ALİ TEKKEŞİNOĞLU (ŞEYH)

(ALİ BABA OCAĞI – SAMSUN –LADİK)

(1921 – 22 TEMMUZ 1998)

 

AYHAN AYDIN

 

Şeyh Ali Tekkeşinoğlu dedemiz, Ali Baba Mütevellisi olarak kendisini tanıtıyor. Dede, 1921, Samsun-Ladik doğumlu. Ali Baba ismini çok duyuyoruz, Aleviler içinde duymayan yoktur.  Ali Baba’nın vakıf arazilerinin Alevilere, dedelere “seyitlere” geçmesi için ilerlemiş yaşanı rağmen çok mücadele veren; bu ocaktan, bu kökenden gelen dedemizle yaşamı ve Aleviliğe bakışı hakkında söyleştik.

 

Ali Baba Ocağına bağlısınız. Pîr Sultan Abdal’ın musahibi olarak biliniyor, ismi geçiyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Seyit”i çokları bilmiyorlar. Ben, Ali Baba’nın Tuz Gölü için dava açtım. Vakfiyemiz var, Sungurlu’ya gidip geliyoruz. Müftü o fermanları okudu, “Ahmet Bey, siz seyitsiniz. Biliyor musun seyidin kim olduğunu? Seyit; Ehlibeytten, İmam Hüseyin’in soyundan gelenlerdir.” dedi. Fakat çoğu kişi seyitin kim olduğunu, nereden geldiğini bilmiyor. Şimdiki İmam Hatipliler, hiç bilmiyorlar. Bize, Alevi köylerine gelip, seyitliği öğreniyorlar. Bir delikanlı, bizim köyün arabasına bindi. Bir Alevi köyüne gidiyormuş, sordum; “Nerelisin?” “Alevi köyünün hocası”  dediler. “Sen gençsin hocam, bu Alevi köyüne Ehlibeyti öğret. Ehlibeytin Evlâd-ı Resulden geldiğini öğret. Sen bugün halka Ehlibeyti öğretmezsen, onlar cenneti nereden kazanacaklar? Ehlibeyti kim severse, kim Ehlibeyt yoluna doğru giderse, o cenneti kazanır.” dedim.

 

Kimdir Ehlibeyt? Ehlibeyt, peygamberimizin ev halkıdır.

 

Bu insanların diğerlerinden ayrılan yönleri ne? Niye bu kadar seviliyorlar? Bunların özelliği ne? Cenab-ı Allah onları “Habibim” diye yaratmış. Musa-ı Kerimullah  diyor ki, “Ya Rab! Bana ‘Kerimim’, Muhammet’e ‘Habibim’ dedin. Kerim ile habib arasındaki fark nedir?” Cenab-ı Rab diyor ki, “Kerimullah beni, ben habibimi severim. O yüzden  insanı yarattım, ibadetle kendimi var ettim.” diyor. Bu  sefer diyor ki, “Ya Rab! Sen bu insanı, arşı nasıl var ettin?” “Ben, bir gizli hazineydim. Kendi kendime muhabbet ve ibadet ettim, halkı yarattım. Böylelikle kendimi halka duyurdum.” diyor.

 

Kırklar meclisinin çok bahsi geçer. Nedir Kırklar Meclisi?

Ne olmuş kırklar meclisinde? Peygamberimizin miraca gitmesidir. Miraca giderken önüne aslan çıktı, “Yüreğini ver.” dedi. Dedi ki, “Ya Rab! Ben orada garip kalırım” O zaman da kırklarda, bir perde arkasında İmam Ali’nin sesiyle konuştular. Ama perde vardı.

 

Hz. Muhammet nasıl bir insandı? Cenab-ı Allah’ın nuru ile yarattığı bir kimseydi, habipti.

 

Hz. Ali nasıl bir insandı? Hz. Ali’nin hükümlerinde Kırklar anlatılır. Perdenin arkasında konuşurken pirinç, üzüm, süt, elma, reçel geldi. Muhammet yemek yerken, bir pirinç tanesi, o yeşil ele düştü. Muhammet toplandı, miraçtan geldi. Baktı ki  orada yeşil ele düşen pirinç, İmam-ı Ali’nin elinin üstünde, kılları arasında duruyor. Dedi ki “Ya Ali! Sana ne desem, olur. Fakat ananı babanı biliyorum.

 

Hz. Hasan, Hüseyin, Kerbelâ Olayı 1400 yıldır unutulmadı, unutulur mu? Uzun konular onlar. Unutulmadı, unutulmaz. Zaten onlar unutulursa, dünya yok. Dünya onlarla var. Emevilerle Haşimilerin bir nizaları var. Ne yaptı, biliyor musun? Ebu Süfyan, peygamberimizin dişini kırdı. Şimdi “Ebu Süfyan Radu allahı anh” diyorlar. Muaviye’ye, “Müminlerin emiri” diyorlar. Ali’ye demiyorlar da, ona diyorlar. Ali’nin, Muhammet’in yolunu sürendir, Pîr Sultan. Bütün Müslümanların, Ehlibeytin düşmanı, Emevi Araplardır. Yavuz Sultan da o tüzüğü almış. Osmanlılar Türk’tür,  ama aynı tüzüğü almış. Türklere karşı  Kerbelâ’da hiçbir şey olmamıştır, fakat sonradan sevenleri incitmişlerdir.

