HÜSEYİN ORHAN & HASAN SAĞBİLGE

  • HÜSEYİN ORHAN (İMAM ZEYNEL ABİDİN OCAĞI / MALATYA)
  • HASAN SAĞBİLGE (İMAM BAKIR EVLATLARINDAN / MALATYA)

 

(1942 – 30 Mart 2007)

 

AYHAN AYDIN

 

Neredeyse birbirleriyle özdeşleşmiş iki dedemiz Hüseyin Orhan ve Hasan Sağbilge. Çok uzun yıllardan beri cemler yapan bu iki inanç önderi özellikle Şahkulu Sultan Dergahı’nda restore edildikten sonra halka daha iyi hizmet veren cemevinde (meydanevi) binlerce insanın ceme dahil olmasını sağlamışlardır. Kente göçmüş insanların sığınacakları bir adres aradıkları anda ulaştıkları ana inanç mekanlarından birisi olan Şahkulu Sultan Dergahı’nda dolayısıyla İstanbul’da Göztepe’de çevrede semtlerden insanların Alevi İslam Yolu’nu cemlerle tekrar yaşamaları konusunda gece gündüz, soğuk kış aylarında hizmet vermeleri bile onların değerini gösterir.

Hüseyin Orhan aynı zamanda mahalli bir sanatçı olarak da radyolarda deyişler söylemiş bu arada birbirinden güzel yüzlerce şiir de yazmıştır.

Hatta birikimlerini bir kitapta da toplayan Hüseyin Orhan çok köklü bir ocak olan İmam Zeynel Abidin Ocağı dedesi olarak halen bu büyük yolda hizmetlerini sürdürmektedir. Ayrıca kendilerini tam tatmin etmemiş olsa da bir şirket tarafından yayınlanan Ayin-i Cem isimli cem ses kaseti ise bir kültür hizmetidir.

Birçok kez söyleşip, sohbet ettiğim dedelerle CEM Radyo’da gerçekleştirdiğim söyleşiyi sizlere aktarırken yine Alevi İslam inancının değerlerine doğru bir yolculuğa çıkarmak istiyorum sizleri.

 

Hüseyin Orhan dedemiz Avustralya’dan ayağının tozu ile geldi. Aynen atalarında olduğu gibi şimdi de il sınır tanımadan insanlara sevgiyi götürüyor, muhabbeti götürüyor, dostluğu götürüyor. Hem de kıtalar aşıyor artık dedelerimiz. Dedelerimiz bin yıldır bu toplumun yükünü omuzlamış bu günlere getirmiş ve bundan sonra da daha binlerce yıl götürecek olan temel değerlerimizden.

 

Hüseyin Dede, uzak diyarlardan Avustralya’dan geldiniz, bu gidişin ve dönüşün öyküsünü sizden dinlesek, bizlere neler söylersiniz?

 

Önce Allah’tan sizlere başarılar dilerim. Bizleri de buraya davet ettiğiniz için teşekkür ederim, bana oradan istek geldi Alevi Bektaşi dostlar davet ettiler; ben de gittim. Orada cem yaptık aynı zamanda oranın Sidney radyosuna çıktık. Her gün Türk toplumuna bir saat yer verilirmiş, bize de bir on dakika yer verdiler, güzel bir konuşma oldu. Ayrıca güzel bir Abdal Musa Cemi oldu. 84 tane kurban toplanmış Abdal Musa cemine başlamadan önce bir Cuma akşamı toplandılar her şeyden önce aranızda küsülü var ise barışın, barışmadan sizinle cem yapmam, sözüm aynen bu oldu, onlar da beni kırmadılar başta Ali Sağın olmak üzere dedeler başta olmak üzere Halit Özlük küsülüleri barıştırdılar sonra cem yaptık.

 

Avustralya Alevi Kültür Merkezi’ne gittiniz ve orada canlarla beraber oldunuz. Buradan binlerce km. uzaklıkta sanırım 20 saatlik bir uçak yolculuğunun da yapıldığı çok uzak bir diyara gittiniz, zor oldu ama deydi. Çünkü canlarla can oldunuz, cem yürüttünüz.

Oradaki dostların yaşamı nedir Alevi Bektaşi kitlenin durumu nedir?

Onları gördüm sanki ömrümün birinci kısmı sanki anadan doğar doğmaz gibi adamlarla berabermiş gibi hemen kaynaştım biz zaten böyleyiz gerçekten de onların sıcak sevgisi saygısı birbirine yakınlıkları beni mutlu etti. Ben Avusturalya’nın güzelliğini iyiliğini güzel yerlerini gezmeye gitmedim, benim gittiğim sadece orada Alevi Bektaşi insanlarının gönlünü almaya ve madem ki onlarda bu inanca sahipler onlara elimden geldiği kadar bir hizmet etmeye geldim Cenap-ı Allah’a şükür ederim ki bu hizmeti bana nasip etmiş hizmeti mutlu şekilde yapıp geldiysem ne mutlu bana

 

Orada da diğer dedelerimiz var Zeynel Abidin dede, Halit Özlük dede var onların toplumla ilişkileri nasıl oradaki canlardan dernekten konuşur musunuz?

