ALİ RIZA UĞURLU

(ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ ESKİ BAŞKANI)

 AYHAN AYDIN

 

Dedeleri de bu yola hizmet eden ve kendilerini yetiştirme konusunda örnek olan bir aileden gelen  ve son zamanlarda,  bazı dedeler arasında oldukça tutulan, yaptığı kendine özgü cemlerle ünlenen, radyo ve televizyon programlarında, yurt içi ve dışı gezilerinde bazı konuşmalarıyla tanınan ve şu anda Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanı olan sayın Ali Rıza Uğurlu’nun özellikle “dedelikle” ilgili görüşlerini sizlere aktarıyorum.

Kendinizden bahsedebilir misiniz. Nerede doğdunuz, nasıl bir ortamda büyüdünüz?

 

a) Aleviliğini, inandığı gibi yaşayan bir aileden geliyorum.

b) 14 yıldır sürekli araştırıp okuyorum. (İsviçre’de bulunduğum sıralarda Basel Üniversitesi kütüphanesini araştırıp Alevilik ile ilgili yayınlara baktım, ne yazık ki Arapça ve Almanca idi. Bir tek araştırmacı/yazarımızın böyle bir araştırma aklına gelmez.)

Çocukluğum Erzincan’da Beşsaray Köyünde geçti. (Doğum yerim İnegöl. Çünkü 1938’de biz de sürgün edilmişiz. Oysa bir Kürt değildik. Dersim isyanıyla da ilişiğimiz yoktu, ama dede ocağı olmamız sürgün için yeterliydi. Bursa’dan 3 yaşındayken geri dönmüşüz)

O günler güzel günlerdi. Babam aksakallı bir dedeydi. İnancını ödünsüz yaşıyordu.

Köyümüzde pir sakallı bir çok dede vardı, sevecendiler.

İnanmışlıkları ve sevecenliği birleşince muhabbetleri de doyumsuz olurdu.

Köyde kahve yoktu, içki kültürü yoktu. Ne vardı? Doyumsuz kış muhabbetleri ve cemlerimiz vardı.

Cem evlerde yapılırdı. Genelde TARIK olan evde yapılırdı. O ev de rahmetli Rıza Ekici Dede’nin eviydi.

Kurban kesmek ayrı bir törendi.

Perşembe akşamları cem yapılırdı.

O günlerde insan boyu kar yağardı. Bizim ev köyün en üstünde, cemevi köyün en altındaydı. Yıkanır, temizlenir, lokmalarımızı alır (genelde tereyağlı katmer yapılırdı) tüm ailece huşu içinde ceme giderdik. Karda yağsa, soğuk da olsa ne gamdı. Cemevinin pencereleri yoktu. Üst tavanda küçücük bir pencere vardı. Hepsi o kadar. Bütün köy orada olurdu.

Gözcüler, kapıcılar otoriteleriyle ilk onlar dikkat çekerdi, sabahlara kadar ibadet sürerdi.

Tevhitler bambaşka bir coşkuydu, aşktı…

Hele cem sonu dağıtılan lokmaların tadını halen anımsarım.

Öğrencilik yıllarımızda mutluyduk, köyde okula giden az sayıdaki öğrencilerden birisi de bendim.

Gidip gelenimiz çoktu, hergün ocağımızda aş kaynardı.

Okulu bitirdim ve 1969’da İstanbul’a geldim.

İş yaşamım, askerliğim ve sonrası…ama o güzellik sadece belleğimde kaldı, hiç eskimeden, hiç yıpranmadan.

 

Sizce dedeler kimlerdir?

 

“Buyruk”a göre dede tarifi şöyledir: Bir dedenin caiz olması için önce “Evlad-ı Resul” olması, yani soyu Peygamber (S.A.V) Efendimiz’e dayanmalı. Diğer bir deyimle “Seyyid-i saadet” olmalı ki dede olabilsin.

 

Dede olması için bu yeterli mi?

 

Dedenin pir olabilmesi için de 4 kapının ilminden de haberdar olması gerek.

Olmalı ki; talibi irşat edebilsin. Çünkü dedelik makamı irşad makamıdır, yani öğretmen olabilmesi için, öğrencisinden çok şey bilmeli ki onu eğitebilsin. Bunun karşılığında “Ol Talip de öyle talip olmalı ki dedesini irşat edebilsin.”

Yani; Dede bilge, talip bilge.

Her toplum kendi değerlerini kendi yaratır.

Hz. Muhammed (S.A.V) “Her şey bir şeydir ama, cahil hiçbir şeydir” diye buyuruyor.

Ele-bele-dile sahip, olgun, sevecen, mürşidi kamil insan olmalıdır. Ledün ilminden haberdar olmalıdır dede.

Bu vasıflara sahip olmayan dedenin pirliği caiz değildir (dededir ama pir değildir).

