari ahlaki degerler sisteminin
anlatilmasi ve bu degerler sistemine ait olmanin gerekleri, müzik ve siir
araciligi ile binlerce deyis , duvaz imam ve mersiye ile herkesin anlayacagi
netlikte , her çagda taze ve geçerli olacak bir sadelikte, evrensel bir
nitelikte halka sunulmustur.Aleviligin, kitlelere böylesine kolay
ulasabilmis, kendini böylesine rahat kabul ettirebilmis olmasi,
vazgeçilmezligi de saglamis ve kitleler özellikle ANADOLU’da 16 yy dan 20
yy basina kadar süren agir baski dönemine ragmen kolayca anladiklari,
kavradiklari ve uyabildikleri bu inanç sistemine fedakarca sahip
çikmislardir.

Tasavvuf felsefesinin kisileri gelistirmek ya da olgunlastirmak için
aktarmaya çalistigi temel ahlak kurallari, insane saygi ve yaradilmisa
sevginin esaslari, nedenleri, günlük yasama yansimalari, olusturduklari
ahlaki degerler sisteminin anlatilmasi ve bu degerler sistemine ait olmanin
gerekleri, binlerce deyis , duvaz imam ve mersiye ile herkesin anlayacagi
netlikte , her çagda taze ve geçerli olacak bir sadelikte, evrensel bir
nitelikte halka sunulmustur. Bu inacnin kitlelere böylesine kolay
ulasabilmis, kendini böylesine rahat kabul ettirebilmis olmasi
vazgeçilmezligi de saglamis ve kitleler özellikle ANADOLU’da 16 yy dan 20
yy basina kadar süren agir baski dönemine ragmen kolayca anladiklari,
kavradiklari ve uyabildikleri bu inanç sistemine fedakarca sahip
çikmislardir. Bu anlamda da Anadolu Alevi ‘ligi çok özgün bir yapiya
sahiptir.

Yukarida saydigimiz nedenlerle tüm inançlar arasinda çok özgün bir konuma
sahip olan Alevi’lik, bu yüksek insani ve felsefi degerlere sahip olmanin
getirdigi ayricalikla, inanclar için yapilabilecek insani fedakarliklarin da
en yüce örneklerini verebilmistir.

Hz. Hüseyin ‘in Kerbela vakasi öncesi ve sirasinda, gerek kendini gerek
yanindakileri öylesine aci bir sondan kurtarabilmek için eline defalarca
firsat geçmis ama inanclarina bagliligi nedeni ile baskalari için firsat ya
da kurtulus addedilebilecek bu önerileri her seferinde elinin tersi ile
itmistir. Insan haysiyeti ve inanca bagliligin en yüce ve saygin
örneklerinden birisi oldugu için KERBELA VAKASI insanlik tarihinin en
unutulmaz olaylarindan birisi olmustur. Tarih içinde Hallac-i Mansur, Seyyid
Nesimi , Pir Sultan Abdal ve daha niceleri bizlere inancin biçimsel degil,
içsel olmasi halinde insani nasil yüceltebildigini, yücelmede fedakarligin
hangi üstün mertebelere varabilecegini bizlere defalarca göstermislerdir.

Alevi Islam, Hz. Ali’nin daha peygamberin sagliginda baslattigi felsefi
yorumlarini anlamis ve bu anlayisi sürdürmüs, güç oyunlari içinde yer almak
istemeyen ve bu nedenle Mavera-ün Neihr ‘e dogru giden Ehl-i Beyt ve
yandaslari bu felsefi akimlari çaglarin geregi içinde gelistirmisler, aklin
ve bilimin her seye hakim oldugu ALEVI yorumlarini bir yandan kitlelere
aktarmis, bir yandan da inancin felsefi gelismesini sürdürecek bilimsel ve
sosyal temelleri atmislardir.

Bu sürecin önemli köse taslarindan birisi ise, Turkmen kavimlerin ALEVI’ligi
tanimasi, yorumlamasi ve benimsemesi olmustur. Türk kavimlerinin yasam
aliskanliklari, zorunluluklari ve kültürleri il,e en belirgin biçimde Hoca
Ahmet Yesevi dergahinda bagdasan Alevi Islam, Türkmen kavimler Orta Asya’dan
Batiya dogru yürürken de felsefi gelisimini sürdürmüstür. Bilindigi gibi
felsefi temelleri iananlarina tam olarak aktaramamis inanç sistemlerinde, o
sisteme inananlar degisen çaglar ve olaylar karsisinda yorum yapamayip,
bir tavir veya yorum seçmekte zorlandikça “Inancin kurucusu böyle
yapmisti, o halde biz de aynisini yapalim” diyerek degisen kosullara karsin
eski dönemin tavirlarini sürdürmeye çalismis ve zaman zaman çaglarinin
disina düsmüslerdir. Inançlari tarih içinde önce köktencilige iten daha
sonra da yok olmalarini saglayan ana neden budur. ALEVI’lik ise, saglikli
felsefi ve bilimsel temeller üzerinde kurulu bir inanç sistemi oldugu için,
attigi her adimi düsünce, akil ve bilimin isiginda irdelemis, Lider’in
eskiden ne yaptigini degil, neden yaptigini sormus, anlamaya çalismis ve
yeni durumlarla karsilastiginda ” Lider, bu sorunla bugünün kosullarinda
karsilassa idi ne yapardi?” sorusunun cevabini çagin kosullarinda aramistir.
Bu ilerici ve akilci tutumu ile de hem giderek çagin gereklerine uygun bir
inaç olarak içsellesmis, hem de giderek köklenmis ve saglamlasmistir.