Ayrıca Abbas Dede var onların yaşantıları da çok iyi öyle bir yerde her taraf sevgi dolu saygı dolu insan sevgisi dolu daha doğrusu onların insana olan sevgilerini gördükçe mutlu oldum ben birbirleri ile ilişkileri çok iyi hatta bir arsa almışlar 65 bin dönümlük bir arazi benden bu gençlere ne yapalım diye soruldu ben de aynen şunu söyledim; gençlere fırsat verin biz geleceği gençlere hazırlamalıyız cem evlerimizde gelecekler için ibadetlerimizde, o arsaya cem evi yapacaklar sonra her dalda onları eğitecekler inşallah başarırlar.

 

Diğer dedemiz Hasan Sağbilge, Hüseyin Orhan gibi Malatya’dan İstanbul’a bu yolu sürenlerden cemleri sürdürenlerden insanları barıştıran kaynaştıran bir dedemiz tekrar hoş geldiniz. Sağ olun bizleri buraya kadar getirdiğiniz için çok mutluyum. Tüm güzel insanların ayak turabıyım. Tüm güzel insanlarla bir olmaya çalışırım. Sevgi saygı vermek benim için çok değerli bir varlıktır.

 

Hasan Dede sanırım sizler İmam Bakır evlatlarındansınız?

Evet İmam Bakır evlatlarındanım. Başımız İmam Zeynel Abidin’e bağlı.

Bundan 1400 seneden bu yana dedelerimiz gelmiş bu erkanı buraya kadar taşımış bize teslim etmişler. Biz de bizden sonra gelenlere teslim etmeye çalışacağız. Sevgi ile saygı ile biz de yolumuzun erkanı ile her şeyin güzelini yaparak yürüyeceğiz.

 

Hüseyin Orhan Dede siz de Zeynel Abidin Ocağı’ndansınız. Siz Malatya doğumlusunuz. Çok uzun yıllardan beri cemleri bırakmayan gerçek bir hizmet erisiniz. Ben Kazım Dede’nin oğluyum. Malatya vilayetinin Arguvan Kazası Mineyik şimdiki adı Kuyudere Köyü’nde 1938’de dünyaya geldim. 1942’de vatani görevimi yaparken babamı kaybettim. Annemin yanında büyüdüm, dokuz on yaşlarında bir cura alıp saz çalmaya başladım.

Çünkü köyümüzde saz çalmak bir gelenek halinde idi.

Önce cura öğrendim, sonra beş telli on iki perdeli bir bağlama aldım ve bağlamayı kendi kendime çalmayı öğrendim.

1953’te halamın kızı ile evlendim. 4 erkek bir kız olmak üzere 5 çocuğumuz var. 1961’de vatani vazifemi yaptıktan sonra, İstanbul’a geldim. Bir fabrikada işçi olarak çalıştım. Takriben 1964’de veya 1965 yıllarında İstanbul Radyosu’nun açmış olduğu bir Türk Halk Müziği sınavına girdim, mahalli sanatçı olmayı kazandım.

İstanbul, Ankara Radyoları’nda bant yaptım. Dedeliği de aklım yettiğinden bu yana talipler içerisinde sürdürmekteyim.

Dedelik cem cemaat bilgilerini en fazla amcam Hasan Orhan Dede’den öğrendim.

 

HASAN SAĞBİLGE

 

Malatya’nın Arapkir kazasının Salya Köyü’nden 1956’da İstanbul’a geldim. 1970’e kadar gelip gittim, 1970’de tamamen yerleştim. Serbest çalıştım. Kızım şirkette çalışıyor oğlum da bir doktorun yanında çalışıyor küçük oğlum asker. Alilerin velilerin hürmetine tüm insanları sevgiden ayırmaya.

Bağ-Kur’dan emekliyim. Ben de 8 yaşında babamı kaybettim.

Çok sefalet ve fakirlik içinde koşturduk. Bugüne kadar çalıştık, uğraştık çocuklarımızı bu topluma faydalı olsun, diye çabaladık onlara her şeyi verdik ki topluma güzelliği sağlasın, kaynaşsın. Elbette ki zor oldu bugünlere kadar koşturmak, çalışmak, ailenin geçimini sağlamak ve insanlarla coşmak, insanlarla bir olmak.

Ama bu bizleri mutlu etti. Bugünlere kadar geldik bugünden sonra da ömrümüz oldukça gideceğiz.

Tüm toplumla birlikte yürüyeceğiz. Elimizden geldiği kadar bir şeyler vermeye çalışacağız. Bunun ötesinde benim okumuşluğum yok. Ama dilimin döndüğü kadarıyla güzel dostlarıma elimden gelen gayreti göstermeye çalışıyorum.

Tüm insanlara sevgim saygım sonsuzdur.

 

Alevilik Bektaşilik deyince Hüseyin Orhan Dede neler söyler? Tek cümleyle Allah aşkı, Muhammed – Ali aşkı, On İki İmam aşkı ve Ehlibeyt sevgisi, Kuran sevgisi, insan sevgisidir Alevilik. Bizler cem yapıyoruz. Cem bir topluluk demektir. Fakat cemde halka namazı yapıyoruz. Halka namazı Hz. Peygamber’den kalmadır.