 

Alevilik nedir? Alevi, çok iyi  insan demektir. Alevilikte yalan, riya, haset, kin, kibir, şehvet olmaz. Şimdi tarikatçılar var, okudum, 104 tarikat  olmuş. Böyle tarikat olmaz, tarikat; “Ehlibeytin, Muhammet’in ev halkından yetişen seyitler, İmam-ı Seyit’in soyundan geliyor” diye yazıyor. 6. imam, Cafer-i Sadık’tır. Onun çocukları, yazısı, ayetleri var. Onun üzerine çalışırsa, dünyada hiç kimse birbiriyle dövüşmez. Meselâ, biz burada geziyor, ceme, sinemaya, tiyatroya gidiyoruz. Orada oturan kızlar, karılar, bacılarla kardeşiz. Hiçbir kadın, kız sana düşmez, nikâh düşer.

 

Nasıl düşer nikâh? Yani ölmeden evvel ölmek. Ceme gittim, Kırkların  17’si bacı, 23’ü erkek. O kadınlar, erkekler ölü gibi, birbirlerini kadın-erkek olarak bilmiyorlar. Şimdiki tarikatçılar gibi değil. Saflık, temizlik, arınmışlık var. Yoksa olmaz, yola girilmez. Televizyonlarda gördük. Bir şeyh var, şeytan. Ehlibeytten olmayan, şeyh değildir.

 

Bunun ispatı nedir? İspatı ayettir.

 

Nasıl ayet? Sizde  İmam Cafer Buyruğu var mı? Var. Onun  ayetleri vardır.

 

Bir  kişi, “Ben Ehlibeyt  soyundanım” diyor. Bunu nasıl anlayacağız? Soyunu araştıracaksın.

 

Nasıl araştıracağız? Bana müftü, “Siz seyitsiniz, biliyor musunuz? Seyit, İmam Hüseyin’in soyundan geliyor.”dedi. Herkes kendini ispat edecek.

 

İspat edemezse ne olacak? Bilmem artık, onu kurul bilir.

 

Kurul  nasıl olacak? Bu konuları iyi bilen bir kurulun bunu yapması lâzım. Soy şeceresine bakacak.

 

Sizin  böyle bir şecereniz var mı? Bunun dışında, elinizde başka bir belge var mı? Fermanlar var. Bunlar eskiden kalanlar.

 

Ali Baba’nın soyundan geliyorsunuz. Kimdir Ali Baba? Hz. Muhammet’in candan sevdiği Ali El Murtaza’nın oğlu Hüseyin’in soyundandır. Pîr Sultan’ın musahibi oluyor. Ali Baba yoldan çıkmamış, Pîr Sultan’a taş yerine gül atar. Biz, bu  yolu süren, Pîr Sultan’ın musahibi olan Ali Baba’nın soyundanız. Sivas’ta iki tane Ali Baba türbesi var. Ali Babayı Kebir, Ali Babayı Sagir.

 

Sivas’ın içinde mi? İçinde. Cami yapmışlar yanına, ek olarak. Camiye türbeden giriliyor.

 

Cem  yürütüyorum, dediniz. Cem nedir? Cem, topluluktur. Konuşmak, görüşmek, barışmak için yapılan bir toplantıdır. Bir dede gelir, “Gelin, görüşelim, barışalım” der. Pîr gelir, toplanırlar. Halk der ki, “Biz yola gelecek, görüleceğiz, sorulacağız, barışacağız, küskün kalmayacağız.” O zaman dede der ki, “Peki, yarın gidin tıraş olun, boy abdesti alın, toplanın, ceme gelin.” Herkes ceme gelir, dua edilir. Cemaate sorulur; “Ey muhip arkadaşlar, küskün, dargın, gücenmiş kimseler var mı? Varsa barışsınlar.” O zaman biri, “Pîrim, benimle falan küsülü. Gidiyorum, gelmiyor.” “Bir daha  git” der. Dargın olana, “Pîr’im geldi, görüşelim, barışalım. Bende hakkın varsa, vereyim” der. Gelmezse,  cemiyet üç defa niyaz eder, o adam görülür. Dede sorar: “Ey muhip canlar, arkadaşlar, birbirinizden razı mısınız?” “Eyvallah” derler. Dede dua eder, “Tövbe, günahlarımızı estağfurullah. Evinize, dilinize, peyimize, yedi azalarımıza ettiğimiz dualara estafurullah” der. (Arapça okuyor)  “Ya Rab, Nasıf’ın tövbesi gibi, tövbemizi, duamızı kabul eyle”  der. (Arapça okuyor) On iki İmama, erenler yoluna, ululara dualar edilir, Kuran-ı Kerim okunur

 

Duaz-ı imam okunmaz mı? Okunur.

