MEHMET ÖZDURMAZ

(DEDE / BABA MANSUR OCAĞI)

 AYHAN AYDIN

 

Çok uzun zamandan beri yürüttüğü cemlerle, sazıyla, kendine ait üslubuyla dikkat çeken Mehmet Özdurmaz Dede; Alevi İslam inancının daha çok Kuransal, daha doğrusu Sünni ve Şii/Caferi İslam yorumları gibi İslam’ın zahiri yorumunun da yeniden ele alınanak Alevilik açısından değerlendirilmesi konusunda son zamanlarda ileri sürdüğü görüşlerle dikkat çekmektedir.

 

Kuran-ı Kerim, Ehlibeyt

 

Kuran bütün Müslümanların kutsal kitabı. Bir Alevi öncüsü olarak siz Kuran’ı nasıl yorumluyorsunuz?

 

Kuran’ı Ehlibeytsiz, Ehlibeyti Kuransız düşünmek mümkün değil. Yani bir bedeni ruhsuz düşünmek, ruhu bedensiz düşünmek nasıl mümkün değilse Ehlibeyt Kuran’ın ruhudur, Kuran Ehlibeyt’in ruhu ve bedenidir. Onlar birbirinden ayrılmaz iki parça ve Hz. Resulullah da bunu hadisi şerifinde çok önemli bir şekilde vurgulamıştır.

Geçen gün bir televizyonunda bir programa bizler gözlemci olarak katıldık, fakat orada üzücü bazı şeyler yaşadık. Ehli olmayan insanların oraya medyatik alışkanlıkları olan, kendi nefs ve hazları için bu toplumun inanç değerlerini ve temel ilkelerini incitenlerin o tür programlarda öne geçmesi toplumu temsil etmeye ve toplumu savunmaya kalkışması, toplumu da orada ifade etmeden çıkıp gelmesi bizi hayli üzüyor ve ben burada o canlara sizlerin aracılığı ile ulaşmak istiyorum.

Diyorum ki; ehli değilseniz, muhatabı değilseniz, mutabıkı değilseniz bu tür programlarda ön ayak olmayınız o işin ehli olan insanlar vardır, o insanlar çıksın orada bu toplumu ve inancı ifade etsin. Çünkü Seyit Nesimi’nin güzel bir sözü vardır, biz onu cemlerimizde de sık sık dile getiririz “Ey Nesimi can Nesimi bil ki Hak aynındadır bunca mahlukun vebali ulema boynundadır.”

İnsanların vebalini yükleyip insanları ifade etmemek en büyük vebaldir, o yüzden bu canlarımızın bu vebali yüklenmelerinden bizde üzülüyoruz.

Çünkü Aleviliği Kuran’ın dışında tuttuğunuz zaman imal edilmiş bir mamulün belli olmayan maddesi gibidir, Aleviliği de Kuran’ın özünden uzaklaştırırsanız, onun temel ilkelerini ortaya koyamazsanız Aleviliği de ifade edemezsiniz. Çünkü Alevilik Kuran’ın içinden çıkmıştır, Kuran’ın içinde yoğrulmuştur. Alevilik, Kuran’ın tasavvufi yorumudur.

Kuran’da Ali İmran suresinin 7’nci ayetinde şöyle söyler; Kuran’da, muhçem ve muhteşebbih vardır, muhçem; manaları açık herkesin yorumlayabildiği, muhtteşebbih ise; manaları gizli ama ilimde derinleşmiş tasavvuf bilgisine sahip, peygamberin ilim mirasçısı olan Ehlibeyt yorumlayabilir, sizde onların içtihadı doğrultusunda o ayetleri öğrenebilirsiniz, diyor.

Zikir ehli olmayan insanların kalkıp bu ayetleri yorumlaması insanları bir felakete götürür, din diye insanlara anlatılan bir şey dinsizlikten başka bir şey olmaz.

 

Bir Alevi öncüsü olarak, Kuran’ı Kerim denen kitabı, o kutsal kitabı bütün Müslümanlar’a indirilmiş, farz kılınmış, okunmasıyla içindekileri bütün toplumu aydınlatacağına inanılan kitabı nasıl yorumlarsınız. Toplum nasıl yorumluyor?