 

Kırklar Cemi

 

Hz. Resullullah Cenab-ı Hakk ile görüştükten sonra, Miraçtan dönüşünde kırklar cemine uğrar.

Kapıyı vurur, kapıcı çıkar sen kimsin? der; ben ahır zaman nebisi, iki cihan serveri Muhammed Mustafa’yım, der.

Kapıcı, bize Peygamber lazım değil, git ümmetine ümmetlik yap, derler.

İki sefer aynı şey olunca; Cenab-ı Allah’tan bir nida gelir; ya habibim, ben de sizlerdenim, el fakiri fukarayım deki seni içeri alsınlar yoksa almazlar.

Hz. Resullullah tekrar kapıya vurur ve ben el fakiri fukarayım ben de sizlerdenim, der.

Bu sefer içeri alırlar. Size kim derler, der. Bize kırklar derler, derler. Yaşlınız kim, genciniz kim?, en yaşlımız en gencimiz, en gencimiz en yaşlımız, derler. Nereden bileceğim kırklar olduğunuzu?, Şahı Merdan kolumuzdadır bir neşter vurur kırkından birer damla kan çıkar ve orada Selman-ı Fars’dan döndüğü zaman aşka gelir semah döner.

İşte semah oradan kalma. Hz. Muhammed Mustafa’nın pervane dönmesi ile semah başladı ve evine geldikten sonra tekrar bir gün Hz. Ali’nin evine gider gel ya Fatıma ya Hasan ya Hüseyin bunlar dedelerin önünde Hz. Ali kayın pederinin önünde Fatımatı Zöhre atasının Hasan Hüseyin dedesinin önünde diz çökerler, edep erkan oturur, secdeye kapandılar.

Hz. Resullulah bunların üzerine abasını örter ve dua eder; ya rabbim bunlar benim Pençe-i Ali Abam’dır, Ehlibeytim’dir, der.

Ehlibeytimi seven beni sever beni seven seni sever, der.

Ehlibeytimi inciten beni incitir beni inciten seni incitir, der.

Ehlibeyt kirlerden, pisliklerden temizlenmiştir.

 

Kul Hakkı

 

Yüce yaratıcı; ey kulum ben iki şeyi af etmem birisi bana şirk koşan, ikincisi kul hakkı ile yanıma geleni, der.

İşte Alevi toplumu kul hakkı konusunda Hz. Muhammed Mustafa’yı örnek almıştır.

Hz. Muhammed Mustafa bir gün ayağa kalkar, vefatından evvel; ey ümmetim ben aranızdan ayrılacağım bende hakkı olan varsa bunu istesin, der.

O zamana kadar birisi kalkar; ya Resullullah benim senden üç akçe alacağım var, der. Hemen Hz. Ali’ye öde, der. Hz. Ali öder. Başka birisi kalkar derki ya Resullullah falan yere giderken sen benim deveme kırbaç vurdun, kırbacın ucu bana geldi, der. O zaman ya Selman kırbacı bana getir, der. Selman kırbacı ister Fatımatül Zöhre ağlar, Hasan Hüseyin yanına verir. Git bu kıstası kendinize uygulayın dedeniz hasta, der.

Kırbacı alır gelirler Hasan Hüseyin bunların önüne düşer bize bu kırbacı uygula, derler. Bırakmaz Hz. Resullullah yok der, kabul etmez. Allah bu adamdan razı olsun ki bunu huzur-u mahşere koymadı, hiç değilse sağlığımda bu hakkını benden istedi, onun için bu kırbacı benim ödemem lazım, der.

Adam kırbacı alır bundan ya Resullullah sen bana kırbacı vurduğun zaman benim elbisem yırtıktı sırtım acıyordu, der. Hz. Resullullah sırtını açar adam omuzunda Mürvet uğruna yüzünü gözünü sürer hakkım sana helal olsun, der. Sonra sen demedin mi benim vücudumu gören cehennem azabı görmez diye, ben de bu yola baş vurdum, der.

İşte Alevi toplumu 1400 seneden beri kul hakkını böyle aralarında ne şekilde olursa olsun hal etmeden ceme girmez.

Katili ceme almayız, vatan hainini ceme almayız, ırz düşmanını ceme almayız, karı boşayanı ceme almayız.

Allah diyor ki kul hakkı ile yanıma gelme!

Nedir ibadetin amacı? Allah’a zikir etmek. İkincisi Allah’ın rızasını kazanmak. Ne ile Allah’ın rızasını kazanacağız?

İşte Hz. Muhammed Mustafa ne ile kazanmışsa, Ali Murtaza ne ile kazanmışsa, Şah Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşı Veli, erler enbiyalar, veliler, nebiler ne ile kazanmışlarsa, onlar da bizim önderimizdir, onlar ne ile kazanmışlarsa, biz de öyle kazanacağız.

Bu şekilde ibadeti devam ettireceğiz.

