MUHARREM NACİ ORHAN (Söyleşiler) 2

AYHAN AYDIN

 

Daha önceki söyleşilerimizde de üzerinde durmuştuk ama oldukça önemli, sorulan ve karışık konular olduğu için size tekrar sormak istiyorum: Mürşitlik nedir, rehber nedir,  pirlik, dedelik ve ocakla bağlantıları nelerdir?

 

Mürşit, pir, rehber meselesini halkın daha iyi kavrayabilmesi için Aleviliğe dokunmamız lazım.

Alevilik Kur’an-ı Kerim’den kaynaklanır. Çünkü ilk defa Seba suresinin 45-46 ayeti ile ağaç altı veya secerbiatı veya Rıdvanbiatı yani razılık biatı denilen o ağacın altında Hz. Resullullah muhacir ile ensarı musahip kardeşi yaptı. Kendi de Hz. Ali ile musahip kardeşi oldu.

Demek ki Aleviliğin ilk kapısı musahip kapısı.

 

Rızalık  / Razılık

 

Alevilik Tanrı’nın kuldan razılığını elde etmek için kulun kul hakkından arınmasıdır, demektir.

Kutsal kitapların insanoğluna iki mesajı vardır.

Birincisi toplum nizamını bozmadan yaşayacaksın.

İkincisi yaşarken de Allah’ın razılığını elde edeceksin. Toplum nizamını bozmadan yaşamak demek, o yerin yürürlükte olan kanunlarına karşı suç işlemeyeceksin, suç işlersen hangi dinden mezhepten olursan ol o yerin kanunları suç işlediğin yerin kanunu tatbik edilir, cezan verilir.

Kıyamet nerede kopuyor; Allah’ın razılığını elde etmekte kopuyor.

Nasıl elde edeceğiz?, ne zaman elde edeceği?, nerede elde edeceğiz?, kiminle bunu elde edeceğiz? Diğer bir söyleyişle kul hakkından arınmayı kimin önderliğinde yapacağız?

Nasıl elde edeceğimizi Alevilik süreği bize gösterir ama burada bunu izah etmek mümkün değil, çünkü çok uzun.

 

Görgü var, sorgu var, hak var, hukuk var, on iki hizmetler var.

 

Ne zaman yapacağız bu ibadetleri? İşin bitecek yapacak bir iş kalmayacak o zaman görgüleri, sorguları yapacaksın.

Genellikle eskiden köylerde öyle idi.

Kar kapıyı keser cemaat başlardı; yapacak iş yok, 21 Mart Hz. Ali’nin doğum gününe kadar toprak uyanıyor. Bundan sonra cemaat biter.

Bunu nerede yapacağız kışın? Tabi ki evde yapılar ama bir ziyarete gitmişsen, bir kurban kesmişsen, mevsim güzel ise bir çayırın üzerinde de yaparsın cemi, toprağın üzerinde de yaparsın cemi, açık havada da yaparsın cemi.

Bu hizmetleri rehber, pir ve mürşit yönetir.

Sakaleyn hadisiyle adı ile  tarihe geçen Hz. Resul’ün meşhur hadisinde şöyle buyurulur (Kadir Hum’da); Size iki yüce emanet bırakıyorum. Biri Kur’an’ı Kerim biri de Ehlibeyt’im. Bunlar kıyamete kadar baki kalacak ve Kevser Havuzu başında benimle beraber olacaklardır.  Kur’an-ı Kerim Ehlibeyt için diyor ki; ben sizi bütün noksanlıklardan arındırdım, yani piri paksınız demektir, beni yönetecekte piri pak olacaktır.

Kur’an-ı Kerim asırlar boyu devam ediyor ve edecektir de. Ama Ehlibeyti kıyamete kadar nasıl götüreceğiz?

Rehber diyeceğim ki devam etsin, pir, mürşit  diyeceğim ki devam etsin.

 

Bunlar Seyyid-i Saadattan olacak.

Yani Hz. Ali ile Hz. Fatıma Ana’nın sulbünden gelen, o soydan gelenlerden olacaktır.

Çünkü Ali’siz Muhammet olmaz, Muhammetsiz Ali olmaz.