Alevi ‘lik Hz. Ali’den itibaren, yaradanin insani severek yarattiginin,
inancin insanlari yaradanlari karsisinda küçülten degil yücelten bir kavram
oldugunun ve Alevi Islam inancinin yaradilmisa yaratandan korkmak yerine,
yaratana büyük bir sevgi ve saygi ile yaklasmayi ögreten bir bilesen
oldugunun tam anlami ile bilincinde olmus, insana, yetenege, yaradana,
yaradilmisa ve bilgiye sayginin kurallarini ilk günden yasama geçirmistir.
Hz. Muhammed’in Medine’de kurdugu Mescid-i Suffa ‘da yetisen Salman-i
Farisi, Yemen’de yasayan Veysel Karani, ardlarindan gelen Hasan Basri,
Beyazid Bistami, kadin sufi Rabia gibi çok önemli sufiler, bir yandan da
Ehl-i Beyt mensuplari bu gelenegi sürdürmüs,korumus ve felsefi anlamda
gelistirmislerdir.

Alevilik bu süreçte felsefi anlamda içsellestikçe, kendisini gelisen bilimin
isiginda ve degisen çaglarin içinde kolayca benimsettikçe, bir yandan
Hallac-i Mansur gibi, Seyyid Nesimi gibi inançlari ugruna her seyden
kolayca vazgeçebilecek zenginlikte insanlar yetistirmis, bir yandan, Horasan
Erenleri, Anadolu Erenleri, Abdalan-i Rum, Baciyan-i Rum gibi çok yüksek
bilinçli inanç önderleri ile Orta Asya’dan Anadolu, Ön Asya ve Balkanlara
dogru uzanarak, günün insana, bilime, çaga en saygili inanç sistemini
kitlelere anlatip, gönüllülükle benimsetmistir. Bütün bunlar olurken de bir
yandan da Endulus’te zenginlesen felsefi akimlar Muhyiddini Arabi’nin
kisiliginde Orta Asya ve Anadolu’dan gelisen akimlarla tanismistir. Ebul
Vefa ile bugünkü temellerini kavusan Anadolu Aleviligi, Anadolu Erenleri ve
Serçesme Hünkar Haci Bektas-i Veli ‘nin parlak ve çagdas yorumlari,
açiklamalari ve anlatilari ile bugünkü görünümüne kavusmustur.

Ayni süreç içerisinde SUNNI ISLAM ise felsefeden uzaklasmis ve Muhyiddini
Arabi’yi reddederken, felsefeyi Sünni Islam’in disina kesin olarak itmis,
bir anlamda ISLAM’in o tarihten sonraki felsefi gelisimini ALEVI ISLAM ‘a
birakmistir. Tasavvuf bu dönemde alabildigine gelismis ve Anadolu Alevi’liginin
sosyal, bilimsel yapilanmasi bu aydinlik yaklasimlarin ve yorumlarin
isiginda gerçeklesmistir. Felsefi gücünü akildan ve bilimden alan Anadolu
Aleviligi, iste bu dönemde Avrupa’nin 4/5 yüzyil sonra, 18 yy in sonlarinda
kesfedecegi insani degerleri, daha o zaman devletlerin benimseyecegi bir
degerler sistemi haline getirmis, bu insana – bilime – akla saygili inanç
sistemi bir anda büyük kitlelerin güvenini ve destegini kazanmis, gerek
Anadolu’da gerekse Balkan ülkelerinde insanlar kitleler halinde ALEVI ISLAM
inancini benimsemislerdir. Inancin bagnazliktan kurtarilmasi, hem inancin
degisik kitlerel tarafindan kolayca benimsenmesine, hem de siyasi, idari ve
ekonomik baskiya direnecek gücü kazanmasina neden olmustur.