 

Bizim toplumumuzdan bazıları hatta bunların içerisinde önderlik vasıflarına soyunmuş olanlar da dahil olmak üzere Kuran hakkında yanılgılar içindedirler. Örneğin; ben bir kitap yazarım ama siz o kitabın bir bölümünü beğenirsiniz mantığınıza uygun düşer, ama bir bölümünü de reddedersiniz çünkü o bir beşerin yazısıdır, bir beşer hazırlamıştır, ama ilahi bir kitap küllü aklın ürünüdür. Küllü aklın ürününü hoşunuza giden kısmı alırsınız ama sizin rahatınızı bozan, hoşunuza gitmeyen kısmını da almayacaksınız, ben bazılarını kabul ediyorum ama bazılarını kabul etmiyorum, öyle bir şey Kuran mantığına ve insan aklına da ters bir şeydir.

Çünkü külli iradenin ürününün tamamı bizim kabulümüzdür ve biz yeter ki Onu Hacı Bektaş Veli’nin yorumu ile hayata geçirelim, bir Mevlana’nın, bir Muhittin Arabi’nin, bir Hallac-ı Mansur’un, bir Seyit Nesimi’nin anlayışı ile ele alalım. Çünkü onlar Kuran’ın özünü ele aldılar, Kuran’ın özünün güzelliklerini bize sundular. Kuran’ın zahiri ve muhçem ayetleri de vardır onlarda bizim kabulümüzdür, ama onları Arap yorumu ile değil, kendi Türk yorumumuzla yorumlayacağız.

Agahi’nin bir sözü vardır, Hz. Ali Efendimiz’in İslam dinindeki önemini veya insanlığın dönemin içindeki kozmik bilincini yakalamış bir insan motifini Ali olarak görüyor ve Hz. Ali’yi o şekilde tanımlıyor, diyor ki; “gel ey vaiz Ali’nin vasfını evvel hüdadan sor, Ali’dir İbni Adem ana taipden sor. Ali kimdir, Veli kimdir bilem dersen bu esrarı anı hiç kimseden sorma, Muhammed Mustafa’dan sor.”

Niçin Muhammet Mustafa’dan biz Ali’yi soralım. Çünkü Hz. Resullah’ın bir hadisi şerifi vardır, diyor ki; “Ya Ali! Seni benim kadar, beni de senin kadar tanıyan ve bilen olmadı, ikimiz kadarda Allah’ı tanıyan olmadı.” Ali olacaksınız ki Resullullah’ı tanıyasınız, Resulullah’ın konumunda olacaksınız ki Ali’yi tanıyasınız. Onların arasında bir sır vardır, ancak onlar birbirlerinin sırlarına agah olmuşlardır.

Bir aşık diyor ki; “Ali’ye kamber olunmadan, Ali’ye selman olunmadan Ali bürünmez”.

Ali’nin yolundan selman olup, Ali’nin aşk ateşiyle kavrulanlar Ali’yi ve Ehlibeyti idrak edebilir.

Bir sobanın ateşinden ısınmak başkadır, sobanın ateşi olmak başkadır. Güneşin ışınlarından aydınlanmak, ısınmak başkadır güneş olmak başkadır. Onun için biz Aleviliği de Ehlibeyt sevgisini de, onların aşkı ateşi ile kavrulmuş kişilerden soralım, onlardan öğrenmeye çalışalım. Gerek Kuran’da, gerekse hadislerde Ehlibeyt hakkında pek çok hadis ve ayet ve bir çok tasavvuf ehlininden de bir çok menkıbe yazılmıştır, ciltlerle kitaplar meydana gelmiştir.

Bizleri nefis aleminin tufanından kurtaran ve kurtuluşa götüren gemi Ehlibeyt gemisidir.

Cenab-ı Resulullah’ın çok önemli bir sözü vardı; Ehlibeyt’im Nuh’un gemisidir, ona binen kurtulur ona binmeyen helak olur.

Dünya bir nefis tufanıdır, o nefis tufanında gemi insanların ahlakıdır imanıdır. Ehlibeyt de o imanın kaptanıdır, yol göstericisidir, rehberidir, hadisidir. Ancak onların önderliğinde insanlar kurtuluşu bulabilir. İnsanlar yeter ki insan olsun, Adem olsun. Çünkü aşığın bir sözü vardır; “Adem vardır eti semiz, abdest alır olmaz temiz, beden semiz olursa, ruhu semiz olursa, ne kadar abdest alırsanız alın temizlenemezsiniz” yani sen biz derken, zehirlidir pistir.

