PAŞA AKKAYA

(ÜRYAN HIZIR OCAĞI – (ERZURUM (KÖKEN), SİVAS-GÜRÜN)

 AYHAN AYDIN

Kendisiyle dedelik kurumu, cem, Alevilik üzerine bir konuşma yaptığımız; Üryan Hızır Ocağı dedelerinden Paşa Akaya her şeyden önce, İLİM HER ŞEYDEN ÜSTÜNDÜR, diyor. Akaya ilimsiz bir yere gidilemiyeceğini söylediği sohbetimizde; dedelerin de diğer insanlar gibi bir eğitim alarak halka daha hizmet verebileceklerini vurguladı. Köken olarak Erzurum Aşkale Sos Köylü olan Paşa Dede’nin dedesi Emir İbiş, nam-ı diğer İnce Ali çok sevilen dedelerdenmiş. Sivas’ın Gürün Kazası’na bağlı Konakpınar Köyü’nde, 1933’de doğup, orada büyüyen Paşa Dede, küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, beş kardeşiyle beraber yetim kalmış.

 

Paşa Akkaya Dede 1947-48 arası, Hacı Bektaş’a gittiğinde Rıza Ulusoy, Feyzullah Ulusoy elindeki belgeleri tastik etmişler. Mürşit ocağı olarak Ağucan’a bağlı olan dedenin yetişmesinde kendi ocağından Aziz Dede’nin etkisi olmuş, ayrıca okumayı çok seven Paşa Dede, Ziya Şakir’in kitaplarını çok okuduğunu söylüyor. Aziz Dede’nin kendisini hangi konularda yetiştirdiğini sorduğumuzda da: Bir talibe ne söylenir, bir insan nasıl müsahip olabilir, bir insan nasıl iyi bir talip olur, pir ne demektir, mürebbi ne demektir, mürşit ne demektir, bunları bize izah ederdi. Konuşurdu, konuştururdu, sözü dinlenirdi, bir insan sözü ile gönlü ile can ile pirine bağlanmazsa o insan zayıftır. Ben bunları ondan öğrendim, dedi.

İlkokul mezunu, dokuz çocuğu olan Paşa Dede, 1967 yılına kadar çiftçilikle uğraşmış. Mümkün olduğunca, sağlığı elverdiğinde Türkiye sathında düzenlenen törenlere katılan dede, 15 yıldan beri İstanbul’da oturuyor. Üryan Hızır evlatlarından olduğunu söyleyen Akkaya, Yazar Cemal Azmi, Ziya Şakir, Mehmet Mahir Özbolatçı ve Hüseyin Doğan’ların yardımıyla soy seceresini alabilmek için uzun mücadeleler vermiş.

Üryan Hızır hakkında neler biliyorsunuz?, dediğimizde de  Dede, şunları anlattı bize: Bizim ceddimiz Üryan Hızır’dır. Mekanı Tunceli’dir. Tunceli’nin Pertek Kazası Zeve Köyü’nde yatırı vardır. Hala gelen giden ziyaretçileri çoktur. İkinci amcalarımın türbesi Tercan’ın Elaldı Köyü’ndedir. Alevi ve Sünni kardeşlerimiz hala gider, gelir. 3. Türbe öz amcamındır. Gürün, Konakpınar köyünde Coşkun Baba adındadır. Dedem İnce Molla Türbesi, Aşkale Sos Köyü’ndedir. Sos Köyü’nde CEM Vakfı yönetim kurulu üyesi, işadamı,  Bayram Kaya’ların köyündedir. İnce Molla ismini alır. Ailemizin bu yakın zamana kadar içerisinde Tevekkelli insanlarımız yaşamaktadır. Kardeşim Bin Ali Dede dolu bir dede idi. Bazı nişanları vardır. Çok insanlar ocağımıza gelir hasta vs. olanlar, yakın zamana kadar gelirdi, inayet Allah’tan, dertlerine derman bulurlar. Biz yolumuza, pirimize, rehberimize, erkanımıza sahibiz. Şu anda dedemizden hatıra olarak kalan Kur’an-ı Kerim bir de erkan var, onları saklıyoruz. Bizim taliplerimiz; Erzurum, Gürün, Malatya, Sivas, Adana, Maraş, İstanbul’dadır.  Benim talip köylerim Üryan Hızır’a bağlı olan köylerdir. Gürün’ün Konakpınar köyü, Reşadiye köyü, Kaş köy, Yelken köyü, Alaca mezar, Şeref. Malatya’dan Encek köyü, Kalular köyü, Çerkezoğlu köyü, Hasan Çelebi köyü.  Erzurum’da Sos köyü, Çınar köyü, Yaylacık köyü; bunlar hep bize bağlı olan talipler.