 

HASAN SAĞBİLGE

 

Önce bir insan kendini tanımalı. Kendisini tanımayan bir yere gelemez. Dedelik makamına layık olmalıyız, onun hakkını vermeliyiz. Küskünleri, dargınları barıştırmalıyız. Yola hor bakanları içimize sokmamalıyız. Tüm güzellikleri insanlara, topluma vermemiz gerekir. Bunları öğretmemiz gerekir.

Dedemin dediği gibi önce sevgi ile saygı ile güzellikle doğrulukla, kimseyi incitmeden kimsenin hakkına el uzatmadan, tüm insanları bir görüp onlarla beraber olmakla beraber bu yolun yolcusuyuz.

 

Alevi Bektaşi inancında ölüm yok, Hakk’a yürüme var. Çünkü ruhlar birbirine karışır, düşünceler birbirine karışır. Ölümsüzlük vardır bu felsefede, bu kültürde bu anlayış var. Cem dedik cem birlik, cem beraberlik, cem dostluk, kaynaşma ve yine deyişler, yine sazlar var.

 

Birlik aleminden dem vuran sofu

İkilik perdesin kaldır ondan gel

Hakikat yolunda cem kuran sofu

İkilik perdesin kaldır ondan gel

 

Hakk’ın yolu birdir iki olamaz

İkilikten kalan biri bulamaz

Özü çürük bu meydana gelemez

İkilik perdesin kaldır ondan gel

 

Mümin isen gel birlikte duralım

On İki İmam katarına girelim

Hırsın nefsin pirim terkin verelim

İkilik perdesin kaldır ondan gel

 

Müminlerin özü sözü bir olur

Hak ademde amma gizli sır olur

Her mahlukte gören olur kör olur

İkilik perdesin kaldır ondan gel

 

Şeyda bülbül gonca güle zar eder

Yol azgını sanmasın ki kar eder

Kul Hüseynim gayrı kimden arı der

İkilik perdesin kaldır ondan gel

 

Hakk kapısına ulaşmak kolay değil; dört kapı kırk makam, eline diline beline sahip olmak ilkeleri var. Öyle kolay ulaşılmıyor insanı kamillik mertebesine? Hz. Resullullah buyurur ki; Ehlibeytim Nuh’un gemisine benzer; her kim ki Nuh’un gemisine bindi suda boğulmaktan kurtuldu, her kim ki ona muhalefet etti suda boğulmaya mahkum oldu. Ve yine buyurur ki, içinizden herhangi biriniz yetmiş peygamberin velayeti ile gelseniz eğer içinizde Ehlibeyt sevgisi yoksa yine cehhemliksiniz. Ben size iki emanet bırakıyorum birisi Kuran, birisi Ehlibeytim. Ehlibeytim Kuran’dan Kuran Ehlibeytimden asla ayrılmaz ikisinin ipine sıkı sarılın, der. Allah cümlemizi Ehlibeytten ve Kuran’dan ayırmasın.

 

HASAN SAĞBİLGE

 

Alevilik dendiği zaman biraz durmak gerekiyor. Alevilik dille değil güzelliği ile dürüstlüğü ile temizliği ile olmalıdır.

Alevilik gönlüğü ile bütün olacak sevgisi ile saygısı ile yolu ile erkanı ile yürüyecek.

Bunlar bende yoksa benim Aleviliğim boştur. Bu güzelliklerin içinde yüzmem gerekir, bunları taşımam gerekir, insanlarla beraber olmam gerekir. Ben insanları seveyim ki insanlar da beni sevsin. Her şey sevginin kapısından geçer, her güzellik orada var olur, oradan yetişiriz. Cemlerde cemaatlerde insanlara güzel sözler söyleyerek güzelliği yayarız.

Biz de Hüseyin Dede ile beraber 10 senedir bu güzellikleri insanlara götürmeye çalışıyoruz.

Bizim için 70 yaşındaki de birdir, 7 yaşındaki de birdir. Gönül alçaklığı dürüstlük, dürüst olursan her yere girebilirsin ama burada Ali aşkı, Veli aşkı, insan sevgisi olacak bu sevgi varsa her yere girebilirsin.

Bu güzel ifadeler saz tellerine de dökülüyor.

 

HÜSEYİN ORHAN

 

Sabahın seyrinde niyaza geldim

Dağlar ya Muhammed Ali çağırır

Bülbülün figanı bağrımı deldi

Güller Ya Muhammed Ali çağırır

 

Fint verildi göğde uçan kuşlara

Bakmaz mısın gözden akan yaşlara

Sular yüzün sürdü taştan taşlara

Çağlar Ya Muhammed Ali çağırır

 

Nice aşık bu meydanda derildi

Muhammed Ali’nin yol erkanı sürüldü

Muhammed Ali’ye kıymet verildi

Diller Ya Muhammed Ali çağırır

 

Pirimin etrafı bahçeler bağlar

Kızıl deli çayı med vurur çağlar

Dört bir tarafında hu çeker dağlar

Dağlar Ya Muhammed Ali çağırır

 