Bu dönemde Haci Bektas-i Veli’den medeni hukuk kurallarini, Ahi Evran’dan
ticaret hukuku kurallarini, Edeb Ali’den de Devletler hukuku kurallarini
alarak benimseyen ve uygulamaya sokan Osmanlilar, bu felsefenin gücü ve
Alevi Inanç sisteminin verdigi ivme ile, çok kisa bir sürede bir Selçuklu
uç beyliginden bir Devlete, ardindan de bir Imparatorluga dönüsmüstür. Mogol
istilasi Osmanli’larin batiya dogru gelisimini durdurmasa, ardindan da
Akkoyunlu – Osmanli ve Safevi – Osmanli sürtüsmeleri yasanmasa ve Osmanli
siyasi nedenlerle Sunni Islam’i seçmese idi, bugün herhalde Orta Dogu,
Balkanlar ve Orta Avrupa’da çok daha genis bir Alevi – Bektasi nüfüsu
görecektik.

Bu yanlari ile de ALEVILIK, özellikle ANADOLU Aleviligi özgün ve tüm SEMAVI
inanç sistemleri ve yorumlari arasinda seçkin bir kimlige sahiptir.

Yerli ve yabanci arastirmacilar, kendi paradigmalari içerisinde çogu kez,
Anadolu Aleviligini eksik veya yanlis degerlendirmektedirler. Bu inancin
felsefi derinligini, tasavuuf’un inanci böylesine siki sararak, yasamin tüm
boyutlarina akabilecek bir inaci gelistirmis olabilecegini kavrayamayanlar,
Anadolu Alevi’ligini alistiklari inanç kaliplari içinde tanimlamakta güçlük
çekmekte, bu nedenle de ya oryantalist, ya da ideolojik yorumlar ile
kendilerince konuya yaklasmaya çalismaktadirlar.

Yaradilmisin haklarina, yani bir anlamda kadin-erkek-çocuk-hayvan ve çevre
haklarina sadece öyle emredildigi için degil, kendisi de yaratilmis oldugu
için, bilinçle saygili olan bir inancin, sosyal ve idari yasami da
dogallikla o kurallar etrafinda kurmasi tabii bir sonuçtur. O nedenle Alevi
herhangi bir zorlamaya, sinirlamaya neden olmaksizin evrensel insan
haklarina saygili olagelmistir.

Ancak bu sade gerçegi farkedemeyen, ya da bir inancin böylesine içkin,
böylesine yüksek degerlere sahip olabilecegine inanamayanlar, Anadolu
Aleviligi üzerinde çesitli tanimlar ve spekülasyonlar üretmektedirler.
Alevilik yukarida saydigimiz bütün boyutlari içeren felsefi bir
bütünsellikte oldugu için, bu inanç sistemini gerçekten derinlemesine
tanimayan ya da bu inancin ancak kendi tanidiklari biçimci inançlar kadar
yetkin ve ancak kendi tanimladiklari inançlar gibi olmasi gerektigini
düsünenler, kendi körlükleri içinde ALEVILIK ile ilgili teoriler, kuramlar
üretme çabasi içindedirler. Inancimiza gore onlari da hosgörmek ve onlarin
da birgün aydinlanacagina inanmak durumundayiz.

Günümüz ANADOLU Alevi’ligi, bir yandan 16. yy basindan buyana agir baskilar
altinda kalmis ve çarpitilmis tarihinin ve tarihindeki sosyal gelismelerin
tüm detaylarini yeniden arastirip, gerçekleri gün isigina çikararak
kendisini dogru ve net bir biçimde anlatmak, bir yandan da Islam dininin bu
aydinlik, insansever, yaradilmis her seye saygili yüzünü ülkemizde ve
dünyada tanitmak yükümlülügü altindadir.

Içinde bulundugumuz çagin en önemli özelligi, iletisim özgürlügü ve yogun
iletisimin iyi yada kötü yanlari ile günümüze hakim olmasidir. Bu yogun
iletisim ortaminin bizim açimizdan en beklenen etkileri ise, Din ve Inanç’larin
daha iyi taninmasi, ögrenilmesi, ögretilmesi, özümlenmesi olacaktir. Bu
anlamda da Alevilik tüm inançlardan çok daha güçlü temelllere ve evrensel
geçerlilikte çözümlemelere sahiptir.

72 millete bir gözle bakarak, Anadolu erenleri’nin , Hünkar HACI BEKTAS-I
VELI’nin, YUNUS EMRE’lerin Anadoluda 7 yuzyil once yaktiklari, insancil,
birey haklarina saygili, laik ve demokratik yasam mesalelerini yeniden yakip
bizlere teslim eden M. Kemal ATATÜRK ve Kuvay-i Milliye kahramanlarina tüm
saygimizla , bu mirasa sahip çikmak sorumlulugumuzu geregi gibi
tasiyacagimiza yürekten inaniyorum.

Saygilarimla.