Onun için insanoğlunun yaratılışından itibaren yeryüzünün manevi hakimiyetinin gönül sultanları olan Adem ve Adem’in sulbü olan Ehlibeyt’tir.

Çünkü Adem ilk halife olarak ilan edildiği gibi aynı ahlak nurunun nişan ellerini kendinden toplayan yine Cenab-ı Ehlibeyt’tir ki, Kuran bunlardan bahsetmiştir, bunlarla ilgi ayetler ve peygamber bunlarla ilgili hadisler zikretmiştir.

Adem’den sonra nur ikiye bölünüyor, biri nübüvvet biri de velayet. Nübüvvet ile velayet makamını Hz. Ali ile Hz. Resulullah.

İkiye bölünün bu nur Nübüvvet peygamberliği Kuran’ın müzurunu, velayet ise; Veli’yi ve Kuran’ın anlatışını yani iç manasını dile getirir ki, burada Hz. Resulullah’ın yine hadisi vardır; iki makam dedik bu iki makamın her ikisi de zat ve nübüvvet olarak Tanrı’ya ait olan güçlerdir ve Tanrı’nın kudretini, Tanrı’nın ihsanını, Tanrı’nın azametini insanlara açıklayan aktaran ürünlerdir.

Zat dediğimiz Elif yani Allah’ın tevhit makamıdır, zat emir nübüvvet velayet üç makam vardır; biri Allah’ın nurudur, diğeri peygamberlik nurudur üçüncüsü ise; velayet nurunun Aliyyel Murtezanındır, Kuran’ı Kerim’in Maide Suresinin 5’nci ayetinde bu dile getirilir.

Enerji nasıl ki kendi varlığını yeryüzünde bir takım cisimleri hareket ettirmekle, bir takım cisimlere ses vermekle kendi ispatlarsa, Allah’ta kendi varlığını kendi enerjisini, kendi küllü aklını yeryüzünde o makamlarla ispatlamıştır.

Onun için Tanrı’ya ulaşmak Peygamber’le mümkün, Peygamber’e ulaşmaksa Ali ile mümkün.

Hz. Resulullah diyor ki; “nefsinin arifi olmayan rabbini bilemez” nefsinin arifi olmak için de, teslimiyet kapısına girmesi lazım.

Maide Suresinin 35’nci ayetinde; “Ey insanlar! Allah’a ulaşmak istiyorsanız onun yolunda savaşın ve bir vesileye bağlanın” vesile, mürşitlik kapısıdır, Aliyyel Murteza’nın kapısıdır.

Hz. Resulullah; “ben ilmin şehriyim, Ali’de o şehrin kapısıdır. ” O kapıya varılmadan velayet gerçeğine varılmadan, nübüvvet gerçeği idrak edilmez demek istiyor.

Ehlibeyt İslâm tarihinde iki ana grubun iftira sebebi olmuş; bir grup Ehlibeyt’e karşı bir takım haksız ve iktidar mücadelesine girişmiş, İslâm’i olmayan yöntemlerle hilafeti ele geçirmiştir.

Ne yazık ki günümüzde dahi bazı kariyer sahibi insanlar, birilerinin ekmeğine yağ sürsünler veya Muaviye zihniyetine yağ sürsünler diye Ehlibeyt gerçeğini inkar etmişlerdir ve hâlâ da inkar etmektedirler. Ehlibeyt’in önemini Kuran’dan önce ibadetin içerisinde anlamamız lazım.

Bugün 1,5 milyar Müslüman’ın şeriat kapısında kıldığı namazın sonunda bir salavat okunur; “Ey Allah’ım! Salavatını yani hayır-ı duanı İbrahim’e ve Ehlibeyt’ime kıldığım gibi, Muhammed’e ve Ehlibeyt’inde üzerine kıl. Sen hamd edilmeye layık ve yücesin.”

Ehlibeyt namaza girmiştir, namazın içerisindedir, çünkü İbrahim’in Ehlibeyt’ine hayır ve duanı kıldığın gibi Muhammet ve Muhammet’in Ehlibeyt’ine de kıl, diyor.

Hz. Resulullah da diyor ki; “Ehlibeyt’imin ismi ibadette zikredilmezse o ibadet kabul değildir.”

Bu nedenden dolayı, Ehlibeyt önce namazda yer almıştır yani namazda yer almış olması, ve böylece İslâm’ın temeline girişmesi bile bizim için bir ispattır.

