HAMZA ALİ ÖZER

 (İZMİR HAMZA BABA DERGAHI DEDELERİNDEN)

AYHAN AYDIN

Ege Bölgesi Alevilerin/Bektaşilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden birisidir. Farklı isimler taşısalar da İmam Ali’nin ışığının vurduğu yüzleriyle Tahtacılar, Çepniler, Torlaklar, Işıklar yaşıyorlar Ege’de; İzmir’de, Balıkesir’de, Manisa’da, Aydın’da…

Ege Bölgesi’ndeki en önemli anma etkinliğine ev sahipliği yapan Kemalpaşa’daki Hamza Baba Köyü’nde önemli bir Alevi İslam inanç önderi yatıyor; Hamza Baba. Aynı zamanda birçok türbenin de, tarihi mezarın da bulunduğu bu küçük köy bir Türk inanç önderini yamaçlarında saklıyor. Aynı zamanda bir Bektaşi merkezi olan, meydanevi bulunan, kimi işadamalarının başlattıkları bazı yatırımlarla daha fazla ziyaretçi bekliyor (Eski) Hamza Baba Köyü.

Yine adına yapılan bir etkinlik dolayısıyla gittiğim, daha sonra bir kez daha ziyaret etme olanağına kavuştuğum Hamza Baba’dan yine aynı isimden bir dedeyle yaptığım söyleşiyle buradaki inanç yapısı, özellikle etkinliğe gelenlerin kimlikleri gibi konularda bilgiler derlemeye çalıştım.

 

Hamza Baba Anma Etkinliği’ne  insanlar daha çok nerelerden, hangi köylerden, illerden, ilçelerden geliyorlar? İnanç bakımından Alevîlerin dışında kimler geliyor? Böyle bir tespitiniz vardır tabii, yıllardır gözlemlediklerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Burada herkes güzellik ister. Daha evvel buraya  çok sayıda Bektaşi, mürit olarak, Mayıs yahut Ağustos aylarında kalabalık biçimde, 2-3 hafta arka arkaya gelirlerdi.

 

2/3 hafta devam ediyor muydu? Evet. Sonra Salihli-Avcı kesimi –onlar da Bektaşi, Alevîler Ağustostan sonra, kışa kadar gelirler. Tütününü kaldıran Bergama, Akhisar tarafı, cumadan pazar gününe kadar, birer gün yatılı olmak şartıyla gelirler. Yani bizim mezbahada gece dahi koyun kesilir, o kadar kalabalık gelirler.

 

Yani farklı yörelerden çoğunlukla yaz döneminde, bahardan güze kadar gelenler oluyor. Biliyorsunuz, Alevîlere farklı isimlerle yaklaşılıyor. Daha doğrusu, farklı isimlerle aynı inancı sürdürenlerimiz var. Tahtacılar, Abdallar, Çepniler, Türkmenler, Yörükler var. Böyle değişik isimler, özü aynı olan insanlarımız var. Aynı zamanda Çingeneler var. Bunları siz ayırt edebiliyor musunuz, hangileri hangi yörelerde daha çok bulunuyorlar? Türkmenler, Çepniler hangi ilde daha çok? Nerelerden buralara geliyorlar? Siz sorarak daha iyi tecrübe edinmişsinizdir, şimdiye kadar.

Çepniler, Söke tarafında kalabalıklar. Balıkesir, Akhisar… bu yörede üç tane köy var. Aşağıdaki Sarıçalı, Bektaşi, Çepnidere köyleri Turgutlu’ya bağlı. O köy, büyük köy, onlar Çepniler.

 

Başka? Meselâ Yörükler var. Sadece bir  tane değil de, 20-30’a kadar değişik  boy söyleniyor yörüklerden.

 

Bizim yöremizde ne kadar yörük varsa, hepsi Sünni.

 

Sünni mi? Hepsi Sünni. Sarılar, Ziyamet, Sinanca tarafının yörükleri var. Onlar da yörük, onlar da gelir, yerler. Sünnilerin hepsi bir değil.