Cemevleri konusunda çok çalışılması gerektiğini söyleyen Paşa dede söyleşimizde; Önce Garip Baba Türbesi’nin onarılıp yeniden faaliyete geçmesi için çaba harcadım, daha sonra Haramidere Cem evininin temellerini attık, üçüncü olarak da kendi mahallemizde ki Cem evinin kurucusuyum, diyor. Akkaya söyleşimizde, şimdi de yeni bir türbenin onarılıp hayata geçirilmesi için çaba harcamayı düşünüyorum, İkitelli’de bir türbe var, onun da kuruculuğuna çalışıyorum, inşallah yakın zamanda onu faaliyete geçireceğim, dedi.

Dikme dedeliğe karşı olan, posta Muhammet/Ali soyundan olanlar oturmalıdır, diyen Paşa Dede; dedeler hak etmişse hakkullah almalıdır, diyor. Dedelerin müsahiplerinin illaki musahip olması gerekmediğini söyleyen dede, Bektaşi Babalarının da Aleviliğe/Bektaşiliğe çok büyük hizmetleri geçtiğini belirtti.

Dedelerin kendileri görülüyor mu?, dediğimizde de: Yüzü temiz olmayanın yuduğu da temiz olmaz, dede en azından senede bir defa rehberinin ve mürşidinin önünde darı mansur olmalıdır, mürşidi onun sırtına elini sürmelidir, diyor. Dede konuşmasını şöyle sürdürüyor: Aleviler’de Seyitler, Pençe-i Ali Aba ile görülür. Allah Muhammet Ya Ali, talip erkanla görülür. Tuba ağacında bir erkan vardır, bizde mevcuttur bu, talip erkanla görülecek. Hacı Bektaşi Veli’nin nutku üzerinde, dedeler de Hacı Bektaşi Veli’ye gittiği zaman Pençe-i Ali Aba ile görülecektir. Şimdi Bektaşiler, babalar, dedeler talibi de pençe ile görüyorlar, dedeyi de pençe ile görüyorlar ama bu yanlıştır. Pençe dedelerin hakkınadır, erkan talibin hakkınadır. Talibin erkansız lokma yemesi haramdır. İmam Cafer ilmi bunu açıklar. Alevi’nin Kur’an’dan sonra gelen kitabı, İmam Cafer Sadık Buyruğu’dur,  Alevilerin o buyruğu okuyup ondan ilim alması gerekir.

 

Paşa Akkaya’ya  ayrıca güncel bazı soruları da sorduk, cevaplarını aldık:

 

Dedelerin yetişmesi için bir okul olabilir mi? İlim her şeyden üstündür. Bizler, Hacı Bektaşi Veli’yi, Atatürk’ü, Hz. Ali’yi seviyorsak bunun nedenleri var. Onların çok özlü sözleri vardır.  Hz. Peygamber diyor ki; “İlim Çin’de ise git öğren, gel”; Hz. Ali, “Kim bana bir ilim öğretirse ona köle olurum”; Hacı Bektaşi Veli, “İlimsiz gidilen yolun sonu karanlıktır”; Atatürk, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, diyorlar. Eğer bizler onların yolundan gitmemiz gerekiyorsa, ilimden biz de tatmalıyız, biz o ilmi görmeli ve yapmalıyız. Dedeler çocuklarını okutmalı, ilme ve irfana götürmelidirler.

 

Bazıları dedelere dedeliğin öğretilmesini eleştiriyorlar? Dedelere okul farz gibidir, çünkü ilimsiz bir yere gidilmez. İlim bir deryadır, derya üzerindeki kayık da yine ilimdir. İnsan da o kayığa binmelidir. O kayığa binmek için de yine bilime sahip olacaksın. Eğer o bilime sahip olamazsan dedelik yapma, evinde otur.

 

Kimler bu okulda görev alabilir, buralarda eğitimi veren kişinin ne gibi vasfı olacak? Dedeler biraz elini cebine atmalı, bu yolu bizim ceddimiz kurmuş ise biz bu yolu takip edebilmek için önce yetişkin bir hoca tutmalıyız, bu hoca talip olabilir, dede olabilir fark etmez. Yeter ki bu işi yapabilecek kabiliyette olsun.