Aleviler bunu bilmediği için her dedeyi pir görüp yargılamış ve bu kurumu yıpratmıştır. Oysa kendi konumunu bilebilse, dedeyi pir yapıp eleştirmeyecek ve o makam da saygınlığını yitirmeyecekti.

Buyruk’a katılıyorum. Kendimi de böyle ifade etmeye çalışıyorum ve onun içinde geniş bir kitaplığım var.

Ve üniversitede okuyan bir oğlumdan daha çok okuyup çağı yakalamaya çalışıyorum.

Henüz kendimi bilge bir dede olarak tanımlamıyorum. Çünkü Aleviliği tasavvufi ve batını olarak yorumluyorum. Bunlar da dibi olmayan birer deryadır, oku okuyabildiğin kadar. Ve ilham kaynağım da rahmetli babamdır. Her şeyimi ona borçluyum. Güzellik abidesiydi, nur içinde yat babam.

 

Sizce dedelik ne zaman ve nasıl doğmuştur?

 

Dedelik nasıl ve ne zaman doğmuştur, sorusuna ne yazık ki net cevap verebilecek bilgiler yok elimizde, kaynak yok.

Alevi geleneği de yazılı olmayan, sözlü geleneğe dayalı bir şekilde nesilden nesile gelmiştir.

İlk Cumhuriyet meclisinde Kars milletvekili olan Fahrettin Erdoğan Bektaşilik adlı kitabında “Hacı Bektaş Veli Dergahı’ndan (tekkeler ve zaviyeler kapanınca) kamyonlar dolusu kitaplar taşında, ama nereye götürüldü onu bilemedik” diyor.

Bilinçli bir şekilde kaynaklar yok edildi. Kimi kaynaklar dedeliğin pir Hünkar Hacı Bektaş Veli’den sonra başladığını (XIII.yüzyıl) iddia ediyor.

Kimi kaynaklarda dede sözcüğünün Orta Asya’da yaşayan Türk topluluklarında halka yol gösteren din uluları için kullanıldığını, (Ali Yaman, Hacı Ahmet Yesevi dönemindeki Barak Baba, Arslan Baba, Mansur Ata ve diğerleri gibi tanınmış şahsiyetleri örnek gösteriyor Ali Yaman Kızılbaş Dedeleri) dede sözcüğünün de “Ata” baba, şeyh gibi sözcüklerle özdeşleştiğini belirtiyorlar.

Oğuzlardaki bilge kişi Dede Korkut’u edebiyat kitaplarında okuyoruz. Oğlunun da dede olarak (ürgeç dede) anıldığını da biliyoruz.

Dede Korkut’un bilgeliği ve kerametlerini ön planda olduğunu görüyoruz.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde de “dede” sözcüklerinin geçtiğini görüyoruz.

Diğer kaynaklar da dedeliğin Safeviler döneminde başladığını ve Şah İsmail ile perçinleştiğini belirtiliyorsa da, daha çok Şii kaynaklar Aleviliğin kökeninin olmadığını, sonradan uydurulmuş bir din olarak göstermek için kasıtlı yazıldığını görüyoruz.

Ne yazık ki Aleviliği hiç yaşamamış, öyle bir ihtiyaçta hissetmemiş sonradan türeyen bazı ateist yazarlar (araştırmacılar sözüm ona) bu görüşü desteklemişlerdir.

M. Naci Orhan dede ecdadını Ebül Vefa’dan Hz. İmam Zeynel Abidin’e mahkeme kanalıyla teyit ettirdi. Bunu bir kaynak olarak gösterebiliriz.

Alevi ibadetlerinde cem evinin dini önderi dededir.

Dedeler hiyerarşik düzende en üst makamı teşkil ederler.

Dedelere “Ocakzade”, “Seyyid” sözcükleriyle de tanımlanırlar.

“Seyyid-i Saadet”, “Evlad-ı Resul” peygamber soyundan gelme demektir.

Seyyid = Hz. İmam Hüseyin soyundan gelmedir.

Şerif = Hz. İmam Hasan soyundan gelmedir.

Dede=Peygamber ve Ehl-i Beyt’in yolundan giden Ledün ilmi ile donatılmış, irşad eden kişidir.

Rehber=Cemlerde talibi mürşide götüren kişidir, yani adı gibi yol gösterendir. Talibe rehberlik eder, yol gösterir.

Cemlerde görevleri vardır o görevleri yapar.

Muhittin-i Arabi “Sırrın Sırrı” kitabında şöyle der; “Cümle kullarını taklitten, gösterişten öteye geçmeyen itikatten saklaya, bu gibi şeylere bağlı kalmaktan koruya” der ve sorar:

Marifet halinde yeteneği olana, kendi hakikatini ne şekilde olur?

Cevap: Ona gerektir ki, kendi hakikatine vakıf bir arif bula.