Muhammed Ali’nin çoktur aşığı

Ali’yi sevenin yanar ışığı

Hasan ile Hüseyin’in beşiği

Salar Ya Muhammed Ali çağırır

 

Pir Sultan Abdalım Muhammed nesli

Muhammed nesli Ali’nin aslı

Çar alemi ile coşturur sesli

Gümler Ya Muhammed Ali çağırır

 

Hakk’ı bilip hak yoluna gitmeyen

Sanki hayal mayal düş gelir bana

Kendi söyler kendi dilin tutmayan

Bir nasihat verse boş gelir bana

 

Özgülümü kendi özümde bulursam

İkrar verir iman nedir bilirsen

Kendi vücudunda haber olursan

Dünya alem birdir hoş gelir bana

 

Hüseyin bağındayım güller biterse

Şakayıp dalında bülbül öterse

Ummadığın bir dost bir gül atarsa

Sanki bir düşmandan taş gelir bana

 

Musahiplik nedir dede?

 

Adem peygamberimizin Cebrail’den kaldığı ondan beri İmam Cafer Buyruğu’nda yazılıdır; yer gökle musahip der, gökten rahmet yağarsa yerden her şey biter, der. Sonra Muhammed Hz. Ali ile musahip oldu.

Huneyde bir ayet geldi, ya habibim Ali’ye söyle ki bu ümmete imamlık yapsın, yoksa peygamberlik vazifeyi yapmamış olursun.

Hz. Resullullah bir an tereddüt eder, korkma Allah sana yeter. O zaman kadar Hz. Resullullah Hz. Ali’nin elinden tutar ve ikisi de gömleğini açar gömleğin içine girerler bir can bir vücut olurlar. Hz. Resullullah eti etimden, kanı kanımdan, teni tenimden, canı canımdan, beni seven Ali’yi sever Ali’yi seven beni sever, der. Hatta, her kim ki ademin ilmini Nuh’un takvasını, İbrahim’in hilmini, Musa’nın heybetini, İsa’nın ibadetini görmek isterse Ebu Talip oğlu Ali’ye gelsin, der. İşte Hz. Ali ile Hz. Mustafa böyle bir can bir vücut olmuştur.

Cebrail’e derdi ki; ölümde yeryüzünde aslanım Ali’ye bakın, der. Habibim Mustafa hicret etsin diye yatağına Hz. Ali’yi yatırdı, Hz. Ali’de hiç tereddüt etmeden nefsini hiba etti, canını Muhammed Mustafa’ya teslim edip, ölüm göze alıp yatağa yattı. Yeryüzünde aslanım Ali’den başka nefsine başkasının yerine hibe edecek bir kulum yok, der. İşte musahiplik budur.

İmam Cafer Hazretleri buyurur ki; bir ıslak mendilin güneşin altında kuruması kadar küsülü dursa iki musahip, bunların derdine derman yok, der.

Musahip; bir can, bir vücut demektir. Hepsinin başında sevgi yatar.

Allah cümlemizi sevgisinden mahrum etmesin.

 

Muharrem Orucu hakkında neler söylersiniz?

 

HÜSEYİN ORHAN

 

Kerbela vakasından bu yana gelmiş değil Muharrem orucu, Adem peygamberle başlar. Adem peygamber Havva anamızdan ayrıldı. Buluşması için ya Rabbim o ismine aşık olduğum Muhammed Mustafa Aliyel Murtaza hürmetine bizi buluştur, benim cefamı bitir, der. O zamana kadar buluştular.

Ya habibim, ya Adem, diye buyurdu; sen nereden anladın bana yakın olduklarını, diye buyurur Rabbül Alemin.

Ya Rabbül alemin sen beni yarattığın zaman ben başımı kaldırdım ki, La İlaha İllallah Muhammed’in Resullullah Aliyul Veliyullah yazılı.

Ben anladım ki bunlar sana yakın. Ya Adem, onlar benim Ehlibeytimin başıdır. Ben iki cihanı onların yüzü hürmetine yarattım. Muharrem orucu Adem peygamberin buluşması ile Nuh peygamberin tufanında kurtulması ile Yakup peygamberin oğlu ile Yusuf peygamberin buluşması ile bunlar hep tutmuştur. Muharrem orucu Hazreti Mustafa’nın da tutmuş olduğu bir oruçtudr. Hz. Muhammed Mustafa Mekke’den Medine’ye hicretinde sağ salim döndüğü için hatta iki gün tutar.

Bir gün etrafındaki dostlar derki ya Resullulah bu orucu kitabeyli tutuyor iki gün öyle ise biz gelecek sene bir gün önce başlar bir gün sonra bitiririz, derler ve üç güne çıkarılır. Muharrem orucunu bütün peygamberler tutmuştur onun yeri vardır.

Yalnız burada bir orucumuz daha var. Hasan Hüseyin efendilerimiz sevgili Peygamberimizin ciğer pareleridir, biliyorsunuz. Her gün kalkar Hz. Resullulah’ın yanına giderlermiş. Bir gün gelmeyince kendisi kalkar gider Peygamber efendimiz. Hasan ile Hüseyin hastalanır. Derki ya Fatıma benim ciğer parelerim nerede yanıma gelmediler? O da der ki; ya ata ikisi de hasta, dedi. Sadaka verin, ya ata sadaka verecek bir şeyimiz yok. Oruç tutun der, Peygamberimiz. Oruç tuttular. Akşam olmuş, orucu açacaklar.