 

Biz, Hamza Baba hakkında çok şey duyduk insanlardan. Yani Horasan erenlerinden, 70 bin Horasan erinden biri, Hacı Bektaş’a bağlı, Kızıldeli evlâtlarından vs. Sizin bu konudaki bilginiz nedir? Çünkü bu bilim adamlarına sorulabilecek bir soru belki. Ama bir de halkın gönlünde yaşattığı bazı gerçekler var. Onlar da bazen çok önemli oluyor, çünkü yüzyıllardır yaşatıp getirmişler, hiç kimse de onlara bir şey diyemez. Sizin aklınızda ne var? Yani bu Hamza Babamız nereden, ne zaman, hangi şartlarda gelmiş? Hamza Baba, Horasan’ın Balgayıp nahiyesinden gelmiş.

 

Balgayıp’tan mı? Balgayıp nahiyesinden Hacı İlyas oğlu Hamza. Kazanın da o şekilde yazısı var. Saruhan Bey zamanında gelmiş buraya. Bu topraklar onunmuş zaten.

Selçuklular zamanı, Osmanlı başlangıcı, o aralar yani. Kendisine çok sır yapmış. Onun Makalât-ı Evliya diye tane kitabı vardı.

 

Nerede bu kitap? Mevcudu var mı? Cumhuriyetin ilk valisi Kâzım Dirik alıyor ve bir daha geri gelmiyor. O kadar araştırma yapıldı, bulunamadı.

 

O dönem nereye bağlıymış burası? İzmir’e.

 

Vali, buradan ona ait olduğu söylenen bir yazmayı alıyor ve kaybediyor, öyle mi? Bir daha da geri dönmüyor. Çok araştırmacılar geldi, araştırdılar, ama çıkmadı piyasaya.

 

Peki, o kitap hakkında hiç bilgi var mı? Hiç yok.

 

Nüshası, örneği de yok mu? Yok, bir yere not etmemişler.

 

Peki, insanların, evliyaların, erenlerin kerametlerinden bahsedilir hep. Şimdiki gençler, “Böyle olur mu, insan uçar mı, kaçar mı?” diyorlar, ama  dediğim gibi, halkın gönlünde yaşattığı bazı gerçekler olduğu için bunları dikkate almalıyız. Buraya gelen halk, onun hakkında neler diyor? Halkımızın istediğini canı gönülden veriyor. Adam araba istiyor, dilek diliyor, arabasını alıyor, kurbanını götürüyor. Ev istiyor, evi alıyor, inancına göre kurbanını götürüp kesiyor. Kimi de çocuk istiyor.

 

Yani insanların gönlünden geçeni yapan biri olarak bilindiği için, adak adanıp kurban kesiliyor. Başka ne gibi kerametleri var, halkın anlattığı? İnsanlar çok merak ediyorlar. Kerametlerinin hepsi iyi yolda. Eski yolda, bizim kayaya yumruğunu sokmuş, delik taş var.

 

Kayaya mı yumruğunu sokmuş? Saruhan Bey çağırdığında, sıkıştırıyorlar, illa geleceksin, diye. “Haydi dağlar, ben gidiyorum” diyor. Bu sefer dağlar da yürümüşler. Yanındakiler; dağları durdurmasını istiyorlar. O da kayaya yaslanıp, “Ben durdum, siz de durun” diyor. Bel verdiği yer, eski yolda kaldı, şimdi o yol da kapandı.

 

Hamza Baba’nın süvarisi mi? Evet, Davut Dede. Perişan Dede diye de yazıyor, ama Davut Dede.

 

Davut Dede, süvari. O halde Hamza Baba’nın askeri bir kimliği mi var? Yani savaşan mı, alp eren mi, öyle bir şeyleri mi var? Dedelerimizden, babalarımızdan duyardık. Atıyla gelip geçiyormuş, dedem dermiş ki “Hiç korkmayın, Hamza Baba’nın süvarisi.” Tepede Oyuk Dede var, Ovacık’ın üstünde. Topçu, seferberlikte, Alman harbinde falan o boyuna top atmış.

Hamza Baba’nın dahi Alman harbinde gidip geldiğini, kulaklarımızla duyardık. Hatta birinde türbenin içindeydik, çocuktuk. Türbenin sanki kubbesi kopacak gibi olmuştu, yukarıya  o kadar kuvvetli ses geliyor. Oraya geldi mi, ses kesiliyor.