Kuran’da, İbn-i Abbas diyor ki; Ehlibeyt hakkında veya Hz. Ali’nin hakkında 300 ayet mevcuttur, diyorlar ki bu ayetler nasıl zikrediliyor; “mümin cümlesi Ali’ye mahsustur, iman sahibi Ali’dir. Bazı ayetler muhçem yani anlamları açık bir şekilde Ali’yi zikreder bazı ayetlerde muteşebbis bir şekilde Ali hakkındadır ve Ali ile ilgilidir.”

Bu nedenden dolayı Hz. Resulullah kendisinden sonra Ehlibeyt’e uymasını bir hadisi şerifi ile açık şekilde dile getirmiştir, şöyle diyor; “Ey insanlar! Güneşe uyun onda hidayeti arayın güneş batınca ay’a uyun, ay batınca züfreye uyun züfrede batınca iki firkadine uyu. Ya Resulullah! Bu dile getirdiğiniz şeyler nedir ki biz bunlara uyalım, diyor ki; güneş benim, ay Aliyyel Murteza’dır Zöhre Fatıma’dır, iki firkadin kutup yıldızı Hasan ile Hüseyin’dir benden sonra mutlaka bunlara uyunuz” diyor.

Zehebi, biliyorsunuz Sünni alimlerin sık sık zikrettiği veya kaynaklarına mukteber gördüğü kişidir, Ehlibeyt neslinde olan Hasan Bil Muhammet El Alevi’den şöyle bir hadis naklediyor; “Ali beşerin en hayırlısıdır, Ali ve zuriyeti kıyamet gününe dek vasiliyi yürütüp sona erdirecektir.” Bağdat tarihi İslâm’da çok meşhur bir kaynaktır ve recal tutanın 12 ve 13’ncü cildinin 278 ve 279’ncu sayfasında, Nasrı Bin Ali İmam Ali Rıza’dan bir hadis nakleder; “Resulullah Hasan ve Hüseyin’in elinden tutarak şöyle buyurdu; kim beni bunların babalarını ve annelerini severse cennette benimle aynı derecede olacaktır.”

Hatip El Bağdat diyor ki; “Abbasi halifesi el mütevekkil, Nasrı Bin Ali bu hadisi naklederken o zata bir çok cefa çektirmiştir, bir çok işkence yaptırmıştır.”

Burada da görülüyor ki, Ehlibeyt’in gerçeğini, faziletini, güzellikleri ve Ehlibeyt hakkındaki hadisleri ayetleri rivayet edenlere büyük cezalar verilmiştir.

Hatip El Bağdadi’nin aynı eserinin 8’nci cildinin 226 ve 227’nci sayfalarında şöyle diyor; “haris Hz. Ali’yi kötülüyordu, Hz. Ali’ye küfrediyordu, Ehlibeyt’e zulüm ediyordu yine bazı İslâm bilginleri haristen hadis rivayet ediyorlardı.”

Ehlibeyt’in kaç kişiden oluştuğunu yine şu anda diyanette görev yapan Sayın Ali Akın’ın da kaynağında 30’a yakın Kuran tefsiri örnek verilmiştir, ve o Kuran tefsirlerinin içinde Ehlibeyt’in Peygamber tarafında 5 kişi olduğunu ayetlerle hadislerle dile getirmiştir.

Kuran’ın 4 ana konu üzerine inzal edildiği ve bu 4 ana konunun çeyreğinin Ehlibeyt hakkında olduğunu yine Sünni kaynaklarında görüyoruz. Örneğin, Hatip El Bağdadi’nin Tarihi Bağdat adlı eserinin 9’ncu cildinin 126 ve 127’nci sayfasında şöyle diyor; Hz. Resulullah Ahzap Suresi’nin 33’ncü ayetini şu sebepten dolayı Ehlibeyt hakkında temsil etmiştir. Ömer Bin Selame yani Selame’nin oğlu Ömer Hz. Resulullah’ın üvey oğludur, Ayşe’de şöyle bir hadis nakleder diyor; Peygamber Efendimiz bir sabah siyah nakışlı Yemen mamulü bir aba sırtındaydı o halde iken dışarı çıktı, onu gören Hasan Bin Ali yani Hz. Ali’nin oğlu Hasan, geldi Hz. Resulullah onu abasının altına aldı, onun arkasından Hz. Hüseyin geldi onu da abasının altına aldı, onun arkasından Hz. Ali ve Hz. Fatımatüzzehra geldi onları da abasının altına aldı ve o zaman Kuran’ı Kerim’deki Ahzap Suresinin 33’ncü ayetini okudu; “Ya Rabbim! Bunlar benim Ehlibeytimdir, bunları tertemiz ve pak dileğiyle” ayette de buyurur ki; “Ey Ehlibeyt! Allah sizden günahkarımı gidermek, sizleri tertemiz ve pak kılmak diler” Hayati Maziroğlu diyor.