Bu soydan gelenlere Evlat-ı Resul denilir, Seyyid-i Saadat denilir, Evlat- ı Kiram  denilir.

Rehber postuna,  pir postuna, mürşit postuna da bunların oturması lazım.

Eğer bir yerde Seyyid-i Saadattan  bir dede var ise, evlat-ı Ali”den yani Hz. Ali”den Fatma Ana’nın dışında olan evlenmelerinden doğan çocuklarının posta oturma hakkı yoktur.

Yani Ehlibeyt’in yolunu pirler, mürşitler, rehberler yürütecektir.

 

Razılık /  Sorgu

 

İnançlarımızdaki kul ili kul arasındaki razılık Hahl Suresi 95. Ayeti’ne göre müsahipler dar-ı didar olarak SORGU’ya çekilerek alınır. doksan beşinci ayeti şöyle buyurur.

“Bir gün hayatınızın hesabını vereceksiniz”, nerede, nasıl? Öbür dünyada.

Alevilik diyor ki, Tanrı’nın huzuruna kul hakkıyla gitmemek lazım.

Öyleyse bu dünyadayken razılığı vereceksiniz ve alacaksınız.

Neye göre vereceksin?

Nalh Suresi’nin doksan beşinci ayetine göre sorguya çekileceksin.

Kim çekecek seni?

Rehberin, pirin, mürşidin.

Çünkü bunlar adil, bunlar masum, bunlar günahsız.

Ben söylemiyorum ki, Kur’an-ı Kerim söylüyor, bunu. Nasıl olacak bu?

Müsahip kardeşi olacaksın.

Hani bugün bu zelzeleden sonra her aile bir aileyi  kardeş aile seçsin, dedi bakan. Bakın kardeş aile seçsin diyor, bizim müsahip kardeşliği bin dört yüz seneden beri geliyor bir felaket geldi de daha yeni kardeş aile seçin dediler. Kimsenin de kardeş aile seçtiği pek yok.

Zor bir şey tabi. Onun yükümlülüğünü almak kolay değil  tabi.

Ama bundan altmış sene evvel diyeyim musahip kardeş olmayan Alevi bulamazdın mümkün değil, meğer ki düşkün ola (yoldan çıkmış ola, cezalı ola)  da musahip olamaya, yahut aklını kaybetmiş ola da, musahip olamaya.

Efendim bakın ben bu dediğiniz noktada çok ufak kendi hayatımdan bir misal vereyim de  görünüz olayın boyutunu, çok da basit bir örnek. Bandırma’dayım.

Bandırma bölgesine gidiyorum,  tayin ettiğim babalar da var.

Onlar hizmetleri hazırlıyorlar ben gidiyorum kurbanlarını kesiyorlar yani sorgularını yapıyor, razılık alınıyor, erkandan geçiriyorum, dönüyorum, bir hafta kalıyorum.

Yahut Edirne havalisi, yahut Trakya, yahut İstanbul, neyse.

Bandırma’dayım; rehber  dirlik, düzen hakkında bana bilgi verecek, herkesin birbiriyle barışık olduğunun raporunu verecek, iki genç yeni de evliler, müsahip kardeşi olmak istiyorlar. Bana danıştılar.

Baba dedi ki, sultanım bu evladımız görümcesiyle küsmüş, görümcesi Almanya da,  o iki genç de diğer musahip kardeşlerini de bulmuşlar; iki bacı iki erkek, can atıyorlar musahip olmak için

Muharrem Naci Dede gelmiş bizi musahipliğe bağlayacak diye uçuyorlar, dedim ki ben orda olanları şahsen belki görsem tanırım ama tanımaya da bilirim telefonla konuşayım desem, olmaz.

Adresini verin dedim adresini aldık, bir mektup yazın hemen gönderin gitsin, dedim acele posta ile.

Böyle böyle Muhammed Ali’nin yoluna gitmek istiyorlar, aranız da ihtilaf varmış, bu ihtilaf da hakkın var ise maddi bir alacağın var ise bana yaz, maddi bir alacağın yok da bir gönül kırıklığı ise razılık verir misin, vermez misin?, onu da bana mektup olarak yaz, telefon numaranı da koy, ona göre dedim sorunları giderelim.