Onu bulduktan sonra candan gönülden bağlanıp, huylarını huy edine. İrfan sahibinin aslını bulabilmesi için bu yolu tutması gerekir.

Kur’an (Maide suresi ayet 35); “Ey inananlar! Allah’ın gazabından sakının. Ona ulaşmak için vesileye (mürşide) bağlanın ve onun yolunda gayret sarfedin ki kurtulasınız” yani; ona götürecek vesile (Mürşid) arayınız. Yani: beni bulmuş kullarım vardır. Bana varmak dilerseniz onları izleyiniz. Onlar size vesile olup bana ulaştırırlar. Öyleyse o zatlarla “SIRATAL MÜSTAKİM –(Kuran’da 16 yerde geçer) yolu” yani “dosdoğru giden yol” da birlikte oluruz.

İşte bu ayet hükmünce vesile Alevilikte PİR’dir, MÜRŞİTTİR, REHBERDİR.

Kişi bunlara bağlanırsa Hakka ulaşır.

En üst makam MÜRŞİTTİR.

Onun altı PİRLİKTİR, REHBERLİKTİR.

Buyrukta pirlik, mürşitlik Muhammed Ali’den kalmadır, diyor.

 

Soyunuza ait bir secereniz var mı?

 

Şeceremiz var.

Hıdır Abdal Sultan Ocağı (Düşkünler Ocağı) Erzincan-Kemaliye kazasının Ocak Köyü’ndedir. Şeceremiz de orasıdır.

Dergahta secere, Türkçe olarak asılıdır.

Bana göre her dedenin seceresi olmalı. Çünkü istismarlar önlenir. Aslı nesli belli olmayan şöhret düşkünü, yol düşkünü insanlar dedeyim, diye ortaya çıkıp yolumuza bir sürü zararlar vermektedirler.

 

Dedelik görevini ne zamandan beri sürdürüyorsunuz?

 

Dedelik görevimi Karaca Ahmet Sultan Dergahı’nda 1985 yılından beri yerine getirmekteyim.

Aynı zamanda Yönetim Kurulu üyesiyim ama asıl dedeliğimi şimdi K.Çekmece Garip Dede Dergahında yürütmekteyim.

Türkiye’yi dolandık. Önemli cemlerde bulunduk. Kıbrıs’ta iki kere oranın Hacı Bektaş Derneği’nin davetlisi olarak gittik. Cumhurbaşkanın da bulunduğu büyük bir kitleye cem yaptık. Olumlu anılarla döndük.

İsviçre Alevi Derneklerinin davetlisi olarak gittim. (Son olarak da Cem Vakfı Şubesinin daveti üzere orada kurs verdim. (Cenaze hizmetleri, Zakirlik, Dedelik, Nikah, Kur’an okuma vs. )) şimdi fiili olarak Garip Dede Dergahı’nın post dedeliği görevini yürütmekteyim.

 

(Ali Rıza Uğurlu daha sonra Kartal Cemevi’nde de görev yaptı. Şimdi ise CEM Vakfı Yenibosna Kültür ve Cemevi dedesi ve Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanı’dır.)

 

Sizce dede olabilmenin koşulları var mıdır?

 

Dede olabilmek için öncelikle tahsilli olmak gerekir. Kur’an’da ilk ayet “OKU” sonra da, “YAZ”.

“BANA BİR HARF ÖĞRETENİN KIRK YIL KÖLESİ OLURUM.” Hz. Ali (K.V)

“HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR.” K. Atatürk

Evet dede bilge olmalıdır ki irşad edebilsin.

“Ya söyleyen, irşad eden bilgin ol, ya dinleyen, belleyen kesil. Üçüncüsü olmaktan sakın!” Hz. ALİ (K.V)

 “Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir” Hz. Ali (K.V)

                                              

Bilmek bu kadar önemli, sonra ahlaklı (edepli) olacaksın. Çünkü Hz. Muhammed (S.A.V) “Ben ahlakları düzeltmek için tayin edildim” diye buyuruyor.

Alevilik “Eline beline, diline, aşına, işine, eşine sahip ol” bu ilkelerde hoş görü yok perçin gibi çakılmış bu kurallar.

Dede sevecen olmalı. “Bilgisiyle amel etmeyen alim, kitap yüklenmiş eşeğe benzer” diyor Hz. Muhammed.

Bildiklerini yaşayacak, insanlara önder olmanın vasıflarını taşıyacak, insanları bir gözle görüp sevecek.

Kısacası “Mürşid-i Kamil” olacak.

O makama yükselen kişi zaten Hakkl’a Hakk olmuş demektir.

Günümüzde dedenin KUR’AN bilgisiyle donanmış olması gerekir. Yoksa şehirlerde Aleviliğini ve Dedeliğini icra etmesi zordur.