Hz. Resulullah’ın bu ayeti okuduğunu duyunca dedi ki; “Ya Resulullah! Benim yerim nerededir, yani sizin zikrettiğiniz o ayetin içerisinde veya sizin abanızın altına aldığınız o kişilerin yanında benim yerim nerededir?”

Hz. Resulullah da diyor ki; “sen bana hayır üzeresin ama bu gruba dahil değilsin, çünkü Ali’yi, Fatma’yı, Hasan’ı, Hüseyin’i Hz. Resullullah da değil, Cenab-ı Hak tayin etmiştir, Kuran’da Ahzap Suresi’nin 33’ncü ayetinde bildirmiştir.”

Yine aynı kaynağın 278’nci sayfasında Sait El Hudri bir vesika naklediyor; Hz. Resulullah Ahzap Suresi’nin 33’ncü ayetinde; Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’i abasına toplayıp onların üstüne yatıp bu ayeti okudu, şöyle dedi; “Ey Allah’ım! Bunlar Ehlibeyt’imdir. Ey Allah’ım! Onlardan her türlü pisliği gider ve tertemiz bir şekilde kıl” buyurdu. Odanın kapısında bekleyen Ümmü Seleme “Ey Resulullah! Ben onlardan değil miyim,” bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu; “sen hayır üzeresin yerinde kal” yani burada kesin bir kanıtla Ehlibeyt 5 kişiden ibarettir.

Bunlar; Hz. Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve onların dışındakiler peygamberin ailesi de olsa, akrabaları da olsa Ehlibeytin dışındadırlar. Ahzap Suresinde de peygamber, ev halkına; “tövbe edin, eski cahilliye dönemleriniz gibi olmayın” diye ikaz ediyor, onlar hata yapabilirler tövbe edin diyor ama Ehlibeyte ise; biz sizi tertemiz ve pak kıldık, burarda Ehlibeyt konumu ile ev halkı ayrılıyor. Zehebi’de diyor ki; “Hz. Resululluh bu ayeti 6 ay boyunca, Hz. Ali’nin evine giderek okuyordu ve Hz. Ali’yi namaza davet ederdi.”

Niçin 6 ay Hz. Resulullah oraya gidiyor ve Hz. Ali’nin kapısında bu ayeti zikrediyor; insanların bunu benimsemeleri için yani, kendisinden sonra eğer bir ihtilaf çıkarsa bakın ben 6 ay boyunca sizlere gerçek olan Ehlibeyti anlattım, işte Ehlibeyt bunlardır düşüncesini yerleştirmek için 6 ay boyunca onların kapısına gidiyor ve onları ibadete davet ediyor. Ehlibeyt ve Hz. Ali’nin ulviyetliği ile ilgili yine, Hz. Resulullah’ın çok önemli bir hadisi vardır; “Ya Ali! Eğer ümmetimin mesifler gibi olup onların Hz. İsa’ya Allah dedikleri gibi sana da aynı şeyi söylemelerinden korkmasaydım senin hakkında öyle şeyler söylerdim ki, yürüdüğün zaman ayağını kaldırdığın yerlere insanlar secde ederlerdi.” O şahı velayet de nakşur belagasında, şukkuye hutbesi bölümünde diyor ki; “ben değirmenin taşının mili gibiyim, bütün hilafet benim çevremde dönerdi.”

Mil kutup, biz Hünkar Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nden de kutbil arifin, kut değirmen taşını döndüren mildir. Yani ben evreni o hilafet dediğimiz, maneviyattır bütün manevi makamlar benim çevremde döner, diyor.

Ben hepsinin miliyim, hiçbir kuş benim uçtuğum yere uçmaz, hiçbir usul benden izinsiz akmaz.

Onun için Hz. Ali efendimizin İslâm’da ve Kuran’da önemi ve yeri çok büyüktür.