Mektubu yazdık, gönderdik.

Çok enteresandır ertesi gün mektup eline geçmiş, bize hem telefon etti, hem de bir mektup yazdı. Altı gün içerisinde mektuplaşmamız mümkün oldu.

Bununla birlikte bir de kurban parası göndermiş.

Bu kurbanı da bizim için dedem al, ben razıyım Muhammet Ali yolu kalmaz, ben nasıl engel olabilirim, bu kurbanı da mihman lokması yapın, demiş.

Görülmediği için onun ki tercüman kurbanına karıştırılmaz.

Ondan sonra ben de onlar musahip bağladım.

 

Rehber, Pir, Mürşid

 

Rehber talibin yani musahiplerin ilk kapısıdır.

Dirlik düzenin sağlanmasına memurdur.

Cemaate girecek tercüman kurbanı kesecek taliplerin iyisinden, kötüsünden, hastalığından, işinden ailesi arasındaki geçimsizlikten sorumludur, bilgi verecektir. Bunlar arasında ihtilaf varsa rehber çözecek, rehber çözemiyor ise, pire getirecek olayı pir çözecek, pir de çözemiyor ise mürşide getirecek.

Genellikle talip arasında ihtilafı rehber çözer, pir de çözebilir ama Seyyid-i Saadattan olan rehber veya pirler arasında veya pir olan şahıslar arasında ihtilaf olursa bunu mürşit çözer, mürşit de çözemiyorsa mürşit-i Kamile getireceksin o çözecek.

Rehber, pir, mürşit; talip musahip olduğu zaman bunlar Hutbe ayeti diye      Fetih  suresinin onuncu ayeti okunarak bağlanır.

İşte o zaman talibe sorulur, rehber ocağın olarak ve rehber kişi olarak kimi arzu ediyorsun?, diye sorulur,

Pir de hangi ocağa bağlıysa o sorulur.

Mürşit zaten eskiden ocaklar bu kadar çok olmadığı için belli.

Bir ocağa verilmiş İmam Zeynel Abidin Ocağı’na.

Fakat sonuçta gidip/gelme imkanı olmadığı için pirler arasında bu hizmetler de görülmeye başlamış.

Birisi rehber, birisi mürşit, birisi pir ve mürşit ocağından da seçilecek mürşit-i kamil başka ocaktan olmaz, bu hiyerarşik durumu bozmak olmaz.

Bu Seyyid-i Saadet ocaklarının ve bu ocak dedelerinin hiç birinin birinden farkı yoktur, hepsi eşittir.

Ancak hizmet görüleceği zaman, posta oturulacağı zaman ihtilaflar olduğu zaman bunun çözümü lazım.

Bu çözümü yapabilmek için de bir kademe koyacaksın bu kademeyi koymuşlar.

Ebul Vefa Ocağı mürşit ocağı demişler.

Hiçbir er birbirinden seçilmez, o er nasıl seçilir, fiil ve hareketi yanlış olanı talip tasvip etmez.

Fiil ve hareketi doğru olanı saharat (cömert) sahibi olanın talip nazarında itibarı farklıdır, bunun böyle olması da doğrudur.

Nasıl ki bir hakimler kurulu var, başkanı var, yanlışlık yapan hakim bir yaptırıma müstahak olur, mürşit-i kamil olan zat da yetkisini kullanır.

Dünün Aleviliğinde inanç bağı çok kuvvetli, dünün Aleviliği’nde inançla, itikatla bağlılık vardı.

Dede ister bir şey bilsin, ister bilmesin, güzel söz söyler; iyi olun, doğru olun, birbirinizle iyi geçinin derdi.

Başka bir şey de bilmezse ceddine hürmetten de onun sözü kırılamazdı.

 

Bugünkü Aleviler ve Bugünkü Rehber, Pir, Mürşid

 

Bugünkü Alevi toplumu dünkü toplum değil.

Bugünkü Alevi dedesi talibin kafasına söyleyecek, aklına söyleyecek, aklına söylediği zaman da aklına uygun gelecek, çağı yaşayacak.