 

Böyle bir inanış var. Siz de onu hissettiniz, öyle mi? Hatta bir gün, bir Tuğgeneral geldi. Kore Harbi’nde çemberde kalmışlar, “Neredeyse birbirimizi vurma emri vereceğim. O arada Hamza Baba aklıma geldi. Hamza Baba, bizi bu çemberden kurtar, sana 4 koyun getireceğim, dedim. Bizi içerden tutup toprakla dışarı mı attı, ne olduğunu ben de anlayamadım. Bir de baktık, dışarıdayız.” dedi. Tuğgeneral geldi, burada koyunlarını kesti.

 

Yani ona da canlı şahit oldunuz. Dilek dileyenlerin dışında, kaza atlatanlar veya başka bir şekilde olanlar da gelip kurban kesiyorlar mı?  Ya da hiçbir şey istemeden, normal bizim Alevîler de yatıra gelip kurban kesiyorlar mı? Evet, biz de bir yatıra gittiğimiz zaman, bir daha ya geliriz, ya gelmeyiz diye, orada koyun keseriz.

 

Tabii köyünüzün sorunları da vardır, ama yarın geleneksel Hamza Baba’yı Anma etkinlikleri yapılacak. Onun dışında da yüzlerce insan geliyor, yılın değişik dönemlerinde. En çok hangi sorunlar var? Temizlik, konaklama  konularında haliyle gücünüz yetmiyor. Muhtarlık olarak hangi ilçeye bağlısınız? Kemal Paşa’ya.

 

Belediyenin katkıları yeterli mi? Belediyeden hiçbir yardım yok. Konak Belediyesi, sağ olsun, bir sene önce betonlarımızı döktü, ışıklandırmayı yaptı.

 

Başka bir şey yok, öyle mi? Konak Belediyesi’nin ses düzenini aldık, yarın başkanın kendisi de gelir.

 

Yani bireysel olarak sorunları aşmak istiyorsunuz. Şahkulu ve diğer kurumlar destek olmaya çalışıyorlar. Tabii bunlar da güç meselesi. Sizin beklentileriniz nedir? Yani devletten, hükümetten, ilçenizden, Alevî önde gelenlerinden, yazarından, çizerinden, örgütünden beklentiniz nedir? Yardım.

 

Nasıl bir yardım? İstanbul’dakinin bize ne faydası olacak? İstanbul’da olanın sadece İzmir’de bir tanıdığı varsa eğer, telefon eder “Hamza Baba’nın şu sorunu var, onu hallediver.” der. Adamını bulur, o şekilde faydası olur.

 

Su, yol, konaklama gibi sorunlarınız var mı? Meselâ araştırmacılar, profesörler geliyor, onları nasıl ağırlıyorsunuz? Ormandan 49 yıllığına yer aldık. Otoparkın arka tarafında anfi tiyatro temelini attık. Yalnız buranın ne mezbahası, ne yerleşim alanı gelene cevap vermiyor. Oraya bir mezbaha ve tuvaletler yapılması gerekiyor.

 

Alış/veriş merkezi, mezbaha, tuvalet gibi derli toplu bir sistemin olması lazım, ama  ekonomik gücünüz yok.  Piknik yeri… Tabii gücümüz yok.

 

Peki, Alevîlik/Bektaşilik yüzyıllardır yaşayan bir inanç, kültür. Bu, insanlığa ne getirmiş, ne vermiştir? Siz, Alevî, Alevîlik deyince neler söylersiniz? Vallahi herkesin kendine göre bir inancı vardır. Bizim erenlerimizin, evliyalarımızın hepsi hizmetle, doğrulukla başlarını türbeye koymuşlardır. İstenmedikleri halde, gene başlarını türbeye koymuşlardır. Bizim yolumuz da onların yoludur.

 

Peki, burada cem yürütülüyor mu? Yürütülüyor.

 

Dedelerimiz buradan mı, başka yerden midir? Buradan.

 

Kimler yürütüyor cemleri? Daha doğrusu hangi ocağa bağlı olanlar yürütüyorlar? Hamza Baba Ocağına bağlı olanlar, Kırklar yolunu süregelirler. Hz. Ali Efendimiz zamanından bu tarafa, yola devam etmekteyiz.