Aleviler dışa kapalıydılar; Oysa şimdi büyük cemevlerinde her toplumdan insanın bulunduğu cemler yapılıyor. Mesnetsiz konuşmak zor.

 

Dikme dedelik diye bir kavram var. Siz bu kavram hakkında neler söyleyeceksiniz?

 

Dikme dedelik var.

Geçmişte de vardı, bugünde var olmalıdır.

Niçin var?; Köyde veya kasabada dede yok veya var ama dedeliğini icra etmiyor. O zaman kişi inancını nasıl yaşayacak. Mensup olduğu mürşid’in atayacağı, o göreve layık insanı denetlemek koşuluyla yol sürülmelidir.

Çünkü, “Dağ ne kadar yüce olsa, Yol üzerinden geçer” demiş Yunus.

Yol sürülmelidir, yaşanmalıdır ki bugün yaşadığımız asimile olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmayalım.

Buyruk’a bakacak olursak Evladı Resul olmayana Pirlik-Dedelik kapısı kapanmıştır.

Hz. Peygamber; “Benim evladımdan başkalarını pir edinenlerin piri şeytandır” (Buyruk).

Ve devamla; “Ol zamandan bugüne kadar Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat ve Pirlik sadece Muhammed Ali’den kaldı. Ol sebepten Evladı Resulden gayrisine pirlik etmek ve talip olmak caiz değildir”.

Evet buyrukta böyle buyuruyor.

Günümüzde bir sürü tartışmalı ocaklar var.

Oysa Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin 12 ocağa görev verdiğini biliyoruz.

Bugün bu ocak bolluğu niye?

İşte bunun nedeni dikme dedelerin zamanla bağlı oldukları ocakları tanımayıp bağımsız ocak oluşturmuşlardır.

 

Cem nedir, Alevilikteki önemi nedir?

 

Cem bir ibadettir, ibadetin kaynağı KUR’AN’dır.

Kuran’a baktığımız zaman namaz diye bir şeyin olmadığını görürüz, salat vardır.

Türkçe anlamı; dua etmektir.

Salat Arapça kökenlidir namaz Farsça kökenlidir. “Sabra ve salata sarılarak Allah’tan yardım dileyin” diyor. (Bakara suresi 45 ayet.)

İBADET: En üstün ahlakla ruhun Allah’a teslimidir.

Kuran’da salat, rükü, secde, tesbih, tenzih ile ilgili 150’den fazla ayet vardır.

Bu ibadetlerin hepsi insanın Tanrı’ya ibadetine yalvarı ve yakarısına amirdir.

İBADET: Allah’ın davetine icabet etmede bir vesiledir. “Her peygamber için bir şeriat bir de Minhaç yolu (tarikat / aydınlık yol) tayin ettik” diye buyuruyor. (Maide suresi 48 ayet)

Ahzap suresi 56.ayetinde teslimiyetten bahsediyor, bu teslimiyet ikrardır. “Ey Muhammed! Sen ancak bir uyarıcısın her milletin bir de yol göstericisi irşad edicisi vardır” (Raid suresi 7.ayet.)

İrşad makamı Hz. Ali’dir.

Bu ayet nübüvvetle, veleyat makamlarını bildiriyor. “İçinde bir ümmet vardır, gece secde ederler ve Allah’ın ayetlerini okurlar” (Ali İmran suresi 113/114 ayetler.)

“Sizin veliniz ancak Allah’tır onun peygamberdir ve rükuda iken zekat verendir” (Maide suresi 55. Ayet.)

Zekat veren İmam-ı Ali’dir yani ALLAH-MUHAMMED-ALİ üçlemesidir. Kuran’da zikir vardır Cenab-ı Alalh “Ben zikredenler ile birlikteyim” diye buyuruyor.

“Yatarken, otururken hep Allah’ı zikredin” diye buyuruyor. (Ali İmran suresi 191 ayet.)

Dayanaksız ibadet olamaz savunamayız ama şunu belirtmekte yarar var.

Kuran deyip şeri yorumlarla, Arapça terimlerle Aleviliği şeriata yem etmenin camiye çekmenin de anlamsızlığını ifade etmek istiyorum.

Alevilik Alevi inancıyla töresiyle, adetiyle yaşamalıdır.

Örnek verebileceğim yüzlerce ayet vara ama kısa kesiyorum.

Alevilik İslam içindedir ve yeri de orasıdır.

 

Cemlerde gürdüğümüz su dağıtma olayı vardır. Niçin cemlerde su dağıtılır? Suyun cemdeki önemi nereden kaynaklanır?

 

Su dağıtma olayına gelince.

Su dağıtmada önce şu ayet okunur.

“VE CEALNA MİNEL MAİ KÜLLE ŞEYİN HAY” .

“Göklerle yer bitişik halde iken, biz onları birbirinden yarıp ayırdığımız, her diri şeyi de sudan yarattığımızı o küfür edenler görmediler mi?