Ben derim ki bugünü değil, gelecek günleri bugünden yaşayın, derim.

Bunun en güzel örneğini Hz. İmam Bakır vermiştir.

İmam Bakır’a bir zat rast geliyor, İmam Bakır çok kibar giyermiş, çok temiz giyermiş, rastlıyorlar niyazlaşıyor, diyor ki; ey imam ne kadar süslüsün sen, ne kadar şatafat, ne güzel giyimin var senin, ceddin Muhammet Ali görseydi seni kınardı, diyor.

Hz. İmam Bakır’ın cevabı: Heyhat, ey muhip, siz ceddim Ali ile Muhammedi tanıyamamışsınız.

Neden efendim diyor?

Hz. İmam, benim yaşadığım günde onlar yaşarlardı onların giyim kuşamı karşısında, nezahati karşısında ben, ellerine su dökecek halayk ancak olabilirdim, diyor.

Bu neyi gösteriyor?

Değişimi gösteriyor, çağı yaşamayı gösteriyor.

Zaten Hz. Ali’nin açık söylediği bir söz var; “dünya da değişmeyen bir tek kanun var, o da değişme kanunudur”.

Demek ki her şey değişir.

Pir, mürşit, rehberlik Fetih suresinin onuncu ayeti ile başlar, burada ikrar verir bu ayete de HUTBE ayeti denir.

Dedeler bilirler okurlar, ilk musahip yaptıkları zaman üzerine kefen diye bir beyaz bez örterler, yanına bir tane sabun koyarlar, makas  koyarlar, iplik, iğne koyarlar. Bunun nedeni ölmeden evvel ölmektir.

Ne olacak ölecek itikafa mı çekilecek, çilemi çekecek?

Hayır, Alevilikte böyle bir şey yok, Alevilik miskinliği ret eder.

Alevilikte çile yok, itikafa çekilmekte yok.

Alevilik’te yaşayacaksın, çalışacaksın bütün kötülüklerin içerisinde iman bulacaksın, aklınla kendi fiil ve hareketine sahip olacaksın, demek ki nefsi öldürmeyeceksin.

Zaten nefis ölmüş, sen ne yapabilirsin ki, zaten bir şey yapamaz.

Baba yiğitlik yirmi beş yaşında iken hovardalık yapmamaktır, nefse hakimiyet budur.

Nefsin ölmeden yılan gibi, ejderha gibi kafasını kaldırırken ona hakim olmaktır, Alevilik budur.

 

Dedelik / Babalık

 

Senatörlük yapmış bir zat, milletvekilliği yapmış bir zat  bana dedi ki; dedelik babadan oğula geliyor, halbuki Bektaşilik de babalar orada oturan on iki hizmet gören posta oturan kişiler bir tanesi göçünce onun yerine birisini getiriyorlar, kendi aralarında on iki kişi babayı seçiyor posta oturtturuyor, demokratik olan budur, dedi.

Ben de dedim ki; siz hem de hukukçusunuz on iki kişi kendi arasında birbirini baba seçip oturtturuyor, bu seçime halkın katılımı var mı?, yok.

On iki kişinin seçtiği bir kişi veya o seçime halkın katılımı yoksa demokratik bir seçim diyebilir misin? Mümkün değil.

Dedelik  babadan kalıyor.

Neden kalıyor?

Seyyid-i Saadad (yani Ehlibeyt nesli/soyu)  kıyamete kadar yaşayacak, diye buyurmadı mı Hz. Resullullah?

Peki, ondan el etek çektik mi o kendi varlığını da kaybeder benliğini de kaybeder, nasıl yaşayacak Ehlibeyt kıyamete kadar?

İnandığım o  arı duru soydan gelen kişiler bana nasıl önderlik edecek?, ben ondan tutmazsam, ona ikrar vermezsem, ona rehberim demezsem, bu benim mürşidim demezsem, bu benim pirim demezsem bu süreği kim götürecek?

Kulun kuldan razılığını nasıl alacaksın?

Çünkü kul kuldan razı olmazsa Allah kuldan razı olmuyor.