 

Şecereniz var mı? Bizim sülâle, Hamza Baba soyundan gelen Tekkenîşin sülalesidir. Tekkenîşin, postinîşin, türbedar. Annem tarafı da Hamza Baba’nın Ahçıoğullarındandır.

 

Sizin dışınızda dedelik kurumu içinde görüşüceğimiz isim verebilir misiniz? Daha evvelce buradan Adana’ya kadar dedelik yapmaya gidiyorlarmış.

 

Kimler? Amcam, o vefat edince de oğlu yapıyordu. Oğlu da vefat etti. Bana, “siz yapın” dediler, ama benim yaşım geçti, başkasını önerdim, gittik onun da kurbanını kestik.

 

İsmi nedir? Yani kurbanını kestiğiniz ve yola aldığınızın ismi nedir? Zeynel Özer. Babası Ali İhsan Özer.

 

Zeynel Özer cem yürütüyor mu?  Yürütüyor da, bir/iki sene ona vekillik yaptım.

 

Yani aynı ocaktan geldiğiniz için yeteneğiniz, bilginiz dahilinde siz yönetiyorsunuz Zeynel Özer’e de yardımcı oluyorsunuz gibi bir sonuç mu çıkıyor? O yetişiyor mu yani?  Postta gene o oturuyor.

 

Yaşınız kaç? 65.

 

Neden “Baba” ismini kullanıyoruz? Erkânlarımız, cem yürütmelerimiz, 12 hizmetimiz nasıl? Bunlardan biraz bahseder misiniz?

 

Hepsi kitaplarda yazılı zaten.

 

Kitaplardaki başka, ben buranınkini öğrenmek istiyorum. Aynı.

 

Aynı derken, nasıl? Dem alınıyor mu, kaç kişi giriyor, musahipsiz insanlar girebiliyor mu? Bunlar, birbirinden farklılık arz ediyor. Aynı desek de, bir farklılık var. Meselâ ceme musahipsiz girilebilir mi? Girilemez.

 

Cemlerde dem alınır mı? Bazı cemlerde alınır, bazılarında alınmaz.

 

Hangilerinde alınır, hangilerinde alınmaz? Cuma ve Pazar akşamları alınır. Bunlar zaten ufak muhabbetler.

 

Diğerlerinde, cem evine “meydan evi” deniyor, siz de bu kelimeyi mi kullanıyorsunuz? Cem evi diyoruz, dergâh diyoruz.

 

Peki, cemlere diğer köylerden insanlar geliyor mu? Geliyorlar.

 

Yakınınızdaki diğer Alevî köyleri hangileri? Aşağıdaki köy Alevî. Çepni dediğimiz köy, tamamıyla Alevîdir.

 

İsmi? Sarıçalı.

 

Başka hangi köy var? Bektaş Mahallesi, Bektaş Köyü, bir de Çepnidere, komple Alevîdir.

 

Peki, onlar ceme geliyor mu? Onların babaları Antep’ten geliyorlar.

 

Hiç gidip gördünüz mü? Sizin uyguladığınızla onlarınki farklı mı? Gördük.

 

Biraz değişiklikler var. Evvelki sene Çepnidere’ye gittik bizi de davet ettiler. Kamera da getirmişler. Biz de ayini ceme dahil olduk. Bizde sokmazlar.

 

Sokmazlar mı? Katiyen.

 

Yani ceme giriş serbet değil? Biz sokmayız. Bektaşiler de sokmaz. Ben Hünkâr’ı ziyarete gittiğimde, Sali (Salih) Baba’nın türbesinin üstünde cem evi ve dergâh vardı. Sali Baba burada Hakk’a yürüdü, buraya getirdiler.

 

Buraya Bektaşi babaları da, Alevî dedeleri de geliyor, değil mi? Buraya dedeler gelmiyor, sadece babalar geliyor.

 

Dedeler gelmiyor mu? Ama bugün bir dedeyle görüştüm. Eskiden burası bir Bektaşi dergâhıydı. Bizim dergâhımız içerde, eskiden beri bir evde yürütülüyordu.

 

Ev, dergâh evi olarak görülüyordu ve erkânlar da evlerde yürütülüyordu, öyle mi? Daha sonra nasıl bir şey oldu da burası Cem evi oldu?  Burası sonradan açıldı.