 

Dedeler bir bakanlığa bağlı olabilir mi,  Kültür Bakanlığı gibi? Bakanlık içinde veya özerk bir yapıda  bir kadroya sahip olabilir mi dedeler? Türkiye devleti laik bir devlettir. Türkiye’de insan gibi yaşıyorsak Türk devleti de bizi vatandaş biliyorsa, biz de bu haklardan faydalanmalıyız. Neden biz bakanlığa bağlı kalmayalım, Diyanet’ten faydalanmayalım?

 

Dedeler talipleri tarafından denetlenebilir mi? İlmi talipten almak suç değildir.

 

Alevilik’te kadının yeri nedir, dedenin eşinin yeri nedir? Alevilik’te dedenin karısı Hz. Fatıma gibi olmalıdır. Hz. Fatıma gibi olmalı ki, her hakka eşit olmalıdır. Kadınlar bizim inancımızda bir kimyadır, kadınlar öğreticidir, kadınlar bir fabrikadır, üreticilerdir. Kadınlardan Muhammed -Ali gelmiştir, evliya, enbiya, veliler, nebiler kadınlardan tecelli etmiştir. Biz kadınları hor gördüğümüz zaman türeyenlerimizi de hor olur. Kadınları üstün kabul edeceğiz.

 

Siz kendi ocağınızdan tüm dedeleri tanıyabilir musunuz? Tanıyamıyorsanız bunun nedeni nedir, aradaki kopukluklar nasıl giderilecek? Senin kabilenden yalnız sen yoksun ki, onlarca insan var. Babamdan olan çocuklar bir köy kadar olmuş, zamanla neslimiz, çoğalmış, dağılmış. Örneğin; İstanbul, Ankara, Erzurum, Adana, Maraş Pazarcık gibi bölgelere dağılmışlar. Bunlar bizim akrabamız ama bazı akrabamızı da tanımıyoruz.

 

Aynı soydan gelen dedeler bir araya gelse, konuşsa kendi aralarında meselelerini halletseler,  birbirini denetleseler,  onlar birliğe karar veremezler mi? Bu kadar insan bu hizmeti yürütmez, herkes ehil değil, diyemez misiniz? Kendi ocağınızın temsilcilerini, görev yürütecek dedeleri yine sizler seçemez misiniz? Benim ailemden 30 ev var burada. Bunlar bana diyebilir ki, sen bizim büyüğümüzsün, bizim dedeliği sen yürüt diyebilirler, ben de tercih edersem gençlerden birisini yetiştiririm, bizim kabilenin dedesi budur, diyebilirim.

 

Siz kaç Alevi ocağını biliyorsunuz? 120 yaşında bir dostum vardı, elini öptüm, ayağını öptüm, ona hizmet ettim. İsmi Maho Dede, kendisi Seyit Hasan çocuklarından. Erdebil Tekkesi’nde 24 ocak var, dedi. O ahrete gitti, inşallah ben de onun huzuruna gideceğim, ona kavuşacağım. Bana dedi ki; siz gençsiniz bu yola hizmet edeceksiniz fakat sana tavsiyem ne kadar dede varsa onları bırak, gerçek dedeler 24 ocaktandır, Hacı Bektaşi Veli’den 12 ocak hüccet almıştır, dedi. Bazıları Hacı Bektaşi Veli’yi Mürşit tanımamışlardır, dedi. Fakat Erdebil’de 12 ocağın işareti bugün mevcuttur. Mutasavvıflık (mutasarrıf (?))  yapmıştır kendisi. Kendisi o zaman Erdebil’e gitmiş 24 ocağın nişanesini gözümle gördüm, dedi. Dünya kadar bir ağaç olmuş, 24 ağaç dikilmiş, her birisi birinin adına nişan edilmiş, dedi. Yalnız İmam Rıza’nın ağacının bir tarafı yanmış, solmuş bu neden böyle dedi? Bu ağacın ya talibi soğumuş, ya da kendileri soğumuş, bunun işareti budur, diye bana cevap verdi.

 

12 hizmet var, 12 post var, 12 İmamlar var. Bunlar birbirleriyle bağlantılı mı? Yani on iki hizmet, On İki İmamlar’a mı bağlı? On İki İmam’ın neslinden gelen kişilerden tecelli eden, o makamda oturan on iki kişiden gelenlerin birisidir. On iki kişiden biri o makamda oturmazsa o tarikat yürümez. Horasan postunda Seyidi Saadet Evladı Resul, oturur.

 

O postların özü, On İki İmamlara mı dayanıyor? Evet, On İki İmamlar’a dayanıyor.

 

Zakirlik var bir de? Zakirin de orada bir vekaleti vardır. Zakir de Zeynel Abidin postuna oturuyor.

 

Söyleşi; 19. 12. 2000, İstanbul