Hatta bazıları diyor ki; “Hz. Ali Kuran’da ilk Müslüman’dır,” ben buna katılmıyorum, o gavur değildi ki Müslüman olsun, gavur olanlar Müslüman olurlar, o asıldır ve zattır din odur iman odur, diğerleri ona uydular.

Biz onunla Resulullah’ı birbirinden ayırmıyoruz onlar bir nurdur.

Onun ve Resulullah’ın tebiyi ile Müslümanlığı kabul ettiler, onlar dinin kendisidir.

 

Hz. Ali’nin kimliği hakkında neler söylersiniz?

 

Hz. Ali’nin tasavvuf boyutu çok önemlidir.

Mevla’na Celaleddin Rumi bunu çok iyi bildiği için, Hz. Ali’nin o boyutunu Mesnevi’de çok güzel dile getiriyor. İnsanlar Tanrı cümlesini yanlış kavrıyorlar. Mevlana bir sözünde şöyle söyler; “Ey insan! Ey ben kulum diyen, kulluk davası güden, kulluk çok ağır bir cümledir diyor kul olan kişi iki şeyi ifade etmek zorundadır hem kendini hem de Tanrıyı, ama ben Tanrıyım demek kulluğu bitirmek Tanrı’da yok olmaktır. Onun için Hallac Enel Hak dedi, kulluk ifadesi çok doğrudur.

Aşkı Yunus’a, Mevlana’ya, Hacı Bektaş Veli’ye sorun onun gibi aşıklara sorun. Çünkü aşkı onlar yaşamışlardır, yaşadıklarını dile getirmişlerdir.

Mevlana diyor ki, onun tarifi yoktur. Yemeği yiyen ancak yemeğin lezzetini bilir, onun lezzetini almayan onu tarif edemez, sadece yemek diye ismini söyler.

Tarihi Bağdadi’nin 13’ncü cildinin 372 ile 373’ncü sayfalarında, Rat Suresinin 7’nci ayeti ele alınıyor ve diyor ki; “Ey Muhammed! Sen ancak bu kavmi azabi ilahiden kokutucusun, her kavim için bir de hadi vardır.” Hadil; yol gösterici ve rehber demek.

Hz. Resulullah’a diyor ki; “sen bu milleti bu kavli azabi ilahiden korkutucusun” yani uyarıcısın, “bu insanlar için bir yol gösterici bir rehber vardır”, Hz. Resulullah da şöyle diyor; “o korkutup sakındıran” kendisine söylüyor, “ve o doğru yolu gösteren” Hz. Ali’ye söylüyor, “haşim oğullarındandır” bu Kuran’ın ayetidir ve Resulullah’ın tefsiridir. Abdullah Hakimi Arvasinin bir kaynağında diyor ki; Allahutealanın hadi sıfatı yani hadi bir de Allah’ın isimlerinden bir isimdir, Allahutealanın hadi sıfatı insanlardan bazılarına tecelli eder diyor, o tecelliyet Ali’den tecelli etmiştir ki, Hz. Resulullah da o ayeti o şekilde ifade etmiştir.

İbni Abbas ve Zehebi, müzam ve iktidam adlı eserinin 380’nci sayfasında Abdullah Bin Mesut’tan Azap Suresi’nin 25’nci ayetini izah eder ve ayette şöyle der; “Allah renkte müminleri Ali ile kifayet etti” demek ki burada şimdi Ali cümlesi çıkarılmıştır veya tahribata uğramıştır.

İbni Abbas İslâm dünyasında büyük öneme sahiptir, büyük kaynakları vardır.

Zehebi’nin müzam ve iktidam adlı eserinin 380’nci sayfasından Abdullah Bin Mesut’tan naklediyor.

Abdullah Bin Mesut, Hz. Ali Efendimiz’in talebesidir onun yanında onun tasavvuf ilminde yetişmiştir. Sofa ehlindendir.

Sofa dediğimiz şey ise; Hz. Resulullah mescidin yanında kimsesi olmayan yoksul kişilere bir mescit daha yaptırdı orada onları yetiştirdi, İslâm’ın bütün bilgilerini ona verdi ve onlar aracılığıyla Sufilik meydana geldi.

O da diyor ki, bu ayet o dönemde şöyle okunurdu; “Allah müminleri Ali ile kifayet etti” yani Ali ile zafere eriştir, Ali ile muzaffer kıldı diyor. Resulullah Medine’yi hicret ederken yerine Hz. Ali efendimizi yatağına bıraktı.