Allah kendi hakkını bağışlıyor kulun hakkını bağışlama yetkisi de yoktur Allah’ın.

Bu kadar korkusuz konuşuyorum.

Allah her şeyi bağışlayandır ama kul hakkı ile huzuruma gelme diyen de kendisi, biz de korkusuzca bunu söylüyoruz.

Bir babanın diyelim ki 5 evladı var, bu beş evlat dededir. Talip içerisine gittiği zaman yahut talipler kendilerine geldiği zaman bunun beşini de birbirinden ayrılmaz.

Çünkü beşi de Seyyid-i Saadaddır.

Elini öper, hürmet eder, misafir eder, hakkullahını verir, hiç ayırt etmez.

Ama yol süreği başladığı zaman görülecekse, tercüman kurbanı kesecekse, posta oturtturacak dedeyi kendisi seçer.

Peki kimi seçer?, bilgili olanı seçer.

Kimi seçer?, cömert olanı seçer.

Kimi seçer?, ahlaki hamiyet sahibi olanı seçer.

Kimi seçer?, sözünden dönmeyeni seçer.

Kısacası layık olanı seçer.

 

Dediniz ki bir ailede aynı ocak zade olan aynı dede soyundan olan beş kişi de olsa onlarında farklı talipleri olabilir, hizmetini sürdürür, talipler de dedesini bulur hizmetini sürdürür.

 

O makama layık olanı alırlar.

Gider posta oturttururlar.

Tercüman kurbanını onun önünde keserler.

Muhammet ile Ali musahiptir.

Dünyanın hiçbir inancında  müsahip kardeşliği yoktur.

Ben ilan ediyorum bunu bütün bilim ve ilim adamları ile tartışırım rahatlıkla da söylüyorum; MUHAMMET’TE ALEVİ İDİ, ALİ DE ALEVİ İDİ

Gelsinler oturalım tartışalım.

 

Alevi Kelimesi

 

Bir de Alevilik kelimesini getirirler bilmem kaçıncı yüzyıldan başlatırlar.

Özellikle bir hanım Profesör Hacı Bektaşî Veli’den başlattı.

Alevilik kelimesi 18’inci asırda girmiştir, der.

Kutadgu Bilig’i açın bakın, Yusuf Hashacip 1069-1070’lerde (hicri 462), eseri var orada bir çok şeyler söylüyor karşısına da anlamlarını yazıyor.

Bir yerinde de Alevi diyor, iki nokta üst üste koyup seyyid diyor.

Demek ki inanç literatürüne Alevilik 1069’larda yaşıyor ki girmiş, evveliyatı da var.

Bunların çabası Aleviliği Muhammet Ali’ye götürmememizdir.

Oradan başlatmamamız için çaba harcıyorlar ki bizi Muhammet ve Ali’den koparsınlar.

Öyle bir şey dayatmışlar ki herkes yanlış kullanıyor.

Dört kapı diye bir şey dayatmışlar.

Şeriat, tarikat, marifet,  hakikat diye dört kapı bunlardır, deyip ahkam kesiyorlar. Bu tasavvuftaki dört kapıdır.

Benim dört kapım; musahip kardeşliğidir, rehber kapım, pir kapım, mürşit kapımdır.

Bunu da böyle koymak lazım. Bu oyunlara gelmemek lazım.

Ben Alevilik hakkındaki bilgilerimi rahmetli babamdan aldım.

Babam İzmir müderrislerinden Molla Musa Efendi’nin talebesi idi.

Diğer bilgileri Sünni kitaplardan aldım, söylüyorum.

Yusuf Hashacip Sünni’dir ama Alevilik kelimesini kitabında koymuş. Aleviliğe seyyid demiş.

Muhammet, Ali Alevidir.

Çünkü Muhammed/Ali müsahiptirler.

Müsahiplik ise yalnız ve yalnız Alevi İnancı’nda var. Başka din ve inançlarda yoktur.

 

Diyelim ki İmam Zeynel Abidin mürşit ocağı ise pir ve rehber ocakları hangileridir?

 

İmam Zeynel Abidin Ocağı’ndan pir olanlar da var.