 

Bu etkinliklerin bu sene kaçıncısı acaba? Bu yıl on birincisi yapılıyor.

 

Bir arkadaşımız, köy resimlerinden bahsediyor. Bazı evlerin duvarlarında güzel resimler var. Bunları kim yapmış? Paul Derget yaptı.

 

Bunu anlatabilir misiniz? Şu anda burada mı o kişi? Yok, sonra gelecek. Aşağıdaki köyden evli, kendisi Arnavut kökenlidir.

 

Paul Derget… Herhalde buraya gönül vermiş bir derviş. Yani seviyor burayı? Çok seviyor.

 

Alevîliği ve burayı seviyor, öyle mi? Dürüstlüğü seviyor. Çok çalışkan biri. (2004’de bölgeye yaptığımız gezide bu şahsın ölmüş olduğunu, çok istemesine rağmen Türkiye’ye getirilmeden, Almanya’da gömüldüğünü öğreniyoruz. A. Aydın)

 

Başka ülkelerden gelenler size soru soruyorlar mı? Çeşit çeşit soru soranlar, kitap yazanlar var.

 

Kitap yazıp da getiren var mı? Yok, adam yazıyor.  Hamza Baba hakkında ne bilgi aldıysa, onu da ilâve ediyor.

 

Sonradan size, muhtarlığa gelen kitap var mı? Yok.

 

Şahkulu Sultan’dan buraya kazan gelmiş mi eskiden, öyle bahsediyorlar? Yok, Hamza Baba’nın  kendisinin onlar. Yukarıkızılca’da da Tufan Dede var. Onun türbesinin yapımına geçen sene başlandı. Aramızdaki canlardan bir önder seçtik. O, kendi çocuklarını çalıştırdı. Kazarken, etraflardan çok tarihi yazılı taşlar çıktı. Tufan Dede buraya bağlı. Bir de Irlamaz’da Kandıran Dede var. Onun müritleri de buraya, bize bağlı.

 

Yukarı Kızılca ve Irlamaz dışında hangi köyler bağlı? Turgutlu’dan da buraya gelenler var. Onlar da bize bağlı.

 

Başka var mı? İbrahim Dede var, o da türbenin yanında. Yunus Baba’nın yardımcısı.

 

Burada, değil mi? Evet burada, türbenin alt kısmında. Kazanlar, Hamza Baba’nın kendi asker kazanları. Amcamdan duyardım. İzmir yolunun üzerindeki 900 dönüm arazi, buraya ait. Çepnidere’deki Kara Mersin diye bir muhit, aşağıdaki köyün altındaki düzlük ve o köyün arka tarafındaki bağ, bahçe ve bir değirmen de buraya ait.

 

Bunların belgesi var mı? Değirmenin tapusu var.

 

Osmanlı’da Bektaşi tekke ve dergâhlarını korumak önemliydi. Bunların hakkı saklıdır, devletler değişse de. Kim bakacak, kim edecek?

 

Buranın tapusu sizin, vakfın üzerine değil mi? Vermiyor, vakıflar da almıyor. Manisa’da Karaca Ahmet Sultan var.

 

Manisa’da da var değil mi, Karaca Ahmet? Geçen sene Mimar Ali Çetin gitti, oranın projesini çizmeye. Adamın 32 dönüm toprağına çiftlik yapmışlar. Oradaki çiftlik sahibi zaptetmiş. Açık besi damı yapmış. Hatta, “niye proje yapıyorsunuz?” diye karşı çıkmışlar. Müdürle beraber gidiyorlar, ben de oraya gittim. Hatta oranın projesi dahi bende. Beni görünce, “Sen uğraşıyorsun” dediler. Sonra ben girdim devreye. Manisa Belediye Başkanı, o adamın akrabasıymış, dediler. O Belediye Başkanı ayrılmadıkça, bir şey yapamayız.

 

Sorunlar çok yani? Çok.

 

Hakk yardımcınız olsun. Yarın da yoğun kalabalık olacak. Çok teşekkür ederiz.

 

Söyleşi; 29. 08. 1998, HAMZA BABA KÖYÜ, KEMALPAŞA, İZMİR