 

Kimlerden okunur? Pîr Sultan’dan, Hatâyî’den okunur.

 

Semah var mı? Semah var.

 

Nasıl  bir semah? Kırklar Semahı. Kadınlı-erkekli semah dönülür. Kırklar Semahı dönmek için musahip olması şarttır.

 

12 hizmet yürürken, görevlileri var, kimlerdir? On iki hizmetliler; dede, aşıklar,  selman, kuytubaba, süpürgeci, ayakçı, yedekçi, saki, çerağcı, delil.

 

Nedir bu delil? Kur’an’da, Nur suresinin 32. ayetinde yazar. Şimdi kurbanın yağından yapılıyor. Tabii şimdi mum var. “Mum söndürdü” diyorlar. Mum söndürmüyoruz biz, mumu yakıyoruz, delil uyandırıyoruz. Delil, çırakman onun adı.

 

Delil uyandırmak neyi anlatıyor? Karanlıkta oturacak değiliz ya! Ehlibeytten İmam Hasan’ın karısı, akşam oldu, mum yaktılar, “Bu ne?” dedi “Bu mum, sizde yok mu?” “Kocam İmam Hasan oturunca, ben nakış işliyorum. Işık ancak onlarda var. Ama mum, tüm insanlarda.

 

Cemin manâsı nedir? Cemlerde ne oluyor? Küskünler barışıyor. Dede diyor ki, “Ey muhip canlar, burası cemdir, cennettir, cehennemdir, tabudur. Ne istiyorsanız, buradan alacaksınız? Kem gözle bakmayacaksınız.” Alevi, yanındakinin kadın ya da erkek olduğunu bilmeyecek. Musahibin oğlu, musahibin kızına düşmez, yasak.

 

Musahiplik nedir? Can kardeşliğidir. Muhammet’le Ali musahip olmuşlardır. “Ali’nin eti etimden, kanı kanımdan, ruhu ruhumdandır” dedi. O zaman İslâmiyet çoğaldı. Pîr  Sultanla da Ali Baba musahip oldular.

 

Dört kapı-kırk makam nedir? Şeriat, tarikat, marifet, hakikattir.

 

Nasıl erecek insanlar bu yola? Öğrenecek.

Nasıl öğrenir? Pîre hizmet edecek, görecek, öğrenecek. Zor olacak, ama çok da dürüst olacak. En büyük dürüstlük, Muhammet’in yoludur. Halife yolu, Emevi yolu değildir dürüstlük yolu. Ali, Hz. Muhammet’in yolundan gittiği için, onun yolundan gideceğiz. Hz. Muhammet, Ehlibeyt, Ehlibeytin seyidinin peşinden gidenler, birbirlerini severler. Pîr Sultan, Ali Baba da o katarda. O yoldan gittikleri için, çok da kırıldılar. Meselâ: Hallac-ı Mansur, Nesîmî… Meselâ dâra dururlar; o salındığın dâr, Mansur’un dârıdır. Dimdik duruyorsun, gördüğün Hakk’ın didarı. “Eş, kula erenler bu yola. Cesedine can geldi, kalbine iman geldi. Ne gördün ne işittin?” “Hak gördüm hak işittim. Er meydanına geldim.” “Allah Allah, eyvallah! Eyvallah kapısı, ikrar-ı imamdır.  İkrarından, imanından dönmeyeceğine, Muhammet-Ali’nin yolundan ayrılmayacağına, bu yola dürüst gelip, dürüst gideceğine, Muhammet-Ali’nin yolunda seccadeye baş koy, doğru gel, dost gönlünü incitme. Eline, diline, beline sahip ol. Hû erenler hû.” Dâr-ı Mansur, cemlerdeki en büyük makamdır, bunu kabul etmezse, bu yola giremiyor.

 

Çok sağ olun. Başka söyleyeceğiniz, ilâve edeceğiniz  şeyler var mı? Çok şey var. Meselâ dedelerle, insanlarla görüşüyorum, “Yol bir, sürek bindir” diyorlar. Fakat o benim dediğim gibi yapmıyor, onun dediğini ben yapmıyorum. Ben belki dua okuyorum, onlar dua bilmiyorlar. Babam tekkeleri değiştirirken, 12 tarikatın şeyhliğini bilirdi. Babamın vefatında gençtim, o zamana kadar takip ettim. Müritleri vardı, biraz da onlardan öğrendim. Rahatsızım da, fazla konuşamıyorum.

 

Elinize, ağzınıza sağlık, sizi yorduk. Bu yolu sürenlere ne mutlu diyelim, hürmet, niyaz edelim. Sağ olun canım.

 

Sağlınız elverirse, sizi  toplantıya davet etmek isteriz. Burada, küçük biraderim var. O, şeriatı, tarikatı, marifeti, hakikati, dört kapı-kırk makamı birer birer anlatır.

 

İsmi  neydi? Muhittin Tekkeşinoğlu.

 

Ali Baba büyük bir isim. Onun soyundan gelen bir kişi de bizim için önemli. Saygılar, hürmetler.

 

Söyleşi: 30 Haziran 1998, Şişli, İstanbul.