Bir yoksul gelir; Ey Ehlibeyt Allah rızası için karnımı doyur, yetimim der. Hemen Fatımatül Zöhre ne varsa yetime verir.

Ertesi gün miskinim, yoksulum diyen birisi daha gelir. Bir ertesi gün esirim, diyen bir başkası gelir. Üç gün üst üste oruç tuttular.

Dördüncü gün Hz. Ali, ya Fatıma evde bir şey var mı açız?, dedi. Hz. Fatıma, ya Ali anamdan kalma altı akçem var, der.

Hz. Ali altı akçeyi aldı, gitti eve yiyecek getirmeye. Baktı ki yolda iki kişi kavga ediyor. Aralarına girdi. Derdiniz nedir, dedi? Benim bunda altı akçe alacağım var ama vermiyor. O da dedi ki hemen vereceğim ama şimdi yok. Hz. Ali hemen altı akçeyi verdi adamlar ayrıldı. Hz. Ali döndü evine gelecek baktı ki karşısında biri bir deve getiriyor. Ya Ali bu deveyi sana satacağım dedi. O da param yoktur dedi. O da olduğu zaman vereceksin, dedi. Deveyi aldı eve getirecekken karşısına biri çıktı. Ya Ali bu deveyi bana satacaksın, dedi. Hemen deveyi sattı, yiyeceğini aldı, geldi.

Hz. Resulluh’a haber gitti. Hz. Resullullah dedi ki, Ali bugün öyle alış veriş yaptı ki Cebrail’den aldı Cebrail’e sattı.

İşte üç gün oruç tutmanın öyküsü de böyle.

İnsanlar üç gün üst üste oruç tutar ve bizim köyde hala uygulamasını yaparlar.

Muharrem orucunu biz yalnız senede 12 gün anacak isek vay gele bizim başımıza. Onun için içimizden geldiği gibi her saniye biz onları anmalıyız, her zaman zikir etmeliyiz.

Çünkü bu bizim değil Allah’ın emri.

 

Gel ey mümin biz sürelim bu yolu

Çekelim katarı Hüseyn’e doğru

İbret al seyreyle gezen kör kulu

Çekelim katarı Hüseyn’e doğru

 

Ol Muhammed bu yolu kurdu

Üçler beşler kırklar aşk ile sürdü

Nice aşıklar var serini verdi

Çekelim katarı Hüseyn’e doğru

 

İsmi Kuran’dadır Güruhu Naci

Giyir bir yoksulu doyur bir acı

Altın akçeyi yığıp kör Hacı

Çekelim katarı Hüseyn’e doğru

 

Halin bil de yaratana şükür eyle

On İki İmam ismin daim zikir eyle

İyi düşün gafil olma fikreyle

Çekelim katarı Hüseyn’e doğru

 

Kul Hüseyin’im doğru sözü duyan yok

On İki İmam katarına uyan yok

Gafil kar eylemez amma ziyan çok

Çekelim katarı Hüseyin’e doğru

 

Allah Hüseyin katarından cümlemizi ayırmasın.

 

HASAN SAĞBİLGE

 

Tüm insanlara sesleniyorum; ben arzu ederim ki tüm insanlar temiz pak olsun, Hz. Hüseyin’in matemini tutsun.

Ama gönlünü temiz pak etmedikten sonra orucu tutmuş ya da tutmamış hiç kıymeti yok. Güzelliği kendinde yaratsın.

Cenab-ı Allah bu akılı vermiş ki düşün, güzel düşün, her şeyin güzeli yap. İnsanı incitme, insan hakkına el uzatmayasın. Onun için bu matemi dostlar soruyorsa ileriden beri gelmektedir.

Hz. Ali’den, Hz. Hüseyin’den, Adem atamızdan beri sürerek bugüne taşımışlar. Bizler de geleceğe taşıyacağız. Ama orucu insan olarak tutalım. Oruç gizlidir. İnsanlar oruç tuttuğu halde ben oruçluyum, demesin. Biz ibadeti desinler diye yapmayız, Hakk için yaparız.

 

Sizce nedir ocaklar? Kendi ocağınız hakkında neler biliyorsunuz?

İmam Zeynel Abidin bilindiği gibi Kerbela’da tek kurtulan bir İmamdır. İmam Zeynel Abidin çok ağlardı, ne ağlarsın ya imam, dediklerinde nasıl ağlamayam Yakup peygamberin bir oğlu kayıp olduğunu bildiği halde ağlaya ağlaya iki gözüne pus indi, dermiş.