Biz Seyyid olanların piriyiz.

Mesela Şah Ahmet dedelerin piriyiz, işte İzzettin’lerin (İzzettin Doğan) piriyiz, mesela Baba Mansur’ların mürşidiyiz, Kureyşan’ların mürşidiyiz.

Bir önce ki gelen imam kendinden sonra gelenin babasıdır, neden Hz. Ali’de ve Seyyid-i Saadaddan On İki İmamlar da hilafet meselesinde Ali niye sesini çıkarmadı, derler. Hilafet ayrı imamet ayrı şey.

Hilafet dünya nizamını düzenleyen kişidir, imamet ruh alemini gönül alemini düzenleyen  kul hakkından kulu arındıran kişidir. Her İmam her zaman halife olabilir, ama her halife diğer bir deyimle Evlad-ı Resul olmayan hiçbir halife imam olamaz.

Tüm ocaklar İmam Hüseyin’e çıkıyor, imam Ali’ye ve Hz. Fatma yolu ile Hz. Resullullah’a çıkıyor.

 

Erdebil Tekkesi ve oradaki ocak hakkında ne söylersiniz?

 

Musa-i Kâzım evlatları. Kim ne derse desin. Hacı Bektaşî Veli de imamlara bağlıdır.

 

Talipleriniz çok farklı yörede ve köylerde. Bektaşilerden de size bağlı olanlar var, bu nereden geliyor?

 

İnsanoğlu yaratılış itibarıyla doğruya, güzele meyillidir. Doğruyu, güzeli görürse onu ret etmez. Bu bütün insanlara mahsustur.

Babam Trakya, Bandırma, Marmara bölgesinde çok itibarda olan bir seyitti, bildiğini çok sağlam bilirdi.

Ben de Trakya’da 45 sene evvel cem yapmışımdır. Özellikle göçmenler Romanya’dan, Bulgaristan’dan, Yugoslavya’dan gelen göçmenlerle cem cemaat yapmışımdır.

Bugün Türkiye’deki bu çalkantılar Kur’an-ı Kerim’in, Müslümanlığın binayı oturttuğu dört temelinden kaynaklanıyor.

Nedir bu temel?

İnanç, akıl, özgürlük, eşitlik.

Alevilik bunu kabul etmiş, kabul ettiği içindir ki Müslümanlık içerisinde olan hikmeti İslami ekolünü Alevi terk etmiştir, kaderciliği terk etmiştir. Aleviler Hz. Resullah’ın, On İki İmam’ın hepsinin götürdüğü akli İslami ekolünü devam ettirmiş öyle de devam ettiriyoruz.

Çünkü Hz. Resullullah da akliye ekolündendi.

Bu meseleler Alevi örgütleri bir araya gelerek, konuşarak halledilecek meselelerdir.

Adam gibi adam olarak bu meseleler halledilebilir. Rahat konuşuyorum, ağır konuşuyorum ki kendi kendiyi bilip bir araya gelerek, senliği / benliği bırakarak çözüm yolu bulabilirler.

Ehil olanlara bugünün bilim ışığında, çağa uyum sağlamış olanlardan müteşekkil bir bilim heyeti kurar, bu bilim heyeti bir organizasyon yapar, Türkiye’deki dedeleri, babaları toplar onların görüşlerini alırlar.

Dede isen belgen olacak. Koy belgeni ortaya.

Bir tarlan oluyor, tapunla sahip çıkıyorsun.

Onlar da belgeyi ortaya koyacaklar.

Sistem yerine oturacak. Bunu devlet yapamaz, devlet bunu yaptığı zaman o firavun koltuğu biter onlar için.

 

Size çok teşekkür ediyoruz, bizi kırmayıp, buraya kadar geldiğiniz için.

 

Ben teşekkür ediyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum, Cenabı Allah’tan.           

 

CEM RADYO, 19 ŞUBAT 2000

 

GAZİ ÜNİVERSİTESİ, TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞI VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİ, HACI BEKTAŞ  VELİ ARAŞTIRMA DERGİSİ, YAZ 2000/4, SAYFA: 145/176.