85 yaşında bir Cumhuriyet ve İnsan Yetiştirmek

85 yaşında bir Cumhuriyet ve İnsan Yetiştirmek

Bugün Cumhuriyet’in 85. Yılını kutluyoruz. Seviniyoruz. Cumhuriyet bize insan olma onurunu verdi , ümmet olmaktan vatandaş olma hakkına kavuştuk.

85 yıl önce bugün imrendiğimiz bir çok batı ülkesinden önce demokratik haklara kavuştuk. Örneğin kadınlarına seçme seçilme hakkını ilk veren ülkelerden olduk. Tevhidi tedrisat yasası ile yani eğitim birliği yasası ile çocuklarımızı medrese mollalarının elinden ve mahalle mekteplerinden kurtardık. Onurlu ve saygın bir ülke olduk. On yıl önce ülkemizi işgal etmek isteyenler, bu topraklardan atıldıktan sonra daha on yıl geçmeden 1930’da dostumuz olmak için ziyaretimize geldiler.

Ülkemizi demiryolları ile örmeye çalıştık, fabrikalar kurduk , okullar açtık, Köy Enstitüleri gibi dünyaya örnek olmuş eğitim kurumları oluşturduk. Ama ne yazık ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından Cumhuriyeti kuran mantık ve aklın yolundan ağır ağır da olsa uzaklaştık. Atatürk’ün akılla gösterdiği yol yerine, bizleri bıraktığı andaki şeklin gösterdiği ve giderek şekilcileşen göstermelik bir Cumhuriyet anlayışına esir olduk. Yoldan uzaklaşmaya başladık. Bu uzaklaşma alçalış ve yükselişlerle 60 ‘lara kadar sürdü. 1960’ta bir demokratikleşme girişimi oldu ama zor kullanarak olduğu için olsa gerek toplumun tüm katmanlarına yeteri kadar benimsetilemedi. 27 Mayıs’ın ardından gelen dönemde inanç sömürüsünün ustaları toplumu hızla geriye götürmek için var güçleri ile uğraştılar ve bir çok kazanımlar sağladılar. Bu gerilemelerin sonucunda 1971’de geriye gidişi hızlandıran ve demokratik kazanımların çoğunu kaybettiren bir düşüş yaşadık. Aksak topal sürdürdüğümüz bir on yılın ardından ise 1980’de geriye gidişi iyice belirgin hale getiren , toplumu çok farklı yerlere taşıyan bir darbe daha yaşadık. 10 yıl ara ile iki kez, ülkenin demokratik kesimlerini işlevsiz hale getiren bu iki darbe ülkeyi tam anlamı ile karşı devrime teslim etti. 12 Eylül’de eskisine göre çok daha gerici bir yeni anayasa yapildi , din eğitimi zorunlu hale getirildi, çalışanların örgütlenme hakları ellerinden alındı, üniversite özerkliği yok edildi, seçim yasaları değiştirildi. Aradan geçen 28 yıl ülkeyi daha iyiye götüremedi. Üstelik din ve inanç sömürücülerinin niteliği değişti. Oy almak için inanç sömürenlerin beslediği gerici akımlar öyle güçlendi ki, kendisini besleyenleri de iktidardan düşürdü ve iktidarı ele geçirdi.

Şu anda ülkemizi yöneten siyasi parti, toplumu olduğu yerden çok gerilere götürmüş olan 1982 anayasasına dahi aykırı davranmaktan mahkemeye düştü ve ceza aldı. Laiklik sürekli olarak tehdit ediliyor, eğitim birliği el altından durmadan bozuluyor, insan hakları ve kadın hakları durmadan geriye götürülüyor. Kısaca bugün ülkemiz 1923’teki koşullara göre daha modern ve gelişmiş görünse de, kafa yapısı olarak 1923‘ten çok daha gerideki akımlara teslim edilme tehdidi altındadır. Tabii bu tehdide karşı duran güçler de var. Önce tarih bu gerici akımlara karşı. Tarihte böyle geriye gidişler olsa da, sonuçta teknik, bilim üstün gelir ve çağdışı güçler ister istemez tarihe karışır, topluma o dönemde verdikleri zararla kalırlar. Aydınlık ve insancıl düşünceler asla yok olamaz, yok edilemez. O aydınlık düşüncelerin sahipleri zaman zaman ezilse de, çağ dışı güçlerin baskısı altında kalsa da, hatta yok edilseler de düşüncenin kendisi asla ama asla yok edilemez, kardelen çiçeği gibi hiç beklenmedik zamanlarda ortaya çıkıverirler. Özgür ve çağdaş düşünceyi kimse yokedemez. Düşünmeyi öğrenen topluma hiç kimse boyunduruk vuramaz. Bilimin gelişmesini kimse durduramaz. Aklın gücü eninde sonunda her şeye üstün gelir.

Hz. Ali’nin 1400 yıl önce Mısır’a vali tayin ettiği Melik Ejder ‘e “oradaki insanların bir kismı din kardeşindir, ama diğerleri de yaradılıştan kardeşindir” sözleri ile özetlediği insancıl yönetim anlayışı, o zamandan bu zamana unutulmamış, gerici, baskıcı yönetimlerinin tüm gayretlerine rağmen unutturulamamıştır. Emevilerin baskıcı rejimine rağmen bu anlayış yaşamaya devam etmiş, çeşitli olumsuz gelişmeler yaşanmış ama sonra Anadolu’da 13. Yüzyılda Hz. Ali ‘nin yukarıdaki cümle ile özetlediği yönetim anlayışı tekrar çiçek açmıştır. 16. Yüzyılda Arap İslam anlayışının ülkeye zorla kabul ettirilmesi süreci başlamış ve bu aydınlık yönetim anlayışı yine törpülenmeye, toplum yine baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Tabii bu baskılar devleti de zayıflatmış, siyasal temelindeki insan haklarını ve hukukunu çiğneyen her devlet gibi Osmanlı devleti de giderek yok olma noktasına gelmiştir. İşte bu yok olma sürecinin sonunda Mustafa Kemal ve silah arkadaşları yine o her zaman geçerli olacak üstün insani değerleri Anadolu’nun yaşamında canlandırmış ve CUMHURİYET kurulmuş.

Toplumu asırlar boyu kemiren bu çağdışı akımların izleyicileri Cumhuriyeti zayıf buldukları her an yıpratmak için ellerinden geleni o zamanda, bu zaman da hiç artlarına koymadılar. Koymamaya da devam ediyorlar ve edecekler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, tarih geriye işlemiyor, çağ geriye gitmiyor, bilim ve teknik ileriye doğru gidiyor, toplum da ileriye gidecek. Bu tıkanıklıklar aşılacak ve sadece bizim ülkemiz değil, dünyanın tüm ülkeleri aydınlanacak.
İşte bu aydınlanmayı hızlandıracak en birincil etken İNSAN YETİŞTİRMEK. Bu nedenle tüm dikkatimizi çevremizdeki insanların daha iyi eğitilmesine, gençlerimizin ve çocuklarımızın bilimin ışığında aydınlanmasına çevirmemiz gerek. Cumhuriyet ‘i korumak, çağdaş ve özgür vatandaş olma bilincine sahip kuşaklar ile olacaktır. Cumhuriyet sadece yasaların korumasına, ya da sadece mahkemelere emanet edilemeyecek kadar önemli bir kurumdur. Yaşamımızdaki herşey o kurumun sağlığı ile güzelleşecektir. Bize özlediğimiz güzel günleri yaşatacak insanları yetiştirmek için Cumhuriyet’in 85. yılında daha çok çalışmak umudu ile.

CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

doganbermek@habercem.com