Hala inanmayacak mı onlar” (Enbiya suresi 30. Ayet.)

Devamla,

“ALLAHÜMEC’AL HÜ ŞİFAHÜN MİN KİLLİ DAİ” (Allah her isteyene şifa verir) Hadis.

Kısacası ayet; Bütün canlıların sudan yaratıldığını, Allah’ın da her isteyene şifa vereceğini bildiriyor. Suya gelince suda iki türlü diriltme vardır.

 

DİRİLTME: Sürekli ve devamlı, yer kıta olmuştur o zaman kimyada oksijen ve hidrojen (Müvellid’ül humuza) dedikleri su elementleri kendisindeki hareketle var oluyor. Hava boşluğundaki soğukluk onu suya çevirdikten sonra, su ağırlığından dolayı yere iniyor ve yeryüzü sularla kaplanıyor. Bundan da karalar meydana geliyor. Bütün canlılar sudan zuhur ediyor.

DİRİLTME: Yer ile gök birbirinden ayrılmıştır; dünyadaki bütün canlılar suya muhtaçtır, sudan hayat bulurlar ve her canlının hayatı suya bağlıdır. Su herşeye can verir işte yaradanın kudreti budur. (Kuran Meali H. B. ÇANTAY)

Su iletkendir kendine verileni taşır dua ediliyor, duayı da taşır ve şifa olur. Eğer bir insan canı gönülden bir şeyi diliyorsa bütün evren ona yardım eyler. İşte biz Aleviler o can verenin yüzü suyu hürmetine, susuz şehit olanların yüzü suyu hürmetine suyu dağıtırız anlamı budur.

 

ZAKİR: Oniki hizmetten biridir. Zakirsiz cem olmaz, dede hem zariklik hem de dedelik yapıyorsa, iki hizmeti birden yürütüyor demektir.

Bizim cemlerimizde sıralamayı anlattım.

Görgü-Musahiplik cemi (musahipsiz olanlar giremez, lokma yiyemez)

Mücerret cem (Herkesin girebileceği cem)

Abdal-Musa, Hızır A.S. cemleri (özel günler için cem)

 

Görgü cemlerine (musahip cemleri) musahibi olanlar girebilir, lokmasını yiyebilir. Mücerret cemlere herkes girebilir, lokmasını yiyebilir, öğrenme eğitilme cemidir. Bizim yöreler böyledir.

Cemlerimiz de (Erzincan’da) kırklar semahı ve turnalar semahı yapılırdı. İstanbul’daki cemlerde genel (yöresel) semahlar yapılıyor.

Cemlerimiz de TARIK kullanılır, doğrusu da budur (bana göre). Hudeybiya biatı vardır (3. Akabe biatı) Miladi 623 yılında yapılmış.

1524 kişi katılmış seceri rıdvan ağacından biat alınmış Hz. Muhammed’le birlikte Hakk yolunda gerekirse şehit olacaklarına biat etmişler.

Bu ağaca “TUBA” da diyoruz.

Herkes bu uzatılan biat ağacına el atmış ve ikrar vermiş. “And olsun Allah mü’minlerden o ağacın altında beyat ettikleri sırada hoşnut olmuştur.” (Fetih suresi 19 ayet.)

Bektaşi tarikatında da bu böyledir.

Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı’nda Hz. Hüseyin’den kalma biat ağacı vardır. (sanıyorum şimdi Abdal Musa Dergahı’ndadır.)

 

Ta ezel ervahımız bir iken

Men eraf içinde sır idi ERKAN

Semavat kandilde nur iken

İlmi tarikatta var idi ERKAN

 

Otuz bin şeriat ve tarikattan derdiler

Yetmiş bin marifetten ol dem sordular

Dört kapı kırk makamı kurdular

O yüce makamda var idi ERKAN

 

Fahri alem nurundan damladı

Orda iki mahluk ona inandı

İlla fetah neke suresi ile mimlendi

Cenneti alada Tuba idi ERKAN

 

Cennet içinde doldu kırksekiz tutam

Altından geçen görmesin sitem

Muhammed-Ali’nin ikrarı hitam

Ol zamandan evraha yar idi ERKAN

 

Cenneti alada yeşerdi bitti

Cümle Veli-Nebi hepsi secde etti

Cebrail otuzbin defa yanına gitti

Binbir sual verirdi ERKAN

 

Hatice Fatıma ol dem varidi

Lahmeke Lahmi ikrar bir oldu

Baş iki gövdeleri bir oldu

Cismike cismide varidi ERKAN

 

Hal oğlu hal içinde hal oldu

Dünya kurulmadan nice yıl oldu

Kubbenin içinde yeşil nur oldu

Ruhike ruhide var idi ERKAN

 

Virani’yem beni bildirme dedi

Beni dört nesleye indirme dedi

Altında geçeni yandırma dedi

Hakkın emriyle var oldu ERKAN

 

Dedeler olmadan Alevilik olabilir mi?