Çok düşünürdü, ne düşünürsün ya İmam, deden Muhammed Mustafa Ali Murtaza, Anan Fatımatül Zöhre atan Hz. Hüseyin derlerdi. O da Hüseyin’in oğlu olmak en büyük onur, bu bana yeter derdi. Ama derdi beni benden soracaklar, o yüzden atamla övünemem. Gerçekten de Evlat-ı Ali olmak o nesilin soyundan gelmek güzel bir şey bundan da güzeli o nesile layık olmak.

Eğer bir insan ahlakı ile, sözü ile, oturup kalkması ile, edep erkanı ile, halk sevgisi ile, kendini donatmamışsa; dedeyim dese de boştur, insanım dese de boştur, talibim dese de boştur.

Hz. Muhammed Mustafa buyurur ki; ya Ali iyilik et adilere bile. Ya habibim adiler kimler dediği zaman da; ya Ali adiler onlar ki kendileri birilerine vaaz ederler, ettikleri vaazların karşılığını kendileri yaparlar, bunlar adi insanlardır işte.

Musa-ı Kazım’ın 18 tane evladı vardı. Ya İmam senden sonra bunun hangisinin izinden gidelim, dendiğinde; en küçüğünün İmam Rıza’nın izinden giderseniz, delalete düşmezsiniz, demişti.

Bir ocaktan beş, on evlat varsa bunun hepsi dede olacak anlamına gelmez. Bunlardan biri okur avukat olur, diğer doktor olur ama bazısı da kendini bu yola adar. Dedelerin görevi insanlara iyi örnek olmak, onları iyi yola götürmektir. Biz şimdi gurur duyuyoruz, nice insanlarımız okuyorlar. Biz çocuklarınızı kız erkek demeden okutun, diye bu zamana geldik. Bundan sonra da bunu demeye devam edeceğiz.

 

HASAN SAĞBİLGE

 

Başımız Zeynel Abidin’e bağlıdır. Hüseyin Dede de benim pirimdir.

 

Sizde bir ocak zadesiniz o da bir ocakzade ama iki tane ocak arasında yine pirlik var, sizin piriniz İmam Zeynel Abidin?

Zeynel Abidin Kerbela’da tek kurtulandır. Eğer Zeynel Abidin olmasaydı İmam Bakır olmazdı. İmam Cafer gelmezdi, Musa-ı Kazım gelmezdi, Mehti gelmezdi ve bunlarında torunları olmazdı. İmam Zeynel Abidin Kerbela’da tek kurtulduğu için bunların hepsinin mürşididir.

Ehlibeyt her şeyi dört dörtlük yapmış, oraya layık olmuş, bugüne kadar gönüllerde, dillerde yaşıyorlar. Aleviliğin yolunda bunları 12 nesli getirmiş bizler de onların yolunda yürüyoruz.

Dedelikte insan ayrımı yoktur. Ben tüm insanlara insan ayrımı yapmadan sevgimi ve saygımı sunuyorum.

 

Post kutsal bir kavram o posta herkes oturamaz?

Bir dede olarak kendini bilecek, kendini temizleyecek, sonra oraya oturacaksın. Çünkü insanlar sana secde ediyorlar. Bunlara layık oluyor isek ne mutlu bize.

Bizim birliğimiz yok ben bundan çok huzursuzum. Bu birliği sağlayalım, büyüklerimiz der ki arı birlikle çalışmış bal yapmış.

 

Sizin çocukluğunuzdaki yaşam nasıldı?

 

HÜSEYİN ORHAN

 

Babamı 4-5 yaşında kaybettim, beni annem yetiştirdi.

Çok zamanlarım taliplerin arasında geçti amcamların yanında geçti. Gerçekten dede olarak Hasan Dede vardı tarikat müftüsü idi. Ben onunla birkaç defe ceme girdim. Ben saz çalamıyordum. Bizim talipler adam arıyorlardı. Ben kalktım sazı aldım, öğrendim, cemi cemaati öğrendim.

1954’de İstanbul’a geldim. Sonra köye gittim. Askere gittim 1961’den beri burada ev tutardık bahçeli bağlı salonu geniş cem olur.  O şekilde geniş ev tutar her sene Abdal Musa Lokması toplanır 2 gün cem yapılırdı.

Sonra her sene cem cemaat yaparım. Burada dedenin yapacağı önemli görev de bilgi ve anlatmak kendini topluma anlatmak. Ben kendim böyle yetiştim.

15 yaşında halamın kızı ile evlendim. 5 tane çocuğum var, bir kız 4 oğlan.

 

İsimleri nedir? Ne iş yapıyorlar dede? Erdoğan, Kazım, Ali İhsan, Mustafa ve Susen kızımız. Erdoğan elektrikçi, Kazım’ın mobilya atölyesi var, Ali İhsan bilgisayar mühendisi, Mustafa Avusturya’da doktorasını yaptı. Onu da evlendirdim, eşiyle Avusturya’da çalışıyor.

 

Şahkulu Sultan Dergahı’nda cemleri yürüttüğünüz uzun yıllar oldu? Bir cumartesi Şahkulu’nda Mehmet Yılmazkaya bizi istedi. Ekibi topladık, gittik. İzzettin Hoca var, İbrahim Polat var, başkaları da var, Ahmet Altan var, cemaate başladık.