O zaman Hz. Ali efendimizde Hz. Resulullah’ın yerine yattı. Müşrikler Hz. Resulullah’ı öldürmek için geldiler, içeri girdiler baktılar ki birisi yatıyor hemen üstüne çullandılar kılıçlarla mızraklarla, örtüyü kaldırdılar ki Hz. Ali Efendimiz’dir.

O zaman diyor ki; cenab-ı Allah, Hz. Ali Efendimiz’in bu halini meleklere yani Cebrail ile Mikail örnek gösterdi. Dedi ki; ben sizi yeryüzünde nefislendirsem, sizi Muhammet ve Ali gibi kardeş kılsam siz birbirinizin uğruna hayatınızı feda eder misiniz, onlar dedi ki; hayır ya rabbi, o zaman yeryüzüne inin Ali’yi koruyun. Bunun üzerine Hz. Resulullah o hadiseden dolayı Medine’ye ulaşır ulaşmaz Bakara Suresi’nin 207’nci ayeti nazil olmuştur. 207’nci ayet şöyle diyor; “insanlardan öylesi vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendi nefislerini feda ederler” bu ayet Hz. Ali hakkındadır. Çünkü Hz. Resulullah uğrunda kendisini feda etmiştir, ve bu da Sünni alimlerin kaynaklarında söyleniyor.

Aynı kaynağın 104’ncü sayfasında Abdullah Bin Abbas’tan Bakara Suresi’nin 274’ncü ayeti şöyle nakleder; “gece ve gündüz gizli aşikar mallarının tasadduk sadaka ve infak ederler” ayeti Hz. Ali hakkındadır. İmam Ali’nin dört dirhemi yani gümüş parası vardır diyor.

Birini gece birini gündüz, birini gizli birini de aşikar verdi diyor, bunu da Abdullah Bin Abbas söylüyor.

Muaviye, Saab Bin El Vakkas’a bir soru soruyor; “Ey Saab! Önce gel Ali’ye küfret” diyor, o da küfretmeyince diyor ki; “Ey Saab! Ali’ye sövmekten seni alıkoyan şey nedir” diyor, o da diyor ki; “Resulullah Ali hakkında üç şey söyledi, o üç şey aklıma geldikçe ben asla Ali’ye hakaret edemem” diyor.

Birincisi Resulullah Ali’yi kendi yerine halife bırakıp sefere çıkınca Ali dedi ki; “Ey Resulullah! beni kadın ve çocukların arasında mı bırakıyorsun,” Resulullahda dedi ki; “Ya Ali! Harun’un Musa’ya yakınlığı ne ise, senin de bana yakınlığın odur ama benden sonra peygamberken neşettir.” Burada, Hz. Ali’nin fazileti o kadar üstün derecedir, peygamber gelseydi ne olacaktı, işte o soru meydana geliyordu.

İkincisi de; Hayber Savaşı’nda Ali’ye şöyle buyruğunu duymuştum, “ben sancağı yarın öyle bir zata vereceğim ki, o Allah ve Resulü’nu, Allah’ın Resulü de onu severler, ve üçüncüsü günü, Hz. Ali’ye sancağı verdi, Hayber Kalesi onunla fethedildi ve Kuran’da onunla ilgili ayet vardır.

Üçüncüsü ise; Ehlibeyt hakkında Ahzap Suresinin 33’ncü ayetini Hz. Resulullah okudu, bu olaylardan dolayı ben kesinlikle Ali hakkında kötü söz söyleyemem buyuruyor. Beydullah Ahrar’ın bir sözü var 2’nci cildinin 180’nci sayfasında, diyor ki Ubeydullah Ahrar; Resulullah’a bağlı bir mezhepten gelmenin şerefini taşıyanlara layık olmak için benim o şehri terk etmem lazım diyor.

Yani Ehlibeyten bir kişi bir şehirde bulunuyorsa benim o şehirde bulunmam doğru değildir, niye diyorlar, çünkü onlara gerekli saygıyı hürmeti söylememekten korkuyorum.

Onun için Ehlibeytin Kuran’da, İslâm’da, hadislerde çok büyük önemi vardır bunları anlatmak mümkün değil.

 

Çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için.

 

 

Söyleşi; 04. 03. 2002, Cem Radyo, Dosttan Dosta Programı