 

Dedeler olmasaydı bugün Alevilikten bahsedemezdik.

Onlar canları pahasına bizleri bugünlere kadar taşıdılar ve asimile edilmeden geldik.

Onlar görevlerini yaptılar bizim bugünkü görevimiz;

Cemaatı irşad etmek (aydınlatmak) ve onlara önderlik etmek.

Cem törenlerini yönetmek.

Toplumun dini ihtiyaçlarına cevap vermek (sünnet, nikah, cenaze vs)

Dede toplumun önderidir; Onların sosyal yaşamlarına yön vermek, toplumsal barışı korumak. (Cezalandırma, düşkün etme, vs.)

Dede; taliplerin birliğini-dirliğini korumalı, ahlaksal yönden eğitmelidir.

 

Cemaatın lideri dedelerdir.

Hiyerarşide en üst kademeyi onlar teşkil ederler.

Hiyerarşide en üst kademeyi teşkil eden kişinin tabii ki etkili gücü de olacaktır.

Cemaatin düzenini sağlayan, ibadeti yaptıran, yön veren odur. Sorunları çözen, insanlar arasındaki barışık düzenin kurulması ve yürümesini sağlayan ve denetleyen odur.

Cemaat dedelerin sıkı kontrolu altındadır.

Erzincan eski valisi Ali Kemal’in “Erzincan Tarihi” adlı kitabında şu bilgileri okursunuz.

“Kudret ve kerametlerine inandıkları bir takım insanlar vardır ki bunlara “dede” veya “seyyid” adı verilir, bu da silsileyi takip eder.

Bunlar “tahire” sülalesinden olduğunu söylerler ve talibleri bunlar yönetir ve yönlendirir” diyor.

 

Dedesiz cem olur mu?

 

Olmaz. 1000 yıllık gelenek bozulmadan gitmelidir.

Bozulduğu zaman önemini yitirir.

Dedenin nüfus alanı (kerameti) vardır. Bunu da unutmamak gerekir. Alevi kesimi kendi gelenek ve göreneklerinin çoğunu şehirleşme sonucu kaybetti. Ortaya bugünkü olumsuz tablo çıktı. Aslına uygun şekilde yürütmek gereklidir.

 

Sizce müsahiplik nedir?

 

1) Musahiplik cemi ise dede önce musahip olacak canları Dar-ı Mansur (sorgu Sual) çeker.

“MUTI KABLE ENTE MUTİ” Hadis (“ÖLMEZDEN EVVEL ÖLÜNÜZ”)

Yani kul hakkı ile huzuruma gelmeyin.

Ölmüş insandan hak rızalığı isteyemezsiniz yaşarken onun sorgu – sualini sorup rızalığını almak gerekir.

Kul kuldan razı olursa Hakta ondan razı olur.

Allah’a giden yol kul rızalığından geçer.

Cemimizin en büyük sosyal yanı budur.

Dar-ı Mansur olma erkanı bitince normal cem başlar.

2) Oniki hizmet sahipleri cemde hazırlıklarını tamamlarlar.

3) Cemaat cemevinde toplanır.

Dede usulünce posta oturur.

 

Dede eğitici konuşmalarını (muhabbetini yapar)

Ceme başlamadan önce rızalık toplanır ve sorun varsa halledilir, dargınlar barıştırılır. (rızalık abdesti alınır)

“Edep erkan / sükutu lisan / mü’mine nişan” der.

Herkesin düzgün oturup konuşmaması ve niyazlaşması sağlanır.

(Cem mühürlenmiştir.)

Selamlama okunur. (Hz. Muhammed ve On İki İmamlar zikredilir.)

Hizmet deyişi okunur, 12 hizmete görev verilir.

Oniki hizmet sahiplerine dua verilir.

Post serilir.

Nur suresinin 35. ayeti okunur ve çerağ yandırılır, çerağ deyişi söylenir.

Tezekar (ibriktar) tarikat abdestini aldırır.

Gözcü duasını okur ve görevine çekilir.

Süpürgeciler dualarını okurlar.

Tevbe duası ve Nad-ı Ali duası okunur. (secde edilir)

Üç düvazimam okunur. (secde edilir)

Üç tevhit okunur.         (secde edilir)

Üç tevhit okunur.         (secde edilir)

Miraçlama okunur.

Kırklar semahı yapılır.

İstek semahı yapılır.

Saki suyu duası okunur ve saki suyu dağıtılır.

Mersiyeler okunur. (secde edilir)

Hz. Muhammed ve On İki İmamlar’a salavat (sazla) verilir. (çekerim aşkın yayın / ceme girmesin hayın / tevhit kararın buldu / yol erkan yolun aldı.)