İzzettin Hoca duygulandı, ben gördüm, biz insan sarrafı olduk.

Ahmet Altan dedi ki ne yapmam gerekir?, ben böyle duygulandığımı hatırlamıyorum, en kısa zamanda İzzettin Doğan’ı Kırmızı Koltuk programına çıkarayım, dedi.

Biz bir zincirin halkasıyız, sonra Hoca CEM Vakfı’nı kurdu, biz gurur duyuyoruz.

Bizim ibadetlerimizde ölü gireceksin diri çıkacaksın.

Yaptığını tek tek anlatacaksın. Ben bu suçun sahibiyim, hırsızlık yaptın, tövbe edeceksin bir daha nefsine hakim olacaksın. Eskiden cemlerde ya Hüseyin dendiği zaman o cemaat bir koyun sürüsü gibi melerdi. 1400 seneden beri Hz. Resullulah’ın girdiği Kırklar Cemi’ni bizler yapıyoruz. O zaman da ceme 17 tane bacı da girmişti. Fatımatül Zöhre, Aliyel Murtaza, Hasan, Hüseyin beraber halka namazı kılmışlardır.

1400 seneden beri anamızla, bacımızla, gelinimizle cem yaptık. Bizler buraya kadar getirdik, buraya kadar geldik. Bunu dedeler getirmiş babadan oğula.

 

Aynı şeyleri Hasan Dede’den alalım, birbirinizi tamamlıyorsunuz? Küçüklüğüm çok garip geçti. Küçük yaşta babamı kaybedince yuva büyüksüz kaldı. Bu da bize türlü acıları çektirdi.

Eskiden güzellik vardı, doğruluk vardı, sevgi, saygı vardı.

Eski insanlar başkaydı. Birisi kötü bir şey yaptığı zaman dara çeker, konuşurlardı, bugünler gibi değildi. Şehirde talip dedeye kavuşamadı dede talibe kavuşamadı.

Eskiden Ağuçan’dan, Erzurum’dan dedeler gelirdi, güzellikleri tatlılıkları getirirlerdi. İnsanlıkları ile güzel şeyler verirlerdi.

Bizlere güzel şeyler verdi eski dedeler. Hepsini bir araya toplayıp nasihatlar verirlerdi o güzellikler bugün yok. Talip olsun, dede olsun kaynaşıp yeni nesile bir şeyler vermemiz lazım. Onlar bunlardan çok uzak kalmışlar. Gün olurdu aç yatardık buna rağmen güzellikleri kaybetmedik. Gece gündüz demeden uğraştık. Gündüz çalıştık, gece de cemde cemaatte insanlarla kaynaştık.

 

HÜSEYİN ORHAN

 

Sene 1959. İlk dedeliğe çıkışım. Amcam dedi ki, Hüseyin seninle Yellice’ye, Sivas’a doğru gidelim. Ben de sazı yeni öğrenmişim, sesim de güzel. Oradan da Şarkışla’nın Saraç Köyü’ne gittik, 19 gün cem muhabbet devam etti.

Bizler o yıllarda çok büyük zorluklar çektik. Yokluk çoktu. Para yoktu. Hayatımızı çok zor kazandık.

 

Köylerde dedeler taliplerini, talipler dedelerini biliyordu büyük şehirlere gelindi ilişkiler zayıfladı. Burada görgüler nasıl olacak, yol nasıl sürülecek?  Köylerde bir talibin ocağının başına gittiğim zaman köy beni biliyordu. Ben köyü biliyordum. Burada bu mümkün değil. Yörelerin gidişlerinde farkta var ama hepsi aynı kapıya çıkıyor her yörenin piri rehberi mürşidi vardır.

Garipdede de Malatya’lılar var, iki senede bir tarikata girerler. 100 çift talip görüldü, sorguya çekildi, benim isteğim talipleri toplayıp görgüye çekeceğim.

Ben dilerim ki 1400 seneden beri bugüne getirilmiş biz de bugünleri götürelim.

 

Yalan dünya ne dar imiş

Gariplere mezar imiş

Ölmeden ölmek var imiş

Bildim amma neden sonra

 

Gitmem haksızın izinden

Mihnet mi olur ki sözünden

Kusuru mu kendi özümden

Buldum amma neden sonra

 

Seyrettim dağ ile taşa

Gök yüzünde uçan kuşa

Heyvah ömrüm geçmiş boşa

Bildim amma neden sonra

 

Hüseyniyem dünya fani

Gelenler durmuyor hani

Dost yoluna ben bu canı

Saldım amma neden sonra

 

İnsanın en makbulü kendi kusurunu kendi özünde bulması kendi kendinden utanmasıdır.

Bir dede yanlış yaptığı zaman binlerce adam ondan etkileniyor,

Bazı dedelerin yapmış olduğu yanlışlar da toplumun itikadını sarstı.

 

Ulu tanrım ulu tanrım

Sen kayır bu kulu Tanrım

Kuldur beşer belki şaşar

Sen şaşırtma yolu Tanrım

 

 

Söyleşi: 11 ARALIK 1999, Cem Radyo,  İstanbul