Süpürge (car) çalınır ve duası alınır.

Oniki hizmet sahiplerine toplu dua verilir.

Lokma duası verilir ve dağıtılır. “Göz nizam el terazi, herkes oldu mi hakkına razı” denilir rızalık toplanır.

Post kaldırılır / çerağ söndürülür ve cem dağılma duası verilir, cem sona erer.

 

Alevilik’de kul hakkı kavramı var. Rızalık alınmadan bir işe başlanmaz. Nedir kul hakkının ve rızalığın anlamı?

 

“Kul Hakkı” meselesi diğer bir deyimle “RIZALIK” eğer inanç sistemlerinde bu hak sorgulanmış olsaydı, devlet yapısı içinde polis sistemine, adliyeye gerek kalmazdı.

Çünkü o zaten sorgulanıyor. Sorgulandığı içinde kişi üzerinde caydırıcılık etkisi yapıyor. Dini inancı olduğu için o haktan korkuyor.

Bir inanç sistemi düşünün ki, kişi karşısındaki insanın hal ve hareketlerinden sorumlu tutuluyor adına “Musahiplik” diyoruz. Musahiplikte diğerinin yapacağı yanlış diğerini de bağlıyor, dolayısıyla kişi kişiyi denetliyor ve suç işlememesi için baskı unsuru oluyor.

Daha öncede belirttim.

Allah’a şirk koşmayın.

“Kul hakkı ile huzuruma gelmeyin bu iki hakkı bağışlamıyorum” diye buyuruyor ALLAH.

Ve biz dedeler insan yaşıyorken bu hakkı soruyoruz.

Ölen insanı musalla taşına koyup soruyorlar “Razı mısınız?” diye.

Razı olmasan ne yazar ki kalkıp hak ödeyebilecek mi?

Şehirleşme ile birlikte Alevilerin sıkıntısı da başladı. Şöyle ki; Cemevi doluyor kişiler birbirlerini tanımıyorlar değişik ocaklardan talibler gelmiş.

Rızalığı nasıl alacaksın?

Kapıcı niye var?

Sorun burada ama dünyadaki inanç sistemlerinde olmayan bir şey var Alevilikte o da “Kul Hakkı” bu çok önemli.

Bu biterse cem sadece suret yani ZAHİRİ olur ki bunun da batıniliği kalmaz.

 

Alevilik’te dedeliğin önemi nedir?

 

Alevi ahlakının öğretmeni dedelerdir.

Çünkü tarikat kapısının 10 makamından biri “ELE-BELE-DİLE sahip Ol” bunun adına da EDEP diyoruz.

Kişi önce edepli yani ahlaklı olmalı sonrada inançlı olabilsin.

Dedeler, doğrudur cahildiler (şimdi böyle suçlanıyoruz) ama insanlara ahlak timsali olmuşlardır.

Yalan söylemeyin, kul hakkı yemeyin!, can incitmeyin, başkalarının namuslarına bakmayın, onları bacınız bilin, komşularınızın hakkını yemeyin, eşinizi namus dışında boşamayın, Allah’ın yarattığı her şeye sevgiyle bakın, yaradılmışı hoşgörün, diye nasihat ederler.

Bunun sayesinde Aleviler bugüne kadar can pahasına da olsa birliklerini ve inançlarını koruyarak geldiler.

O kadar iftiralara, o kadar zulme rağmen Aleviler dedelerine çok şey borçludurlar.

Alevilerde “kan davası” yoktur.

Niye?; kanı kanla yıkamazlar, su ile yıkarlar.

Dedeler hemen etkin olup cezasını biçtiği için kan davası yoktur, yol budur işte.

 

Ehlibeyt sevgisinin Alevilik ve dedeler üzerindeki etkisi nedir?

 

Ehlibeyt sevgisi bizler üzerine farzdır. Çünkü Allah’ın emridir. “Ey Muhammed ben tebliğlerimden ötürü ücret istemiyorum. Ehlibeytime medevvet istiyorum” (Şura suresi ayet 23).

MEDEVVET: Allah’ın adıdır. Anlamı; Mutlak sevgi ve bağlılıktır. Alevilikte bunun adı ikrardır.

“Ehlibeyt’im ümmet için bir kurtuluş garantisi ve ümit aracıdır” (Hadis).

“Allah sizden kiri giderken ve sizi tertemiz kılmak ister ey Ehlibeyt” (Ahzap suresi 33. Ayet).

Şura suresinin 23.ayetinde Arapça olarak “KURBA” sözcüğü geçer.

KURBA: Hz. Muhammed’in yakın akrabaları. Yani Hz. Muhammed’in ev halkıdır. Kısaca Ehlibeyttir. Birileri bu KUBRA sözcüğünü Allah’a yakınlık diye tanımlayıp zalimleri de bu ayete dahil etmek istemişlerdir. KUBRA sözcüğü Kur’an’da 16 yerde geçer (Bakara suresi 83, 177 – Nisa 8, 36- Enfal 41- Rum 38-Haşr 7) Kuran’da Mübahale olayı var.

“Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı bizleri ve sizleri çağıralım” (Ali İmran Suresi, ayet 61)

Buradaki oğullar (Hasan ve Hüseyin), kadınlar Fatıma Anamız ve bizler (Nefs) Hz. Muhammed ve Hz. Ali’dir.

1- KUR’AN                              2- EHLİBEYT

Tıp kitapları var doktora ne gerek var diyebilir miyiz.

Evet kitap aynı kitap ama en iyi anlayan ve uygulayan doktordur. Kur’an’ı en iyi anlayan ve uygulayan da Ehlibeyttir.

Onun için İslam’a giden yol Ehlibeytten geçer, Ehlibeytsiz bir İslam meyvesiz ağaç gibidir.

Alevilik Ehlibeytsiz olmaz.

 

Sizce her dede çocuğu dedelik yapabilir mi?

 

On İki İmamlar’ın çok sayıda evlatları var ama içlerinden sadece biri “İmam” olabilmiştir.

Dedeliğin şeklini çizdik. Dolayısıyla layık olanlar dede olabilmeli. Zaten halk bunu görüp uygununu dede olarak seçip hürmetini, saygısını gösteriyor.

Bir ocağı temsil eden bir dede değildir, onlarcası belki de yüzlercesi vardır.

Birinden soy yürümezse diğerinden yürür.

Bence soru şu şekilde sorulmalıydı; Bir ocakta dede olup da görevlerini yapmazlarsa ne olurdu?

Günümüzde yaşanılan Alevilik olurdu. İlkesizliği, tutarsızlığı, inançsızlığı yaşıyoruz kitle olarak.

Cem evlerinde lokma olmasın cem yapacak insan bulamayız her halde.

Biraz karamsar bir tablo oldu ama ne yazık ki bunu görüp yaşıyoruz. Lokma yiyip kaçıyorlar.

Dede ahlaki boyutta yapacağı yanlış dedelikten menedilme sebebi olur, diğer yapacağı yanlış belki affedilebilir ama ahlaksızlık affedilmez diyorum.

Buna kim karar verir toplumumuz, taliplerimiz ve yolun en büyük makamı olan mürşid (ocağın mürşidi) karar verir ve düşkün ocağına devreder o ocakta cezasını biçer ve yargılar.

 

Dedelik kurumunun geleceği hakkındaki görüşleriniz nedir?

 

Dedelik kurumunun geleceği ile ilgili kaygılarım çok.

Niçin?; çünkü kendini yetiştiren topluma önder olabilecek vasıflara sahip pek az dede kaldı.

Her cem evinde değişik cem yapılıyor.

Hatta çoğu cem evlerinde Alevilik adına şeriat namazı kıldırıyor.

Eğitim sorunlarımız var.

Merkezi sistemle eğitim açıkçası “Alevilik Enstitüsü” kurulmalı.

Bütün dedeler Aleviliği bilip yaşayan dedelerce eğitilip ülke genelinde aynı cemlerin, aynı muhabbetlerin yapılması sağlanmalıdır.

Alevilik artık kurumsallaşmalıdır.

Kendi okulunu, kendi cemevini, kendi cenaze hizmetlerinin yapılacağı alt yapıyı oluşturmalıdır.

Bugün derneklerde vakıflarda dedenin varlığı pek hatırlanmıyor, cemlerde bile bildiklerini yapacak imkan sağlanmıyor.

Oysa o görevin gerçek sahibi dededir.

Bu kurum eski saygınlığına kavuşturulmalıdır.

Biz Aleviler demire, çimentoya, kuma kısaca binalara gerekli yatırım yaptık ama asıl olması gereken insan potansiyeline yatırımı yapılmadı. Hangi dedenin eğitilmesi için bir kuruşluk yatırım yapıldı.

Buğday ekmediğin tarladan mahsul beklemek gibi bir şey bu.

Ben kendimdeki eksikliklerimi görerek bir şeyler yapmak istedim fakat bütün kapılar kapalıydı, açmasını başaramadık.

Okulu olmayan, öğreneceği, alt yapısı olmayan bir yerde nasıl yetişebilirdik!

Sonra da acımasızca eleştirildik.

Dede cahil! Dede cahil!

El insaf diyorum ve bu bölümü bitiriyorum.

 

Rehber kime denir?

 

Rehber: Talibi, dedeye (pire) götüren şerait kapısının sahibidir. REHBER: Yol gösterendir. Musahiplik erkanında mutlaka rehber gereklidir.

Mürebbisiz yol olmaz, kurallar yerine getirilmelidir.

 

 

SÖYLEŞİ: 2000